Fetva Meclisi
Soru
Bir kamu kurumunda şefim. Bir üstüm, amirim, her konuda kendini düşünerek hak hukuk ve adalet gözetmeksizin ben ve diğer ekip arkadaşlarımın mesai ücret konusunda hakkımızı yiyor. Ekipte ben de dahil 15 arkadaşımızın fikri bu, müdürlerimize iki yüzlülük yapıyor kendi menfaati için ama müdürlerimiz bunun gerçek yüzünü göremiyorlar. Herkes şikayetçi bu durumdan bu. Durumumuzu en üst makama, müdürümüze açıklamamız doğru olur mu?
Cevap
Benzer fetvalar
a- Meri yasalara uygun ve insana zulüm olmayan, Allah’ın Şeriat’ına muhalif olmayan her emre uymaya mecbursunuz. b- Sizin açınızdan net bir iyilik olmayan ama aykırılığını da belgeleyemediğiniz emirlere de uymak durumundasınız. c- Açık bir haram veya açık bir zulüm olan işlerde ise İKAZ ETMEK durumundasınız. İkazınız fayda vermiyorsa haram ve zulme maşa olmayacaksınız. Yasal haklarınızı ve benzeri fırsatları değerlendireceksiniz. Buna rağmen emir veriliyorsa itaat etmeyeceksiniz. İşinizden atılmanız aç kalmanız demek olmaz. Rızık Allah’ın elindedir.
Bir binanın çatı ve sonrası, o binada hakkı bulunan bütün mal sahiplerinin ortak malıdır. Onlardan biri izin vermedikçe ortaklardan biri orayı kendi özeli için kullanamaz. Siz ancak sizin hakkınız kadar kullanabilirsiniz. O hak oranınızı da belirlemek mümkün değildir. Zira size ait olan kısım sabit değildir, ortaklar toplanıp herkesin yerini tespit etmeli ve ona göre kullanmalıdır. Siz oraya iki minder koyunca tamamını kullanmış gibi olursunuz. Bütün maliklerin ortak şekillendirme yapması sonrasında o tür yerler kullanılabilir. Dolayısıyla sizin yaptığınız yanlıştı, bir kul hakkı ihlali idi. Sizin onlardan özür dilemeniz gerekir. Fıkhen durum böyledir.
Elbette mü'minlerin birbirlerini basit görmeleri hatta zararlı saymaları yanlıştır. Cemaat önderleri böyle bir anlayışa sebep olacak söz ve davranışlardan uzak durmalıdırlar. Şu iki husus da önemli bir tespit olarak zihnimizde bulunmalıdır: a- Nihayetinde cemaatlerin söyledikleri birbirlerinin zıddı şeyler değildir. Kur'an aynı, fıkıh aynı; nedir farklı olan o zaman? Metotlar farklıdır. Zaten itikat konularında bir farklılık varsa o takdirde biz kendimizi zararlı çevreden koruruz. Ama metot farklılıklarını öne sürerek cemaatler arasındaki mesafeyi büyütmek sakıncalıdır. İslam'ın ruhuna aykırıdır böyle bir şey. b- Belli bir ilmi seviyesi olmayan bir Müslüman'ın her çiçekten bal toplamaya kalkışması da iyi sonuç vermeyecek bir davranıştır. Ama bu, bir oradan bir buradan alma, zevke göre seçme şeklinde olduğunda yanlış olabilir. Kur'an'ı anlatan dinlenmeli. Temel ilkeleri anlatan dinlenmelidir. Bunda bir hata olmaması gerekiyor. Şüphesiz kalpleri ve niyetleri Allah Teâlâ bilir ama müşteri ve kaynak kaçırma endişesi sizin zikrettiğiniz konunun temelinde yatıyor olsa gerek. Allah'tan bizi fitneye düşmekten korumasını dileriz.
Selamünaleyküm. Sözü edilen işte bir hile ve yalan söz konusu olmadan 'ücret budur, gelecek olan versin' dendi ise sakınca yoktur.
Zulme, haksızlığa ve hileye tevessül etmek, ona yardımcı olmak bir kul hakkıdır. Direkt bir kişi o hakkın sahibi görünüyor olmasa da bu bir hatadır, mü'min böyle işlere tevessül etmemelidir. Herkesin yapıyor olması mü'minin kalbini rahatlatmaz.
