Fetva Meclisi
Soru
Kıymetli Nureddin hocam on dokuz yaşında genç bir Alman annemiz Müslüman olmak istiyor. Zor zamanlardan geçmiş kurtuluşu İslam’da buldum dedi. Kendini yakın hissettiğinden ve şehadet getirdikten sonra daha huzurlu olacağına inandığını söyledi. Mezhepleri sordu, onları duymuş onları da bilmem gerekiyor mu gibi sorular sordu. Ramazan yaklaşıyor orucu da bana öğretir misiniz dedi ama yeni anne olmuş (bebeği üç aylık) büyük ihtimal tutamaz bu sene. Kur’an’ın mealini Almanca okuyormuş şu an. Artık kesin kararlı ve bir an evvel Müslüman olmak istiyor. Bebeği ile tek, annesinin yanında kalıyor ama ayrı eve çıkmak istiyor biraz toparlandıktan sonra. Annesi birlikte yaşamak istemiyor. Çocuğunun babasından da defalarca darp edilmiş, hamileyken de birkaç defa tekme yemiş karnına ama Allah müsaade etmedi çocuğumu benden koparamadılar dedi. Ve ben okudum Kur’an’da bir yerde her zorluktan sonra kolaylıklar varmış dedi. Hocam ben size bu kardeşimizle nasıl bir yol izlememiz gerektiğini danışmak için yazıyorum. Sıralama için biraz araştırdım ama tekrar size de sormak istedim. İlk olarak iman ilkeleri, gusül, abdest ve namaz yazıyordu. Bizler direkt içine doğduğumuz için şimdi hepsine sıfırdan ve nereden başlanır emin olamadım, yanlış bir yönlendirme de yapmak istemiyorum. Hızlı koşup çabuk yorulmasın Allah muhafaza. Bir de ismini değiştirmesi gerekir mi?
Cevap
Benzer fetvalar
Bacı, Allah yardımcın olsun. Hissiyatınız ve sabrınız için sizi tebrik ederim. Sizin için tavsiyelerim şöyledir: Bir: Bu sözünü ettiğiniz aile olsa olsa Firavun ailesi kadar kötü olabilir. Ki öyle değil elhamdülillah. Olsa bile sizin o aileden Asiye olup çıkmanız, orada Musa yetiştirmeniz mümkündür. Değil mi? Bu bakışa sahip olun. Huzur bulursunuz. İki: Sizin en büyük cihadınız, göreviniz erimemektir. Erimeyin, dik durun, sebat edin. Bunu becerdiğinizde güneş gibi olursunuz, sizi gören buzlar muhakkak erir. Sözünüz ve nasihatinizden daha önemlisi yılların önünde değişmeyen sebatınız ve ahlâkınızdır. Üç: Beklentinizi zamana yayın. Siz fidan dikeceksiniz, günler geceler geçecek, yaz olacak kış olacak ama bir gün o meyve verecek. Akşamdan sabaha büyüyen bir ağaç yoktur, bunu unutmayın. Dört: Büyük aile içinde sizin alanınız siz, eşiniz ve çocuklarınız olsun. Acil kurtarılacak, yaşatılacak isimler bunlardır. Gerisini dert etmeniz gerekmez. Mücevher sizsiniz, gerisi sizin etrafınızda var veya yok gibidir. Beş: Dua en büyük silahınızdır. Herkes için özel olarak ve sürekli dualar edin. Duadan yorulmayın, usanmayın. Hatta gelecek yılların duasını bile yapın adeta. Altı: Umutsuzluğu haram bilin. Bir saat bile umutsuz kalmayın. Her şey Allah’ındır ve herkes onun kuludur. O görüyor, duyuyor, biliyor. Sen de onun kulusun. Allah Teâlâ sana ve hiç kimseye kaldıramayacağını yüklemez. Yedi: Eşinle ilişkilerin çok önemlidir. Her şeyi onunla daha iyi bir durumda olmaya göre planla. Sekiz: Aile içi hiçbir tartışmaya girme, taraf olma, izleme, konuşma, katılma. Aile içi konularda sen sağır ol, kör ol, dilsiz ol. Herkese selam ver, herkesten selam al. Dokuz: Çocukların sana ve babalarına bağlılığı hiçbir zaman aileden diğerlerinin hiçbirinden geri kalmamalıdır. Çocukları onların içinde salınmış olarak tutma. Onlardan uzak tutarak da problem oluşturma. Ortada bir siyaset oluşturmaya çalış. On: Bir daha soru yazacağın zaman, genel yazma, özel başlığı yaz. Mesela de ki: Dayısı çocuğuma helal olmayan çikolata verdi, ne yapayım? Böylece dağ gibi bir sorunla değil çakıl kadar bir sorunla uğraşmış olursun ve çözümü kolay olur. Senin için, çocukların ve eşin için dualar ederim. Senden de dua beklerim. Allah’a emanet olun.
