Fetva Meclisi
Soru
Hocam ben 4. sınıf üniversite öğrencisiyim. Kendimi dini anlamda geliştirmeye 1. sınıfta başladım diyebilirim; kapandım ve birçok konuda görüşlerim değişti. Ama okuldaki arkadaş çevrem değişmedi. Örneğin; erkek arkadaş konusundaki düşünceleri beni onlardan soğutuyor ama onlarla irtibatımı kesmektense faydalı olmam gerektiğini düşünüyorum, benim öğrendiklerimi arkadaşlarımın da öğrenmelerini istiyorum. Ama etkili bir hitabetim yok, anlatmak istediğim şeyi tam ifade edemiyorum. Olaylar karşısında ya ‘kırılacaklar’ diye ya ‘sinirlenip’ susuyorum ya da ‘beni anlayamadıklarını’ düşünüp susuyorum. Müslüman kardeşlerime nasıl faydalı olmalıyım hocam? Kendimi nasıl geliştirmeliyim?
Cevap
Benzer fetvalar
Allah Teâlâ yardımcınız olsun. Özet olarak size şu tavsiyelerde bulunabilirim: - Acele etmeyeceksin. Bedenin büyüdüğü gibi maneviyatın da büyüyecek. Bunun adına sabırla ve yılmadan, erimeden yaşamaya devam etmek diyebiliriz. - İbadetlerini ihmal etmeyeceksin. Elbette önce farz ibadetleri kastediyoruz. Nafile ibadetleri artırmaya bakacaksın. Mesela Kur'an okumayı, zikir yapmayı günlüğün haline getireceksin. - Çevreni temiz tutacaksın. Zararı yok, kimse olmasın yanında ama olan sana zarar vermesin. Üç kişi de olsalar, Allah yolunda arkadaş edindiklerin çevrenden eksik olmasın. - Haramlardan ve haramlara götüren sebeplerden uzak duracaksın. - Aile saadetini ahiretin açısından çok önemli olarak göreceksin. - Haber programları dâhil, dünyevileşmeye neden olacak bilgi kirliliğinden kendini koruyacaksın. - Çok dua edeceksin. Çok, çoook... Allah yardımcın olsun.
Ümmetin güzel genci! Allah, ilim öğrenmek, Allah’ın dinini yaşamak ve yaşatmak konusundaki gayretini mübarek kılsın. Bu ümmetin bir genci olarak kendini Allah’ın dininin bir temsilcisi gibi görmen çok kıymetli. Allah bu konudaki gayretini ve ihlasını arttırsın. Bu niyetin kolay bir şekilde gerçekleşmeyeceği, beraberinde bir çabayı gerektireceği de aşikârdır. İlim öğrenmenin gerekliliğini fark etmiş olmanız ise çok güzel. Çünkü ilimsiz nefes almamız mümkün değildir. Kendimizi ilimle donatmadıkça etrafımıza faydamızın olması da söz konusu olamaz. İlk olarak ilmihal bilgisini mümkün olduğunca sağlam bir şekilde öğrenmeyi hedef edinebilirsiniz. İkinci olarak da vaktinizin müsaitliği doğrultusunda Kur’an-ı Kerim ezberine vakit ayırmanız faydalı olacaktır. Bunun ardından hadis okumaları gelmelidir. Özellikle Riyâzü's-Sâlihîn’i şerhli olarak muhakkak okumalısınız. Bunu yaparken kendinize notlar çıkarmanız ve bitirdiğiniz her cilde özel kısa özetler hazırlamanız da çok faydalı olur. İbadetlerimizde de ilim öğrenme gayretimizde de iki önemli şart vardır: İhlas ve Peygamber Efendimiz’in sünnetine uygunluk. Yaptığınız her işte bu iki ölçüye uygunluk arayabilirsiniz. Çok hızlı yol almak istersek çabuk yoruluruz. Bu yüzden tembelliğe kaymadan, ancak içinde bulunduğumuz şartları da gözeterek dengeli planlar yapmalıyız. Sabırsız bir şekilde ilerlemek istersek yolda kalabiliriz. Bizimle aynı hassasiyetleri taşıyan insanlarla beraber