Fetva Meclisi
Soru
İman eden kimse kazandığı imanını ömür boyu korumaya ve aynı imanla ölmeye niyet etmesi şart mı? Bir ömür boyu hiç küfre girmeden aynı imanı korumak çok zordur... Biz nasıl bir niyetle-(sabah Müslüman akşam kafir akşam kafir sabah Müslüman olunan şu zamanda) iman etmeliyiz ki imanımız kabul olsun? İmanda sebat ve sürekliliği nasıl anlamalıyız? Niyetimiz nasıl olmalı?
Cevap
Benzer fetvalar
Sevgili kardeşim, sadece bu düşüncede olmak bile Allah’ın izni ile imanın korunması için bir artıdır. Kişinin imanının elinden gitmesi korkusuyla yaşaması başlı başına bir seviyedir. Her şeyden önce bu endişeniz canlı kalmalı ve kendinizi bir an bile olsa garanti görmemeyi sürdürmelisiniz. Bununla birlikte size, hepimize maddeler halinde bir liste hazırlayacak olursak şunları söyleyebiliriz: İslam, birliktelik dinidir. Yalnız başına kalmak, başlı başına bir afettir. Eksik ve kusurlara rağmen her zaman bir topluluk ile beraber olmak tercih edilmelidir. İnsan kendi başına yeterli olamaz. Her daim istişare edilecek, hayatın zorlukları ve güzellikleri karşısında danışılacak, tecrübeli yaşça ve ilimce büyüklerden oluşan bir kadronun tavsiyeleri ile yol almak hepimiz için vazgeçilmez olmalıdır. Haramlara bulaşmamak değil, haramlara yaklaşmamak temel esas olmalıdır. Zira imanın etrafında cirit atan şeytan bu noktalardan sokulmayı öncelemektedir. Benzer şekilde şüpheli konuları da uzak kalma eylemiyle değerlendirmek gerekir. Dine ait olmayan ama din diye sanılan "bidat" fiil ve düşüncelerden kaçmak imanın korunmasının en temel şartlarındandır. İmanın önünde destek olarak duran ilk başlıklarımızdan biri de ibadetlerdir. Farz olan namaz, anne babaya iyilikle muamele etmek gibi görevlerimiz ihmal edilmemelidir. Hatta bunların üst perdeden yapılması gevşetilmesinin önüne geçmektedir. Mesela; namazların camide cemaatle kılınması, camisiz cemaatle kılınmasına tercih edilmelidir. Bu olamıyorsa camisiz cemaatle kılmak, yalnız başına kılmaya öncelenmelidir. Bu da olamıyorsa vaktinde tek kılmak, gecikmiş tek kılmaya tercih edilmelidir.
Mü'min olarak yaşamak, küfrün tuzaklarına düşmemek olduğu kadar nefsin ve şeytanın hilelerine de takılmamaktır. Bir de en az onlar kadar önemli bir imtihan da çevre bataklığında boğulmamaktır. Çünkü çevremizi yok saymaya gücümüz yetmez. Zaten mümkün de değildir. İnsanların hepsinin iyi olduğu bir toplum düşünülemez. Toplum ne olursa olsun, mü'min olarak şahsiyetimizi korumak ve Allah'ın istediği tarzda yaşamak hedefimiz olmalıdır. Elbette tam istenen gibi olmayacaktır. Ama bizim hedefimiz en iyisine doğru koşmaktır. Durduk yerde sorun üretmeye de gerek yoktur. Kâfir kâfirliğini yapacak biz de imanımızın gereğini. Kendimizi müdafaa etmek zorunda kalmadıkça da sorun üreten olmayacağız. Zaten bizim samimi yaşantımız, Allah'ın yardımının bizimle olmasını sağlayacak, kalpler bizim lehimize yumuşayacaktır.