Her yerde her zaman Müslümanca yaşamaya ve nesil yetiştirmeye hazır olun. Hedefiniz HER YER VE HER ZAMAN olsun. Kendinizi buna kilitleyebilirseniz daha cesur iş yaparsınız. Aksi takdirde yeni nesli yetiştirebilmek için gidebileceğiniz yer neredeyse yoktur. Dünyanın her yerinde oraya ait sorunlar bulunuyor. Şöyle bir planınız olsun: Önce kendi imanınızı ve iffetinizi korumayı ve öyle ölmeyi gaye edinin. Kendi gayretlerinizden çok Allah’ın yardımına güvenin, bunun için de dualar edin. Evinizi mü'min bir ev, bir Kur'an medresesi yapın. Bu elbette sizin çapınız ve imkânınız kadar olacak. Çevre seçin. Yakın akrabalar bile olsa çocuklarınıza olumsuz etki edebilecek zorunlu olmayan beraberlikleri engelleyin. Üç aile ile sınırlı olsa bile mini bir MÜMİN TOPLUM kurun kendinize. Çocuklarınız ve ailelerinizle ilgili sürekli destek alın, bunun için tatilinizi feda etmek gerekiyorsa feda edin. Bunun için şehir değiştirmeniz gerekiyorsa değiştirin. Bunun için ülke değiştirmek gerekiyorsa değiştirin. Bu sizin hicretiniz ve cihadınız olsun. Bir gün Türkiye’ye dönmenin daha yararlı olabileceğini anlarsanız ve bunu da size yön verenler tavsiye ederseler dönün. Ve korkmayın. Tedbirli olun ama korkmayın. Allah yardımcınız olsun.
Kızım, bir de şöyle baksan olmaz mı? Allah Teâlâ seni oturduğun yerde sevap kazanan kulu yapmak istiyor olmasın? Zannedersem öyledir, çektiğin sıkıntı senin için sevaptır. Namaza ağırlık ver, namazlarını daha huzurlu kıl, rahatlığı içinde hissedersin. Babanın tavırlarını duymazdan gel, görmez gibi yap. Bu sabrının boşa gitmeyeceğine de iman etmelisin. Kimseni seni anlamasını bekleme, seni Rabbin anlasın yeter, değil mi? Bir de sana amca tavsiyesi: Sakın bu gelişmeler seni, sana uygun olmayan bir evliliğe evet dedirtmesin, sakın ha! Yağmurdan kaçarken doluya tutulursun maazallah. Senin için hususi dualar ediyorum kızım.
Selamünaleyküm. Bu soruyu okuyunca çok üzüldüm. Genelde erkekler, eşlerinin çocuk istememesini şikâyet olarak yazıyorlar. Sizde ise tersi olmuş. Çok üzüldüm. Üzüntüm de, ümmetim adına bir kişinin daha çoğalmasına bir mü'minin engel olması ve Allah'ın kaderine teslimiyette sıkıntı varlığı. Bir kere bu düşünce, tevbeyi gerektiren bir durumdur. Mü'min, Rabbine teslim olmuş insandır. Siz hayatta olsanız ne olacak, olmasanız ne olacak; kim yarattı ise ona bırakın çocuğu. Birinci yavrunuzun da sadakası olur o. İlk fırsatta teslim olun Rabbinizin kaderine. Hem nereden biliyorsunuz size çocuk verileceğini; kim bilir çocuğunuz da olmayacak da siz, boşuna korkuyorsunuz. Lütfen kendinize gelin ve ilk fırsatta Allah'ın kaderine teslim olduğunuzu ispat edin. Sizden iyi haber bekliyorum. Sizin için dua ederiz. Allah yardımcınız olsun.
