Fetva Meclisi
Soru
Hocam internet sayfanızda kaderle ilgili çok güzel bir videonuzu izledim. Yalnız merak ettiğim bir şey var, istemeden yapılan günahlar ve hatalar mutlak kader değil, Allah irademizi kullanarak seçme hakkı vermiş, doğru yolu göstermiş ve bizim irademize mi bırakmış? Ayrıca yaşanılan kazada öleceğini bilse o yola çıkmazdı, iradesi dışında mutlak kader mi oluyor? Bu ayrımı nasıl yapıyoruz?
Cevap
Benzer fetvalar
Kader insanların müdahale edebileceği bir şey değildir. Müdahale edemeyeceğin bir şey hususunda da bu kadar endişelenmene gerek yok. İnsan sadece verdiği kararlardan, söylediği sözlerden, yaptığı davranışlardan mesuldür, sorumludur. Kadere dair durduğumuz nokta şu olmalı, geçmiş hakkında pişmanlıklar kuyusuna düşme riski oluşunca veya gelecek hakkında kaygılar ve korkular fırtınasına yakalanınca kaderi hatırlayarak kalbimizi sakinleştirmeliyiz. Allah'ın vardır bir bildiği, deyip Allah'a tevekkül edebilmeyi kolaylaştırmalıyız. Arkadaşlarını kader karşına çıkarmış olsa ne olur, çıkarmamış olsa ne olur? Her halükarda onlarla karşılaşınca sorumlulukların olmuyor mu? Sözlerinden, fiillerinden sorumlu değil misin? Öyleyse sen bu konularla ilgilen. Diğer kısmı ne değiştirebileceğin, ne öğrenmekle çok faydalar elde edebileceğin bir şeydir. Sana yarayacak olan sorumluluklarının farkında bir birey olarak iyiliği ve güzelliği hedefleyen ve bu uğurda gayret ve samimiyet gösteren bir Müslüman olmak. Allah yardımcın olsun. Allah'a emanet ol.
O'na itaat edelim diye yarattı. Bizim O'na ihtiyacımız olduğu için yarattı. Hoşumuza giden zevkleri de O verdi. Zorlanacağımız işleri de O emretti. Böylece kim samimi bir şekilde yaratıcısına vefa gösterecek kim de O'na nankörlük edecek bunu görmek istedi. Böylece hiç kimsenin mazeret hakkı kalmayacak ve herkes kendi işlediği amellerle cenneti ya da cehennemi hak edecek. Yaptıklarımız bizlerin şahidi olacak. Allah bunları biliyor ama bizim de mazeret etme hakkımızı kaldırıyor ve bu noktada hiç kimseyi zorlamıyor, kilitlemiyor. Her insan kendi özgür iradesiyle doğruyu ya da yanlışı tercih ediyor. İmanın hakikati de burada ortaya çıkıyor. Haramlardan kaçmak ve emredilen ibadetleri yapmak kendine zor gelen insanlar iman etmemekle çözüm bulacağını zannediyor. Gerçekten düşünen insanlar ise meseleyi idrak ediyor ve imanın tadını alıyor. Allah doğrudan ayırmasın.
Karşınıza çıkan ne varsa bu hayatta o, muhakkak Allah'ın iradesi iledir. Ne evlilik ne de başka bir şey bunun istisnası değildir. Ancak karşımıza çıkmasının nedeni Allah'tan kaynaklanıyor olsa bile bizim, her şey elimizde imiş gibi beşeri seçeneklerimizi değerlendirmemiz gerekmektedir. Hayat, bütünüyle bir imtihandır. Bu imtihan gereği olarak da evlilik yapıyor diğer işlerde irade kullanıyoruz. Özet olarak siz, Allah Teala size hiç karışmıyormuş gibi evlilik seçeneklerini kullanacaksınız. Helal/haram kurallarına dikkat ederek bir sonuca ulaşacaksınız ve neticede imtihan kazanacaksınız. İmanımız bu şekildedir. Allah yardımcımız ola.
Selamünaleyküm. Biz bu dünyada imtihan için varız, kader imtihanımızın nasıl olacağını belirleyen sistemin adıdır. Tavırlarımız, hatalarımız bedelini ödeyeceğimiz işlerimizdir. Kaderimizde yazsa da yazmasa da biz, yaptıklarımızın hesabını vereceğiz. Kadere imanımız bunun içindir.
Selamünaleyküm. Bu soru, ashap tarafından Resûlullah sallallahu aleyhi veselleme de soruldu. Verdiği cevap sizin için de yeterlidir zannederim. Buyurdu ki: 'Herkes, yaratıldığına yürütülür.' (Örnek olarak bkz. Müslim, 2629.hadis) bundan da anlaşılıyor ki, bizim çalışmamız, bizim için yazılan kaderi hak etmişliğimizi ispat etmek içindir.
Bu soruda denge yok. Sadece “ağlamak günahtır” cümlesini kurduğumuzda hiçbir sonuç alamayız. Çünkü böyle bir şey yoktur. Konunun ayrıntısına ise şöyle girebiliriz: Ağlama fiili Türkçemizde feryat etmek, bağırmak, hıçkırıkla ağlamak ve içten içe ağlamak, gözyaşı ile ağlamak şeklinde birden çok şekli ile kullanılır. Bunların her biri farklı ağlamalardır ve hükümleri de farklıdır. Tabii bir duygu ile gelen ağlama var, yapay olarak çevreye uyum sağlayıp ağlar gibi ses çıkarmak var. İkisinin hükmünün aynı olması beklenemez. Evet, Peygamber aleyhisselam efendimiz de ağlamıştır ama feryat etmemiştir. Ağlaması bir duygusal sonuçtu, kadere isyan olan bir refleks değildi. İnsan, sevinçten de ağlar üzüntüden de. İçindeki merhamet de insanı ağlatır korku ve endişe de. Yalandan da ağlanır gerçekten de. Acı da ağlatır gıdıklanma da. Münafık da ağlar mümin de. Bunlar dışarıdan ağlama olarak görülür ama asla aynı değildirler. İnsanın şahsiyetini yıpratan, kadere itiraz nitelikli ağlamalar yasaklanmıştır. Duygusallığın ve yaşanan acının sonucu olarak içten gelen ağlama fıtratın gereğidir. İnsanız, aciziz, faniyiz, garibiz, mahzunuz; elbette ağlarız ama sınırları aşmayız.
