İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Fetva Meclisi

Soru

Hızlı namaz kılan birine, boşuna kıldığı söylendiğinde çok etkilenmiştim. Namazın belli bir hız limiti mi var?

Cevap

Farzlar, vacipler, sünnetler görüntü olarak yerine getirildiğinde namaz, fiziki olarak kılınmış olur. Şu kadar dakikada kılınacağına dair bir kayıt yoktur, konması da doğru değildir. Kişinin takvasına, dünya meşgalesine, sıhhat durumuna bağlı olarak, bir rekâat iki dakikada da kılınabilir, iki saatte de. Önemli olan bilhassa farzların eksik kalmamasıdır. Fatiha suresinin, hurufatı belli olacak şekilde okunması, daha sonra okunan zammı surenin, tilavet kurallarına uygun okunması önemlidir. Buradaki hızlılık ve yavaşlılık Kur’an tilaveti kurallarına göredir. Çok titiz bir tecvid uygulamasına dönüşmüş tilavet de namazda uygun görülmemiştir. Doğal bir okuyuşla, hatasız okunduğunda gerekli olan süre namaz için aranan süredir. Elle yapılan hareketlerin namazda huşuyu zedelediği bilinmelidir. Namazın gözden kaçan en önemli şartlarından biri, TA’DİL-İ ERKÂN şartıdır. Fıkıh imamlarının büyük bölümüne göre Ta’dil-i Erkân namazın farzlarındandır. Bu da, ihmal edilmesi halinde namazın yeniden kılınmasını gerektiren bir noktaya dikkatimizi çekmektedir.
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Namaz için böyle bir hız ölçümü yapmak doğru olmaz. Herkesin okuma hızı, hareket kabiliyeti farklı olabilir. Gence, yaşlıya göre de değişebilir. Önemli olan "ta'dili erkân" ve gerekli okumaların yerine gelmesidir. Yine de ibadette hız değil, ihlas ve fıkha uygunluk önemlidir, bunu bilelim.

Dört rekatlık bir namazın tadil-i erkana göre ortalama kaç dakikada kılınması ge
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Selamünaleyküm. Bu şikayette biz de varız. İmamlarımızın 'imam' vasfını hak edip etmediklerini düşünmeleri gerekmektedir. Bu hususta hepimizin namaza sahip çıkması gerekir. Başta diyanet olmak üzere sesimizi yükselterek gerçek namaz kalitesine ulaşmak için istekte bulunmalıyız. Muhatabınız biz değiliz ama biz size destekçiyiz. Kırıp dökmeden ikaz etme vazifemizi de unutmayalım. Yine bereket versin ki siz, farzları düzgün kılabiliyorsunuz. Bereket...

Selamünaleyküm. Hocam Vakit namazlarını kıldıran cami imamları sureleri yavaş ve
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bir sahifenin normal, caiz olacak şekilde okunma süresi ortalama belirttiğiniz kadardır. Daha hızlı okuyan da olabilir. Daha hızlı okumanın ne kadar caiz olacağını ise ancak okuyanı dinleyerek söyleyebiliriz. Hele bir dakikadan daha hızlı olması durumunda zannımızı odur ki öyle bir okumada sıkıntı vardır. O okuyuş da namaza zarar verir.

Selamün Aleyküm hocam hatimle kılınan teravih namazında 1 sayfanın 1,5 dk. belki
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bir namazın geçerli (sahih) olması için tadil-i erkân farz değil, vaciptir. Vaciplere dikkat etmemek, namazın sevabını azaltır, iadesini değil. Bu sebeple senin hızlı kıldığın o namazlar, geçerlidir. Tadil-i erkâna dikkat etmediğin için istiğfar etmen yeterlidir. Vesvese değildir, öğrenmen gereken bilgiymiş. Ama artık “iade etmen gerekir” düşüncesi, vesveseye dönmesin. Güzel kardeşim, sen namazını kıldın, tevbeni ettin, şimdi sabit olma vaktidir. Namaz gibi, hayatın da kıymetlidir. İnşallah, ilimle kulluğa yürüyen güzel bir Müslüman olacaksın.