Selamünaleyküm. Sizi de eşinizi de tebrik ederim. Allah amelinizi makbul buyursun. Tam anlamıyla cihat üzeresiniz. Ne mutlu size. Böyle karı koca kendilerini Allah'a vermişlere hayran oluyorum. Mübarek bir davranış üzeresiniz. Bana da dua etmenizi rica ederim. Gelinimiz, işini hemen bıraksın. İngilizcesi iyi ise özel derslerle hocalığını yapar. Evlilik ateşine tutuşmuş delikanlılara ders vermek genç bir kadının işi değil, gerekli de değil. Siz bu heyecanla beraberken nerede olursanız olun Allah size yardım eder. Mus'ab yetiştirmenin kolay yeri yoktur. Aileyi büyütme ve yakınlara tesir etme gibi ilaveleri de katarak onların yanına geçmenizi daha makul bulurum. Siz kendiniz bir Mus'ab olun, Yesribler yeşersin sizin elinizle. Bana ait ne varsa o da sizin olsun. Yazın çizin, kullanın; yeter ki beni bir duadan unutmayın. İmrendiğim aile yuvanızın saadeti için dualar ederim
Ümmetin güzel genci! Allah, ilim öğrenmek, Allah’ın dinini yaşamak ve yaşatmak konusundaki gayretini mübarek kılsın. Bu ümmetin bir genci olarak kendini Allah’ın dininin bir temsilcisi gibi görmen çok kıymetli. Allah bu konudaki gayretini ve ihlasını arttırsın. Bu niyetin kolay bir şekilde gerçekleşmeyeceği, beraberinde bir çabayı gerektireceği de aşikârdır. İlim öğrenmenin gerekliliğini fark etmiş olmanız ise çok güzel. Çünkü ilimsiz nefes almamız mümkün değildir. Kendimizi ilimle donatmadıkça etrafımıza faydamızın olması da söz konusu olamaz. İlk olarak ilmihal bilgisini mümkün olduğunca sağlam bir şekilde öğrenmeyi hedef edinebilirsiniz. İkinci olarak da vaktinizin müsaitliği doğrultusunda Kur’an-ı Kerim ezberine vakit ayırmanız faydalı olacaktır. Bunun ardından hadis okumaları gelmelidir. Özellikle Riyâzü's-Sâlihîn’i şerhli olarak muhakkak okumalısınız. Bunu yaparken kendinize notlar çıkarmanız ve bitirdiğiniz her cilde özel kısa özetler hazırlamanız da çok faydalı olur. İbadetlerimizde de ilim öğrenme gayretimizde de iki önemli şart vardır: İhlas ve Peygamber Efendimiz’in sünnetine uygunluk. Yaptığınız her işte bu iki ölçüye uygunluk arayabilirsiniz. Çok hızlı yol almak istersek çabuk yoruluruz. Bu yüzden tembelliğe kaymadan, ancak içinde bulunduğumuz şartları da gözeterek dengeli planlar yapmalıyız. Sabırsız bir şekilde ilerlemek istersek yolda kalabiliriz. Bizimle aynı hassasiyetleri taşıyan insanlarla beraber bulunmak büyük bir nimettir. Bu sebeple salih bir çevre edinmeye gayret edebilirsiniz. Elbette insan her şeyi en mükemmel şekilde yapmak ister. Ancak bunu başaramadığımız zaman şeytanın bizi tamamen hiçbir şey yapmamaya sürüklemesine de izin vermemeliyiz. Az da olsa sürekli yapılan amel, ara sıra çok yapılan amelden daha hayırlıdır. Bunu Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin öğüdü olarak her zaman göz önünde bulundurmalıyız. Bahsettiğim bu çalışma planını uyguladıktan sonra nasıl bir yol izlemeniz gerektiğine dair daha net bir fikir edineceksiniz Allah’ın izniyle. Önemli olan, Allah’ın yardımına her an muhtaç olduğumuzu unutmamak ve umudu elden bırakmamaktır. Ümmetin hali ile ilgili sorduğunuz soruya gelince; Allah’ın vaadi haktır