bulunmak büyük bir nimettir. Bu sebeple salih bir çevre edinmeye gayret edebilirsiniz. Elbette insan her şeyi en mükemmel şekilde yapmak ister. Ancak bunu başaramadığımız zaman şeytanın bizi tamamen hiçbir şey yapmamaya sürüklemesine de izin vermemeliyiz. Az da olsa sürekli yapılan amel, ara sıra çok yapılan amelden daha hayırlıdır. Bunu Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin öğüdü olarak her zaman göz önünde bulundurmalıyız. Bahsettiğim bu çalışma planını uyguladıktan sonra nasıl bir yol izlemeniz gerektiğine dair daha net bir fikir edineceksiniz Allah’ın izniyle. Önemli olan, Allah’ın yardımına her an muhtaç olduğumuzu unutmamak ve umudu elden bırakmamaktır. Ümmetin hali ile ilgili sorduğunuz soruya gelince; Allah’ın vaadi haktır ve Allah nurunu tamamlayacaktır. Ancak bu durumda bize düşen, sabrederek beklemektir. Allah’ın kaderinin tecelli edeceği güne kadar sabretmek, en büyük ibadetlerimizden biridir. Allah Teâlâ bizleri murad ettiği zamanda dünyaya gönderdi. Bugün ümmetin başındaki bela ve sıkıntılardan da haberdardır ve bunların tamamı Allah’ın kaderinin bir parçasıdır. Bunu bilerek hareket etmeliyiz. Allah’ın kaderinin tecelli edeceğine dair bir tereddüdümüz yoktur. O halde ümmet olarak sabretmemiz gerektiğini de hatırlamalıyız. Sizin hissettiğiniz sıkıntı, her Müslümanın hissetmesi gereken bir sıkıntıdır. Ümmetin farklı coğrafyalarında müminlerin zulüm görüyor olması elbette kabul edebileceğimiz bir şey değildir. Bu durumun iyileşmesi için dertleniyor olmamız da gayet tabiidir. Bu konuda dert taşımamak, kendimize bir zarar dokunmadığı müddetçe sorunlarla ilgilenmemek Müslümanca bir tavır değildir. Aynı hassasiyeti bir haram işlendiğini gördüğümüzde de taşımalıyız. Ancak bize düşen, yalnızca üzülmek değil, ne yapabileceğimiz üzerinde durmaktır. Dünya yaratıldığından itibaren bizim bu dünyadaki varlığımız olsa olsa yüz yıldan ibarettir. Biz ise Allah’ın bu büyük planını yalnızca kendi ömrümüz üzerinden değerlendiremeyiz. Bugün başımıza gelen ve musibet olarak yorumladığımız olayların, yarın ümmetin önünü açacak hadiseler olabileceğini şu an gözlerimizle görmüyor olabiliriz. Tarihte bunun onlarca örneği mevcuttur. Hikâyeye kuşbakışı bakmayı başardığımızda Allah’ın bazen en büyük düşmanların eliyle dahi İslam’a ve Müslümanlara fayda sağlayacak sonuçlar ortaya çıkardığını görebiliriz. Örnek verecek olursak, Kur’an-ı Kerim’in okunmasının yasaklandığı zamanlar İslam’ı ortadan kaldırmadı. Bilakis Kur’an’a hizmet edilsin diye analar çocuklarını Kur’an’a feda etti. Kendi ömrümüze kıyasla hâlâ İslam’ın yeryüzünde hâkim olmadığını düşünüyorsak bu, kısır bir bakış açısı olmuş olur. Bu yüzden mesele yalnızca bir fetih meselesi de değildir. Bugün Kudüs’ü fethetmiş olsak bile, Kudüs’te yaşamaya ve orayı İslam ile ihya etmeye hazır bir neslimiz var mı, öncelikle bunu sorgulamamız gerekir. Belki Kudüs’ü fethetmek de başımızda bir halifenin bulunması da bir günlük bir işin neticesinde gerçekleşebilir. Ancak halife ile yönetilmeye hazır bir nesil bir günde ortaya çıkmayacaktır. Bugün