Hocam benim bir yıllık kaza namazı borcum vardı. Öğrendiğim anda kaza etmeye baş
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Namazın farzları, vacipleri ve sünnetleri vardır. Farzlarından birinin eksik kaldığı durumlarda namaz yeniden kılınmalıdır. Hızlı kılmış olmanız, farzlardan birinin eksik olmasını doğurdu ise o namazı/namazları kaza etmeniz gerekir. Sadece hızlı kılmaktan ötürü kaza gerekmez ama istiğfar gerekir.

Vakit çıkacak diye veya herhangi bir özür sebebi ile namazı oldukça hızlı kıldım
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Hayır. Sünnet namazların yeri ile farz namazların yeri aynı değildir. Farz namaz, sadece sevap elde etmek için eda edilen bir ibadet değildir. Farz namazda ana maksat, Allah’ın kesin bir emrini yerine getirmektir. Bu emir yerine getirilirken de sevap elde edilmiş olmaktadır. Sünnet namazlarda ise durum böyle değildir. Sünnet namazlar daha çok sevap kazanmak için kılınmaktadır. Terk edildiğinde sevaptan mahrumiyet söz konusudur. Genel olarak sünnet namazların kılınmasını şu çerçevede değerlendirmemiz uygundur: a- Fıkıhtaki adıyla nafile namazlar (halk dilinde sünnet namazlar ifadesi de aynı anlamındadır) her şeyden önce, Allah adına tavsiyelerde bulunan Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin tavsiye ettiği ibadetlerdendir. Yani nafileler ibadettir. İbadet bizim yaratılış maksadımızdır. Emredilmemiş, tavsiye ve teşvik noktasında tutulmuş olması, Allah’ın kullarına rahmetinden dolayıdır. ‘Emir’ dairesinde olmamaları, değersiz görülmelerine neden değildir. Rabbimiz lütfedip, onları da kılacaksınız dememiştir. Deseydi, namaz yükümüz kat kat olacaktı. Belki de o yükün altında ezilecektik. b- Nafile namazlar, farz namazların öncesinde ve sonrasında kılındığında farzlar için ‘namaza giriş/çıkış’ görüntüsünde oldukları için adeta bir hazırlık ve farzı daha uygun bir ortamda eda etmeye yardımcıdırlar. Bu anlamda, nafileleriyle namaz kılanla, nafilelerden tecrit edilmiş olarak namaz kılan arasında belki gözle görülemeyecek çapta, ama bir fark muhakkak vardır. Ve bu fark namaz kılanın aleyhine bir farktır. c- Farzların önünde ve ardındaki nafilelerin dışında kalan nafilelerde ise durum daha farklıdır. Sadece farz namaz zaviyesinden yirmi dört saati incelerken günü beşe bölebiliriz. Nafile uygulamasıyla beraber bu bölme daha yüksek rakamlarla olur. Namaz gibi huşu gerektiren bir ibadet ciddiyetiyle günün taksim edilmesi ve edilmemesi arasında önemli farklar vardır. Bu fark kulun, günü değerlendirmesine muhakkak yansıyacaktır. d- Nafile namazların ‘Sünnet’ sınıfında anılmaları, ilk anda Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemi çağrıştırmaktadır. Bir namazın, Sünnet adıyla anılması, ihmal edilmesinde sakıncasızlığı çağrıştırıyorsa bu nübüvvet makamına karşı algılama hatasına neden olur. Aslında hiçbir Müslüman bu hatayı kabullenmez. Bu nedenle, kılınmasında ihmalkârlık yapılsa bile, bazı namazların Sünnet adıyla anılmasını, hafife alma nedeni olarak görmek yanlıştır. e- Mümkün olduğu kadar nafile namaz kılmayı hedef olarak benimsemek en doğru olanıdır. Hedef fazlaca kılmak olmalıdır. Ancak nafile namaz kılma hedefi, bir farzın ihmaline, ertelenmesine neden olmamalıdır. Çünkü farzlar, nafilelerden öncedir ve önemlidir. f- Nafile namazlar, Şeriat’ın temel ilkeleri dışına taşamaz. Nafile, kulların da belirleyebileceği kurallar anlamında değildir. Dolayısıyla bid’at olan hiçbir ibadet görüntülü eylemin değeri yoktur. Bunu da bilmek gerekir. Bilhassa, belirli gecelerde ihdas edilen namaz türlerinin ne kadar Sünnet asıllı olduğu titizlikle araştırılmalıdır. Din ilave kabul etmez. En az eksiltme kabul etmediği kadar, ilave de kabul etmez.

