Fetva Meclisi
Soru
Hocam ben çocukluğumdan beri Kur’an okuyan, namaz kılan ve oruç tutan bir genç kızım. Annem beş yaşından beri giyimim konusunda baskıcı bir tutum sergiledi ve ben on dört yaşındayken baskıyla örtündüm. Örtünün güzelliği beni çok mutlu etti ama içimden gelerek olmamıştı. Benim kendi irademle örtünmeme izin vermediler ki dinimden uzak bir kız değildim. İnanın örtü konusunda çok zorlanıyorum ve açılmak istediğim için de vicdan azabı çekiyorum ama ne kadar tövbe edip sevmeye çalışsam da nefsime çok ağır geliyor. Kendi içimde bunun savaşını vermekten çok yoruldum. Üstüne düştükçe kendimi zorlamaya çalıştıkça daha kötü bir hal aldı. Bu durumda ne yapmam gerekiyor?
Cevap
Benzer fetvalar
Kızınızın bir rahatsızlık geçirdiğini kabul edin ve ona daha fazla yaklaşın. Açılmayı konuşmayın, tartışmaya girmeyin. O haliyle bile onu çok sevdiğinizi ve kabullendiğinizi hissettirin. Bunu becerebilirseniz bir zaman sonra geri döner biiznillah. Böyle yapmazsanız, sürekli örtünmeyi konu edinirseniz düşüncelerinde kökleşebilir ve umduğunuzu bulamazsınız maazallah.
Bu durumdaki genç bir kız için nasihat, rica gibi yöntemler veya azarlama, kınama gibi tavırlar olumlu sonuç vermez. Büyük oranda daha da sertleşmeye ve uzaklaşmaya götürebilir maazallah. Şöyle bir yöntem izlemenizi ve sabırla sonucu beklemenizi tavsiye ederiz: - Sanki küçük bir çocukmuş da başını açmış gibi bakmaya çalışın, buna kendinizi ikna edin. - Onunla günlük hayata dair ortak noktalar oluşturun. Mesela sevdiği aile bireylerini beraberce ziyaret etme, onunla birliktelikten hiç bunalmıyormuş gibi gösterip beraberce gezme... - Örtü ve benzeri konuları onunla hiç konuşmayın ama hiç! - Babalık ve annelik sevginizi, alakanızı artırın. 'Canım kızım' gibi ifadeleri samimi bir şekilde kullanın. Mantığımız şu olacak: Zaten bu küçük çocuk, başını örtmese de olur. - Sevginizi artırmakla onun imandan çıkmasını engellemiş olursunuz. Çok geçmeden de eskisinden daha iyi örtünür biiznillah. Örtüsüne takılır kalırsanız yarın maazallah imanı ile ilgili ne yapacağınızı araştırmak zorunda kalabilirsiniz. Beterin beteri var. Kendinizden ittikçe o da şeytana daha yakın duracaktır. Bu durumda iken onu kurtarma ihtimaliniz üç ise o zaman bire düşecektir. - İnsanların, akrabalarınızın ne dediğine ne diyeceğine takılmayın. Sizin derdiniz size yeter, ateş düştüğü yeri yakar. Sizden başkası size kesin çare olacak şeyler göstermez. - Bu reçete zordur ama en azından sebep siz olmadığınız için veya onu daha fazla itmediğiniz için huzur içinde olursunuz. Aksi ise hem onu kaybetme hem kendinizi yıpratma ve kahretme şeklinde olur. - Bitmez tükenmez bir dua hamlesi başlatın. Onun yüzüne veya duyacağı ortamlarda değil ama siz ve Rabbiniz başbaşa iken çokça dua edin. Özellikle zaman zaman teheccüde kalkın ve dua edin. Duanız ve sabrınız yoksa Allah'ın yardımı da yok gibidir, bunu unutmayasınız. - Allah yardımcınız olsun, size sabırlar indirsin. Amin.Bu durumdaki genç bir kız için nasihat, rica gibi yöntemler veya azarlama, kınama gibi tavırlar olumlu sonuç vermez. Büyük oranda daha da sertleşmeye ve uzaklaşmaya götürebilir maazallah. Şöyle bir yöntem izlemenizi ve sabırla sonucu beklemenizi tavsiye ederiz: - Sanki küçük bir çocukmuş da başını açmış gibi bakmaya çalışın, buna kendinizi ikna edin. - Onunla günlük hayata dair ortak noktalar oluşturun. Mesela sevdiği aile bireylerini beraberce ziyaret etme, onunla birliktelikten hiç bunalmıyormuş gibi gösterip beraberce gezme... - Örtü ve benzeri konuları onunla hiç konuşmayın ama hiç! - Babalık ve annelik sevginizi, alakanızı artırın. 'Canım kızım' gibi ifadeleri samimi bir şekilde kullanın. Mantığımız şu olacak: Zaten bu küçük çocuk, başını örtmese de olur. - Sevginizi artırmakla onun imandan çıkmasını engellemiş olursunuz. Çok geçmeden de eskisinden daha iyi örtünür biiznillah. Örtüsüne takılır kalırsanız yarın maazallah imanı ile ilgili ne yapacağınızı araştırmak zorunda kalabilirsiniz. Beterin beteri var. Kendinizden ittikçe o da şeytana daha yakın duracaktır. Bu durumda iken onu kurtarma ihtimaliniz üç ise o zaman bire düşecektir. - İnsanların, akrabalarınızın ne dediğine ne diyeceğine takılmayın. Sizin derdiniz size yeter, ateş düştüğü yeri yakar. Sizden başkası size kesin çare olacak şeyler göstermez. - Bu reçete zordur ama en azından sebep siz olmadığınız için veya onu daha fazla itmediğiniz için huzur içinde olursunuz. Aksi ise hem onu kaybetme hem kendinizi yıpratma ve kahretme şeklinde olur. - Bitmez tükenmez bir dua hamlesi başlatın. Onun yüzüne veya duyacağı ortamlarda değil ama siz ve Rabbiniz başbaşa iken çokça dua edin. Özellikle zaman zaman teheccüde kalkın ve dua edin. Duanız ve sabrınız yoksa Allah'ın yardımı da yok gibidir, bunu unutmayasınız. - Allah yardımcınız olsun, size sabırlar indirsin. Amin.
