Fetva Meclisi
Soru
Selamünaleyküm hocam. Benim bir akrabam oy vermenin şirk olduğunu, kanun koyanın sadece Allah olduğunu söylüyor ve bu noktadan yola çıkarak, imamların oy vermenin şirk olduğunu sakladıklarını belirterek, arkalarında namaz olmayacağını belirtiyor. Dedikleri doğru mudur?
Cevap
Benzer fetvalar
Aleykümselam. Oy vermenin şirk olduğunu söylemek büyük bir iddiadır. Bu iddianın içini doldurmak zordur. O sözü o şekilde kullanmamanızı tavsiye ederiz. Mü'minlerin yorumlanabilecek hatalarında bile şirk ifadesi kullanılmaz. Onun yerine, 'küfür düzeninin devamından yana olan kuruluşları desteklemek...' tarzında bir ifade kullanabilirsiniz. Akrabamız veya başka bir insan, herkesi ikaz etmek bizim şiarımızdır. Dinleyip dinlememeleri ise bize ait değildir.
Selamünaleyküm. Mü'minler, bir vücudun azaları gibidirler; bir yerdeki sızıyı her yerden hissetmek zorundadırlar. Bir mü'min kardeşin, hatasını görüp de onu hissetmemek bize ait bir tavır değildir. Şu kadar ki, daha ağır bir hataya mesela onun 'boş ver' demesine neden olacak davranışı da kabul etmeyiz. Duruma bakın, yararlı olacak zannederseniz nezaketle ikaz edin. Aksi takdirde susmayı yeğleyin. Siz niyetinizle ve samimiyetinizle kazanırsınız. Nefisleri kabartmadan, incitmeden ve kınamadan yapmak gerekiyor. En azından imamlara, böyle bir hata gördüğünüzü hatırlatarak onlara söyletebilirsiniz. Allah'a emanet olun.
Selamünaleyküm. Mü'minler, bir vücudun azaları gibidirler; bir yerdeki sızıyı her yerden hissetmek zorundadırlar. Bir mü'min kardeşin, hatasını görüp de onu hissetmemek bize ait bir tavır değildir. Şu kadar ki, daha ağır bir hataya mesela onun 'boş ver' demesine neden olacak davranışı da kabul etmeyiz. Duruma bakın, yararlı olacak zannederseniz nezaketle ikaz edin. Aksi takdirde susmayı yeğleyin. Siz niyetinizle ve samimiyetinizle kazanırsınız. Nefisleri kabartmadan, incitmeden ve kınamadan yapmak gerekiyor. En azından imamlara, böyle bir hata gördüğünüzü hatırlatarak onlara söyletebilirsiniz. Allah'a emanet olun.
Selamünaleyküm. 1- Himmet kelimesinin, mezardan bile etki edecek şekilde kullanılmasının ne kadar yerli yerinde olduğunu öğretecek bir bilgi sahibi değilim. Kur'an ve Sünnet üzerinden böyle bir bilgim yoktur. 2- Şirk değilse bile mümince değildir. 3- Yiyeceğimizin aslı araştırmayacaksak hiçbir şey araştırılmayacak demektir. Umumiyetle helal üzere bulunulan bir ortamda isek araştırmayız. Kimin ne yaptığı belli olmayan bir ortamda muhakkak araştırırız. Kişi seçer, ortam tutarız. 4- Kuran’ımızın özel bir Arapçası olduğunu söyleyebiliriz; günlük Arapça ile Kuran’ı anlamak mümkün değildir. Nitekim Kuran Arapçası ile de bugünkü Arap toplumunun dilini anlamak mümkün olmamaktadır. Allah Teâlâ muvaffak kılsın.
