Fetva Meclisi
Soru
Hanımım annemleri ziyarete gitmeye yanaşmıyor. Ben her hafta sonu annemlerde olalım istiyorum, Allah sana emretmiş itaat edeceksin diyorum. Annemle aralarında küçük sorunları bahane edip gelmek istemiyor. Cevabınızı ona da okutacağım. Eşime ne dersiniz bu konuda?
Cevap
Benzer fetvalar
Anneniz size emreder, siz de ona itaat edersiniz. Hanımınızı buna katmaya mecbur değilsiniz o da mecbur değildir. Siz anneniz emrettiği kadarını yapın, o da gönlünden geçeni yapsın. Sizin de onun anne babasına karşı tavrınız elbette bunun muadili olacaktır. Aynı şehir içindeki bir kadının özel bir durum yoksa ayda bir kere annesine gitmesi normaldir. Farklı şehirlerdekileri içinse bu yılda bir olabilir.
Bu, sizin değil eşinizin sorunudur. Kaynananızın ahirete inancı olsun veya olmasın siz insanlık yapmak zorundasınız. İnsanlığı hak etmiyorsa veya dayanılmaz bir duruma geldiyse yine de nezaketle tepki gösterin. Tepki gösterin ama tartışma yapmayın. Cevap vermeyin. Siz karşılığını Allah'tan bekleyerek yapın yapacağınızı. Tekrar size gelmek isterse kabul edin, mesafeli davranın bu sefer, fazla yüz göz olmayın, hakaret de etmeyin. Sabredin ve kazanın.
Konuyu vicdani ve ahlaki boyutun dışına çıkarırsak erkeğin eşini, kendi ailesinin yanına gitmeye zorlama hakkı yoktur deriz. Bu şu demektir: Kadının evlilik nedenlerinden biri kaynanası ve eşinin yakınlarının etraflarında insan görme arzusunu tatmin etmek değildir. Kural olarak bu söylenebilir ama hayat kurallarla beraber bir toplum anlayışı içinde yürüyor. İki sert çizginin ortasını bulmak daha güzel olur.
a. Annelerin üzerimizdeki hakkının Allah’ın hakkından sonra geldiği bilmemiz gereken bir hakikattir. b. Annenin de isteklerinin hakkaniyet üzere olması gerekir. Zulüm ve batıl bir şeyi istemeye hakkı yoktur. c. Makul bir nedene dayanmadığı sürece bir insana kaynanayla görüşmeyeceği söylenmesi batıl bir istektir. Bu hususta annenize itaat etmeniz gerekmez. Görüşmenizi yapın ama onun gözüne batırmayın o görüşmeyi. Böylece onun gerilmesini de bir nebze önlemiş olursunuz.
Anaya babaya itaat dinimizin en büyük emirlerinden biridir. Allah’a itaatten sonraki sırada anne baba vardır. Onları çiğnemek de en büyük günahlardandır. Özellikle de anne hakkı kat kat daha üstün ve önemlidir. Yalnız anne veya babaya itaat mutlak yani sınırsız bir itaat değildir. Mutlak itaat sadece Allah’a olur. Anne babaya itaat MARUF YANİ MAKUL işlerle sınırlıdır. Bu da anne babanın emretmesinin bir sınırı olduğunu göstermektedir. Günah olan bir şeyi emrettiklerinde onlara itaat gerekmez. Nazik bir şekilde emrettiklerini yapmayacağını çocuğu onlara söyler. Bu durum, erkek veya kadın için aynıdır. Sizin durumunuza gelince: Evinizde, meşru bir nikâhla kurulmuş, kusursuz devam eden ve huzurla yürüyen bir evlilik varsa annenizin bu nikâhı bozmanızı emretmesi hakkı değildir. Eşinizden ayrılmaya yönelik emrine itaat etmeniz de gerekmez. Böyle bir yuvayı yıkma emri bir masiyettir yani Allah’ın razı olmayacağı bir iştir. Nazik bir şekilde hayır deyin ve eşinizle bu sıkıntıyı zamana yaymayı becerin. Bir zaman sonra anneniz de sizin mutluluğunuza katılır biiznillah. Sabredin ve yanlışa yanlış ile müdahale etmeyin. Allah yardımcınız olsun.
Ortada şöyle bir gerçek var: Oturup kalkmadaki mahremiyet inceliklerine dikkat edilerek girip çıkma yapılıyorsa sizin eşinizin ailesi ve yakınlarına ziyarete gitmeniz insanî olan, gerekli olduğu tartışılamayacak olan bir hakikattir. Bunu sormaya bile gerek yoktur. Ancak durum sizde olduğu gibi kadının psikolojik de olsa eziyet görmesine neden olan tavırlar barındırıyorsa gitmek zorunda değilsiniz. Eşinizin sizi her durumda eziyetten koruması gerekmektedir. Yakınlarının sılayırahimi kadar sizin korunmanız da ona görevdir. Eşinizin yakınları sizin kan bağı ile oluşmuş yakınlarınız değildir. Dolayısıyla onların sılayırahimi size farz değildir. Eşinizin bunu zorlamaya hakkı yoktur. Eşiniz sizi eziyet görmeye karşı koruyamadığı bir yere götüremez. Şunu bilmenizde fayda vardır: Aile bu tür tartışmaların başlaması ile risk altında kalır, keşke bu tartışmaya girmese idiniz, sabredebilse idiniz, çok daha iyi ederdiniz. Dinen size mecburiyet getirilmemiş olsa bile sizin aile huzurunuzu dikkate almanız sizin lehinize bir durumdur.
