Fetva Meclisi
Soru
Selamun Aleyküm. Hocam ben ‘İETT’ de çalışan bir şoförüm. Bizler vardiyalı olarak çalışmaktayız, ve bir hafta cumaya gidip bir hafta gidemiyoruz iş dolayısıyla, ayriyeten kış mevsiminde kısa vakitlerde, bir noktadan hareket saatinde ezan okunmamış oluyor. Diğer noktaya vardığımızda vakit geçmiş oluyor. Bizde bazı zamanlar ima ile kazaya bırakıyoruz veya trafik yoğun olduğu saatler de rötara kaldığımız için hiç durmadan devam etmek zorunda kalıyoruz. Bu konuda ne yapmamız icap eder? Başka bir konuda hayır duası alsak da, beddua aldığımız zamanlarda oluyor. Çoğunda haklı taraf olsak da, bizimde hatalı olduğumuz zamanlar oluyor tabi ki bizde aciz kullarız. İnsanlar bize robotmuşuz gibi davranıyor. Stres yada teslim olamamak, adı ne olursa olsun sinir katsayımız yükseliyor direksiyona oturup binlerce insanla muhatap olduğumuzda şoförlerin %90’ ı dört – beş hap kullanıyor. Hocam bunların şikayet olarak algılamayın "Hayır ve şer ALLAH'tan". Sadece ne tavsiye edersiniz ve hayır dualarınızı bekliyoruz. Benim bu durumumda olan 20.000 yakın ‘İETT’ ve ‘HALK OTOBÜSÜ ŞÖFÖRÜ’ var. Şimdiden Allah razı olsun. Allah (c.c) yardımcınız olsun.
Cevap
Benzer fetvalar
Cuma namazı taviz veremeyeceğimiz bir ibadettir. Müslüman olduğu söylenen bir ülkede, bir Müslüman'ın cuma namazı sıkıntısı çekmesini kabul edemeyiz. Bir otobüs hattında zaten cuma derdi olmayan bir sürücü bulunabilir. Bu nedenle de derdimiz olmamalıdır. Babanız, cuma namazını ihmal edemeyeceğini söyleyerek işe girmelidir. Cuma şartı ile işe girdikten sonra ise onun cumayı terk etmesi nedeniyle bir kul hakkı oluşmaz. Rızkımızı bir otobüse bağlayacak kadar da zafiyet gösteremeyiz. Eğer cuma namazı pahasına bir iş bulacaksak ancak aç kalma tehlikesi olursa o işe gireriz. Bugün bu ülkede elhamdülillah adım başı denecek sayıda cami vardır. Cuma namazı için toplam en uzun süre bir saat olabilir. Bunu da taviz konusu yapamayız.
Allah Teâlâ işinizi kolay kılsın. Size engin sabırlar indirsin. Zihninize berraklık, ellerinize bereket versin. Âmîn. Bu görevde bulunduğunuz sürece siz: Biiznillah murabıt makamındasınız. Dakikalarınız, ibadet nitelikli kazancınız olacaktır. Bu niyet ve ihlasla görevinizi yapmaya çalışınız. Belki de ömrünüzün en kazançlı günlerini geçirmiş olacaksınız. İnsanların gerginliklerine tahammül etmeye çalışın. Tam anlamı ile sabır günlerinde kabul edin kendinizi. Her yaptığınız işi hatta arabada uyuklamanızı bile Allah rızası için ibadet niyetiyle ve Allah’tan ecir bekleyerek yapmaya çalışın. Devletin sizi süresiz oraya göndermesi fıkıh ifadesiyle sizin seferi durumda olmanızı gerektirir. Seferi olduğunuza göre de Cuma namazı için camiye gidip kılabilirseniz kılarsınız. Ama cuma namazı size farz değildir. Cuma yerine öğlen namazını da kılabilirsiniz. Vakit namazlarını da cem ederek kılabilirsiniz. Cem etmek şudur: Öğleyi ikindi vaktine erteleyerek veya ikindiyi öğlen vaktine çekerek aynı anda kılarsınız. Aynı şekilde akşamı yatsı vaktine çekerek veya yatsıyı akşam vaktine çekerek kılarsınız. İki şekliyle de olur. Öğlen, ikindi ve yatsı namazlarının farzlarını ikişer rekât kılarsınız. Vakit namazların sünnetlerini kılmayabilirsiniz de. Sadece sabah namazının sünnetini muhakkak kılmaya çalışın. Abdestte kolaylık olması bakımından bot giyiyorsanız onu mest gibi kullanabilirsiniz. Ramazan ayı günlerinde orada görevde olmaya devam ederseniz oruçlarınızı erteleyebilirsiniz. Allah Teâlâ yardımcınız olsun. Sizin için dualar ederiz.
