Fetva Meclisi
Soru
Selamünaleyküm hocam. Namaz esnasında iken verilen selamı el, baş hareketiyle almak yönünde sahih hadisler bulunmaktadır. Yalnız diyanetin sitesinde tahrimen mekruhtur diyor. Hocam bu konu hakkındaki görüşünüz nedir. ALLAH ilminizi artırsın ALLAH'a emanet olun. (KONUYLA İLGİLİ İBN-İ KAYYIMIN ZADÜL MEADINDA OKUDUĞUM KONUYLA İLGİLİ HADİSLER) Câbir diyor ki: "ALLAH Rasûlü (s.a.) beni bir iş için göndermişti. Son-_a ona namaz kılarken yetiştim ve kendisine selam verdim. O da işaretle selâmımı aldı. " Bu hadisi Müslim, Sahîh'inde rivayet etmiştir.[589] Enes (r.a.) der ki: "Hz. Peygamber (s.a.) namazda işaret ederdi.1 Bu rivayeti İmam Ahmed (r.h.) zikretmektedir.[590] Suheyb diyor ki; "ALLAH Rasûlü (sa..) namaz kılarken yanına uğradım; Ona selâm verdim. O da İşaretle selâmı aldı." Hadisin râvisi: "Ancak 'parmağıyla işaret ederek selâmı aldı, dediğini biliyorum" diyor. Bu rivayet, Sünen ile Müsned'dedir.[591] Abdullah b. Ömer (r.a.) anlatıyor: ALLAH Rasûlü (s.a.) namaz kılmak için Küba'ya çıktı. Ensârdan bazı kimseler gelip ona namazda iken selâm verdiler. Bilâl'e: "Namaz kılarken kendisine selâm verenlerin selâmını Allah Rasûlü'nün (s.a.) nasıl aldığını gördün?" diye sordum. Bilâl: "Şöyle derdi" şeklinde karşılık verdi. Hadisin râvilerinden Cafer b. Avn (işaretle selâmın nasıl olduğunu göstermek için) avucunu açtı, içini aşağı, sırtını yukarı getirdi.[592] Bu rivayet, Sünen ve Müsned'dedir. Tirmizî bu hadisi sahih saymıştır. Ondaki metin: "Eliyle işaret ederdi"şeklindedir Abdullah b. Mes'ûd (r.a.) anlatıyor: "Habeşistan'dan döndüğümde Hz. eygamber'e (s.a.) geldim, namaz kılıyordu. Ona selâm verdim, başıy¬la işaret etti." Bu hadisi Beyhakî nakletmiştir.[593]
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Böyle bir haber hadis kaynaklarında vardır. En eski kaynağı da tespit edebildiğimiz kadarı ile Darimî’nin Sünen’idir (449 no’lu hadis). Bu kaynakta sözünü ettiğiniz konu şu şekilde geçmektedir: Sahabeden Cabir radıyallahu anh naklediyor: Ömer bin Hattab radıyallahu anh elinde tevrat’tan bir parça ile Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme geldi. Dedi ki: ‘Ya Resulellah! Bu Tevrat’tan bir paçadır.’ Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ona bir cevap vermedi. O da elindekinden okumaya başladı. O okurken Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin yüzü değişiyordu. Allah ona rahmet etsin Ebu Bekir dedi ki: ‘Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin yüzünü görmüyor musun, başı belalı adam?’ Ömer Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme baktı ve dedi ki: ‘Allah’ın gazabından ve Resûlü’nün gazabından Allah’a sığınırım. Allah’tan Rab olarak, İslam’dan din olarak ve Muhammed’den Peygamber olarak razı olduk.’ Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: ‘Muhammed’e hayat veren Allah’a yemin ederim ki, size Musa görünecek olsa ve beni bırakıp ona uyacak olsanız, hak yoldan sapmış olursunuz. O yaşıyor olsa ve peygamberliğimi bilse bana uyardı.’ Bu hadis genel olarak hasen bir hadistir. Hasen hadis olması da bilgi olarak sağlam bir bilgi olarak önümüzde durduğunu göstermektedir. Buna göre bu hadisin anlatmak istediği konuyu şu şekilde özetleyebiliriz: Ömer radıyallahu anh, önceki kitaplardan birine ait bir parça bulmuş ve onu merak edip Peygamber aleyhisselama getirmiştir. Onunla ilgilenmenin ne gibi bir sakıncası oluşturacağını tahmin edemediği için de elindekini okumaya başlamıştır. Kur'an gibi bir kitabın indiği bir zaman ve yerde kaldırılmış bir kitabın okunmasının görünürde bir sakıncası yok ise de, Müslüman bir toplumun içinde bunun oluşturacağı psikolojik ve sosyolojik sakıncaları açısından Peygamber aleyhisselam onu ikaz etmiştir. Bu ikazdan anlaşılıyor ki, eskilerin kitapları ile ilgilenmek bile neticede Müslümanlar arasında Kur'an ve Peygamber aleyhisselama bakışta bir zafiyet meydana getirebilir olmaktadır. Dikkat edilmesi gereken durum da budur.