Sünnet namazları terk eden, farzları da boşuna kılıyor denebilir mi?

dini sorular konusundaki diğer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Fıtr sadakası bayram namazından sonraya kaldığında vakti çıkmış olur. Bu da gösteriyor ki son vakti bayram namazı öncesidir. İlk vakti ise bayramdan üç gün öncesi olarak belirlenebilir. Bu iki vakit arasında yerine getirilmelidir.

Fıtır sadakası tam olarak ne zaman verilir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bir konu, iman edilmesi gerekli konular arasındaysa, o konunun ağır olduğunu anlamamız gerekir. Taşın sert, pamuğun yumuşak olduğuna iman etmek gerekmez. Gözle görünen ve ilk bakışta kavranabilen bir nesne için iman dosyası açılmaz elbette. Gayb başta olmak üzere, imanla ilgili başlıkların tamamı için geçerlidir bu kural. Bizden binlerce yıl önce gelmiş ve elimizde hiçbir izi bulunmayan on binlerce peygamberin geldiğine iman ediyoruz. Hiçbir şekilde görüp, konuşamadığımız meleklere iman ediyoruz. Kur’an zikrettiği için cinlere iman ediyoruz. Yine Kur’an zikretti diye ahirete ve dirilmeye iman ediyoruz. Topluca bakıldığında bunların hangisi, KADER konusundan daha hafif, anlaşılması kolay, insan beyninin tartışmak istemeyeceği konulardır? Asırlarca mezarlarda çürüyüp erimiş cesetlerin yeniden, ilk kıvamındaki gibi yaratılacağına inanmak, gözümüzün önünde yıllarca seyretmiş ve belli bir devir izleyen olaylarda Allah’ın hâkimiyetini yani KADER’i kabul etmekten daha kolay değildir. Kader’e iman, asırlardan beri tartışılmak istenen ve çizgileri çok ince olduğu için alenen tartışılamayan konulardandır. Önceki âlimlerimizin kitaplarında bu tartışmalar vardır. Şu bir hakikattir ki, KADER adeta tartışılmak için önümüze konmuş kadar, karmaşık bir konudur. Şeytanın tuzak sorularının en rahat zemin bulabileceği alanlardandır. Bunun için, felsefeden arınmış olarak, ‘iman ettim’ deyip kurtulmak her zaman en kestirme yoldur. Kader etrafında derin tartışmalara girenlerin, tartışmayı genelde o noktada bırakamadıkları, aslında kaderle ilgisi olmayan konuları bile tartışma alanına çektikleri veya böyle bir tuzağa düştükleri görülmüştür. Kaderi doğru anlayabilmek için şu dört doğruyu kavramış olmak gerekir: a- Allah Teâlâ’nın bilgisi sınırsızdır. Bizim bilgimizin geçmişi ve geleceği sınırlıdır. Kaynaklarımız açısından da sınırlı bir bilgi kullanıyoruz. Sadece bize bildirilenler ve duyu organlarımızın ulaşabildiklerini bilebiliriz. Allah Teâlâ ise, Olanı, Olacağı, Olmayan, olacak olsaydı nasıl olacağını, Mevcudu ve yoğu, Mümkünü ve imkânsızı bilmektedir. Allah Teâlâ için ‘bilmek’ bu çapta bir bilgiyi ihtiva etmektedir. Bilgisi bu olan Allah’ın kuluna ait bir konuyu, geçmişte bilip kader diye yazmasını, bilmesi duyu organlarıyla sınırlı bir kulun yorumlaması makul sayılmaz. b- Allah Teâlâ, kıyamete kadar olacak her şeyi LEVHİ MAHFUZ’da yazmıştır. Bu yazma, göklerin ve yerin yaratılmasından elli bin yıl önce olmuştur. c- Allah Teâlâ diler ve dilediğini yapar. O’nun dilemesinde mesela, ‘imkânlar ölçüsünde’ gibi bir sınır yoktur. Dildiği gibi diler. Dilediği şeyi de yapar. Yapmak istemesinin önünde hiçbir engel bulunmaz. Dilemediği şey için de ‘olma’ imkânı yoktur. Mülk O’nundur. Her şey O’nun emri karşısında O’nun askeridir. d- Her şeyi yaratan Allah’tır. İçinde insanın da bulunduğu bu geniş evreni dileyip yara-tan O’dur. Evrenin içinde kıyamete kadar olup bitecek ne varsa onları da yaratan O’dur. O’nun dışındakilerin yaratılmış olmaktan başka seçenekleri yoktur. Hiçbir güç, O’na rağmen yaratmış olamaz. Kulların yaptığı işleri, onlar henüz yaratılmadan o işleri yapacaklarını biliyordu ve o bilgisini de Levhi Mahfuz’a yazmıştı. Kullar, o işi yaptığı için yazmış olmadığı gibi, Allah yazdığı için kullar o işi yapmış da olmadılar. Kulların yapacağını bildi ve yazdı. Kullar da yazılanı yaptı. Bu noktada tekrar, ‘bilme’ sözcüğünün insanlar tarafından kullanılan boyutu ile Allah Teâlâ’nın zatı için kullanılan boyutuna dikkat etmek durumunda olduğumuzu unutmayalım. Kader konusunu irdelemeden, Kur’an ve Sünnet’te belirtildiği kadarı ile yetinip, derin tartışmalara girmemenin en selim yol olduğunu ele almamızın gerektiğini bilmeliyiz.