Selamünaleyküm. Siz, imanınızın gereğini yapmakta istekli olun. Buna gücünüz yetmezse size uygulanana evet deyin. Kur'an'a göre fazla almanız gerekeni alamamış olursanız o hakkınızı Allah alır. Kur'an'a göre az almanız gerekirken fazla alırsanız onu da kimin hakkı ise ona iade edersiniz. Böylece kalbiniz de rahat olur cüzdanınız da.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Ulemamızın genel görüşü, kadının tek başına 90 kilometreden uzun bir mesafeye gidemeyeceği, bunun haram olduğu şeklindedir. Bu görüşün dayanağı da sahih bir hadisi şeriftir. Asrımızda yaşayan bazı alimler ise hadisteki gerekçelerin ortadan kalktığını (güven ortamının oluştuğunu) ileri sürerek kadının tek başına yolculuk yapabileceğini söylemişlerdir. Bu hususta iki ilkeyi konuşabiliriz: a- Evli bir bayan hiçbir şekilde eşinin izni olmadan böyle bir yolculuğa çıkamaz. b- Çok acil durumlar için böyle bir ruhsatı kullanabiliriz. Yeter ki gevşeklik ve önemsememek gibi bir nedenden kaynaklanmasın. Mesela acil bir tedavi, bir cenaze gibi nedenle kadın yola çıkabilir.
Kur'an ve Sünnet'te ISKAT örneği yoktur. Hanefi ulemasının kitaplarında geçen bu uygulama, o kitaplarda da hararetle tavsiye edilen bir şey değildir. Zira ISKAT, düşürmek demektir. Yani kulun namaz ve benzeri borçlarını düşürmek anlamına kullanılmaktadır. İslam dininin özüne ters düşebilecek bir uygulama olarak bunu delillendirmek de zordur. Size tavsiyem şudur: 1- Babanızın kul hakkı cinsinden olan borçlarına öncelik verin. İnsanlarla alıp verdiklerini gözden geçirin. Onu kul borcundan kurtarın. 2- Onun adına gücünüz yettikçe sadakalar verin. 3- Onun dostlarını ziyaret edin, gönüllerini alın. Yılda bir kere bunu yapabilirsiniz. 4- Babanız için çokça dua edin, istiğfar edin. Allah'a emanet olun.
TAHLİL YAYINLARI'ndan RAHMETİN KAPISINDA isimli kitabı isterseniz istifade edeceğinizi umarım. Allah'a emanet olun.
Bu meseleyi mezhep meselesi olarak görmeyelim. Mesele Allah'ın haramlarından korkmakla ilgili bir meseledir. Büyük bir cüret içine girmişlerdir. Hocaya mal edilen görüş ise şu şekildedir: Eğer emme bir iki damla şeklinde ise böyle bir ihtilaftan söz edilebilir. ama ne kadar emdiğini şu anda bilmemiz ne kadar mümkündür? Gençlere Allah'ı hatırlatmaktan başka çaremiz yoktur. Allah yardımcımız olsun.
Karşınıza çıkan ne varsa bu hayatta o, muhakkak Allah'ın iradesi iledir. Ne evlilik ne de başka bir şey bunun istisnası değildir. Ancak karşımıza çıkmasının nedeni Allah'tan kaynaklanıyor olsa bile bizim, her şey elimizde imiş gibi beşeri seçeneklerimizi değerlendirmemiz gerekmektedir. Hayat, bütünüyle bir imtihandır. Bu imtihan gereği olarak da evlilik yapıyor diğer işlerde irade kullanıyoruz. Özet olarak siz, Allah Teala size hiç karışmıyormuş gibi evlilik seçeneklerini kullanacaksınız. Helal/haram kurallarına dikkat ederek bir sonuca ulaşacaksınız ve neticede imtihan kazanacaksınız. İmanımız bu şekildedir. Allah yardımcımız ola.
Önce şunu bilelim: İbadetler TEVKİFİDİR. Yani gerekçelerine dayalı olarak değil de emredilmelerine binaen yapılırlar. Eğer bir gerekçe belirtilmiş olursa o gerekçeyi ihya ederiz. Mesela muharrem orucunun gerekçesi, Musa aleyhisselamın Firavun zulmünden kurtulmasına dayalı bir gerekçedir. Ama umumiyetle ibadetlerde gerekçe bize belirtilmemiştir. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin hayatında pek çok önemli işin Pazartesi ve Perşembe günlerine rastladığını görüyoruz. Doğum, hicret ve benzeri mühim olaylar bu iki günde gerçekleşmiştir. Amellerin Allah'a arz edilmesi şeklinde bir izah da vardır. Ama doğum gününe binaen oruç tutması şeklinde bir özel uygulama yoktur. Allah'a emanet olunuz.