Fetva Meclisi
Soru
Mürşid-i kamile bağlanmak şart mıdır? Çağımızda mürşit var mıdır?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Dünya gözü ile Allah Teâlâ görülmez. Elbette mürşit gereklidir, asla mürşitsiz olmaz. En büyük ve tek mürşid de Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizdir. Onun talebeleri durumundaki ulema da mürşidimizin yardımcılarıdır.
Mürşid, kişiye cennete ulaşma yolunda yardım eden önder, rehber demektir. Bizim mürşidimiz Allah'ın bize ve bütün âlemlere rahmet olarak gönderdiği biricik Peygamber aleyhisselam efendimizdir. Yegâne mürşid odur. Onun dışında kim varsa o, kendisi de bir mürşide muhtaçtır. Onun dışındakiler için mürşid yerine öğretmen demek daha münasip olur. Kim, Allah'ın dinini öğrenmemize, imani konuları, ibadetleri, ahlâkı bilmemize yardım ediyorsa o, bizim öğretmenimiz, yardımcımızdır. O bize öğrettiği için ecir kazanır biz de öğrenip yaşadığımız için ecir kazanırız. Bu kadar net ve kesin bir çizgiyi hayal âlemine taşımaya ne gerek var? Dinimizi zorlaştırmaktan zevk mi alıyoruz? Mesele budur. Abartmayalım, zorlaştırmayalım. Allah'a emanet olun.
Mühim olan kulluğu yapmada size yardımcı olacak bir mürşiddir. Mürşid aydınlatan demektir. Size açacağı aydınlıkta ibadetlerinizi yapacağınız, haramlardan korunacağınız ortamı bulmanız içindir mürşid. Bunu insan gözü, kulağı, dili bir arada iken sağlamak sanal cihazlarla sağlamaktan daha gerçekçidir. Gerisini siz değerlendirmelisiniz. Allah yardımcınız olsun.
İslam'ı bir bütün olarak gören; cihadı namazdan, eğitimi zekâttan, seyahati hacdan, siyaseti takvadan ayırmayan, mü'minleri kardeşler olarak görüp ırk ayrımı yapmayan, kendisini davası önünde yok sayan, biriktirmeyen, zühd içinde yaşayan, gündüzü hizmetle gecesi ibadetle geçen, televizyon ile asla vakit israf etmeyen, Kur'an okurken haşyet içinde eriyip giden, infak eden, ümmetin dertleri ile dertli yaşayan, affeden bağışlayan, küfre ve kâfire karşı ğayz dolu olan, Kur'an ve hadis ilimlerini can bilen, fıkıh öğrenen ve öğreten, şehadeti özleyip duran, kendisine ashabı kiramı örnek alan, çok çocuk sahibi olup her birini şeriatına adayan bir cemaat önderi bulur bulmaz onun peşine takılmakta kurtuluş vardır biiznillah. Bu ölçüleri yakalayamayan biri ise ne kadar ise ona bağlanmak da o kadar olur.
Selamünaleyküm. Böyle bir bilginin aslı yoktur.
Cennetin kapılarının isimleri belli meziyetlerin sahiplerini onurlandırmaya yönelik isimlerdir. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem o meziyetlerin tamamının sahibi olduğu için KAPI dendiğinde o ilk giren olur ve her kapı onun kapısı olur. Özellikle filan kapı şeklinde bir ayrıntı bilmiyorum.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Kredi borcuna girip faize bulaşmaktansa bir müteahhide borçlanarak ev sahibi olun. O da borç bu da borç değil mi? Bu sistemi kullanan müteahhit firmalardan birine yönelin.
Sizin bu anlaşmanızda faizle ilgili bir sorundan çok alışveriş fıkhı açısından bir sorun vardır. O da şudur: Borcunuz kesin bir rakamla belli değildir. Şu anda toplam olarak ne ödeyeceğinizi bilememektesiniz. Bu durum da alışverişte sıkıntı oluşturmaktadır. Ama faiz dediğimiz şey değildir. İnşaallah affedilir bir hata ile satın almış olursunuz. Bazı hocaefendilerin TOKİ'nin bu satışını uygun gördüğünü duyuyoruz; o görüşlerle amel edebilirsiniz. Allah'a emanet olunuz.
'Öşür' zekâtın toprak mahsüllerindeki adıdır. Market sahibi zekâta nasıl mükellef ise toprak mahsulü yetiştiren de o şekilde muhataptır; ihtiyari bir durum değildir. Bir ton civarında üretilen herhangi bir mahsulün zekâtı şu şekilde hesaplanır: Üretimde sulama, gübreleme gibi ek masraflar yapılıyorsa %5, hiçbir harcama yapılmıyor sadece hasat zamanı toplanıyorsa %10 oranında zekâtı verilir. Bu zekât, o ürünün cinsinden de verilebileceği gibi toptan pazarlanan fiyatından hesaplanarak para şeklinde de verilebilir. Önemli ölçüde unutulmaya yüz tutan bu ibadeti ihya etmeye gayret edelim. Allah yardımcımız olsun.
Kur'an ve Sünnet esas alındığında RABITA'nın olmadığını söyleyebiliriz. Yorum yapıp ayrıntı getirerek Rabıtaya delil oluşturulabilir. Ama bir namaz gibi, bir oruç gibi delil bulmak mümkün değildir. En iyi ihtimalle söylenebilecek söz şudur: Salih kimseler olduklarına inandığımız bazı büyük şahsiyetlerin kanaatlerine dayanılarak böyle bir uygulama ortaya konmaktadır. Bu da olsa olsa içtihadî bir mesele kabul edilebilir. Dolayısıyla içtihada dayalı bir mesele bütün ulemaya, dine mal edilemez. Bunun karşılığında Rabıtayı şirk olarak vasıflandırmak da zor benimsenebilir bir tepkidir. Zira şirk, Allah Teala'ya karşı işlenebilecek en ağır suçlardandır. Şirkten daha ağır bir suç yoktur. Müslümanlardan bir Müslüman'ın kastı olmadan ihdas ettiği bir şeyi böyle ağır bir kavramla vasıflandırmak doğru olmasa gerek. Biz, Allah'ın kullarını dışlamaktan zevk alamayız. Rabıtayı kabul etmek veya etmemek açısından bakmadan, mü'minlerden bir grubu şirkle itham etmeyi konuşuyorum. Yapılan şey yanlışsa bile şirkle itham ondan daha aşağı kalır bir hata olmaz. Bizim, meşgul olacağımız kadar dış sorunumuz vardır. Onlara yönelelim.
Torununuzun sizin ikinci hanımınızla bir bağı bulunmadığına göre, onun başkasından doğma çocuğu ile evlenmesinde bir sakınca olmaz. Yalnız bu tür evliliklerin sosyal yönüne de dikkat etmekte yarar olduğunu düşünüyorum.
Kredi, parayı para ile satın almaktır. Paranın para ile satın alınması da faiz dediğimiz haramın adıdır. Yaşadığımız asırda neredeyse faizsiz bir iş halledilemeyecek duruma gelinmiştir. Allah'tan bizi korumasını dileriz. Faiz, nereye bulaşırsa orayı haramlaştırır. Ama bu tarım mahsülünün haramlığı şeklinde anlaşılmamalıdır. Mahsül temiz olabilir ama ondan kazanılan veya onun konduğu sofranın manevi bir kir taşıdığını bilmeliyiz. Az olsun helal olsun ilkesi ile yaşayalım.