ümmet olarak birlik olamayışımız ve bunun neticesinde başımıza gelen felaketler bir hakikattir. Bununla birlikte bu büyük problemleri tek başımıza ortadan kaldırmak da mümkün değildir. Her insanın kendi çapında yapabileceği muhakkak bir şey vardır. Siyaseten bir ilerleme kaydedemediğimizi düşündüğümüzde, toplumun ahlaki olarak olumsuz gidişatını değiştirmek üzere projeler üretebiliriz. Herkes imkânı doğrultusunda ümmet adına yapabileceği ne varsa onun üzerinde yoğunlaşmalıdır. Elinde ekonomik gücü bulunanlar, müminlerin arkasında mali olarak durmayı hedef edinmelidir. İçinde bulunduğumuz durumda ümitsizliğe düşmek ise bizi, yapabileceğimiz küçük bir şey varsa onu dahi yapmaktan alıkoyar. Herkesin yapabileceği birden çok iş olduğu muhakkaktır. Bugün içinde bulunduğumuz sorunlar kadar sahip olduğumuz nimetler de çoktur. Bu nimetlerin ve fırsatların üzerinde durmayı becerebilmeliyiz. Elimizden neler gelebileceğini tespit etmemiz gerekir. Bu tespitin ardından da bizimle beraber olabilecek insanların var olup olmadığına bakmalı, varsa onlarla birlikte olmayı hedef edinmeliyiz. Tek kalmak, şikâyet ettiğimiz ümmet olamamanın ilk adımıdır. Allah, müminlerin salih ameller üzerinde yarışmalarını emretmiştir. Bunu yaparken ümmeti bir arada tutma işini belli başlı kimselere terk edemeyiz. En basit olarak kendi ailelerimizde, komşularımızda, akrabalarımızda ve arkadaş çevrelerimizde bir arada durmayı, beraber yaşamayı ve kendi küçük çevremizde ümmet olabilmeyi başarabilmemiz gerekir. Bunun yanında o çevre içerisinde hayırda yarışanlardan olabilmek de en büyük adımlardandır. İhlasla ve Rabbimizin Kur’an’ında bizler için belirlemiş olduğu kurallara sadık kalarak, şu an içinde bulunduğumuz mevcut durumu büyük bir imtihan olarak görüp çalışmalar yapmalıyız. Şer’i düzeni bir günde kendi başımıza kurmamız mümkün değilse de evlerimizde bu düzeni hâkim kılabiliriz. Eksikleri ve bu işi yapmaya çalışanların hatalarını zikrederek vakit harcamamalıyız. Bizim işimiz, Allah’ın nurunu tamamlayacağı güne kadar sabrederek çalışmaktır. Bunu yaparken de Allah’tan yardım istemeyi, müminlerle birlikte olmayı ve yanımızda bir kişi dahi bulunuyorsa bunu nimet olarak görmeyi unutmamalıyız. “Nereden başlamalıyız?” sorusunun ilk cevabı, kendimizden başlamak olacaktır. Kendi ahlakımızı, ibadetlerimizi ve Rabbimizle olan ilişkimizi düzelttikçe gerisi Allah’ın izniyle gelecektir. Biz bugün o günlerin geldiğini göremesek de Allah bizi o yolda çalışırken görmüş olacaktır. Bu da bize yeter inşallah. Allah bu uğurda yaptığımız tüm çalışmaları muvaffak kılsın, niyetimizi samimi eylesin. Sizlere de bizlere de kolaylıklar versin. Allah bizleri, bu dini için seçmiş olduğu ve dinine hizmet eden kullarından eylesin.
Siz ahlakınızdan taviz vermeyin. İnsanlarla iyi geçinin. Ama insanları zorlamayın. Farz denecek konularda ve haramlar konusunda bu titizliğinizi koruyun ama diğer ayrıntı konularda abartıya kaçmayın ve insanların sizin gibi olmasını beklemeyin. Yoksa onları kendinizden soğutursunuz. Allah hepinize afiyet versin.
