Fetva Meclisi
Soru
Hocam ben sporla meşgul oluyorum. Haftada üç veya dört gün arası ortalama bir buçuk saat kadar. Bu spor için beslenmeme aşırı şekilde dikkat ediyorum. Çoğu insanın yiyemediği şeyleri yiyorum diyebilirim. Yani spora gideceğim gün eti fazlasıyla yiyorum, günde 300 gr sadece bir öğünde. Acaba aşırıya kaçıyor muyum? Çünkü kimi insanın bulamadığı ve ayda bir bile zor yediği oluyor. Sporu sadece kendime biraz olsun bakmak ve iyi hissetmek için yapıyorum. Herhangi bir gösteriş veya bir başkası için yapmıyorum. Bir miktar buna bütçe de ayırıyorum. Bu yaptığım ne denli doğru ne kadar yanlış bilmiyorum. Hiç yapmamam mı gerekir?
Cevap
Benzer fetvalar
Hiçbir şeyin aşırılığı iyi değildir. Çok yememek iyidir, az konuşmak iyidir ama aşırıya kaçtığında mesela haftada beş kilo eriyecek kadar yememek bir aşırılıktır ve doğru değildir. Zayıf düşerek şeytana daha iyi bir lokma hâline gelmektense, dengeyi koruyup çok ibadet ederek kalmak daha iyidir. Normal yiyin için. İnsanlardan kopmayın, onların içinde eriyerek de yok olmayın. Geçmiş hatanızla uğraşacak yerde daha güzel işler yaparak 'kötülüğü iyilikle temizleme' siyaseti güdün. Allah kolaylıklar versin.
Evet, gıda konusunda iki uç noktada gezindiğimizi inkâr edemeyiz. Bir kısmımız her ne satılıyorsa bakkalda onu yemekte sakınca bulmazken bir kısmımız da her şeyi şüpheli veya yasak gözüyle görebilmektedir. Konunun hassasiyetini tartışmaya gerek yoktur, gıda hassastır. Zira gıda sağlıktır ve dindir. İnsan, dünya toprağına yerleştiği zamandan beri bir gıda mücadelesi içindedir. Dinimiz bize, “cesedinin de sende hakkı vardır” diye ikaz etmiştir. İnsan, toprağı işleyebildiği kadar yaşama zevki bulmuştur. Medeniyetler toprağın kullanılabildiği yani ziraat yapılabilen yerlerde oluşmuştur. Dinimiz insanlara: -Çalışmalarını, -Helal ve temizi bulmalarını, -Tüketimde itidalli olmalarını, -Savurganlık ve israftan kaçınmalarını temel kurallar olarak belirlemiştir. Şu da bilinmelidir ki, insanın gücünü aşan hususlarda dinimizin bir zaruretler ortamı oluşturduğu da unutulmamalıdır. Böyle bir ortamın oluşmasına örnek olabilecek şu ilkeleri zikredebiliriz: 1- Gıda konusunda hassas olmamız kadar mü'min olmamızın gereği olacak ne olabilir? Kesinlikle dikkat edeceğiz gıdamıza. Allah’a kulluk için ayakta tuttuğumuz bedenler gıda ile aktif olabiliyor. İnsan olarak kaderimiz gıdaya mahkûm olmaya dayalıdır. Hastalıkların önemli bir bölümü gıda kaynaklıdır. İbadetlerin kabulü açısından da gıdanın etkisi yüksektir. “Temiz ve Helal” gıda tüketmek Allah’ın emridir. Gıda canlı hayatın temelidir. Ölmüş hayvan, kan, domuz, leş yiyen hayvanlar gibi belli gıda çeşitlerinin yasaklanması insan sağlığı ile esastan alakalıdır. 2- Mü'min birey ve mü'min aile güçlü olmalıdır. Bu güç için de gıda gereklidir. Bizim güçten anladığımız sadece bedensel sağlık ve güç değildir. Düşüncede, akılda, psikolojide, duygusallıkta, sosyal yapıda ve bedensel yapıda güçlü mü'min olmak gerekir. Sadece beden gücü yeterli bir güç değildir. Allah, bütün bunlarda güçlü olan kullarını daha çok sevmektedir. 