Aleykümselam. a- Sözünü ettiğiniz hadisin daha sahih kaynağı Buhari'dir. Hadiste sahihlik açısından bir sıkıntı yoktur. b- Hadisin gösterdiği işaretlerden biri fesatçıların gıybetinin caiz olmasıdır. Sözü edilen kişi Uyeyne bin Hısn veya başka biri, kabilesinin önde gelenlerinden ama şerli bir kişi idi. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem iyi bir mü'min olma umudu ile ona hak etmediği halde hoş davranmıştır. c- Hadisin ortaya çıkardığı ikinci netice mü'min tavrı olarak MÜDARAT'tır. Müdarat, din veya dünya işlerinden biri için dünyalıktan feda etmektir. Aynı şey dünyalık bir şey uğruna dinden feda etmek şeklinde olursa buna MÜDAHANE denir ki o makbul değildir. Netice olarak Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem o kişinin hem herkesçe bilinmesini sağlamış hem de şerrinden emin olunacak şekilde ona tatlı bir dil kullanmıştır. Olmayan bir şeyi var göstermesi de söz konusu değildir.
Selamünaleyküm. Bu hadis sahihtir. Hadisin etrafında döndüğü konu, tevessül ile alakalıdır. Tevessülü sınırsız bir şekilde kabul edenler için iyi bir belge niteliğindedir. Tevessülü kabul etmeyenler ise bu hadise karşı çıkmamaktadırlar. Çıkmaları da mümkün değildir. Onlara göre ise hadisin getirdiği sonuçlar şöyledir: 1- Âma, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemden dua istemiş ve dua isteğinde ısrarcı olmuştur. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de ona dua etmiştir. Duası ile beraber de onun, abdest almasını ve namaz kılmasını istemiştir. Böylece âmanın tevessülü 'salih amel' üzerinden olmuştur. 2- Âma'nın 'şefaatini kabul et' ifadesinin Arapça anlamı, 'duasını kabul et' şeklinde anlaşılır. 3- Bu durum, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin mucizelerinden biridir. Bu da âmanın şifasının tevessülden önce mucizenin eseri olmasını gerektirmektedir.
Selamünaleyküm. Sevgili Kardeşim, söyle zannetmeyiniz: 1- Her konu ile alakalı bir hadis var. 2- O hadisi bulan imam, onunla amel etmiş. 3- O hadisi bulamayan imam da kendine göre bir görüş icat etmiş.4- Sonra kitaplar basılınca, hadisleri kayboldukları yerden biz bulmuşuz ve amel etmişiz. Elbette böyle düşünmüyorsunuzdur ama bu sonuca götüren bir mantığı yansıtıyor 'hadisi bulup onunla amel etme' idraki.Meselenin aslı ise şöyledir: 1- Neyi nasıl yapacağımıza dair kuralımız, önce Kur'an'a bakmaktır. Kur'an'da bir bilgi varsa ve o bilgi açıkça anlaşılıyorsa hemen onunla amel ederiz.2- Kur'an'da bulunmuyorsa ya da Kur'an'daki net anlaşılmıyor ise hadise bakarız. Hadis bize yol gösteriyorsa ve açık anlaşılıyorsa yine tereddüt etmeden ona yöneliriz. Böylece meselede kalmaz. 3- Kur'an'da ve hadiste aradığımız yoksa ashabı kiram başta olmak üzere ulemanın icmaını ararız. Bu ümmet bir hususta icma etmiş ise onunla hemen amel ederiz. 