Fetva Meclisi
Soru
Banka kredisiyle daire alınmayacağını biliyoruz, bizim yaşantımıza hem ortam hem de hacim olarak uygun olmayan havuzlu bir sitede 50 metrekare daireyi satarken müşteri banka kredisiyle almak ister, bu durumda bizim tavrımız ne olmalı?
Cevap
Benzer fetvalar
Banka neden ticaret yapsın? Muhakkak bir kâr içindedir onlar. Ancak banka, basit bir emlakçı mantığıyla ev alıp satıyorsa o zaman bankanın faiz müessesesi olması nedeniyle ona destek olmanın sakıncası bizi sıkıştırır. Bu nedenle bankayla değil ilişki, bulunduğu sokaktan geçme düzeyinde bile bağlantı kurmamak takvaya en yakın olan davranıştır. Allah'a emanet olun.
Sizin sattığınız evleri alanların faili bir kaynaktan para bulmaları sizin mesuliyetinizi gerektirmez. Siz faize teşvik etmeyin, faize direkt veya dolaylı olarak kolaylık göstermeyin, biiznillah mesuliyetiniz olmaz.
Bunun ticaret açısından bir sakıncası olmaz. Faziletli olanı tercih etmek açısından ise bu satışa yanaşmamak tavsiye edilebilir.
Bu durumun sizin ona yer satmanız açısından bir sakıncası yoktur. Nasihatinizi yapın elbette ama onun para kaynağı sizin meseleniz değildir.
Selamünaleyküm. Müşterilerinizin para kaynağını araştırmak sizin sorumluluğunuzda değildir.
Mevcut finans kurumlarının verdiği paranın diğer bankalar gibi yüzde yüz haram olduğunu söylemekte zorlanıyoruz; sağa sola çekilebilen esnek bir uygulama içindedirler. Ancak takvayı tercih eden biri için o paraya el sürmemek, alıp bir vakfa vermek daha uygun olur diyebiliriz.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Keffaret, başlanmış bir orucu kasten kesmeye verilen cezadır. Hiç niyet edilmemiş bir oruç için sadece o günün kazası tutulur. Ancak bu şu demek değildir: 'Oruca niyet etme, cezadan da kurtul!' Böyle bir düşünce ağır bir hatadır. Gerçekte ise durum şudur: Müslüman, başladığı bir orucu bozduğunda hata işlemiştir. Bu hatanın affolması için de altmış gün peş peşe oruç tutar. İnşaallah hatası da affolunur. Ama hiç oruca niyet etmeyenin yaptığı işin anlamı, Ramazanın azametini yok saymaktır ki, onun için altmış gün keffaret tutarak kurtulma emeli yoktur. O altmış gün oruç tutmaktan daha büyük istiğfarlar etmeli, kurumayan gözyaşları akıtmalıdır. Meselenin özeti budur. Allah Teala nefislerimize uymaktan hepimizi muhafaza buyursun.
Cemaatle kılınan bir namazda, imamla imama uyanın kıldığı namazların aynı olması gerekiyor. Siz yatsı namazına niyet ederken imamınız teravihe niyet etmiş. Buna göre aradaki niyet farkından dolayı sizin kıldığınız namaz olmamıştır. O namazı yeniden kılınız. Allah amellerimizi kabul buyursun.
Âlimler, göze damlatılan ilacın orucu bozup bozmayacağı konusunda ihtilaf etmişlerdir. Bozmayacağını söyleyenlerin görüşü daha ağır basmaktadır. Eğer zaruri bir tedavi görüyorsanız ilacınızı damlatın. Kaza etmeniz de gerekmez. Geciktirilebilir bir tedavi ise oruçlu olmadığınız saatlere erteleyin ilacı kullanmayı; kalbiniz rahat etsin. Herhalukârda inşaallah göz damlasının oruca zararı yoktur. Geçmiş olsun.
Ramazan ayında oruçlu iken eşi sert mizaçlı bir kadının dilinin ucuyla yemeğin tuzuna bakması orucu bozmaz denmiştir. Yine de orucun ve Ramazanın azametini zedeleyecek gevşekliklerden uzak durmaya gayret edelim.
Tirmizi'nin ve diğer muhaddislerin rivayet ettiği bir hadiste Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, Allah Teala'nın verdiği nimetin izini kulunun üzerinde görmekten razı olacağını bildirmektedir. Eğer Allah Teala, bir kuluna orta halli bir araç edinecek kadar nimet verdiyse onun üzerinde o nimet görülmelidir. Lüks bir araç edinecek kadar nimet verdiği kulu da lüks araç edinmelidir. Uygun olan budur. Şu ayrıntıyı da kaydetmemizde yarar olacaktır: Zekât ve benzeri hakların çıkarıldığı bir malı konuşuyoruz. Farz olan ödemeleri yapılmamış veya kul hakkı ile elde edilmiş mesela işçinin haklarından kısılarak kazanılmış bir malı gündem bile yapamayız. Bu bir. İkinci olarak da mubahlar, kulun dilediği gibi kullanabileceği alanlardır. Kul, mubahtan ötürü hesap vermez. Ama ölçüsü şaşırılmış bir mubah mubah olmaktan çıkar. Bugün Müslümanlar olarak içine düştüğümüz çıkmazların başında mubah azmanlığı gelmektedir. Hakkı verildikten ve azdırmadıktan sonra hiç bir nimet Müslüman'a çok değildir. Müslüman, lüks villada otursun ama evini dininin hizmetine açsın. Ensar evi yapsın onu. Evinde ilim halkaları kurulsun. Müslüman'ın yazlığı olsun, kışlığı olsun ama gittiği yeri şeriatı ile gitsin. En lüks araçlardan birine binsin binmesine de, o araçla cihad edebilsin, o aracı binsin; araç onu binmesin. Allah yardımcımız olsun, elimizi, ayağımızı korusun.
Gazoz veya başka bir isimle isimlendirmeden kurallar üzerinden yürümemiz gerekiyor. Kural şudur: Allah Teala'nın nimetleri aslında mubahtır. Katı yiyecekler veya sıvı içecekler bu kural açısından aynıdır. Elde ediliş tarzı helal olmayanlar, yenmesi ve içilmesi yasak olan domuz, kan ve alkol gibi şeyler ise tüketilemez. Bir de tıbben sakıncalı bulunanlar veya bir şahsa uzman doktorun yasakladığı şeyler de mubah değildir. Gazozların muhtevasında alkol bulunduğu yolunda bilgiler mevcuttur. Üretici firmaların da 'yoktur' şeklinde bir beyanı olmamıştır. Buna göre bir alkol şüphesi en azından vardır. Takva bir hayat için şüpheli şeylerden kaçınmamız şarttır. Kaldı ki, gazoz türü içeceklerin tıp açısından da uygun görülmediğini biliyoruz. Ancak haram denebilecek kesin bir bilgi elimizde yoktur. Bunun için şüpheli şeyler olarak görüyor ve uzak duruyoruz. Allah'a emanet olunuz.