Namaz dinin direğidir. Dinimizin direği ne ise o bizim hayat dinamiğimizdir. Namazı hava gibi su gibi görmeliyiz. İş yeri şartlarımız, ev ve çevre seçimimiz, evliliğimiz ve benzeri temel hayat ihtiyaçlarımız namaz eksenli bir seçime göre olmalıdır. Her şeye rağmen iş yeri şartlarında namazı eda etme zorluğu ile karşılaşırsak, namazın sünnetlerini kısabiliriz. Sadece farzları kılarak geçici de olsa bir tedbir üretebiliriz. Mesela öğlen namazı veya ikindi namazı farz olarak kılındığında beş dakikadır. Beş dakikalık bir fırsatı muhakkak yakalarız. Abdestimizi önceden ayarlamamız halinde namaz bir sorun olmayacaktır. Buna rağmen namaz kılınamıyorsa, tenzili rütbe bile olsa farklı bir yere intikal ederek ve hatta rızkımızı başka bir yerden temin etmeye varıncaya kadar alternatiflere başvurmalıyız. Bunun adı namaz; herhangi bir şekilde tavizi asla yoktur. Ancak en ağır memuriyet şartlarında bile namazın sorun olmayacağını düşünüyorum. Siz, kapasitenizi ve samimiyetinizi amirlerinize başka zamanlarda ispatlamanız halinde size beş dakikayı çok görmeyeceklerdir. Şunu da zikretmek gerekiyor: Namazın ve İslam'ın önü açıktır. Merak etmeyin, namazın değil onu terk etmenin sakıncalı olduğu günlerimiz yakındır biiznillah. Allah'a emanet olunuz.
Selamünaleyküm. Bir işte çalışan mü'min, anlaşmasındaki çalışma saatine sadık kalmak zorundadır. İş sahipleri izin vermedikçe nafile bir ibadeti bile işini aksatacak şekilde yapamaz. Ancak farzlar için izin almak gerekmez. Mesela namaz kılmak için izin gerekmez; mü'mini çalıştıran onun namaz kılacağını bilerek işe almıştır kendisini. Nafile ibadetlerde ise durum böyle değildir. İlim de genelde nafile ibadetlerdendir. Dolayısıyla, sizin anlattığınız gibi ise siz yanlış yapmadınız.
Namazımızın dinimizin direği olduğunu, namazsız Müslümanlığın ispat edilmesi zor bir Müslümanlık olduğunu bilmeyenimiz yoktur. Ayrıca başka bir hakikat de namazın dinden kopacak son halka olduğunu, namaz halkası koptuktan sonra İslam adına bir iddianın muteber olmayacağını bilmeyenimiz de yoktur. Bunların yanında iki birbiriyle çelişen görüntü daha vardır ki onları da zikretmeliyiz. Bunlardan biri şudur: Şu asır kadar namaz kılmanın kolay olduğu bir asır herhâlde insanlık görmemiştir. Ne soğuk ne de sıcak artık bir dert değildir. Klimalı camilerimiz var. Sıcak soğuk sulu abdesthanelerimiz var. Halılı camilerde namaz kılabiliyoruz. Ses sistemlerimiz var. Camilerimiz aydınlık; gündüz gece sorunumuz yok. Ne lazımsa namaz için o önümüzde imkân olarak duruyor. Namaz eğitimi ve öğretimi için de bu asırdaki kadar imkân görmemiştir hiçbir asrın insanı. Öte yandan, bu asır kadar namaz kaçırma riski taşınmamıştır herhâlde. Günlük hayatın namaza göre endekslenmesi, namazın önünde arkasında randevu verilebilmesi, eğitimin, ticaretin, siyasetin namaza ayarlanması neredeyse talep edilmesine bile gerek kalmayacak kadar önümüzden uzaklaşmıştır. Namaz kıldırmakla mükellef memurları yönetmek için görevlendirilmiş bulunan ve umumen bir caminin kenarında görev yeri olan müftüler ve personeli dahi yanı başlarındaki camide namaz kılmaya vakit bulamayabilmektedirler. Bunun adı bir çelişkidir. Bir önceki neslin imkânları ile bizim imkânlarımız kıyas kabul etmeyecek kadar farklı iken onların namaz sadakati ile bizim namaz sadakatimiz