Selamünaleyküm. Her şeyden önce bilmek gelir. Bir kere anlatacak olan kulaktan dolma değil yürekten gelme bir bilgi sahibi olmalıdır. İkinci olarak da, anlatmayı bilgi aktarımı olarak değil Allah için yapılacak bir iş olarak ya da cihat olarak görmelidir. Üçüncüsü de bunu yaparken ihlasla yapmalıdır ki Allah onu amel olarak kabul buyursun. Dördüncü olarak da mesela eskilerden bir İhya ya da benzeri bir eser okumalı, insana nasıl hitap edeceğini bilerek iş yapmalıdır. Ya da mevcut zamanda yazılmış insanı anlatan eserlerden okunarak konuşma yapılmalıdır. Ama şunu hiç unutmamalıyız: Kalpler Allah'ın elindedir, O dilediğinin kalbini açar, dilediğini kilitler. Tesir ettiren O'dur. Buna göre yaptığımızda ihlâslı olacağız ki müessir olabilelim.
Aleykümselam. Bir memur olarak bu tür kararları verirken daha dikkatli olun. O kişi sizi resmen sıkıştırabilirdi. Daha narin ifadeler kullanın. Mesela 'böyle bir nikâh ortamında hiç bulunmadım' gibi bir ifade kullanın. Netice olarak, az bile yapmışsınız. Allah razı olsun.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Selamünaleyküm. Değiştirme düzeyinde bir sıkıntı yoktur inşallah.
Selamünaleyküm. Şu şekilde düşünürseniz rahat anlarsınız: Allah'ın izni olmadan kimsenin şefaat etmesinin mümkün olmadığı yer ve gün…
Selamünaleyküm. Yazınızda ters veya hayata yabancı bir şey bulamadım. Tam aksine sanki binlerce senelik tarihin gözümün önünde film gibi aktığını hissettim. Sanki Peygamberlerin hayatlarından farklı bir kesit önüme gelmiş gibi oldu. Gerçekleri izledim tam anlamıyla. Hayat budur, imtihan budur, Herkes böyle oldu. Sen ve ben herkesten biriyiz. Biz de böyle olacağız. Bana göre; endişe etmenizi, üzülmenizi gerektirecek bir şey yoktur. Neden? Çünkü siz, yola girdiniz. Yol ise böyle gidilir. Hatta sevinmelisiniz. Neden sevinmelisiniz biliyor musunuz? Şeytan sizi, uğraşılması gereken durumda gördü ki, çevrenizi kısmaya çalışıyor. Adeta sizi çevrenizden vuracak. Bu bir anlamda mutluluk duyulması gereken bir şeydir. Ben olsam, 'iş gören adam yerine konmuş olmaktan' sevinirdim. Bakın, sizin güneşi keşfetmeniz kaç yıl sürmüş; bırakın çevrenizdekilerin keşfi de sürsün bir zaman. Ve siz, onların keşfini sağlayan destekçileri olun da onların da kazanacakları sevaplar size yazılsın; böylesi daha mantıklı değil mi? Eğer, Allah'ın kulu olmaktan ve O'na kulluk olan ibadetleri yapmaktan mutlu iseniz, bilin ki yol böyledir. Bundan başkası Peygamberlere nasip olmadı ki size nasip olsun. Namaz ve oruç kadar, tesettür kadar kendinizi sabra alıştırın. Bütün çevrenizi kuşatabilecek bir sabra ısının. Kendinizi sabır denizine atın. Bir asır tüketseniz bile tükenmeyecek sabrınızın olması gerekir. Bu iş böyledir. Sadece bir başörtüsü sarmakla bitse idi, ah ne kolay olurdu din sahibi olmak! Bedelsiz ne var ya da, bedelsiz olanın ne değeri var? Madem yola girdiniz, o zaman şu takvime dikkat edin: Yavaş yavaş, kendinizi evinin kraliçesi olmaya hazırlayın. Elin parasının hesabını yapan bir kadın olma seviyesinden, sevaplarını saymaya çalışan mükemmel bir eş, muhteşem bir anne olma yoluna girin. Bunu yapabilirseniz, şeytanı delirtirsiniz. Ona karşı bir kaleyi daha kurtarmış olursunuz. Allah'ın size gelecek