Fetva Meclisi
Soru
Kaderde, Allah, kulların cennet veya cehenneme gitmesini bilir, fakat kafamı karıştıran o kişinin iradesiyle doğruları seçmesi yine sonucu değiştirmez mi? Ve ayrıca peygamber efendimizin kader ile ilgili konuşmayın dediği şey bu gibi meseleler midir?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm http://hayatrehberi.sosyaldoku.com/kaderimiz adresindeki dersi dinlemenizi tavsiye edebiliriz. Ders mantığı ile dinleyebilirseniz size yararı olacaktır biiznillah.
Selamünaleyküm. Gayb alemine ait bilgileri, bize ulaştığı gibi kabul etmekten başka çaremiz yoktur. Bu tür bilgilerin akılla, matematikle izah edilmesi mümkün değildir. Daldıkça ve konuşuldukça bocalamayı artırır sadece. Siz, bu tür azaba takıldınız da mesela cennetteki o muhteşem nimetleri nasıl yorumlayabildiniz ki, onlar da akılla izah edilebilir şeyler değildir. Zaten akılla izah edilebilen şeylerin cennet veya cehennemde önümüze konmasının anlamı yoktur. Buradakilerin tekrarı ne cennette ne de cehennemde yoktur. Oralara mahsus şeyleri buraların şartlarında değerlendirmek sadece kafa yorar. Allah'a emanet olunuz.
Selamünaleyküm. Bu soru, ashap tarafından Resûlullah sallallahu aleyhi veselleme de soruldu. Verdiği cevap sizin için de yeterlidir zannederim. Buyurdu ki: 'Herkes, yaratıldığına yürütülür.' (Örnek olarak bkz. Müslim, 2629.hadis) bundan da anlaşılıyor ki, bizim çalışmamız, bizim için yazılan kaderi hak etmişliğimizi ispat etmek içindir.
Bir konu, iman edilmesi gerekli konular arasındaysa, o konunun ağır olduğunu anlamamız gerekir. Taşın sert, pamuğun yumuşak olduğuna iman etmek gerekmez. Gözle görünen ve ilk bakışta kavranabilen bir nesne için iman dosyası açılmaz elbette. Gayb başta olmak üzere, imanla ilgili başlıkların tamamı için geçerlidir bu kural. Bizden binlerce yıl önce gelmiş ve elimizde hiçbir izi bulunmayan on binlerce peygamberin geldiğine iman ediyoruz. Hiçbir şekilde görüp, konuşamadığımız meleklere iman ediyoruz. Kur’an zikrettiği için cinlere iman ediyoruz. Yine Kur’an zikretti diye ahirete ve dirilmeye iman ediyoruz. Topluca bakıldığında bunların hangisi, KADER konusundan daha hafif, anlaşılması kolay, insan beyninin tartışmak istemeyeceği konulardır? Asırlarca mezarlarda çürüyüp erimiş cesetlerin yeniden, ilk kıvamındaki gibi yaratılacağına inanmak, gözümüzün önünde yıllarca seyretmiş ve belli bir devir izleyen olaylarda Allah’ın hâkimiyetini yani KADER’i kabul etmekten daha kolay değildir. Kader’e iman, asırlardan beri tartışılmak istenen ve çizgileri çok ince olduğu için alenen tartışılamayan konulardandır. Önceki âlimlerimizin kitaplarında bu tartışmalar vardır. Şu bir hakikattir ki, KADER adeta tartışılmak için önümüze konmuş kadar, karmaşık bir konudur. Şeytanın tuzak sorularının en rahat zemin bulabileceği alanlardandır. Bunun için, felsefeden arınmış olarak, ‘iman ettim’ deyip kurtulmak her zaman en kestirme yoldur. Kader etrafında derin tartışmalara girenlerin, tartışmayı genelde o noktada bırakamadıkları, aslında kaderle ilgisi olmayan konuları bile tartışma alanına çektikleri veya böyle bir tuzağa düştükleri görülmüştür. Kaderi doğru anlayabilmek için şu dört doğruyu kavramış olmak gerekir: a- Allah Teâlâ’nın bilgisi sınırsızdır. Bizim bilgimizin geçmişi ve geleceği sınırlıdır. Kaynaklarımız açısından da sınırlı bir bilgi kullanıyoruz. Sadece bize bildirilenler ve duyu organlarımızın ulaşabildiklerini bilebiliriz. Allah Teâlâ ise, Olanı, Olacağı, Olmayan, olacak olsaydı nasıl olacağını, Mevcudu ve yoğu, Mümkünü ve imkânsızı bilmektedir. Allah Teâlâ için ‘bilmek’ bu çapta bir bilgiyi ihtiva etmektedir. Bilgisi bu olan Allah’ın kuluna ait bir konuyu, geçmişte bilip kader diye yazmasını, bilmesi duyu organlarıyla sınırlı bir kulun yorumlaması makul sayılmaz. b- Allah Teâlâ, kıyamete kadar olacak her şeyi LEVHİ MAHFUZ’da