Fetva Meclisi
Soru
Hocam, evlilik kader mi? Biz doğduğumuz gibi yüce Allah evleneceğimiz insanı belirliyor mu? Yoksa Allah bu konuda iradeyi bize mi bırakıyor, karşımıza talipler çıkarıyor ve seçimi biz mi yapıyoruz? Burada irade ne kadar elimizde? Ben hep, evleneceğimiz insanı Allah belirler karşımıza çıkarır ve içimize sıcaklık koyar biz de evleniriz, diye biliyordum. Ama yaptığım okumalarda, evliliğin seçme hakkının tamamen bize ait olduğunu, Allah’ın sadece kişiyi karşımıza çıkardığını ama gerisine müdahale etmediğini okuyup duyuyorum. Bu nedenle kafam çok karıştı. Beni aydınlatırsanız çok memnun olurum.
Cevap
Benzer fetvalar
Mümin elinden geleni yapar. Önüne gelen fırsatları değerlendirmeye çalışır. Gerisini de dert etmez. Kadere iman budur. Evlilik için ve her şey için kader budur. Bunun ayrıntılarına dalmak ise bile bile kendini yıpratmaktır.
Şu hayatta kimin her istediği, istediği gibi olmaktadır? Biz, yazılan kaderimizi yaşıyoruz, kendi kaderimizi yazma imkânımız yoktur. Sizin evlenmeniz olduğu gibi kaderinizdir. Size iki şeyi hatırlatmak isterim: Birincisi “evlenemiyorum” diyebilmeniz için beklemeniz gereken süreyi nasıl belirlediniz? Evlenmenin yaşı mesela yirmi olarak son mudur? Zihninizdeki olguları bedeniniz ve hayatınız için son kanun olarak mı görüyorsunuz? İkinci olarak da şunu düşünmenizi tavsiye ederim size: Evlenmek mutluluğun garantisi midir? Milyonlarca genç kadın “dul” vasfı ile hayat sürdürüyorlar. Allah sizi, “dul” kalmanız anlamına gelebilecek evliliklerden korumuş olamaz mı? Hayata daha geniş açıdan bakmaya çalışalım. Yapabildiğimizi yapıp tedbir alalım ama olmayana esef etmeyelim. Allah yardımcınız olsun.
Evet, böyle bir hadis kitaplarımızda vardır ama bu hadis sahih değildir yani bir konuda bağlayıcı nitelikte değildir. Bir çeşit kültürel bilgi niteliğindedir. Evliliğin kaderle olduğu kesindir asla tartışılabilir yönü yoktur. Hayatımızın her alanında olduğu gibi evlilikte de kader yürür. Biz ise kaderi bilmediğimizden kendimiz arar bulur evleniriz. Kaderimize tesadüf edinceye kadar aramamız devam eder. Sonunda geçerli olacak olan kaderimizdir. Biz buna rağmen kendimiz arayıp buluruz. Kaderimiz ne olursa olsun biz, aramak ve gerçekleştirmek zorundayız. Meseleyi böyle anlayabiliriz.
Selamünaleyküm. Anormal şartlar dışında BEĞENİP SEVDİĞİMİZ biriyle evlenmeliyiz. Evlilik bin bir dikenli bir bahçe gibidir. Bir de sevmeden beğenmeden girildiğinde dikenleri yara bere eder evliyi. Ama beğenilip sevilirse dikenlerin bir bölümü hissedilmez. Mesele budur. Bizim sadece evliliğimiz değil; her nefesimiz bile kaderimizde sabittir, yazılıdır. Biz, bizim için ne yazıldığını bilmediğimizden yoğun bir taleple araştırırız. Sonunda da gittiğimiz aslında yazılı olan kaderimizdir. Allah'a emanet olun, işiniz asan olsun.
a- Kadere iman ettiğimizi unutmayalım. Cennete, cehenneme iman ettiğimiz gibi kadere de iman ediyoruz. Kader şu demektir: Rabbimiz, biz yaratılmadan önce bize ait her şeyi yazmıştır, yazdığı da gerçekleşecektir. O'nun yazısını bozacak bir güç yoktur. Eğer Allah size bir evlilik yazdı ise muhakkak o yazdığı vakitte evleneceksiniz. Yazmadı ise de kesinlikle evlenemezsiniz. Sudan bahanelerle, her tuttuğunuz elinizde kalır, bir türlü düzelmeyen terslikler hiç eksik olmaz. b- Ne evlenmek kurtuluştur ne de bekâr kalmak helâk olmaktır. Herkes imtihan halindedir. Hangi halin kıymetini bilip imtihanı kazanabilirsek bizim için hayırlı olan odur. c- İnsan olarak biz, üzerimize düşeni eksiksiz yapmaya mecburuz. Evlenmemiz gerekiyorsa evlilik yollarını kullanırız. Hasta olursak tedavi sürecini işletiriz. Sonra da kendimizi Rabbimizin koruması altında huzur içinde hissederiz. d- Şüphesiz evlilik, bedenlerin birleşmesinin adıdır. Eşler kesinlikle körü körüne evlenmemelidirler. Beyinlerinin ve gözlerinin doyduğu bir evlilik daha doğru olandır. Sizin, evleneceğiniz eş adayında güzellikten vesaireye kadar bazı şartlar aramanız pek tabiidir. Şu kadar ki, yeri geldiğinde aradığınız şartlar arasında öncelikli ve vazgeçilmez gibi bir düzenleme yapmalısınız. Mesela yaşınız ilerlediğine göre dün aradığınız şartlardan bazılarını hafifletebilirsiniz. e- Kesinlikle kendinizi güzellik ve çekicilik bakımından helallik sınırları içinde bakımlı tutmalısınız. Siz, bazı şartlar aradığınız gibi erkeklerin de aradığı şartlar vardır ve bu şartların önemli bir bölümü sizin elinizle sunulabileceklerdir. Allah'a tevekkül edin, çok dua edin, sabredin; son gülen iyi güler bunu unutmayın.
