Fetva Meclisi
Soru
Tergib ve Terhip dersinde ölü evinde yemek pişmemesi gerektiğine dair hadisler okumuştuk. Peki, vefat eden kişinin ablası kendi evinden yemek pişirip getirebilir mi? Maksat ölünün evinde yemek pişmemesi mi yoksa yakınların bununla meşgul olmaması mıdır? Eğer yakınların yemekle meşgul olmamaları gerekse bu yakınlar kimlerdir?
Cevap
Benzer fetvalar
Taziye evinde, ÖLÜ İÇİN YEMEK sünnete aykırıdır. Cenaze sahiplerinin meşguliyetine karşı onlara yardım olsun diye yapılan veya getirilen yemek ise sünnettir. Evde veya özel mekanda toplanıp ölü için yemek yedirme ise anlamsız bir şeydir. Yemek aç insanlara sadaka niyeti ile yedirilir, o da sevap olur. Ölen ölmüş ve mezara girmiş, ağır bir akıbet onu bulmuş. Geride kalanlar ise toprağın üstünde ziyafetteler. Onlar doydukça da alttaki huzur buluyor. Buna kim güler kim ağlar bilemiyorum. Ahiret alemini bu kadar hafif görmemeli idik. Ölüm ve kabir bir ziyafetle geçiştirilebilecek bir olay olmasa gerek. Tavsiyemiz o sofralara caiz olsa bile sırf kabir aleminin ağırlığını gözümüzde hafiflettiği için oturmamaktır. İnsanlar ne der ne demez onu bilemem; nekir münker ne diyecek onu biliyorum.
Ne yazık ki, cenazenin ve ölümün törenleştiği bir zamanda yaşıyoruz. Ölenin gittiği yerdeki akıbetinden çok geride kalanların şöhreti, ne derler endişesi öne çıkmaktadır. Bu durum, ahiretimiz açısından afettir. Ölene rahmet dilemek, dua etmek, kalan yakınlarına başsağlığı dilemek, acılarını paylaşmak görevimizdir. Ölüm ve yemeğin birleşmesini gerektirecek dini bir temel yoktur, gerek yoktur. Ölünün arkasından şu gün veya bugünlerin tamamı bid’attir, cenaze edebiyatıdır. Vakit israfıdır, umut çürütmektir.
EVLERİMİZİ AÇMAK ve EV İMKÂNLARIMIZI PAYLAŞMAK Ashab-ı Kiram işi düzeyinde yapılabilecek bir iştir. Bir günlük veya bir aylık gıda göndermek de mübarek bir iştir ama sıcak evi paylaşmak çok daha güzeldir. Ensar olma ruhu olarak adlandırabiliriz bunu. Kim kaç kişi barındırabiliyorsa o kadar kardeşine evini açabilmelidir. Bunu da belli bir hassasiyetle yapmalıyız ki umduğumuz ecirlere nail olalım: Misafir etmeyi iki başlıkta ele alabiliriz. Birincisi, bir iki günlük misafir etmektir. Bunun için ayrıntı aramaya gerek yoktur. İkincisi ise asıl ihtiyaç olan misafir etmedir ki bu belki iki ay, üç ay sürebilecek bir fedakârlık olarak görülmelidir. Uzun süreli misafir sahiplenmeyi yapabilecek kardeşlerimiz, evin diğer bireylerini de dikkate alarak bu kararı vermelidirler. Mesele sadece mutfakta bir tabak fazla yemek pişirme meselesi değildir. Ağır hastaların bulunduğu evler, ağır psikolojik sorunlu bireylerin bulunduğu evler, ekonomik olarak tıkanmış durumdaki evler… Ve benzeri kendi içinde zaten ileri derecede sorunlu evlere, depremzede ve çaresiz insanları getirip bunaltmak yerinde olmayan bir hareket olur. Bir başka dikkat edilecek husus da evin fiziki olarak uzun süreli misafire müsait olup olmamasıdır. Örnek olarak evimizde misafir bulundurduğumuzda evimizin özel mahrem yapısı zarar görmemelidir. Bu ve benzeri muhtemel sorunlar aşılabiliyorsa evimizi depremzedelere açmak, yapılması ibadet nitelikli mübarek bir iştir. Hiç zaman kaybetmeden imkânı olan herkes böyle bir sevap kapısını kendisine açmalıdır. Yalnız üç günlük heyecan yerine uzun soluklu kararlar daha isabetlidir, bunu bilelim.
Sorunuzda müphemlik var, tam olarak anlaşılamıyor. Şu şekilde anladık: Birisi size evine gelmemenizi, gelip yerseniz yemeğini helal etmeyeceğini söylüyor. Siz de bir sebeple gidiyor ve yiyorsunuz. Eğer soru bu ise cevabımız şudur: Ortada helal etme/etmeme hakkı olan birisinin tehdidi varsa sizin o evde yemek yemeniz helal olmaz. Böyle hakkı olmayan birinin haram etmesinin de anlamı olmaz. Mesela evin sahibi olan kadın size bunu söylüyorsa durum başkadır, evin gelini size bunu söylüyorsa başkadır. Gelin o evde yemeği haram etme hakkına sahip değildir. Böyle anlayabilirsiniz. Öyle ya da böyle o durumdaki bir evde bulunmamak daha onurludur.