3- Kur'an’ımız, iman ehli olmayanların gücü ellerine aldıklarında tarımı berbat edeceklerini özellikle bize bildirmiştir. (Bakara suresi 205.ayet) Bu bir anlamda şuna işaret etmektedir: Mü'minlerin bu hayatı İslamlaştırma mücadelesi bir noktada da tarımın yani gıdanın mü'min ellerde ve mü'mince oluşturulması gerekir. Bugün gelişen teknoloji ile beraber genetik mühendisliği ile bitkilerin yapısı ile oynanmış ve herkesin geçici memnuniyetini sağlayan ama uzun sürede insan neslini çürümeye sevk eden bir sonuca gelinmiştir. Çevre bitkiler ve insan açısından kirlenmiştir. Yeni yeni zararlı böcekler, haşerat üremiştir. İnsanın oburluğunu ve doyumsuzluğunu yansıtan bir gösterge olarak bitki ve ürünü daha çok elde etmek için takviye ilaçlara yüklenilmiştir. Bu ilaçların insanı ve canlıları hangi akıbete sürüklediği ciddi bir şekilde konuşulmamaktadır bile. Gıdayı saklama süresini uzatmak için geliştirilen katkı maddelerinin sonucu bilinmemektedir, bilinse de elden bir şey gelmez gerekçesi ile avunulmaktadır. Renklendiriciler, ambalajlama taktikleri ise ayrı bir sorun olarak durmakta ve çözümsüz izlenimi vermektedir. Bu ambalajlardaki kimyasal etkileşim, uzun süreli beklemenin oluşturduğu risk sadece tartışılmakta ve sonunda herkes tarafından ihmal edilmektedir. Bütün bunlardan en başta yöneticiler sorumludurlar. İhmalkâr üretici ve dikkatsiz tüketici de kendi çapında sorumluluk taşımaktadır. 4- İnsanın maslahatı neyi gerektiriyorsa din onu emreder. Esas olan gıdanın mübah olmasıdır. Zarar ortaya çıkınca da yasak devreye girer. Bunun için domuz, kan, yırtıcı hayvanlar, pislik yiyenler haram kılınmıştır. 5- Bu konuda şu fıkıh ilkelerini dikkatten kaçırmamalıyız: İnsana zarar veren her şey yasaktır. Bir zararı o zararın aynısı ile gideremeyiz. Zararı önlemek bir fayda sağlamaktan daha önemlidir. Helal ve haram bir araya gelince önce haram konusuna bakarız. Daraldığımızda ve çare üretemediğimizde en az zararlıyı tercih ederiz. 6- Abdest için seçtiğimiz suda belli vasıflar aradığımız gibi tükettiğimiz gıdada da bazı vasıflar arayabilir olmalıyız. Yeni nesil bu ölçülerle eğitilmelidir. Siyasetçilerimiz seçim zamanlarında en azından önümüze geldiklerinde gıda konusunda onlara hesap sormasını bilmeliyiz. “Aldatan bizden değildir” kuralını unutan yanmıştır. Buna ziraat erbabından en uçtaki bakkala kadar herkes dâhildir. Allah Teâlâ yardımcımız olsun.
Riya, ibadet olan işler içindir. Dolayısıyla riya olduğu için o sporu terk etmenizi tavsiye etmeyiz ama bizim kanaatimize göre makul ve mü'min için onur verici tarafı olmayan bir spordur. Terk etmenizi tavsiye ederiz.
Selamünaleyküm. Sevgili yeğenim, Kimden ne isteyeceğini biliyorsun, yolun güzel. Şaşmadan devam et. Dua dediğin, bugün olacak diye bir şey yoktur; bekleyeceksin. Er geç talebin yerini bulur. Allah’ın kapısından ayrılma.
Selamünaleyküm. Delirmemek gerekir ama deli gibi görülmeden de yol alınmayabilir. Zamana yayılması gereken şeylerde acele etmemek gerekir. Bir ay içinde büyümüş bir ağaç ürkütebilir. Mutedil olmalı, bir. İkinci olarak da, her duygu paylaşılmaz, içinizde biriktirmeyi becermelisiniz. Allah yardımcınız olsun.
Hayatınızı dolu dolu geçirmeniz gerekiyor. Yatağa bile tam uykunuz gelince girin. Bu büyük oranda boş vakti olanların daha yoğun karşılaştığı bir sıkıntıdır. Kendinizi, bu işin hastası olarak görmeyin. Bu, sizin karşınıza çıkan bir sıkıntıdır, biiznillah geçer. Elbette, gözünüzü korumak zorundasınız. TV'den bilgisayardan zorunluluk dışında uzak durun. Yaşınız ve evlilik durumunuzu belirtmemişsiniz. Bekarsanız hemen evlenin. Asla içinizden geçen bir şeyi denemeye kalkışmayın; bir deneme ile uçurumun dibini bulabilirsiniz. Çokça dua edin. Cemaatle namaz kılın. Muhakkak Kur'an okuyun. Sohbetlere gidin. Beyninizde bu yoğunluk oluşunca tevbe edip kendinizi toparlamaya çalışın. Gıdanızdan protein ve benzeri şehvet yükleyiciliği yüksek olanları azaltın. Hoşunuza giden bir sporu sürekli yapın. İyi haberlerinizi bekliyoruz.