Selamünaleyküm. Böyle bir evliliğin dinen hiçbir sakıncası yoktur; evlenebilirsiniz. Ne var ki, bugüne kadar böyle bir evlilikte başarı oranı istatistiği büyük rakamlarla etkilemeyecek kadar düşük kalmıştır. Bu nedenle de sizi çevreniz ikaz etme ihtiyacı hissetmiştir. Size tavsiyemiz şudur: Evlilik sizin için olmazsa helak olacağınız düzeyde bir ihtiyaç değilse evlenmeyin, bekleyin.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Kur'an ve Sünnet'te ISKAT örneği yoktur. Hanefi ulemasının kitaplarında geçen bu uygulama, o kitaplarda da hararetle tavsiye edilen bir şey değildir. Zira ISKAT, düşürmek demektir. Yani kulun namaz ve benzeri borçlarını düşürmek anlamına kullanılmaktadır. İslam dininin özüne ters düşebilecek bir uygulama olarak bunu delillendirmek de zordur. Size tavsiyem şudur: 1- Babanızın kul hakkı cinsinden olan borçlarına öncelik verin. İnsanlarla alıp verdiklerini gözden geçirin. Onu kul borcundan kurtarın. 2- Onun adına gücünüz yettikçe sadakalar verin. 3- Onun dostlarını ziyaret edin, gönüllerini alın. Yılda bir kere bunu yapabilirsiniz. 4- Babanız için çokça dua edin, istiğfar edin. Allah'a emanet olun.
Önce şunu bilelim: İbadetler TEVKİFİDİR. Yani gerekçelerine dayalı olarak değil de emredilmelerine binaen yapılırlar. Eğer bir gerekçe belirtilmiş olursa o gerekçeyi ihya ederiz. Mesela muharrem orucunun gerekçesi, Musa aleyhisselamın Firavun zulmünden kurtulmasına dayalı bir gerekçedir. Ama umumiyetle ibadetlerde gerekçe bize belirtilmemiştir. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin hayatında pek çok önemli işin Pazartesi ve Perşembe günlerine rastladığını görüyoruz. Doğum, hicret ve benzeri mühim olaylar bu iki günde gerçekleşmiştir. Amellerin Allah'a arz edilmesi şeklinde bir izah da vardır. Ama doğum gününe binaen oruç tutması şeklinde bir özel uygulama yoktur. Allah'a emanet olunuz.
En temel fıkhî kurallardan biri, ne zulmetmenin ne de zulme katlanmanın uygun olmadığı kuralıdır. Mü'min zulmetmeyeceği gibi zulme karşı pasif de kalmaz. Yasaların size tanıdığı hakları kullanmanız uygun düşer. Yalnız şunu bilmenizde yarar vardır: Şimdi bütün arkadaşlarınızın sizin gibi düşündüğünü zannederek yola çıktığınızda tek kalma ihtimalinizi de gözardı etmeyin. Allah yardımcınız olsun.
Ulemamızın genel görüşü, kadının tek başına 90 kilometreden uzun bir mesafeye gidemeyeceği, bunun haram olduğu şeklindedir. Bu görüşün dayanağı da sahih bir hadisi şeriftir. Asrımızda yaşayan bazı alimler ise hadisteki gerekçelerin ortadan kalktığını (güven ortamının oluştuğunu) ileri sürerek kadının tek başına yolculuk yapabileceğini söylemişlerdir. Bu hususta iki ilkeyi konuşabiliriz: a- Evli bir bayan hiçbir şekilde eşinin izni olmadan böyle bir yolculuğa çıkamaz. b- Çok acil durumlar için böyle bir ruhsatı kullanabiliriz. Yeter ki gevşeklik ve önemsememek gibi bir nedenden kaynaklanmasın. Mesela acil bir tedavi, bir cenaze gibi nedenle kadın yola çıkabilir.
Anne ve babalarımızın Allah'ın ve Resûlü'nün önüne geçme hakları yoktur. Sakal kesmeye hiçbir şekilde karışamazlar. Ama kısaltma konusunda gönüllerinin alınması gibi bir yol denenebilir. Zira kesmekle kısaltmak aynı hükmü taşımamaktadır. Fakat buna rağmen sizin tepkinizde kabalık bulunmasın.
TAHLİL YAYINLARI'ndan RAHMETİN KAPISINDA isimli kitabı isterseniz istifade edeceğinizi umarım. Allah'a emanet olun.