Fetva Meclisi
Soru
Neden köpek pis kabul ediliyor? İnsana en yakın hayvanlardan biri olduğu halde, köpeğin girdiği yere melek girmediği, bereketi götürdüğü söylenmektedir.
Cevap
Benzer fetvalar
Bir kere İslam akıl dini değildir. İslam akıllıların dinidir. Bunu yeniden oturtun zihninizde. Buna göre de şunu anlamış olursunuz: Ayetler veya sahih hadisler bizim zevk ve beğenimize göre tanzim edilebilir değerler değildir. Her şeye rağmen köpek düşmanı olmamız emredilmiş değildir. Köpeğe sempati beslemek de sakıncalı değildir. Köpek necistir, gereksiz yere süs maksatlı beslenmesi caiz değildir. Meselenin özeti böyledir. Sizin, köpeklere iyiliği en güzel iyilik gibi görmenizde bir aşırılık olduğunu anlamalısınız. Köpekler dahil mahlukat insan için yaratılmıştır ama hiçbir insan diğer mahlukat için yaratılmamıştır. Onlar bizim bekçimiz olabilir biz köpeklerin bekçisi olamayız. Sizdeki duyguları lütfen insan için kullanın; Suriye başta olmak üzere insanın sıfır değere indirgendiği olaylarla ilgilenin. Belli ki siz, hayatınızı insanla ve insanın saadeti için var olan İslam ile dolu dolu geçiremiyorsunuz. Tekrar düşünün lütfen. Allah yardımcınız olsun.
Bu dünya bizim değildir, biz burada misafiriz. Allah’ın mülkünde Allah’ın kulları olarak misafiriz. Hayvanlar da bütün türleri ile bizim gibi misafirlerdir. Ne biz hayvanları yok kabul edebiliriz ne de hayvanlar yüzünden biz dünyayı terk edebiliriz. Bu birinci gerçektir. İkinci gerçek de şudur: Asıl olan hayvanların insanlar için yaratılmış olmasıdır. İnsanların hayvanlar için yaratılmış olması gibi bir mantık sapıklıktır. Kıyamete adım adım yaklaştığımız bu zamanda ne yazık ki hayvanlar insanlardan daha değerli gibi bir durum oluşmuştur. Allah’a sığınmaktan başka bir çaremiz yoktur. Mesele kedi besleme meselesi değildir. Asıl mesele Allah’tan kopmuş bir neslin kedi köpekle teselli bulması meselesidir. Kediye mama vermek bir sevap iken sapıklık düzeyine taşındığında vebale ve insanlara eziyete dönüşecektir elbette. Bir yakınınız sizinle arasına kedi köpek koyacak düzeye geldi ise sizin de insanlığınızı onunla aranıza koyup belli bir mesafede kalmanızda hiçbir sakınca yoktur. Eriyenle eriyemeyiz, kaçanla kaçamayız.
Köpekle alakalı olarak hadisi şerifler vardır. Bu hadisler köpek üzerinden ticareti de yasaklar niteliktedir. Zorunlu olarak bulundurulması dışında köpek bulundurmak ve köpekle iştigal etmek caiz değildir. Özellikle de Şafii mezhebindeki içtihatlar daha da sıkıdır.
Bekçi veya av köpeği dışında köpek beslemek caiz değildir. Özellikle de süs köpeği türü köpekler boş iştir. Bu bir batılı kültürünü taklittir. Müslüman bir insan böyle bir köpeği bahçesinde bile beslememelidir. Allah Teâlâ’nın tabiat içinde yarattığı hayvanlardan olan köpeği insan barınağı olan eve almak bize ait bir iş değildir. Köpek bulunan bir evde meleklerle gelen bereket yoktur. Besleyen için de çokça günah vardır. Siz o evde yaşamaya mecbur iseniz: Köpekle ilgilenmeyin, oynamayın. Köpeğin bulunduğu odada uyumayın. Köpeğin bulunmadığı odada oturmayı yeğleyin. Daha ağır bir hataya mesela annenizin kırılmasına neden olmayacak şekilde yanlışı dillendirin. İnşaallah vebale ortak olmazsınız.