Bu hususta başlangıç olarak doğru düşünüyorsunuz. Netice olarak ise şunu bilmemiz gerekir: Rabbimiz bizi gücümüzün yetmeyeceği bir şeyle sınamaz. Bizden istenenler gücümüzün yettiği şeylerdir. Hayallerimiz, iç kuruntularımız, sevgi ve nefretimiz yüzde yüz hâkim olabileceğimiz şeyler olmayabilir. Bizim, insan olarak yapmamız gereken şey niyetlerimizin etki altında kalacağı çevreyi düzgün oluşturmaktır. Mesela Ramazan gününde oruç tutan bir mü’min, Allah için oruçlu olmaya niyet eder ama bir büfenin önünde saatlerce beklerse niyeti ile niyet ettiği ibadetin etki altında kalacağı çevre arasında çelişki bulunmuş olur. Bize düşen, gücümüzün yettiğini yapabilmektir. Bir başka örnek olarak da sizin durumunuzu ele alalım. Siz Allah için süren bir hayat yaşamak istiyorsunuz. Bunun için çevre de oluşturmanız gerekir. Çevrenizin etkisinden sıfır oranda kurtulamazsınız. Avrupa'da ikamet ederseniz bu niyetiniz sizi yalanlayabilir. Ya da siz niyetinizi yalanlamış olursunuz. Hayatî bir gerekçe olmadıkça Avrupa sınırlarında kalan birinin niyet oluşturma sıkıntısı araması makul olmaz. Bunu sadece bir örnek olarak size söylüyorum. Meselemiz nerede yaşama meselesi değildir. Bir başka husus da başta Kur'an'ımız olmak üzere bilgi kaynaklarımızı sürekli enerji oluşturacak şekilde tazelememiz gerekmektedir. Bir de duanın en önemli silahımız olduğunu unutmayalım. Allah yardımcımız olsun.
Aleykümselam. Mü'min, iradesi olmadan veya hata ile yaptığı yanlışlardan sonra istiğfar eder, aynı hataları tekrar etmemeye gayret eder. Hayat böyledir, Allah Teâlâ hepimizi mağfiret buyursun.
Selamünaleyküm. Bu, 'imanınızı koruyun ha!' demektir. Çünük imanlı ölmek yani imanı sonuna kadar korumak garanti değildir.
Bu tür bilmeceler gibi sorular üzerinden yol alınamaz. Belki de asıl cevher kaybedilebilir. Öyle veya böyle iman edip salih amel işleyenler cennete girecektir. Felsefe üzerinden yol kat etmek isteyenler ise yolda kalabilirler. Bu sebeple ibadet etmeye bakmayı tercih edelim.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Selamünaleyküm. Fıtratınızı bozan neden ne ise onu değiştirin, kurtulun. Çevreniz ise çevreniz, anlayışınız ise anlayışınızı değiştirin. Sizi ancak siz kurtarırsınız. Çünkü biliyorsunuz, bildiğinizi yapmakta ise nefsinize esir düşüyorsunuz.
Selamünaleyküm. Kur'an öğretmekten ücret almak caizdir. Almamak daha uygun ise de almakta sakınca yoktur. Yeter ki yaptığınızı Mus'ab gibi yapın.
Selamünaleyküm. Elbette vekâlet verebilirsiniz. Ancak şimdi kurban vakti geçti. Bir dahaki kurbanda inşaallah bunu yaparsınız.
Selamünaleyküm. Bir ibadet mantığıyla el öpme yoktur. Ashab ise sevgilerinden ve hürmetlerinden ötürü Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin elini öpmüşlerdir. Ulemanın elini öpmek de vardır. O zatın neden öyle dediğini ona sormalısınız.
Selamünaleyküm. Bu sıkıntınız, ilmi dert edinmeniz size yeter. Diyebilirim ki nicelerinin ilimlerinden daha iyidir o ilim hasreti ile ölmek. Bu durum, mü'minin niyetinin amelinden hayırlı olaması gibi bir şeydir. Size diyebileceğim en iyi söz, bebeğiniz olmadan bu durumu endişe etmemenizdir. Çünkü bebek sevinci ile beraber bir duraklama yaşayacaksınız. O nedenle mevcut idare ettirdiğiniz durumu devam ettirin. Özel merak etitğiniz konular olursa onları yazın haberleşelim.
Selamünaleyküm. Buluğ çağına gelmeden ölmüş bir çocuk bir tür melektir. Onun hakkında böyle şeyler konuşmanız doğru olmaz. Bir de hastalıklarla boğuşmuş bir çocuğu böyle değerlendirmelere tabi tutmayın. Allah hepimizi mağfiret buyursun. Bundan sonra iyi işler yapmaya bakın.