ve Allah nurunu tamamlayacaktır. Ancak bu durumda bize düşen, sabrederek beklemektir. Allah’ın kaderinin tecelli edeceği güne kadar sabretmek, en büyük ibadetlerimizden biridir. Allah Teâlâ bizleri murad ettiği zamanda dünyaya gönderdi. Bugün ümmetin başındaki bela ve sıkıntılardan da haberdardır ve bunların tamamı Allah’ın kaderinin bir parçasıdır. Bunu bilerek hareket etmeliyiz. Allah’ın kaderinin tecelli edeceğine dair bir tereddüdümüz yoktur. O halde ümmet olarak sabretmemiz gerektiğini de hatırlamalıyız. Sizin hissettiğiniz sıkıntı, her Müslümanın hissetmesi gereken bir sıkıntıdır. Ümmetin farklı coğrafyalarında müminlerin zulüm görüyor olması elbette kabul edebileceğimiz bir şey değildir. Bu durumun iyileşmesi için dertleniyor olmamız da gayet tabiidir. Bu konuda dert taşımamak, kendimize bir zarar dokunmadığı müddetçe sorunlarla ilgilenmemek Müslümanca bir tavır değildir. Aynı hassasiyeti bir haram işlendiğini gördüğümüzde de taşımalıyız. Ancak bize düşen, yalnızca üzülmek değil, ne yapabileceğimiz üzerinde durmaktır. Dünya yaratıldığından itibaren bizim bu dünyadaki varlığımız olsa olsa yüz yıldan ibarettir. Biz ise Allah’ın bu büyük planını yalnızca kendi ömrümüz üzerinden değerlendiremeyiz. Bugün başımıza gelen ve musibet olarak yorumladığımız olayların, yarın ümmetin önünü açacak hadiseler olabileceğini şu an gözlerimizle görmüyor olabiliriz. Tarihte bunun onlarca örneği mevcuttur. Hikâyeye kuşbakışı bakmayı başardığımızda Allah’ın bazen en büyük düşmanların eliyle dahi İslam’a ve Müslümanlara fayda sağlayacak sonuçlar ortaya çıkardığını görebiliriz. Örnek verecek olursak, Kur’an-ı Kerim’in okunmasının yasaklandığı zamanlar İslam’ı ortadan kaldırmadı. Bilakis Kur’an’a hizmet edilsin diye analar çocuklarını Kur’an’a feda etti. Kendi ömrümüze kıyasla hâlâ İslam’ın yeryüzünde hâkim olmadığını düşünüyorsak bu, kısır bir bakış açısı olmuş olur. Bu yüzden mesele yalnızca bir fetih meselesi de değildir. Bugün Kudüs’ü fethetmiş olsak bile, Kudüs’te yaşamaya ve orayı İslam ile ihya etmeye hazır bir neslimiz var mı, öncelikle bunu sorgulamamız gerekir. Belki Kudüs’ü fethetmek de başımızda bir halifenin bulunması da bir günlük bir işin neticesinde gerçekleşebilir. Ancak halife ile yönetilmeye hazır bir nesil bir günde ortaya çıkmayacaktır. Bugün ümmet olarak birlik olamayışımız ve bunun neticesinde başımıza gelen felaketler bir hakikattir. Bununla birlikte bu büyük problemleri tek başımıza ortadan kaldırmak da mümkün değildir. Her insanın kendi çapında yapabileceği muhakkak bir şey vardır. Siyaseten bir ilerleme kaydedemediğimizi düşündüğümüzde, toplumun ahlaki olarak olumsuz gidişatını değiştirmek üzere projeler üretebiliriz. Herkes imkânı doğrultusunda ümmet adına yapabileceği ne varsa onun üzerinde yoğunlaşmalıdır. Elinde ekonomik gücü bulunanlar, müminlerin arkasında mali olarak durmayı hedef edinmelidir. İçinde bulunduğumuz durumda ümitsizliğe düşmek ise bizi, yapabileceğimiz küçük bir şey varsa onu dahi yapmaktan alıkoyar. Herkesin yapabileceği birden çok iş olduğu muhakkaktır. Bugün içinde bulunduğumuz sorunlar kadar