arasında da kıyas edilemeyecek kadar farklar bulunmaktadır. Diğer yandan da namazın edasına karşı ortaya çıkan engellerden çok, namazın namaz olarak bizi etkilemesine karşı yani namazın huşusuna karşı engeller vardır. Camilerdeki ses düzeninden namazla ilgili görevleri üstlenenlerin namaza ve görevlerine bakışına kadar pek çok sorun, namazın bizi adam etmesine, kötülüklerden alıkoymasına karşı açık veya gizli bir engel oluşturmaktadır. Bizim için değişen bir şey yoktur aslında. Önceki nesilleri şeytan açlık veya benzeri bir tehditle korkutup caminin dışına itiyordu. Bizi de başka şeylerle avucunun içinde tutmaya çalışmaktadır. Yani mesele imtihan meselesidir. Namaza karşı tavrımızın nasıl olacağını görmek istedikten sonra Allah Teâlâ, imtihanın boyutu, çeşidi pek önemli değildir. Ne edip edip namazı öncelikli tutan, namazsız hayatı değersiz bulan, ailede, işte, ticarette, siyasette, seyahatte 'rahmet için önce namaz!' idrakinde olan bir nesil yetiştirmek zorundayız. Namazı kazaya bırakmayı konuşamıyor olmalı idik aslında. Ama şimdi bulunduğumuz nokta şudur: Bari kazasını yap da kurtul, cehennemde kalma! Allah Teâlâ, yardımcımız olsun. Namazın kazası ile alakalı olarak şu notları dikkate alabiliriz. 1- Bir namaz ancak vakti girince, vaktinin sonuna kadar kılınabilir. Önce veya sonra kılınması mümkün değildir. Başlangıç vaktinden son anına kadar bir zaman diliminde kılınan namaza EDA EDİLDİ denir. O süre içinde kılınamayana da KAZAYA KALDI denir. Kazaya kalan bir namaz, ilk fırsatta kılınmalıdır. Kazaya kalma nedeni inkâr etmek, basit görmekten kaynaklanırsa bu dinden çıkmış olmak gibi bir sonuç doğurur. Allah Teâlâ muhafaza buyursun. Uyuya kalma, unutma, eli kolu bağlı bir durumda olma gibi nedenlerle kazaya kalan namaz ilk fırsatta kaza edilir. Çünkü bunlar şer'i bir özür sayılmaktadır. Uzun yıllar namaz kılmayan ve kılmayışının nedeni de TEMBELLİK etrafında dönen nedenlerden biri olan da tevbe eder etmez namazlarını kaza etmelidir. 2- Namazları kazaya bırakmak, tevbe gerektiren bir hatadır. Bu nedenle, namazı kazaya bırakan bıraktığı namazı kaza ettikten sonra, üzerindeki namaz borcundan kurtulmuş olur. Ama ortada bir de vaktindeki bir görevi ihmal etmiş olma suçu vardır. Bu da ayriyeten tevbeyi gerektirmektedir. Yani namazlarını kaza eden, bir de tevbe etmelidir. Çünkü bir namaz borcu bir de namazı vaktinden kaçırma hatası vardır. Kılmak, bunlardan sadece birini gidermektedir. İkincisi ise tevbe ister. 3- Namazlar kaza edilirken sadece farzlar ve vitir namazı kaza edilir. Sünnet namazların kaza edilmesi gerekmez. Çünkü sünnet namazlar, farzlar gibi hesap konusu değildirler. Sadece sabah namazını kılamayan birisi, öğlen namazından önce sabahı kaza ederse sünnetini de kaza edebilir. Ama bu, kaza namazı borcu olanın sünnet namaz kılmasının yasak olacağı anlamı taşımaz. Fakat, borç olan farzları aradan çıkarması makul olandır. Günlük namazları yani kazaya kalmamış vaktinde kılınan namazları kılarken ise sünnetleri de kılar. Dosyasında kaza var diye sünnetleri atlaması gerekmez. 