Beslenme konusundaki diğer fetvalar
Allah yardımcın olsun. Bir kere bu durumu kendin için ölümcül düzeyde kahreden bir yaratılış olarak görme. Harama düşmedikçe böyle olman bir ayıp değil, senin hatan değil. İçin rahat olsun. Evlilikle ilgili kararı tedavi gördüğün doktor ve psikoloğa bırak. Sen evleneyim veya evlenmeyeyim deme. Evlilik yollarını sürekli açık tut. İlk evlilik fırsatını gerekiyorsa beklentilerini de düşürerek değerlendirmeye çalış. Bu durumu muhakkak bir veya iki farklı doktorla değerlendir. Doktorların sana tavsiye edeceği yemek, giyim dâhil ne varsa onlara uy. Psikolojik tedavini önemse, psikologlar seni anlamaya en yakın arkadaşların durumundadır. Psikologlar gezmeni, spor yapmanı, yazmanı veya benzeri bir faaliyeti tavsiye ediyorlarsa o faaliyeti yap. İbadetlerini farz olanlar ve olmayanlar diye ikiye ayır. Farz olanları hiçbir şekilde erteleme, nafile yani farz olmayanları ise zorlandığın zamanlarda erteleyebilirsin. Senin için dua ederim. Allah yardımcın olsun.
Sorun çok yerinde, çağımızın hem nefsî hem sosyal bir imtihanına temas ediyorsun. Bu sorunu birkaç başlık halinde cevaplamaya çalışayım. 1. Beslenme, dinin kendisi değil vasıtasıdır. Evet, yediğimiz şeyler hem vücudumuzu hem de ruhumuzu etkiler. Ama din, gıda takıntısı değildir. Kur’an bize “helal ve temiz olanı” yemeyi emreder (Bakara sûresi 168. âyet). Ama bu, şu maddeyi yiyen cennete giremez, bu karbonhidratı tüketen asi olur gibi bir anlayışa asla dönüşmez. Dinimizde haram olan yiyecekler bellidir: domuz, kan, leş, sarhoş eden her şey. Onun dışında şeker, un, gluten gibi şeyler “zaruret yoksa terk edilmesi tavsiye edilebilir” ama “dini bir vecibe hâline getirilemez.” 2. Sağlık için dikkatli olmak güzel, takıntıya dönüştürmek hastalıktır. Evet, bu çağda çok fazla katkı maddesi, GDO, şeker vs. tüketiliyor. Uzmanların dikkat çektiği şeyler boş değil. Ama mesele dengeyle yaşamak meselesidir. Peygamber Efendimiz sallalahü aleyhi vesellem nasıl yaşamış? Aşırıya kaçmamış. Sofrasında israf ve lüks olmamış. Ama bal da yemiş, et de yemiş, hurma da yemiş. Arada tatlı da ikram etmiş, hepsini helal ölçülerle ve ölçülü yaşamış. Bugün bazı kimseler, gıdayı âdeta dinleştiriyor. “Sıfır glütensiz yaşamak farzdır” der gibi konuşuyor. Bu bâtıl bir anlayıştır. Din, Allah’ın dinidir. Sağlıklı yaşam tavsiyesini İslam’ın yerine geçiremezsin. 3. Müslümana düşen nedir? Helal ve tayyib (temiz) gıdayı tercih etmek. Vücuda zararlı olanı olabildiğince azaltmak, ama haramlaştırmamak. İsraf etmemek. İmkânı ölçüsünde organik, doğal, katkısız ürünler bulmaya çalışmak. Bunu başkalarına da dayatmadan, kibirlenmeden yapmak. 4. Pratik hayatta nasıl yaşamalı? Elinden geldiğince temiz gıda yemeye çalış. Evde pişirmeye ağırlık ver, dışarıda yediklerini azalt. Beyaz şeker ve un gibi şeyleri azalt ama haramlaştırma. “Yediğim helal mi?” sorusu kalbini kuşatmasın, çünkü vesvese başlar. Bu alanda paylaşım yapanları da filtrele, her söyleyeni alim zannetme. Özetle, dengeli ol, sapma. Az ye, öz ye, şükret. Bu ümmetin şiarı budur. Yani Müslüman ne şeker bağımlısıdır ne de gıdaya farklı kutsallıklar atfedecek şekilde takıntılıdır. Müslüman dengededir. Ağzını olduğu kadar kalbini de beslemeye bakan insandır. Allah senin de gönlünü ferah, sofranı bereketli, hayatını da itidalli eylesin.
Takdir edersiniz ki bir marka ismi zikretmemiz yakışık almaz. Bunu sizin daha değişik yollardan öğrenmeniz gerekir. Tavuk etinde iki sorun yaşıyoruz. Birincisi tavuğun besmele ile kesilmesi meselesidir. Bunu yerine getiren firmaların bulunduğunu biliyoruz. Helal patenti almış firmaları bulabilirsiniz. Bu besmele ile kesilme ile yakından alakalı bir konu da tavuğun yolunması meselesidir. Tavuğun “kuru yolma” adı verilen bir yöntemle temizlenmesi de gerekmektedir. Helal gıda başlığında bu da bulunuyor. İkinci mesele ise tavukların beslenmesi meselesidir. Bu da ciddi bir sağlık sorunu olarak karşımızda durmaktadır. Bunu da devletin bununla ilgilenen biriminden tekit etmek gerekmektedir. Allah Teâlâ yardımcımız olsun.