yardımını biraz daha çabuklaştırırsınız. Kitap okuyun, beyniniz büyüsün. Bir gözünüzü, bir kulağınızı tıkatın; duymuyor, görmüyor gibi olun. Ya siz eriyeceksiniz bu döneminizde ya da şeytan ve ona alet olan çevreniz eriyecek. Onların reflekslerine takılıp kalırsanız siz erirsiniz. Yarı duymaz, yarı görmez olursanız onlar erirler. Onlar eridikçe de siz de onlar da kazananlardan olursunuz. Çare yok savaş bu, böyle sürecek. Ya savaşı dışarıdan seyredeceksiniz ya da içine gireceksiniz ve kazanmaya çalışacaksınız ki, siz ikincisini tercih etmiş bulunuyorsunuz. Artık geri dönmeniz çok zordur. Allah korusun. Önce eşinize umut bağlayın ama acele etmeyin. On, elli, yüz, iki yüz yıl beklemeye hazır olun. Ona karşı harika bir eş olun. Sizi görmeye bile doyamasın adeta. Bu, sizin davanızı da ona cazip getirecektir zamanla. Açın elleriniz göğe doğru, sabır isteyin. İsteyin, isteyin insin sabır. Doldurun kucağınızı ve göğsünüzü sabırla. Bin yıl yetsin size sabır stokunuz. Bakın o zaman eziyetler size, güller arasındaki dikenler gibi gelecek. Onları bile neşeyle karşılayacaksınız. Sabır, havanız suyunuz olsun. Sakın ha, sabrın karşılığını görmeye çalışmayın. Sabır çiçeği, cennette açar. Şimdi açarsa çabuk solar, emeğinize yazık olur. Eşinizden sonra sırayla herkese yönelin. Sizi adam yerine koysalar da koymasalar da siz, her sabah yeni bir enerji ile kalkın yataktan. Evinizin camını açınca, içeri girecek olan havayı size ulaşan yeni gelişmelerin muştusu olarak kabul edin. Yarını umutla bekleyin. Umut ve heyacanla! Yarın asla uzak değildir. Her gelecek olan yakındır. Allah'ın rahmeti de er geç gelecektir. O rahmet bir geldi mi artık geçmişin sıkıntıları tatlı bir hatıra ve sonucu getiren alın teri gibi olacak sizin için. Yeni yolunuz, yepyeni heyecanınız size kutlu olsun. Cennet yolunuz sonsuz sevdalarla dolsun. Size dualar ederim. Bu ağabeyinize de dualar etmenizi beklerim. Sloganı unutmuyoruz: Her sabah yeni bir heyecanla, her gün yeni bir umutla çıkıyoruz yola. Yorulmuyoruz, Bıkmıyoruz, Usanmıyoruz, Aşınmıyoruz, Geçmişi de geleceği de irdelemiyoruz; Her şeyi sahibine bırakıyoruz, Sahibi ne yapacaksa yapsın, Sen keyfine bak, Cennetine yönel. Mutlu olsun çilen, Değerli bacım.
Selamünaleyküm. İyi başlar ama nasıl devam eder bilinmez bir işe girişiyorsunuz. Bayan evinde oturur ve eş olur, anne olur; gerisi sorun olur.
Selamünaleyküm. Bu hususta size isim vermem mümkün değildir. Şunu söyleyebilirim: Siz, bir mürşit arayışı içinde değilseniz böyle bir zorunluluk yoktur. Zorunlu olan sizin, Allah korkusu ve cennet umudu ile yaşamanızdır. Bunu yapıyorsanız sizin mürşidiniz var demektir. Gereksiz arayış içine girmeyin. Bir ders halkasına katılın, o halkada sizi tatmin edecek şeyleri buluyorsanız mesele tamam demektir. Allah'a emanet olunuz.
Selamünaleyküm. 'Yaratma' eylemini, yoktan var etme anlamında kullandığımızda Allah'tan başkası için yaratma eylemini kullanamayız. 'Yaratma' eylemini, ortaya bir iş koyma anlamında kullandığımızda ise, Allah Teâlâ'yı iş yapanların en en güzeli şeklinde ifade etmek caiz olur. 'Yaratma' fiilinin Arap örfünde kullanımı bu anlamda olduğu için Kur'an-ı Kerim'de de(Mü'minûn, 14; Saffât, 125) bu şekilde kullanılmıştır.