4- İcma da yoksa müçtehit birinin içtihadına başvururuz. O bizim için yön verici olur. Bizim için bilgi kaynağı tasnifinin bu şekilde olduğunu zaten bilmektesiniz. Asıl tıkanılan mesele, ilk girişte işaret ettiğimiz, fukahanın adeta beğene beğene hadis seçtikleri imasını veren düşüncedir. Bu nedenle de bilmemiz gerekiyor ki: a- Fukahanın farklı düşünmek zorunda kaldığı meselelerde büyük oranda birden fazla hadis vardır ve o hadisler farklılık göstermektedir. Hadislerin kendi içinde farklı hükümlere işaret etmesi ve bazılarındaki ifadelerin yorumsuz anlaşılamaz nitelikte olması, imamların o hadislerle ilgili farklı hükümler belirtme nedenidir. Anlaşılan odur ki Allah Teâlâ, dininin bu şekilde yaşanmasını murat etmiştir. b- Bu durumu, uygun bulmayıp, sorunsuz bir fıkıh, ilim sergilemek isteyenler için 'niyetlerinin kötü olduğunu' iddia etmemiz abes olur. Kalpler Allah'a açıktır sadece. Ne var ki, 'İmamlar çıksın biz gelelimden başka bir neticeye de ulaşılması mümkün değildir. Bir müçtehidin peşinden gitmekten başka, sizi kalbinizin rahat edeceği bir noktaya götürebilecek yol yoktur. Allah Teâlâ, razı olacağı amellere hepimizi muvaffak kılsın. Dua eder, duanızı bekleriz.
Selamünaleyküm. Ahlaken sormadan yapmanız uygun olmaz.
Aleykümselam.Ebu Davud'un rivayet ettiği bu hadis sahih değildir. Dolayısıyla namaz gibi bir konuda hüküm oluşturacak nitelikte olmaz. Anlam olarak hadis şu anlamı ihtiva etmektedir: Namazlar konusunda vakit sıkıntısı yaşıyorsan yani her namazı ilk vaktinde hemen kılamıyorsan bari bu iki namazın vaktini önemse. Ezan vakti ile beraber hemen kıl!
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Selamünaleyküm. Geçmişi unutun. Şimdi ne durumdasınız ona bakın. Şu anda ne iseniz bundan sonra da o olun ve bunu bozmayın. Allah sizi öyle kabul edecektir. Ama bozulmayın, dikkat edin.
Nasıl namaz ve oruç ayrı ayrı ibadetler ise kitabımız Kur'an'ı okumak ve onunla amel etmek de ayrı ayrı işlerdir. Namaz kılmayan oruç da tutmasın diyemiyeceğimiz gibi Kur'an ile amel etmeyen, onu anlamayan Kur'an okumasın diyemeyiz. Ne kadar yapabiliyorsak onu yapıp Allah'a yakın olmaya gayret edeceğiz. Bu bir kulluk mücadelesidir. İşi derinleştirirken, bir açıdan şeytanın tuzağına düşüp düşmediğimizi iyi kontrol edelim.
Selamünaleyküm. Bir sureyi birinci rekâtta okuduktan sonra ikinci rekâtta ondan sonraki sureyi okumayıp bir sure sonrasını okumak, adeta sonraki okunan, okunmayandan daha üstünmüş gibi bir anlayış olması endişesine karşı bu mekruh sayılmıştır. İki sure atlanırsa böyle olmayacağıdan kerahet söz konusu değildir.
Selamünaleyküm. Meydanın ehil olmayanların elinde olmasından rahatsızsınız. Bu imanınınzın gereğidir, güzel bir durum. Siz o okulda okuduktan sonra, siz de ehil olmayanlardan olacaksanız meydanı kime bırakacaksınız? Bu çıkmazın çözümü şöyledir: Bulunduğunuz yeri yeterlilik için yeterli görmeyin. Orayı sadece zaruret için kullanılabilecek bir yer olarak görün. Asıl çalışmanızı kendiniz yüklenin, alternatifler arayışında olun. O zaman bunalmadığınızı göreceksiniz.
Selamünaleyküm. Kesinlikle böyle bir şey yoktur; isim güzel bir isimse verebilirsiniz.
Selamünaleyküm. Bu hususta sahih bir kaynaktan aktarılan bilgimiz yoktur.