Bir yakınını kaybetmenin üzüntü ve sıkıntısı içinde olan cenaze sahiplerinin, taziye için gelen misafirlere yemek hazırlayıp sunması ilave bir telaş ve sıkıntıya sebep olacağından mekruh görülmüştür. (İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr, 2/240) Bunun yerine komşular veya yakınlarının, cenaze sahiplerine ve uzaktan gelenlere ikramda bulunmaları sünnettir. (Tirmizî, Cenâiz, 21 [998]) Cenaze sahiplerinin mezarlıkta veya evde helva, ekmek gibi şeyler dağıtmalarının ise dinî bir dayanağı yoktur. Dinî bir gereklilik olarak görmeden yapılmasında bir sakınca olmayacağı söylenebilirse de bu tür uygulamaların kısa süre sonra cenazeyle ilgili bir dinî hüküm olarak algılanması tehlikesi bulunmaktadır. Dolayısıyla bu ikramlar dinî bir zorunluluk olarak yapılırsa, bid’at ve hurafe sayılır.
İslami açıdan insanın yemeğinin helal ve pak olmasının yanı sıra mubah da olması gerekir yani o yemeğin sahibi de razı olmalıdır ve biz de onun razılığını bilmeliyiz. Ev sahibinin razı olduğunu bildiren bazı karineleri şöyle de anlayabiliriz: -Her yemek, dolap açmak hususunda kayınpederinizin razı olduğunu anlayabiliyorsanız bunun için her defasında izin almanız gerekmez. -Sizi yemeğe, içmeye davet ediyorsa bunun için yiyecekte ölçüye gerek yoktur, razı olduğu bellidir. -Aranızdaki ilişki düzeyi ve geçmişten gelen davranışlar böyle şeylerin sorun edilmemesi tarzında ise yenebilir, sakıncası yoktur. Siz bunları eşinizin yardımıyla, aile arası ilişkilerin gidişatından anlayabilirsiniz. Eğer tedirgin olduğunuz herhangi bir husus yoksa siz bunu hassasiyet olarak irdeliyorsanız vesveseye düşmemelisiniz. Size izin verilen ölçüyü takdir ettiğiniz durumda her defasında izin almanıza gerek yoktur. Mahremiyeti aşan hususlar herkes için özeldir. Özele riayet etmek gerekir elbette. Allah’a emanet olunuz.
cenaze konusundaki diğer fetvalar
Ölen için belli dualar yapılır ama ölenin yakınlarını taziye ederken yapılması gereken özel bir dua yoktur. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin kızlarından birinin çocuğu ölünce kızına söylediği söz güzel bir örnek olabilir: “Aldığı Allah’ındır. Bıraktığı da O’nundur. Her şey onun katında bir ecel iledir. Sabırlı ol, Allah’tan sevap bekle.” Şöyle de diyebilir: “Allah size sabır versin, musibetinizi gidersin, ölmüşünüzü mağfiret buyursun.” Kendisine taziye iletilen de: “Allah sizden razı olsun. Bize de katlanma ve sabırda yardım etsin.” Şeriatımıza aykırı olmayan yöresel ifadelerin kullanılmasında da sakınca yoktur.
İnşaallah o uygulama bir hayır sandığı niteliğinde olacağından iyi bir iş olduğunu zannederim. Hepimiz birbirimizin kardeşiyiz, hakkımızdan çok görevimiz vardır. Allah’a emanet olunuz.
Mezarlıkta Kur'an okumak ise mesele onu sen okumadıkça “okuma” eylemi nasıl gerçekleşecek? Cenaze namazını da elektronik olarak kıldırsak olur mu sizce? Keşke bu soruyu “mezarlıkta telefondan ölülere Kur'an dinletsem günah olur mu?” diye sorsa idiniz. Mezarlıklar bari ses yarışması yapmadığımız yerler olarak kalsa idi!
Allah’ın kullarına emrettiği şeylere FARZ denir. Farz’ın aksi ise Haram’dır. Mesela namaz bir farz-ı ayındır yani her Müslüman namaz emrini yerine getirmeye mecburdur. Eğer Allah’ın emri sıradan her Müslüman’a verilmiş bir emir ise ona FARZ-I AYIN denir. Farz-ı ayın “herkese emir” olduğu için yapmayan muhakkak harama düşmüş yani günah işlemiş olur. Allah’ın bazı emirleri ise Müslüman Toplum’a yöneliktir. Allah Teâlâ o emrini toplum olarak yerine getirsinler murat etmiştir. Bu emirler genelde herkesin yapması gerekmeyecek emirlerdir. Bu nedenle farz-ı kifayelere “yerine getirilmesi gereken görevler” olarak bakılır. Bir toplumda az bir grup bile o emri yapsa emir yerini bulmuş olur. Hiç kimse ilgilenmez ve emir ortada kalırsa bütün Müslüman toplum bundan mesul olur. Cenazenin kaldırılması, dinin tebliğ edilmesi, fetva verilmesi, gerektiğinde şahitlik yapmak, toplum yaşamı için gerekli mesleklerin öğrenilip icra edilmesi, belli yeteneklere sahip insanların bu yeteneklerinin geliştirilip korunması… Farz-ı kifâye örneği olarak alınabilir. Farz-ı kifâye anlayışı, mü'minlerin tek bir ümmet olma idrakini ayakta tutan ruhun adı olarak da ele alınabilir.
Anne karnında ölen bebeğin anneye zarar vermesi mümkün olduğu için alınması gerekir. Almamakla hata ettiniz. Rahimden ölü alınan ceninin cenazesi olmaz. Ameliyat sonrası onu normal ameliyat parçalarına yapılan işlem gibi bir yere koyarlar. Allah sabırlar versin.
Böyle bir şey yok, psikolojik bir takıntı bu.