Fetva Meclisi
Soru
Ben ilmi derecesi az olan fakat bir konu duyduğunda onu araştırma gayretine giren birisiyim. Bundan yaklaşık 2 yıl kadar önce bana, birkaç yakın arkadaşım bazı konularda tebliğ yaptı. O zamana kadar duymadığım ya da duyduğum halde tam olarak anlayamadığım bazı kavramları açıkladılar. Bunlar; Tevhid, şirk, ilah, küfür, tağut, laiklik, bel'am, hizip vs. Bunlara Kur'an ve sünnetten deliller getiriyorlardı. O zamana kadar olan din anlayışım değişmişti artık. Artık gerçek bir Müslüman olmuştum. Tabi bu konuları öğrenince durmak olur muydu, meğerse o zamana kadar bazı İslam düşmanlarının resimlerini evlerimizde tutuyormuşuz da haberimiz yokmuş, ilk işimiz bunları imha etmek oldu. Daha sonra yakınlarımdan başlayarak tebliğe kalkıştım. Ailemdekilere bunları anlatmaya çalıştım, İslam düşmanlarını anlattım, bunların sistemlerini, ilkelerini vs. O zamanlar seçimler vardı. Onlardan oy kullanmamasını istedim, kullandıkları taktirde şirke düşeceklerini söyledim. Tabi babamla bağrış çağrış.. Hatta babama şöyle söyledim: 'Oy kullandığınız takdirde cenaze namazını kılmam.' Bu sözümden dolayı 6-7 ay konuşmamıştık. Annem gözyaşları içinde üzülüyordu bu durumumuza vs. Ailemle de kalmadı bu çabalarım, yakın arkadaşlarıma da anlatıyordum. Onlar da etkilenmişti bu konularda. Artık tek Müslüman ben ve benim gibi düşünenlerdi. Ne camideki imam, ne de televizyona çıkan hoca efendiler artık benim gözümde Müslüman değildiler. Onlar bel'amdı. Bana tebliğ edenlerin tevhid anlayışları; kesinlikle oy kullanmayacaksın, bel'amların arkasında namaz kılmayacaksın, askere gitmeyeceksin, çocuğunu okula göndermeyeceksin vb. 3-4 hafta cuma namazlarına gitmedim, oy kullanmamıştım, devlet imamlarının arkasında namaz kılmıyordum, karar vermiştim, askere gitmeyecektim. Yazımın başında da dediğim gibi bu konuları araştırmaya başladım. Farklı şeyler buldum. Yukarıda yazmış olduğum kavramları daha iyi anlamaya başlamıştım ve anlamıştım ki bu içinde bulunduğum durum büyük bir fitneydi. (Allah razı olsun sizin videolarınızdan büyük istifade ettim) Evet bu bir tekfir fitnesiydi. Bu düşüncelerimden tevbe ettim, yaptığımın yanlış olduğunu anladım. Çünkü Tevhid yalnızca bunlardan oluşmuyordu. Hakimiyetin tevhidin bir cüzü olduğu doğruydu fakat tevhidin başka cüzleri de vardı. Ve insanları küfürle itham etmek de çok tehlikeliydi. Pişman olmuştum, çünkü camide benimle aynı kıbleye duran insanlara müşrik gözüyle baktığım için. Hocam bu düşünceler içerisinde değilim. Fakat aklımda hala daha tereddütlerim var. Bunların etkisinden tam anlamıyla kurtulmuş değilim. Sorularım şunlar; 1) Yöneticiler Allah'ın hükümlerini bir kenara atıp kendi hükümleriyle hükmediyorlar yani bir nevi Rab'lik iddiasında bulunuyorlar, bunlara karşı tepkimiz nasıl olmalı? 2) Okullarda şirk düzeni var. Çocukları zorunlu olarak buralara gönderdiğimizde imanımız zarar görür mü? 3) Zorunlu olarak askere gitmek, putlarının önünde saygı duruşu durmak veya yemin törenine katılmak bunlar imanımıza zarar verir mi? 4) Müftülüklerin sitesinden cuma hutbelerine ulaşmak mümkün, İslam düşmanlarının isimlerinin anılacağı o haftalarda cuma namazına gitmiyoruz. Bu konuda yanlış mı yapıyoruz? Yoksa içimiz rahat etmiyor huzur bulmuyor hocam. 5) Çevremizde hâlâ daha imamların arkasında namaz kılmayanlar var. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin "3 hafta cumaya gitmeyenin kalpleri mühürlenir" hadisini nasıl anlamalıyız? Kalbin mühürlenmesinin belirtileri nelerdir? Allah sizin gibi Müslümanları başımızdan eksik etmesin. Sizlere uzun ve sağlıklı ömürler diliyorum. Allah çalışmalarınızı başarılı kılsın. Emeği geçenlerden Rabbim razı olsun. Cennette bulaşmak dileğiyle...