3- Kaza namazları ile alakalı şöyle bir program yapabiliriz: Öncelikle kazaya bırakmama hedefimiz olur. Kazara kazaya kalırsa ilk fırsatta onu kaza ederiz. Geçmişte kazaya kalmışları olan ise, kazaya kalanların dokümanını çıkarır. Şu kadar sabah namazı, şu kadar öğlen şeklinde olur bu. Sonra da kendisine bir plan yapar. Mesela yatmadan önce şu kadar veya her tatil gününde bu kadar gibi bir plan olur bu. Yaptığı plana sadık kalır. Ciddi bir tevbe yapar, pişmanlık içinde olur. Her namaz kılacağı zaman bir ezan okur, o ezanla kılabildiği kadar kaza kılar. Her kaza içinse bir ikamet getirir. Bir defada yüzlerce namaz kılabilir. Fakat mutedil bir ayar yapması daha doğru olur. Bir kerede bir aylık namaza karar verip bir sene ara vermektense her gün bir vakit kaza etmeye karar verip bunu istikrarlı yapması daha doğrudur. Niyet ederken de 'üzerime kaza kalan son şu namaza...' şeklinde niyet eder. Bu şekilde namazları tükenene kadar devam eder. Bu işi yaparken çok dua edip Allah'ın yardımına sığınmalıdır. Müslüman, üzerinde kaza namazı bulunduğunu dillendirmemelidir. Zira namazsızlık bir ayıptır. Ayıplar konuşulmaz. Rabbi ile arasında bir dert olarak kalmalıdır bu. Allah Teâlâ'dan bizi korumasını, namazlılar arasında iken ruhumuzu kabzetmesini niyaz ederiz. Dualar ediniz bize.
Birkaç defa yazışmamızdan anladım ki daha önceki verdiğimiz bilgilerden tatmin olmamışsınız. Size açıkça ve yalnızca "Cuma namazına gitmeyebilirsiniz" ifadesini kullanma hakkımız yok. Bizim vazifemiz Cuma namazını düşüren ilkeleri nakletmek, sizin vazifeniz de bu ilkelere sizin uygun olup olmadığını kontrol etmektir. Sonrasında kalbinizle iç muhasebe yaparak doğru karara varmanızdır. Öncelikli çabanız uzak da olsa haftada bir Cuma namazında Müslüman kardeşlerimizle beraber namaz kılmak olmalıdır. Gerekirse o gün izin hakkınızı kullanın. Bu imkânlar elinizde değilse, Cuma namazına gitmek için farklı alternatifler de üretemediyseniz ve bahsettiğiniz şekilde de cami çok uzaksa öğle namazını kılarsınız. Üç Cuma namazını hiçbir mazereti olmaksınız terk eden kimsenin kalbinin mühürlendiği/İslami algılara kalbinin kapalı olduğu hadislerde yer almaktadır. Bu hadis Cuma namazını geçerli bir mazereti olmayan kimselerle ilgilidir. Öyle de olsa sakınma gayretinde olmalıyız.
cuma konusundaki diğer fetvalar
Selamünaleyküm. Bir gün, onun gecesi ile başlar, gündüzü ile devam eder. Mesela Cuma günü, Perşembe günü akşam namazı vakti ile başlar, Cuma günü ikindi vaktinin bitimi ile biter.
Selamünaleyküm. Cuma vaktinde Müslüman'ın ticaret yapması caiz değildir. Kendisine Cuma farz olmayan bir kadın orada durabilir. Ya da mü’min olmadığı için Cuma kılması gerekmeyen biri de olabilir. Bunun dışında o saatte kazandığınız para size helal olmaz.
Selamünaleyküm. Cuma namazını terk edemeyiz. Muhakkak Cuma namazına çıkın. Bilhassa üç hafta ardı ardına cumayı ihmal etmiş olmayın asla.
Selamünaleyküm. Görevi terk etmeyin, cuma namazı için zorlayın. Böylece namazımızın gücünü topluma oturtmaya katkınız olmuş olur.
Selamünaleyküm. Bir mümin olarak her işimizi namaza göre tanzim etmeye mecburuz. Öğretmen veya polis erkek mümin cuma namazını ihmal edemez! Müdüre rica eder yine işini ona göre ayarlar. Sadece polis için insanların direk can emniyetiyle alakalı hassas bir görevde iken cuma namazı ihmal edilebilir.
Selamünaleyküm. İmam Azam Ebu Hanife rahmetullahı aleyhin bilinen bir eseri yoktur. Bizim onun mezhebi üzerine olmamız, talebeleri üzerinden bilhassa talebesi İmam Muhammed’in eserleri üzerindendir. Selamünaleyküm.