Fetva Meclisi
Soru
Birinin vefatı üzerine taziyeye gittiğimizde ölenin yakınlarına yapılması gereken özel bir dua var mıdır?
Cevap
Benzer fetvalar
Taziye, ölünün yakınlarının üzüntüsünü paylaşarak onları teselli edici, rahatlatıcı sözler söylemektir. Hz. Peygamber (s.a.s.), başına bir felaket gelen kimseyi ziyaret etmekle ilgili olarak şöyle buyurmuştur: “Felakete uğrayan bir kimseye ‘geçmiş olsun’ ziyaretinde bulunan kimseye, felakete uğrayan kişiye verilecek sevabın mislî verilir.” (Tirmizî, Cenâiz, 71 [1073]) Aynı şekilde cenaze yakınlarına taziyede bulunmayı tavsiye ederek, “Her kim çocuğunu kaybeden bir kadına başsağlığı ziyaretinde bulunursa, o kimseye Cennet’te bir elbise giydirilir.” (Tirmizî, Cenâiz, 74 [1076]) buyurmuştur. Ölü yakınlarının acılarını tazelememek için taziye üç günden sonraya bırakılmamalıdır. (İbn Hacer, Feth, 3/146) Taziyede bulunan şahıs, ölünün yakınlarına sabır ve metanet diler, cenaze için hayır duada bulunur. (Nesâî, Cenâiz, 120 [2088])
Müslümanlar olarak genel teamülümüz Müslümanlara ait bir mezarlığın bulunması ve Müslüman olarak ölenlerin oraya defnedilmesidir. Böylece pek çok Müslüman’ın bir arada olması duadan istifade bakımından en iyi olandır. Belirttiğiniz şekilde bir ailenin veya belli bir simge etrafında toplananların özel bir alanı mezarlık edinmelerinin sakıncalı olduğuna dair bir bilgiye rastlamadık.
Dua bir yalvarıştır, yakarıştır. Rabbimiz dua ederken, onun dualarımızı kabul edeceğinden şüphemiz olmamasını istemektedir. Elbette kabulün ne zaman ve nasıl gerçekleşeceğini Allah bilecektir. Hangi dua daha ihlaslıysa, daha samimi ise o kabul olur Allah’ın izniyle. Duada ısrarcı olunabilir fakat mümin, ettiği duanın kabul edilmesi hususunda aceleci olmamalıdır. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin "Sizden herhangi biriniz 'dua ettim de kabul olunmadı' diyerek acele etmediği sürece duası kabul olunur." buyurduğunu hatırlayabiliriz. Zikirde “şu kadar” denebilecek bir sınırı, muayyen bir vakti ve belirli bir pozisyonu yoktur. Kur'an’ımızın ve sünnetimizin gösterdiği bütün zikirler, bütün zamanlar ve bütün durumlar için sınırsız bir şekilde yapılabilir niteliktedir. Herkes gücü yettiğince yapabilir. Zikir yaparken de başka şeyler düşünmek zikri geçersiz kılmaz fakat sadece dille değil de kalben Allah’a yönelerek, ne söylediğinin farkında olarak, Rabbimizin huzurunda olduğumuzun hissi içinde olmaya çalışmak gayemiz olmalıdır. Dua ederken “Ya Allah”, “Ya Rab” dediğimiz gibi herhangi Esma’ül Hüsna’dan olan isimlerinden biriyle de dua edebiliriz. Ya Âlim, ya Kerim, ya Latif yani “Ey Latif Allah’ım! Ey Kerim Allah’ım! Ey Rahim Allah’ım!” diye dua edebilirsiniz. Yeterli olur Allah’ın izniyle. Geçmişteki yanlışlardan samimice tövbe edip istiğfar edebilirsiniz. Mümin erkek veya kadın Allah'tan kendisi için hayırlı olanı ister, bunun için de dua eder. "Allah'ım bana dünya ve ahirette iyilikle beraber olacağım salih bir eş nasip et!" şeklinde dua edebilirsiniz. Rabbimizin size yazdığı nasibi er veya geç sizi bulacaktır. Bundan hiç şüpheniz olmasın. Allah yardımcınız olsun.
Bu yapılan dinimizin temel kaynaklarından birini esas almadan yapılan bir şeydir. Hayatın içinde evlilik dâhil kimin ne beklentisi varsa onun için dua eder. Bu duanın da özel bir kalıbı olması gerekmez. Kendimizi sömürtmeye aday göstermemeliyiz. Dinimizi böyle şeylerle renklendirmek dini hafife almaktır.