Müslümanca yaşama hassasiyetinizi korumaya yardımcı olabilecek arkadaşlar tercih etmenizi tavsiye ederim. Ahlak sorunu yaşayan bir arkadaşınızdan bir süre sonra etkilenmeyeceğinizin garantisini veremezsiniz. Küsmeyin ama mesafenizi doğru ayarlayın. Kendinize güzel bir arkadaş çevresi oluşturmaya çalışın. Çok arkadaşınız değil kaliteli az arkadaşınız olsun. Yaptığınız arkadaşlıklar sizi yormasın ve yıpratmasın. https://fetvameclisi.com/fetva/gunahkar-arkadaslarimla-irtibatimi-kesmeli-miyim https://fetvameclisi.com/fetva/islami-hassasiyetlerimi-koruyabilmek-icin-insanlardan-uzak-durmam-dogru-mudur https://fetvameclisi.com/fetva/iman-ve-ahlak-sikintisi-olan-kisilerle-arkadaslik-yapilabilir-mi https://fetvameclisi.com/fetva/kisi-arkadasinin-dini-uzeredir-hadisini-nasil-anlamaliyiz
Siz olayı kendi zaviyenizden değerlendirdiğiniz için haklı duruyorsunuz. Eğer sadece siz sözkonusu iseniz ben de size katılıyorum. Hatta şehre bile inmeyin, köylerde yaşayın. Ama biz, sadece bizim için yaşamıyoruz. Eğer dinimiz, bizim çalışmamızla veya bir dağda boşu boşuna durmamızla bile kazanan taraf olacaksa çaresiz dinimiz için olanı yapacağız; oturamayız, uyuyamayız. Olaya sizin veya ailenizin gözüyle bakmamaya çalışın. Bir Müslüman olarak görmeniz daha doğru olur. Elbette bu süreçte hak için başlayıp batıl için yol almamaya da özen göstereceğiz. Gayretlerinizin artmasını temenni ediyorum. Allah’a emanet olunuz.
Aleykümselam. İmansız biri ile sosyal ilişkide sorun yoktur. Seviyeli ve mesafeli bir ilişki kurulabilir. Onu kurtarırken sizin ayağınızın kayacağı, imanınızda gedik oluşacak bir iş sakın yapmayın. Ona verebileceğiniz en güzel öğüt, sizin şahsiyetinizi görmesidir. Sizin iyi bir mü'min, iyi bir insan olarak oluşturacağınız şahsiyetten daha iyi bir ders olamaz. Bu da geniş bir zamanda sabırla çalışmak demektir. Allah yardımcınız olsun.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Bir insanın imanının gittiği ancak kesin bir bilgi ile söylenebilir. 'Olabilir' türünden bilgilerle kimseye imansız denemez. İmanın düşmesinde elinizde kati bir bilgi yokken de sizin nikâhınızın düştüğünü söylemek mümkün değildir. İnşaallah daha sonraki dönemde imana yeniden döndüğünü gösteren belgeler kati olur ve siz rahat etmiş olursunuz.
Yorumlanabilir işleri mümkün oldukça iyiye yorumlamayı ilke edinmeliyiz. Ölüp Rabbine gitmiş bir mü’min hakkında bu tür konuşmalar yapılmamalıdır.
Maalesef Müslümanlar arasında çıkan bazı gruplar, İslam namına yalan uydurmayı bir iş zannetmişlerdir. Bilhassa Şiilerin bu tür asılsız ithamları yaygındır. Değil inanmak, bilgi yerine koyup ilgilenmek bile makul değildir. Okumamış olun gitsin.
Bir kere yaşadığımız ortamın bir İslam Devleti olmadığını bilmeniz gerekiyor. Bulunduğumuz şartları İslam devletinde bir mü’minin yapacağı işlerle kıyas etmeniz makul değildir. Zekât ve vergi bir arada olmaz, bu doğrudur. Bulunduğumuz yerin zekât yeri olmadığı da başka bir doğrudur. İki doğruyu birbirine karıştırmayalım.
Klozet şeklindeki tuvaletin etrafı genellikle necaset almaz. Evdeki terliklerin orada kullanılmasının necasete temas etme ihtimali oluşturmayacağını düşünürüz. Özel bir durum olmadıkça sıkıntı da yoktur.
Nikâha zarar vermeyebilir ama insanlığa zarar verir. İnsanlığın zarar gördüğü yerde de din zarar görür.