Fetva Meclisi
Soru
Hocam Almanya’da Cuma namazları kılınmaya başlandı ama abdesthaneler halka açık değil, saflar aralıklı, camiye giriş kısıtlı veya kayıt yapma kaidesiyle izinli. Salgının bittiğine inanmıyorum. Üstelik abdesthanenin halka kapalı olması da kolaylaştırıcı değil. Böyle bir durumda Cuma namazı farz mı yoksa virüsün tamamen bitmesi mi lazım?
Cevap
Benzer fetvalar
Şu anda CUMA NAMAZI KILMA İZNİ, genel izin/serbestlik niteliğinde değildir. Gayet kısıtlı ve sınırlı bir izin verilmiştir. Cuma Namazı için toplanmaya engel oluşturan şartlar tam olarak ortadan kalkmadığından, Cuma için toplanma fırsatı da herkes için doğmamıştır. Sağlık riski taşıyanlar, tedavi görenler, yaş sorunu yaşayanlar ve benzeri özür sahipleri bu sınırlamalar devam ederken Cuma Namazına gitmeyebilirler. Risk devam ettiği için Cuma namazına gitmeyip öğlen namazı kılanlar ise bu şartlar dahilinde biiznillah vebal altında olmazlar diye umarız. Kılmak isteyenler de gerekli tedbirleri alarak bu fırsatı değerlendirebilirler.
a. Büluğ çağına girmeyen çocuklar, b. Bayanlar, c. Riskli kabul edilen yaştakiler, d. Kalp, kanser, böbrek, solunum sistemi, şeker, tansiyon, aşırı kilo hastalarının özürlü oldukları kabul edilebilir. Bu özür sebebi ile de Cuma namazına BU ŞARTLAR DEVAM ETTİĞİ SÜRECE gitmeyebilirler. Cuma yerine öğleyi kılarlar. Bu şartlarda Cuma namazına gidenler de sağlıkla alakalı uyarılara dikkat etmek zorundadırlar. Özel seccadelerini beraberlerinde bulundurmak, camideki eşyaya temas etmemek, gerekli mesafeyi korumak, musafaha etmemek, abdestini evinde almak gibi kurallara uyulmalıdır. Hastalık belirtisi bulunan veya tedavi görenlerin cumaya ve camilere gitmeleri asla doğru olmaz, vebale girmelerinden korkulur.
Cuma namazı vaktinde ticaretin haram olması, Cuma namazı kılması farz olanlar için bir kuraldı. Nedeni de Cuma namazına mani oluşturması ihtimali idi. Bu durumda ‘Cuma namazına mani olma’ riski bulunmadığına göre o saatte ticarete de engel yok demektir.
Bulaşıcı hastalık zamanında insanların topluca bulundukları yerler için DEVLETİN belirleyeceği kurallar arasında; cuma ve bayram namazlarının kılındığı cami ve mekânları kapatmak gibi bir tedbir uygulanıyorsa, cuma namazı öğle namazı olarak eda edilebilir. Bulaşıcı hastalık kendisine isabet etmiş bir kişi cuma namazı için ona tahsis edilebilecek bir yer sağlanamıyorsa cuma namazına gitmemelidir. Ulemanın cumhurunun görüşü bu şekildedir.
Sizin özel bir durumunuz var; eğer cuma namazını tek değil de cemaatle kılıyorsanız inşaallah bir sıkıntısı yoktur.