İnna lillahi ve inna ileyhi raciûn. Önümüzdeki musibet ümmet olarak hepimizi bir şeyler yapmaya, ibret almaya davet etmektedir. Bu yapmamız gereken işler arasında “dua uydurmak, dua organize etmek” yoktur. İbadetlerimizi samimi ve ihlaslı bir şekilde yaptıktan sonra zarar gören kardeşlerimiz için neler yapabileceğimize bakmak gerekir. Bu yapılabilecekleri de profesyonel kurumlar eliyle yapmalıyız. Boş insanların boş icatlarına sarılmanın gereği yoktur.
Selamünaleyküm. Eşinize ve çocuklarınıza çok dualar edin. Bunun için belirlenmiş bir dua yoktur. Dua kadar önemli bir husus da sizin evi kahve ve arkadaşlardan daha cazip hâle getirmenizdir. Evi sıcak bir ev yapın. Sizi, evdeki tatlı ortamı arkadaşlarından çok özlemesi gerekiyor. Zor ama yapılacak olan budur.
cenaze konusundaki diğer fetvalar
İnşaallah o uygulama bir hayır sandığı niteliğinde olacağından iyi bir iş olduğunu zannederim. Hepimiz birbirimizin kardeşiyiz, hakkımızdan çok görevimiz vardır. Allah’a emanet olunuz.
Allah’ın kullarına emrettiği şeylere FARZ denir. Farz’ın aksi ise Haram’dır. Mesela namaz bir farz-ı ayındır yani her Müslüman namaz emrini yerine getirmeye mecburdur. Eğer Allah’ın emri sıradan her Müslüman’a verilmiş bir emir ise ona FARZ-I AYIN denir. Farz-ı ayın “herkese emir” olduğu için yapmayan muhakkak harama düşmüş yani günah işlemiş olur. Allah’ın bazı emirleri ise Müslüman Toplum’a yöneliktir. Allah Teâlâ o emrini toplum olarak yerine getirsinler murat etmiştir. Bu emirler genelde herkesin yapması gerekmeyecek emirlerdir. Bu nedenle farz-ı kifayelere “yerine getirilmesi gereken görevler” olarak bakılır. Bir toplumda az bir grup bile o emri yapsa emir yerini bulmuş olur. Hiç kimse ilgilenmez ve emir ortada kalırsa bütün Müslüman toplum bundan mesul olur. Cenazenin kaldırılması, dinin tebliğ edilmesi, fetva verilmesi, gerektiğinde şahitlik yapmak, toplum yaşamı için gerekli mesleklerin öğrenilip icra edilmesi, belli yeteneklere sahip insanların bu yeteneklerinin geliştirilip korunması… Farz-ı kifâye örneği olarak alınabilir. Farz-ı kifâye anlayışı, mü'minlerin tek bir ümmet olma idrakini ayakta tutan ruhun adı olarak da ele alınabilir.
Anne karnında ölen bebeğin anneye zarar vermesi mümkün olduğu için alınması gerekir. Almamakla hata ettiniz. Rahimden ölü alınan ceninin cenazesi olmaz. Ameliyat sonrası onu normal ameliyat parçalarına yapılan işlem gibi bir yere koyarlar. Allah sabırlar versin.
Böyle bir şey yok, psikolojik bir takıntı bu.
Ölü evinde yemek yenmez/yenmemeli diye bir şey yoktur. Sakıncalı olan şudur: Ölü evinde muhakkak yemek yenmelidir, bu yemekle ölünün ruhu şad olur düşüncesi ile sofra kurulması ve yemek yenmesidir. Bu durumda yemeği kimin verdiği önemli değildir. Bu bir bidattir. Karnı aç insanlardan oluşmayan bir sofrada yemek dağıtmak bilhassa böyle bir tokluk asrında ibadet olarak adlandırılamaz. Mesele ziyafet vermek olarak görülüyorsa cenaze evi öyle bir yer değildir. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz cenaze evine yemek götürülmesini buyurmuştur. Bu, o evdekilerin yemek pişirmekle meşgul olamayacak kadar sıkıntılı olacaklarından dolayı onlara yardımcı olmaya teşviktir, öyle özel bir ibadet olduğundan değildir. Bu iki mülahazaya dikkat edildiğinde bugün cenaze akabinde verilen yemeğin bir “açlığı giderme” anlayışından çok adeta bir ibadeti ihya etme anlayışını göstermektedir. Buna göre de tavrımızı belirleyebiliriz.
Mezarlıkta Kur'an okumak ise mesele onu sen okumadıkça “okuma” eylemi nasıl gerçekleşecek? Cenaze namazını da elektronik olarak kıldırsak olur mu sizce? Keşke bu soruyu “mezarlıkta telefondan ölülere Kur'an dinletsem günah olur mu?” diye sorsa idiniz. Mezarlıklar bari ses yarışması yapmadığımız yerler olarak kalsa idi!