Zararı önlemez olan hayvanın itlaf edilmesi günah değildir. Zararını önleyemeyeceğinizi anlarsanız eziyet etmeden hayvanı öldürebilirsiniz.
Selamünaleyküm. Evcil olarak beslenecek şekilde yaşayan hayvanların ev ortamında beslenmesinde sakınca yoktur. Doğa hayvanlarını ise evde hapsetmek caiz değildir. Peygamber aleyhisselam döneminde buna benzer bir olay olmuştu ve yasak olmadığı oradan anlaşılmıştı.Hayvanları besleme veya sahiplenmenin en temel kuralları, onların da sahibi üzerinde hakları olacağını bilerek besliyor olmaktır. Hayvanı bir canlı gibi görüp beslemek gerekir.Bir başka husus da, bu tür hayvanları bakmak asıl işleri alıkoymamalıdır.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Farzlar, vacipler, sünnetler görüntü olarak yerine getirildiğinde namaz, fiziki olarak kılınmış olur. Şu kadar dakikada kılınacağına dair bir kayıt yoktur, konması da doğru değildir. Kişinin takvasına, dünya meşgalesine, sıhhat durumuna bağlı olarak, bir rekâat iki dakikada da kılınabilir, iki saatte de. Önemli olan bilhassa farzların eksik kalmamasıdır. Fatiha suresinin, hurufatı belli olacak şekilde okunması, daha sonra okunan zammı surenin, tilavet kurallarına uygun okunması önemlidir. Buradaki hızlılık ve yavaşlılık Kur’an tilaveti kurallarına göredir. Çok titiz bir tecvid uygulamasına dönüşmüş tilavet de namazda uygun görülmemiştir. Doğal bir okuyuşla, hatasız okunduğunda gerekli olan süre namaz için aranan süredir. Elle yapılan hareketlerin namazda huşuyu zedelediği bilinmelidir. Namazın gözden kaçan en önemli şartlarından biri, TA’DİL-İ ERKÂN şartıdır. Fıkıh imamlarının büyük bölümüne göre Ta’dil-i Erkân namazın farzlarındandır. Bu da, ihmal edilmesi halinde namazın yeniden kılınmasını gerektiren bir noktaya dikkatimizi çekmektedir.
Kim bir imama uyuyorsa o imamın açık bir ayet veya hadise muhalif olmayan uygulamalarından ötürü namazını yok saymamalıdır. Mezhepler arasındaki farklılıklar namazımızın yok sayılmasını gerektirecek farklılıklar değildir. İmam olan arkasındakinin farklı görüşüne itibar etmeli, tabi olan da imamı imam bilmelidir. Allah kabul etsin.
Fıtr sadakası bayram namazından sonraya kaldığında vakti çıkmış olur. Bu da gösteriyor ki son vakti bayram namazı öncesidir. İlk vakti ise bayramdan üç gün öncesi olarak belirlenebilir. Bu iki vakit arasında yerine getirilmelidir.
Rüya görmen şart değildir. İçinde bir şey hissetmenle alakalı olarak da şunu bilmelisiniz: İçinizde bir olumsuzluk hissetmemeniz de bir şey hissetmektir.