Durum şöyledir: Cuma namazı, cuma namazı kılınan bir şehirde yaşayan herkese farzdır. Şehrin neresinden olursa olsun oraya gitmelidir. Şehir dışında bulunan ise beş km mesafede ise cuma namazı kılınan camiye gitmek zorundadır. Sizin durumunuzdaki biri ise bu kuralın dışında kalmaktadır. Siz böyle bir durumda öğlen namazını kılarsınız. Allah Teâlâ yardımcınız olsun.
cami konusundaki diğer fetvalar
Ezan vakti girdikten sonra, bir müezzin tarafından herkesin canlı olarak dinleyebileceği şekilde okunan ezan için bir mâni olmayacağını umarız. Bir yandan teknolojinin gelişmesi öte yandan da ezanın hakkını verecek iyi müezzin bulmadaki sıkıntılar karşılaştırıldığında bunun iyi bir iş olacağı umulmaktadır. Elektrik kesintisi, yayın sıkıntıları, camilerdeki görevlilerin tembelleşmesi, ibadetler üzerinde oynama gevşekliğine kapı aralaması, her camide bir ezan okunmasına ait asırlardır süren büyük bir sünnetin eritilmesi, ikinci camilerden duyulan ezanın niyet gibi bir esastan yoksun olması endişeleri de beraberinde getirdiğini tespit etmeliyiz. Asıl olan Müslümanların her camide bir müezzine ezanın hakkı olan düzeyde bir ezan okutturmalarıdır. Bazı sıkıntılar dikkate alınarak böyle bir toplu ezan uygulaması yapılabilir. Bunun genelleşmemesi doğru olandır.
Evde kalmanızda bir sakınca olmaz. Evde kendiniz farz namazları kılarsınız.
Müslümanların izni ile Müslüman olmayan birinin, orada ibadete engel olmamak, tahkir edici tavır içinde olmamak kaydıyla camiye girmesinde sakınca görülmemiştir.
Senin vazifen insanların tam mü'min olmasını sağlamak değildir. Senin vazifen Peygamber aleyhisselamın vekili olarak onun çalıştığı gibi çalışmaktır. Sen yapabildiğini ihlasla yapmaya devam et. İnsanlar duymasa da melekler duyar. Bin kişi olmasa da bir kişi olur. Bir kişi olmasa da sen kendini yetiştirmiş olursun. Bu arada şunu unutmayasın: Kendin de neticede bir kişisin. İnsanlara namazı öğretirken kendin nafileleri ihya edebilirsin. Çok Kur'an okuyabilirsin. On beş günde bir hatim indiren biri olabilirsin. Kitap okumayı geliştirebilirsin. Gelecekteki vaazlarına dair güzel notlar tutabilirsin. Günlük tesbihatlar yapabilirsin. İnsanları telefonla namaza davet edebilirsin. Camide sesli aşır okuma tatbikatı ile sesin güzel olmasa bile mükemmel bir kari olabilirsin. Bunları becerebildiğin zaman mesela üç yıl sonra orası senin için bir medrese olarak hafızana kazınır. Doğal ve bireysel medrese örneğini kurarsın. Sonuçta da kazanarak ayrılırsın oradan. Şu da muhtemeldir ki, senin oradaki bereketli işlerin, okuduğun Kur'anlar, kıldığın nafileler, yaptığın zikirler senden belki on sene sonra aktif bir cemaat verimi getirir, sen de Rabbinin rızasını kazanmış olursun. Bugüne bakarak iş yapma, Rabbinin huzurunda hesaba çekileceğin güne bakarak iş yap. Biiznillah kazanman mümkündür. Allah yardımcın olsun.
Bunu eğer cami görevlisine tahsis edilmiş bir alanda ve kamuya masraf oluşturmadan yapıyorsa helalliği açısından sıkıntı olmaz ama imam olan kişinin böyle bir kullanımdan istisna göstermesi onun lehine bir tavır olur. Daha faziletli olur.
İkisi de aynı şeyi farklı boyutları ile ifade eder. Mescit, secde edilebilen yani namaz kılınan yer demektir. Cami de Cuma namazı kılınabilen yer demektir. Her cami aynı zamanda mescittir ama her mescit cami değildir. Bu durumda da cami mescitten daha büyük olmaktadır. İbadet edilme değeri açısından ikisi arasında bir sevap farkı yoktur.