yazmıştır. Bu yazma, göklerin ve yerin yaratılmasından elli bin yıl önce olmuştur. c- Allah Teâlâ diler ve dilediğini yapar. O’nun dilemesinde mesela, ‘imkânlar ölçüsünde’ gibi bir sınır yoktur. Dildiği gibi diler. Dilediği şeyi de yapar. Yapmak istemesinin önünde hiçbir engel bulunmaz. Dilemediği şey için de ‘olma’ imkânı yoktur. Mülk O’nundur. Her şey O’nun emri karşısında O’nun askeridir. d- Her şeyi yaratan Allah’tır. İçinde insanın da bulunduğu bu geniş evreni dileyip yara-tan O’dur. Evrenin içinde kıyamete kadar olup bitecek ne varsa onları da yaratan O’dur. O’nun dışındakilerin yaratılmış olmaktan başka seçenekleri yoktur. Hiçbir güç, O’na rağmen yaratmış olamaz. Kulların yaptığı işleri, onlar henüz yaratılmadan o işleri yapacaklarını biliyordu ve o bilgisini de Levhi Mahfuz’a yazmıştı. Kullar, o işi yaptığı için yazmış olmadığı gibi, Allah yazdığı için kullar o işi yapmış da olmadılar. Kulların yapacağını bildi ve yazdı. Kullar da yazılanı yaptı. Bu noktada tekrar, ‘bilme’ sözcüğünün insanlar tarafından kullanılan boyutu ile Allah Teâlâ’nın zatı için kullanılan boyutuna dikkat etmek durumunda olduğumuzu unutmayalım. Kader konusunu irdelemeden, Kur’an ve Sünnet’te belirtildiği kadarı ile yetinip, derin tartışmalara girmemenin en selim yol olduğunu ele almamızın gerektiğini bilmeliyiz.
A'raf vardır, sahih bilgilerle sabittir. A'raf, cennet ile cehennem arasındaki bir yer adıdır. İyilikleri ile kötülükleri denk gelenlerin orada bekletileceği ile ilgili bilgi de A'raf hakkındaki farklı bilgilerin en sağlıklısıdır. Şunu tespit edebiliriz: Bizzat Peygamber aleyhisselam tarafından ayrıntısı bildirilmeyen pek çok konuda farklı görüşler, tahminler yürütülmüş olabilir. Bunların bir itikad konusu gibi görülmeleri doğru olmaz. Bu meselede de geniş açıklamalar yoktur. Bildiğimiz gayet sınırlıdır. Şunu da ilave edebiliriz: Orada bekletilenlerin sonunda cennete konacakları bilgisi de elimizde mevcuttur. Bu tür meselelerde ileri geri teori yürütme yerine kendimizi cennet dışındaki bütün ihtimallerden kurtarma gayreti içinde olmamız daha doğru ve akıllıca bir tutum olur. Rabbim yardımcımız olsun.
Hangi kibrin ve hangi imanın cennet ya da cehennem nedeni olabileceğini beşerden birileri olarak biz kararlaştıramayız. Elimizde kibir ve iman ölçebilecek bir cihaz yoktur. Bu tür kararlar Allah’a kalmıştır. Bize düşen o tür sıkıntılardan uzak durmayı becermek ve onun için gayret etmektir.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Selamünaleyküm. Dinin en temel kurallarından biri, HER İNSANIN TAKATI KADAR MESUL OLACAĞI kuralıdır. Bilgi için de geçerlidir bu: Kim ne kadar bilebilme imkânına sahipse o kadarından mesul olur. Tarlasında çalışan bir çiftçi ile medresede ilim tahsil edenin aynı durumda olmayacağını bilmek gerekir.
Selamünaleyküm. Sözünü ettiğiniz hadisi o şekilde bilmiyorum. Size de bekar kalmayı tavsiye etmem. İçini dolduramayacağınız bir iddia olarak altında ezilirsiniz.
Aleykümselam. İstenmediğiniz bir yere gitmeyi siz de istememelisiniz. Evet, böyle bir evliliğin dinen sakıncası yoktur ama siz kendinizi iyi ayarlamalısınız.
Selamünaleyküm. Sözünü ettiğiniz hadisi o şekilde bilmiyorum.
Selamünaleyküm. Bayanlar arasında PEÇE olarak adlandırılan kıyafet Hanefi mezhebinde farz görülmemiştir ama bayan kendini fitneye karşı koruma mecburiyetinde hissettiğinde Hanefi mezhebinde de farz olur.
Domuzun hiçbir ürününü imal edip satmak caiz değildir. Domuzun canlısı da ölüsü de necistir. Üretilmesi, ticaretinin yapılması ve tüketilmesi caiz değildir. Domuz derisi ile alakalı olarak iyi bir tabaklanmadan sonra kullanılabileceğine dair bir görüş de mevcut olsa da tercih edilen görüş kullanılmamasının gerekli olduğudur. Tıbben zorunlu olan durumlar dışında kullanılmamalıdır. Kullanılmayan bir şeyin imalatı ve ticareti de kendisi gibidir.