Bir konu, iman edilmesi gerekli konular arasındaysa, o konunun ağır olduğunu anlamamız gerekir. Taşın sert, pamuğun yumuşak olduğuna iman etmek gerekmez. Gözle görünen ve ilk bakışta kavranabilen bir nesne için iman dosyası açılmaz elbette. Gayb başta olmak üzere, imanla ilgili başlıkların tamamı için geçerlidir bu kural. Bizden binlerce yıl önce gelmiş ve elimizde hiçbir izi bulunmayan on binlerce peygamberin geldiğine iman ediyoruz. Hiçbir şekilde görüp, konuşamadığımız meleklere iman ediyoruz. Kur’an zikrettiği için cinlere iman ediyoruz. Yine Kur’an zikretti diye ahirete ve dirilmeye iman ediyoruz. Topluca bakıldığında bunların hangisi, KADER konusundan daha hafif, anlaşılması kolay, insan beyninin tartışmak istemeyeceği konulardır? Asırlarca mezarlarda çürüyüp erimiş cesetlerin yeniden, ilk kıvamındaki gibi yaratılacağına inanmak, gözümüzün önünde yıllarca seyretmiş ve belli bir devir izleyen olaylarda Allah’ın hâkimiyetini yani KADER’i kabul etmekten daha kolay değildir. Kader’e iman, asırlardan beri tartışılmak istenen ve çizgileri çok ince olduğu için alenen tartışılamayan konulardandır. Önceki âlimlerimizin kitaplarında bu tartışmalar vardır. Şu bir hakikattir ki, KADER adeta tartışılmak için önümüze konmuş kadar, karmaşık bir konudur. Şeytanın tuzak sorularının en rahat zemin bulabileceği alanlardandır. Bunun için, felsefeden arınmış olarak, ‘iman ettim’ deyip kurtulmak her zaman en kestirme yoldur. Kader etrafında derin tartışmalara girenlerin, tartışmayı genelde o noktada bırakamadıkları, aslında kaderle ilgisi olmayan konuları bile tartışma alanına çektikleri veya böyle bir tuzağa düştükleri görülmüştür. Kaderi doğru anlayabilmek için şu dört doğruyu kavramış olmak gerekir: a- Allah Teâlâ’nın bilgisi sınırsızdır. Bizim bilgimizin geçmişi ve geleceği sınırlıdır. Kaynaklarımız açısından da sınırlı bir bilgi kullanıyoruz. Sadece bize bildirilenler ve duyu organlarımızın ulaşabildiklerini bilebiliriz. Allah Teâlâ ise, Olanı, Olacağı, Olmayan, olacak olsaydı nasıl olacağını, Mevcudu ve yoğu, Mümkünü ve imkânsızı bilmektedir. Allah Teâlâ için ‘bilmek’ bu çapta bir bilgiyi ihtiva etmektedir. Bilgisi bu olan Allah’ın kuluna ait bir konuyu, geçmişte bilip kader diye yazmasını, bilmesi duyu organlarıyla sınırlı bir kulun yorumlaması makul sayılmaz. b- Allah Teâlâ, kıyamete kadar olacak her şeyi LEVHİ MAHFUZ’da yazmıştır. Bu yazma, göklerin ve yerin yaratılmasından elli bin yıl önce olmuştur. c- Allah Teâlâ diler ve dilediğini yapar. O’nun dilemesinde mesela, ‘imkânlar ölçüsünde’ gibi bir sınır yoktur. Dildiği gibi diler. Dilediği şeyi de yapar. Yapmak istemesinin önünde hiçbir engel bulunmaz. Dilemediği şey için de ‘olma’ imkânı yoktur. Mülk O’nundur. Her şey O’nun emri karşısında O’nun askeridir. d- Her şeyi yaratan Allah’tır. İçinde insanın da bulunduğu bu geniş evreni dileyip yara-tan O’dur. Evrenin içinde kıyamete kadar olup bitecek ne varsa onları da yaratan O’dur. O’nun dışındakilerin yaratılmış olmaktan başka seçenekleri yoktur. Hiçbir güç, O’na rağmen yaratmış olamaz. Kulların yaptığı işleri, onlar henüz yaratılmadan o işleri yapacaklarını biliyordu ve o bilgisini de Levhi Mahfuz’a yazmıştı. Kullar, o işi yaptığı için yazmış olmadığı gibi, Allah yazdığı için kullar o işi yapmış da olmadılar. Kulların yapacağını bildi ve yazdı. Kullar da yazılanı yaptı. Bu noktada tekrar, ‘bilme’ sözcüğünün insanlar tarafından kullanılan boyutu ile Allah Teâlâ’nın zatı için kullanılan boyutuna dikkat etmek durumunda olduğumuzu unutmayalım. Kader konusunu irdelemeden, Kur’an ve Sünnet’te belirtildiği kadarı ile yetinip, derin tartışmalara girmemenin en selim yol olduğunu ele almamızın gerektiğini bilmeliyiz.
Buna karanlıkta tırnakları uygun olmayacak yerlere kaçırmak şeklinde bakın. Dinen tırnak kesmenin sakıncalı olacağı bir zaman dilimi yoktur.