sahip olduğumuz nimetler de çoktur. Bu nimetlerin ve fırsatların üzerinde durmayı becerebilmeliyiz. Elimizden neler gelebileceğini tespit etmemiz gerekir. Bu tespitin ardından da bizimle beraber olabilecek insanların var olup olmadığına bakmalı, varsa onlarla birlikte olmayı hedef edinmeliyiz. Tek kalmak, şikâyet ettiğimiz ümmet olamamanın ilk adımıdır. Allah, müminlerin salih ameller üzerinde yarışmalarını emretmiştir. Bunu yaparken ümmeti bir arada tutma işini belli başlı kimselere terk edemeyiz. En basit olarak kendi ailelerimizde, komşularımızda, akrabalarımızda ve arkadaş çevrelerimizde bir arada durmayı, beraber yaşamayı ve kendi küçük çevremizde ümmet olabilmeyi başarabilmemiz gerekir. Bunun yanında o çevre içerisinde hayırda yarışanlardan olabilmek de en büyük adımlardandır. İhlasla ve Rabbimizin Kur’an’ında bizler için belirlemiş olduğu kurallara sadık kalarak, şu an içinde bulunduğumuz mevcut durumu büyük bir imtihan olarak görüp çalışmalar yapmalıyız. Şer’i düzeni bir günde kendi başımıza kurmamız mümkün değilse de evlerimizde bu düzeni hâkim kılabiliriz. Eksikleri ve bu işi yapmaya çalışanların hatalarını zikrederek vakit harcamamalıyız. Bizim işimiz, Allah’ın nurunu tamamlayacağı güne kadar sabrederek çalışmaktır. Bunu yaparken de Allah’tan yardım istemeyi, müminlerle birlikte olmayı ve yanımızda bir kişi dahi bulunuyorsa bunu nimet olarak görmeyi unutmamalıyız. “Nereden başlamalıyız?” sorusunun ilk cevabı, kendimizden başlamak olacaktır. Kendi ahlakımızı, ibadetlerimizi ve Rabbimizle olan ilişkimizi düzelttikçe gerisi Allah’ın izniyle gelecektir. Biz bugün o günlerin geldiğini göremesek de Allah bizi o yolda çalışırken görmüş olacaktır. Bu da bize yeter inşallah. Allah bu uğurda yaptığımız tüm çalışmaları muvaffak kılsın, niyetimizi samimi eylesin. Sizlere de bizlere de kolaylıklar versin. Allah bizleri, bu dini için seçmiş olduğu ve dinine hizmet eden kullarından eylesin.
gayrimüslim konusundaki diğer fetvalar
Allah’ın rahmet etmeyeceğini bildirdiği ve bunu Kur'an’da kesin bir dille bize öğrettiği biri için nasıl rahmet dilenebilir? Bilmeden ise bu yapılan bir yanlış yapılmış olur. Bilerek yapılıyorsa Allah’ın hükmüne ne cüretle karşı çıkılabilir?
Takva, bir işin Allah’ın rızasına en yakın olan şekli demektir. Eğer takva açısından bakacak olursak elbette bir Müslüman, Allah’ın razı olmadığı işlerin yapıldığı yerlerin kenarından bile geçmemesi gerekir. Ancak, turistik amaçlı bir ziyaret için ruhsat bulunulabilir.
İnsan olan herkes kıyamet günü hak helalliği için karşılaştırılacaktır. Siz ahiretteki helallikten önce ellerinden kurtulduğunuz için şükredin, tekrar böyle bir olay görmemek için dua edin. Geçmiş olsun hepinize.
Yahudilerin Hristiyanlara göre müminlere daha düşman olduğunu Maide suresinin 82. ayeti haber veriyor.
"es-Selâmü alâ meni't-tebea'l hüdâ" şeklinde selam verebilirsiniz. Davranışlarınızla örnek Müslüman olmanız onun üzerinde daha etkilidir. Ayrıca Adiy b. Hâtim'in (radiyallâhü anh) Müslüman olma sürecini okumanızı tavsiye ederim. https://fetvameclisi.com/fetva/gayrimuslime-selam-verilir-mi