İman etmenin şartlarından biri de kadere iman etmektir, bunu biliyor ve elhamdül
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Köpeği ve bizi yaratan sonra da şeriat koyan Allah Teâlâ’dır. O diliyor ve dilediğini emrediyor. Bizim tercih hakkımız yoktur. Sadece ‘itaat ettik’ deriz. Eğer bize, o emredilen işe dair bir hikmet, sır ulaşırsa onu inceleriz. Sırrını bilmediğimiz emirleri irdelemeyiz. Ona itaatimizin o yönüyle değerli olacağını anlarız. Kur’an-ı Kerim, Ashabı Kehf’in peşine takılan köpeği bize kadar ulaştırmıştır. Kur’an’da köpeğin anıldığı ayetler de vardır. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin hadislerinde ise köpeğe karşı titiz bir uyarı görmekteyiz. Köpekle ilgili önemli bir mesele şudur: Köpek, gerektiği yerde yasak değildir. Zevk için beslenip, büyütüldüğünde sakıncalı olmaktadır. Köpeğin böyle bir hüküm taşıması yanında, insana sempatisini, sadakatini iyi bir imtihan konusu olarak görmek zorundayız. Köpekten daha soğuk hayvanlar hakkında konmayan kural köpek için konmuştur. Onca ekonomik verimliliğine rağmen domuz, Müslüman kültüründen uzak tutulmuştur. Bunun adı imtihandır!

Neden köpek pis kabul ediliyor? İnsana en yakın hayvanlardan biri olduğu halde,
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Buna karanlıkta tırnakları uygun olmayacak yerlere kaçırmak şeklinde bakın. Dinen tırnak kesmenin sakıncalı olacağı bir zaman dilimi yoktur.

Gece tırnak kesmek sakıncalı mı?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Önce şunu bilmeliyiz: Şiddetli bir diş ağrısı durumunda oruçlunun tedavi olmasında hiçbir sakınca yoktur. Normal bir tedavi durumunda ise DİŞİN ÇEKİLMESİ orucu bozmaz. Çekim esnasında iğne vurulması veya ilaç alınması oruca zarar verir. Böyle bir durum olursa da oruç sadece kaza edilir. Tavsiyemiz Ramazan günlerinde diş tedavisini geceye almaktır. Dişçi kardeşlerimiz de özel Ramazan uygulamaları yapmalıdırlar.

Oruçlu iken diş çektirmek orucu bozar mı?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Kim bir imama uyuyorsa o imamın açık bir ayet veya hadise muhalif olmayan uygulamalarından ötürü namazını yok saymamalıdır. Mezhepler arasındaki farklılıklar namazımızın yok sayılmasını gerektirecek farklılıklar değildir. İmam olan arkasındakinin farklı görüşüne itibar etmeli, tabi olan da imamı imam bilmelidir. Allah kabul etsin.

Ben Hanefi mezhebine mensubum, arkadaşım Şafii mezhebine. Beraber namaz kılarken

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.