Fetva Meclisi
Soru
Hocam yakınlarımın bulunduğu mezarlığı ziyaret ettiğimde güzel ses ile Kur'an okuyamıyorum. Cep telefonundan güzel Kur'an okuyan hafızların okuyuşunu orada dinlesem aynı sevap olur mu?
Cevap
Benzer fetvalar
Böyle bir ibadet olmaz. Hoş vakit geçirmiş olabilirsiniz.
Selamünaleyküm.Okuyan bir insan ise ve dinlensin diye okuyorsa onu dinlemek gerekir. Aynı kişi kendi kendine Kur'an okuyorsa, o okurken başkalarının abes olmayan işlerini yapmaları caizdir. Cihazlardan okunan Kur'an ise, insanın okuduğu Kur'an hükmünde değildir. Her halükârda edepli olmak şarttır ayrı bir mesele.
Evet, Kur'an yarışma için gelmedi ama eğitimin şartları bunu gerektiriyor olabilir. Harama bulaşmamak kaydı ile bu tür yarışmaların yapılması bir eğitim metodu olarak gereklidir. Siz içinize sindiremiyorsanız katılmayın.
Selamünaleyküm. Mezar ziyareti sünnet’tir. Kur'an okumak da büyük bir zikirdir. Her ikisi de ibadet niyetiyle yapıldığında ortaya bir sevap çıkar. Bu sevap, işleyenine yazılır. Eğer maksat, Allah için bir iş yapmak ise yapanın niyetine göre ortaya çıkan ecirden ölü de diri de istifade eder. Hayır iş, ölüye Kur'an okuma adlı geleneği sürdürmek veya ölüyü berbat ettiği hayatının hatalarından kurtarma ihalesi ise kimse kendini aldatmasın.
Kullanılan cihaz, harflerin tekrarını yapmıyorsa, harflerin orijinal ses şeklini bozmuyorsa, harekelerde oynama yapmıyorsa, tecvid hükümlerini değiştirmiyorsa ve özellikle bir müzik notası kalıbı gibi Kur'an tilavetinden uzak olacak değişiklikler yapmıyorsa kullanılabilir.
Selamünaleyküm. İleri derecede çıplak olmadıkça okunan Kur'an'ı dinlemenizde sakınca yoktur.
cenaze konusundaki diğer fetvalar
Ölü evinde yemek yenmez/yenmemeli diye bir şey yoktur. Sakıncalı olan şudur: Ölü evinde muhakkak yemek yenmelidir, bu yemekle ölünün ruhu şad olur düşüncesi ile sofra kurulması ve yemek yenmesidir. Bu durumda yemeği kimin verdiği önemli değildir. Bu bir bidattir. Karnı aç insanlardan oluşmayan bir sofrada yemek dağıtmak bilhassa böyle bir tokluk asrında ibadet olarak adlandırılamaz. Mesele ziyafet vermek olarak görülüyorsa cenaze evi öyle bir yer değildir. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz cenaze evine yemek götürülmesini buyurmuştur. Bu, o evdekilerin yemek pişirmekle meşgul olamayacak kadar sıkıntılı olacaklarından dolayı onlara yardımcı olmaya teşviktir, öyle özel bir ibadet olduğundan değildir. Bu iki mülahazaya dikkat edildiğinde bugün cenaze akabinde verilen yemeğin bir “açlığı giderme” anlayışından çok adeta bir ibadeti ihya etme anlayışını göstermektedir. Buna göre de tavrımızı belirleyebiliriz.
Ölen için belli dualar yapılır ama ölenin yakınlarını taziye ederken yapılması gereken özel bir dua yoktur. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin kızlarından birinin çocuğu ölünce kızına söylediği söz güzel bir örnek olabilir: “Aldığı Allah’ındır. Bıraktığı da O’nundur. Her şey onun katında bir ecel iledir. Sabırlı ol, Allah’tan sevap bekle.” Şöyle de diyebilir: “Allah size sabır versin, musibetinizi gidersin, ölmüşünüzü mağfiret buyursun.” Kendisine taziye iletilen de: “Allah sizden razı olsun. Bize de katlanma ve sabırda yardım etsin.” Şeriatımıza aykırı olmayan yöresel ifadelerin kullanılmasında da sakınca yoktur.
İnşaallah o uygulama bir hayır sandığı niteliğinde olacağından iyi bir iş olduğunu zannederim. Hepimiz birbirimizin kardeşiyiz, hakkımızdan çok görevimiz vardır. Allah’a emanet olunuz.
Bizden beklenen en üst düzey, iki mü'min kardeş olarak iç içe olabilmektir. Bu durum, sevmeyi ve sevilecek durumda olmayı da ihtiva eder. Her zaman ve mekânda böyle bir seviye yakalanamayabilir. Neticede sevmek bir duygu meselesidir, herkese kolay gelmeyebilir. Asgari düzeyde korunması gereken düzey yani vebale girmenin sınırı ise şudur: Selamı kesme. Hastalığı ile ilgilen. Cenazesi ile ilgilen. Aleyhinde olacak bir iş yapma. Gıybetini yapma. Gerisinde sorumluluk yoktur biiznillah.
Allah’ın kullarına emrettiği şeylere FARZ denir. Farz’ın aksi ise Haram’dır. Mesela namaz bir farz-ı ayındır yani her Müslüman namaz emrini yerine getirmeye mecburdur. Eğer Allah’ın emri sıradan her Müslüman’a verilmiş bir emir ise ona FARZ-I AYIN denir. Farz-ı ayın “herkese emir” olduğu için yapmayan muhakkak harama düşmüş yani günah işlemiş olur. Allah’ın bazı emirleri ise Müslüman Toplum’a yöneliktir. Allah Teâlâ o emrini toplum olarak yerine getirsinler murat etmiştir. Bu emirler genelde herkesin yapması gerekmeyecek emirlerdir. Bu nedenle farz-ı kifayelere “yerine getirilmesi gereken görevler” olarak bakılır. Bir toplumda az bir grup bile o emri yapsa emir yerini bulmuş olur. Hiç kimse ilgilenmez ve emir ortada kalırsa bütün Müslüman toplum bundan mesul olur. Cenazenin kaldırılması, dinin tebliğ edilmesi, fetva verilmesi, gerektiğinde şahitlik yapmak, toplum yaşamı için gerekli mesleklerin öğrenilip icra edilmesi, belli yeteneklere sahip insanların bu yeteneklerinin geliştirilip korunması… Farz-ı kifâye örneği olarak alınabilir. Farz-ı kifâye anlayışı, mü'minlerin tek bir ümmet olma idrakini ayakta tutan ruhun adı olarak da ele alınabilir.
Anne karnında ölen bebeğin anneye zarar vermesi mümkün olduğu için alınması gerekir. Almamakla hata ettiniz. Rahimden ölü alınan ceninin cenazesi olmaz. Ameliyat sonrası onu normal ameliyat parçalarına yapılan işlem gibi bir yere koyarlar. Allah sabırlar versin.