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Böyle bir durumda kızın babasının, kız tarafından ikna edilmesinden başka makul bir çözüm yoktur. Kız babasını ikna etsin; yalvarsın yakarsın ikna etsin. Madem o da senin gibi düşünüyor, yapsın!
Aleykümselam. Kimse kimsenin hidayetini yönlendiremez. Peygamberlerin bile en çok sevdiklerinin hidayetlerine vesile olamadıkları olmuştur. Biz, en mükemmeli isteriz, hüküm Allah'ındır. O ne dilerse olacak olan odur. Siz, bir kere sabırlı olun. Asla vazgeçmeyin, yılmayın, yorulmayın, üşenmeyin. Aceleci olmayacaksınız. Yapacağınız en iyi şey, insanlıkta onların gözünde kusursuz olmaktır. Böylece senin üzerinden güzeli ve iyiyi görme fırsatını bulmuş olacaklar ama bu uzun vadede olur. Sabreden kazanır, kanun budur. Dua etmeyi de unutmayasın.
Allah Teâlâ size afiyet ve huzur ihsan etsin. Âmin. Babanla ilgili konuda gereksiz yere endişe ediyorsun. Babanın böyle bir hakkı yoktur. Yaptığının doğru olması veya olmaması başka bir konu ama sana müdahale hakkı yoktur. Onunla tartışma, gerekli gereksiz cevap verme hatta sessiz kal. Bildiğini de yap. Halana gelince: Senin onunla sadece akrabalıktan dolayı sorumluluğun olabilir. Kaynanan olarak sana karışamaz, karışsa da değeri olmaz. Bu anlattığına göre sana tavsiyem şudur: Eşinle iyi ve başarılı bir aile ortamını canlandırmaya çalış. Halanı yok say. Sanki o yokmuş gibi davran. Her şeyi duyduğun ve gördüğün için bunalıyorsun. Sokaktaki trafik gürültüsüne kafanı takarsan delirebilirsin. Bu da bir trafik gürültüsü sayılır. Öyle say. Sılayırahim bir görev olarak vardır ama sağlığımızı harap eden, aile huzurumuzu bitiren veya dinimize zarar veren bir sılayırahim olmayabilir. Bunda hiçbir sakınca yoktur. Halan, kendisiyle ilgilenildiği için bu politikayı sürdürüyor. Yok sayılabileceğini anlasa susar ya da yok sayabilenle ilgilenmez bile... Allah yardımcın olsun. Sen eşinle ve çocuklarınla ilgilen. Önceliğini eşine ver.
Psikoloji okuduğun iyi oldu, derdimi sana daha iyi izah edebilirim zannederim. Kızım, Allah hepimizi bir plan üzere yarattı ve hepimizle alakalı asla şaşmaz bir kaderi vardır. Baban veya başka bir insan, herkes imtihan durumundadır. Baban sana din ve ahlâk aşılaması gerekirken sen ona ahlâk vermeye çalışıyorsun. Garip, değil mi? İşte hayat böyle bir sınavdır. Kimi yokuş yukarı tırmanır, kimi iner, kimi de düz yolda sürçer. Hayat bu. Sana düşen şudur: Kendi imanını ve ahlakını önemse öncelikle. Kendini düşün; İmanlı bir hayat ve akıbeti cennet olan bir imtihan. Ana stratejin bu olsun. Baban, annen veya kardeşlerin senin en yakınların olarak ilgi alanında bulunsun. Onlarla ilgilen ama kendinden öne geçirme onları. Bu şu demektir: Onlara bir ikaz yapılacağı zaman yap. Tekrar edilecekse et ama üzerlerine yığılıp kalma. İşine bak. Hayatı bir iki sömestrden ibaret görme. Enerjini ve sabrını bir ömre yaymayı bil. Böyle yapamazsan kendini bitirirsin fark etmeden. Allah yardımcın olsun.
Aleykümselam. Ailenizle sürtüşmeyin, okulu bırakacaksanız o da doğal bir bırakış olsun. Dersleriniz iyi olmadığı için bırakacaksanız bırakın. Ailenizin sizden beklentilerine karşı ezilebilirisiniz. Geniş düşünmeye çalışın, sabırlı olun. Allah'ın emirlerinden taviz vermeyin. Size dualar ederiz.
Geçmişin muhasebesi ile yorulma boşu boşuna; bundan sonrasına bak. Babanla sürtüşmede elindeki nimeti yıpratırsın sadece, şeytana pencereden aralık bırakırsın. Sürtüşme ve önündeki hayata bak. Kardeşlerine veya bir başkasına namaz kıldırmak senin görevin değildir. Bunu peygamberlerden biri bile olsan böyle bilecektin. Senin vazifen bildiğin güzelliği anlatmak, kalpler Allah’ın elinde. Sen anlat ve önündeki hayata bak. Allah yardımcın olsun.