aile konusundaki diğer fetvalar
Bu sorunun içeriğinde bir tartışma bulunduğu anlaşılmaktadır. Tartışmada taraflar kendilerine göre haklıdırlar ama meseleyi adalete göre değerlendirebilmek için her iki tarafın da dinlenmesi gerekir. Tek taraflı anlatılan bir sorunun cevabı sadece o soruya cevap olur, adaleti gerçekleştirmeyebilir. Bunu tespit etmiş olalım. Peygamber aleyhisselam efendimiz bizim rehberimizdir. O evini ve çocuklarını ihmal etmedi ve cihadın en güzelini yaptı. İnsanların beceriksizliklerini dine mal etmelerini kabul edemeyiz. Müslüman’ın üzerinde; - Allah’ın hakkı var, onu verecek. - Bedeninin hakkı var, onu verecek. - Ailesinin hakkı var, onu verecek, - Arkadaşlarının hakkı var, onu verecek. Herkesin hakkını herkese verebilen iyi Müslümandır. Bu düzeye gelene kadar da herkes eğitilmeye devam ediliyor demektir. Allah yardımcımız olsun.
• Bir Müslümanın kâfir olan bir yakını öldüğünde ona baş sağlığı dilenebilir. • Bir kâfirin Müslüman olan yakını öldüğünde ona da baş sağlığı dilenebilir. • Kâfir birinin kâfir olan bir yakını öldüğünde de baş sağlığı dilenebilir. Bu taziyelerde kâfire rahmet dileme gibi bir cümle kullanılamaz. İslam ile alenen savaş durumunda olan bir kâfirin cenazesine alaka gösterilemez. Ulemanın büyük bir bölümü Müslüman’ın bir kâfirin cenaze törenine katılmasının doğru olmayacağı hükmünü belirtmiştir. Bunun istisnası kişinin baba, anne, kardeş gibi çok yakını olan bir kâfirin cenazesine katılması olabilir demişlerdir.
Danışılacak konuları ayırmak gerekir. Aile içi işlerde elbette herkes birbirine danışmalıdır ama erkeğin iş alanında mesela eşine danışarak iş yürütmesi pratiği olmayan bir beklentidir. Size tavsiyemiz şudur: Aile huzurunuzu bu konudan daha önemli ve öncelikli bir konu görün. Şeytan böyle takıntıları pek çok sever, bunun üzerinden aranızdaki ünsiyeti bitirebilir aman dikkat edin.
Kuluz; kulluk yapacağız. Mü'miniz, imanımızın gereğini yapacağız; Allah’tan başkasını Rab bilmeyeceğiz. İbadet ederek yaratılış gayemizi gerçekleştireceğiz: Haramlardan uzak durarak, farzları yerine getirerek, nafilelerden de yapabildiğimiz kadar yaparak ibadet yükümlülüğümüzü yerine getireceğiz. Bütün bunlar için de: - Asla umutsuz olmayacağız ve şımarmayacağız. - Çevremizi nasıl olmak istiyorsak onlar gibilerden oluşturacağız. - Midemize haram girmemesine dikkat edeceğiz. - Zamanı çok iyi değerlendireceğiz. - Sabır silahını hiç eksik etmeyeceğiz. - Çok dua edeceğiz. - Muhakkak bir iş sahibi olacağız. - Kabiliyetimiz olan işi yapacağız. - Aile sahibi olmanın en büyük hareket olduğunu bilecek ve aileyi cihadımız bileceğiz. - Allah için nafile olarak yapacak bir iş muhakkak bulup onu yapacağız. - Ve yılmayacak, yorulmayacak hayatımızı Allah’ın lütfettiği kadar yaşamaya bakacağız. - Allah’a güvenimizi hiç sarsmayacağız ki şeytan bize çengel atmasın.
· Zekâtı hak eden bir fakire bir kerede ne kadar zekât verilebilir sorusunun cevabıdır buradaki sorunun cevabı. Ebu Hanife rahmetullahi aleyhin içtihadında ancak nisap miktarı kadar verilebilir. Diğer Fukahanın içtihadında ise bir yıllık ihtiyacı kadar verilebilir. · Bir ev fiyatı genellikle bir ailenin yıllık nafakasından çok daha fazla bir rakamdır. Bu nedenle fukahanın ölçülerine göre fakirlere zekât olarak ev verilmesi yerine oturması zor bir durumdur. Aynı şekilde araba verilmesi de böyledir. · Şöyle bir çözüm olabilir: Fakir bir ev satın alır. O evden ötürü yüklü borcun altına girer. Derneğiniz de “borçlu” olduğu için ona zekât fonundan o evin ödemesine yardım eder. Bu olabilir ama neticede bir zorlamadır. · Makul olan fakirin ev kirasını vermektir ki, ev kirası mantığı birden çok fakirin zekât fonundan istifade etmesidir. Zira bir ev fiyatı ile pek çok fakirin evinin kirası yıllarca ödenebilir. · Mümkün olduğu kadar zekâtı, fakirlerin çalışma ve ekonomik kazanç elde etmesine yönelik bir tercihte değerlendirmeye çalışınız. Mesela iş üretip kullanabileceği alet, işinde kullanacağı araç, dükkân yönünde değerlendirilse daha kolay fetvaya uyumu bulunabilir. · Burada bir istisna olarak şunu zikredebiliriz: Bazı yörelerde “ev” birkaç duvardan müteşekkil basit bir yapıya deniyor olabilir. Onun maliyeti de fukahanın “bir yıllık” sınırlamasına aykırı olmayabilir. O tür zorunlu durumlar için böyle bir tercih yapılabilir.