evlilik konusundaki diğer fetvalar
Ben de anlatamam kardeşim. Sadece şunu bilir söylerim: Her bataklık böyle bir iki damlalık yağmurla oluşmuştur sonunda.
Nişanlılar asla nikâhlı gibi değildirler. Nişanın hiçbir bağlayıcı değeri yoktur. Nişanlılar görüşebilirler ama evlendikten sonrasına da görüşecek şey bırakmalıdırlar. Aşırı muhabbetten o dönemde çatlaklar çıkabilir. Nişanlılık dönemi de olağanüstü durumlar hariç üç ayı geçmemelidir. Bu dönemde şu kadar görüşebilirler diye bir kural yoktur. Sulandırmadıkça ve caiz olmayacak bir şekilde görüşmedikçe görüşüp konuşabilirler. Yanlarında üçüncü bir kişinin bulunması onların lehinedir.
Sağlıklı olmak herkese göre değişken bir sonuçtur. Dinen böyle bir yasak yoktur. Akıl ise herkese göre herkeste farklı çalışır. Bunu bir hocaya değil aklınıza sormalısınız. Aklınızı da paradan ve duygusallıktan arındırarak sormalısınız.
Günahın hacmi ve sayısı ne olursa olsun TEVBE bütün günahların temizleyicisidir. Sorun, tevbenin temizlemesi veya temizlememesi değil hata eden müminin samimi bir tevbe edip etmemesidir. Bu nedenle size şunu tavsiye edebiliriz: A- Tevbenin en büyük desteği, gerçek oluşunun belgesi kulun, Allah'ı Rabbi olarak bilip, Rabbine itimat etmede ciddi olmasıdır. “Acaba tevbem kabul olur mu?” Endişesi yerine, “Ben tevbe etmesem kim eder?” Mantığı ile bakmalıdır konuya. Tevbeyi bir kurtuluş kapısı olarak gören mümin, yönünü bulmuş mümindir. Yönünü bulan da er veya geç hedefine erer biiznillah. Bu noktayı tekrar tekit edelim: Tevbeyi ne kadar kurtarıcı görebiliyoruz, ne kadar da klasik bir pişmanlık yöntemi olarak görüyoruz, sorun buradadır. B- Tevbe bir ACİL KURTULUŞ PLANIDIR. Acili ertelemek kurtuluşu ihmal etmektir. Dolayısıyla TEVBE hemendir, ertelendikçe işlerliği azalabilir, kabul oranı sıkıntıya girebilir. Sloganımız şudur: Her günah için ilk iş hemen tevbedir. Hemen ve ertelemeden. Şeytan haramlara iterken hangi gücünü kullanıyorsa haram işlemiş bir mümini, hiçbir şey olmamış gibi oyalarken de o gücünü ve şeytanlığını kullanmaktadır. Haram işlemek bir haram, hiçbir şey olmamış gibi devam etmek öbür haramdır. Buna dikkat edeceğiz. C- Tevbenin en aktif şartı korunmasıdır. Tevbe eden, günah işlememiş gibidir. Günah işlememiş biri olmayı bir avantaj olarak kullanıp temiz yaşamaya gayret etmek, tevbeyi hazmetmektir. Hazmedilmiş bir tevbe biiznillah, Allah'ın huzuruna temiz çıkmaktır. D- Tevbenin felsefesini, günahın geçmiş seyrini sık sık gündem yapıp stres yoğunluğu yaşamak da bir tuzaktır. Her türlü tuzaktan korunmak gerekir. Özet olarak size şunu söylemeliyim: Tevbe et. Tevbeni koru. Tekrarına karşı uyanık ol. Allah'a güven. Bu güveni sözde kalmaktan koru, pratik olarak göster. Ömrünün sonuna kadar.
Tevbe et. Tevbe et ve kurtul. Tevbe temizler. Gerçekten ve samimi bir tevbe yeniden doğmaktır. Tevbe et, kurtul ve mü'mince yaşamaya kararlı ol.
Erkeğin eşine söz verdiği mehir (mihr/mehr) eğer “sonra” şeklinde ertelenmiş ise bu bir borçtur. Diğer borçlarla da bir farkı yoktur. Alacaklının eşi olması erkeğin borcunu savsaklamasına ruhsat oluşturmaz. Mesele mali mesele olduğunda eşler arasındaki bağlantı normal yabancılar arasındaki bağlantı gibidir. Belli bir süre ve zaman belirlenmiş ise o zaman geldiğinde ödeme yapmalıdır. Esnek bırakılmış ise de çok geciktirilmeden yine ödenmelidir. Eşler arasında konuşulmayan bir konuya dönüşmüş ise yani kadın bunu talep etmiyor gibi davranıyorsa bu durumda erkeğin sıkıştırılması gerekmez. Ancak kadın erkekten önce ölürse kadının ödenmemiş mehri, varislerine intikal eden bir malı gibi işlem görür; erkek kadının varislerine mehir borcunu öder.