Allah yardımcınız olsun. Bu gelişmeden asla vazgeçme ama zamana yay. Mesela bir haftada planlanabilecek bir şeyi bir aya yay. Acele etme ki kökten kaybetmeyesin. Ne annenle ne eşinle bir şey tartışma. Onlar itiraz ettikçe sen sus ve dinle sadece. Zamanla seninle onlar da tartışmayacaktır ve biraz zaman alacak ama sen hedefine ulaşacaksın biiznillah. Sabreden kazanır biiznillah.
Önce şunu bilmelisiniz: Hamurun mayalanması gibi bir şeydir bizim kişilik oluşumumuz, birden olmaz zaman ister. Siz de bu zamanı sabırla geçirmek zorundasınız. En kolay çözüm kendinize çevre oluşturmanızdır. Tesettürünü beğendiğiniz hanım arkadaşlarınız olmalıdır. Onlarla daha yoğun bir şekilde oturmalısınız. Bir de birikiminizi artırın. Mevcut bilginiz sizi hareketlendirmeye yetmiyordur. İnternetten http://www.sosyaldoku.tv/?s=kad%C4%B1n+f%C4%B1kh%C4%B1 derslerini sırayla izleyerek kendinizi geliştirebilirsiniz örnek olarak. Bilhassa namaz ibadeti önemlidir, ihmal etmeyin namazı. Namaz koruyan bir kalkandır. Eşiniz de sizin bu açığınızı kapatmada yardımcınız olsun.
Selamünaleyküm. Sizde iki önemli husus var. Birincisi, ayrıntılara çok takılıyorsunuz. Ayrıntılarla uğraşmayın, aslı kaybedersiniz. İkincisi de vaktinizi tam dolduramıyorsunuz. Kendinize faydalı işler üretin. Okumayı artırın. İbadetleri artırın. Sılayırahim yapın, ders dinleyin. Vaktinizi size yetmeyecek hâle getirin. Başka bir sorun yok inşaallah.
Çok haklı bir endişe ve dert taşıyorsunuz. Rabbim güzel niyetinize karşılıklar versin. Birkaç alternatif yol takip edebilirsiniz: - Uzman, Müslüman bir psikologla istişare edebilirsiniz. İnsan hal ve davranışlarından anlayan bir büyüğünüz de olabilir. Kızınızı tanıyıp istişareyle süreci ilerletebilirsiniz. - Denemeler yapabilirsiniz. Mesela; haftanın belli günleri taktırıp ölçüm yapabilirsiniz. Âdet göreceği güne hazırlık olduğunu anlatabilirsiniz. - Yakın çevre, akraba ya da komşulardan kızınızla akran, tesettürlü bir arkadaşı varsa onunla daha uzun süre beraberliklerini sağlayabilirsiniz. - Yarın tesettüre girdikten sonra tesettürle ilgili süreci tamamlanmış değil yeni başlamış olacak unutmayasınız. Belki ömrünün sonuna kadar siz onun neden tesettüre girdiğini hatırlatan olacaksınız. Tesettüre girdikten hemen sonra bir anne olarak daha tedbirli, uyanık, farkında olmanız gerekecektir. - Tesettüre gireceği güne kadar adım adım süreci başlatın. Önce uzun giyinmek gibi başörtüyü arkadan taktırmak gibi. Allah yardımcınız olsun. Allah'a emanet olun.
anne konusundaki diğer fetvalar
Evet, fidyeyi siz veriyorsunuz ve sizin kardeşinize vermeniz caiz olur ancak bu fidye annenizin adına verildiği için annenizin kızına vermesi gibi bir durum olacaktır. Bunu böyle yapmamanız evla olandır.
Ücretini başkasına vermeniz sizi yalan iş yapıyor olmaktan kurtarmaz. Sahte rapor bir hiledir. Müslüman hile yapmaz.
Evladın anne babaya karşı işlediği hatalardan iki sonuç çıkar: Biri Allah'a karşı günah işlenmesidir diğeri de anne babaya karşı kötü durumda olmaktır. Anne baba helallik verir ve affederse onlara ait bölüm biter ama Allah'ın emirlerine karşı gelinmiş olduğu için büyük bir günah yazılmış olarak bekler. Tevbe edilirse ve tevbe samimi olursa ancak o da affedilme umudu olur.
Bu konuda bizim kanaatimiz olumsuzdur ama uygun bulan hoca efendiler de vardır. Onların kanaatine göre hareket edebilirsiniz.
Basiret ve feraset birbirine yakın iki kavram olarak Allah’ın kullarından bazılarına olayların, meselelerin iç yüzüne dair ince anlayış lütfettiği nimetin adıdır. Basiret sahibi insanların önsezileri doğruya daha yakın olur. Tahminleri, düşünceleri Allah’ın rızasına yaklaşmak içindir. Basiret ehli insanlar karanlıkta aydınlık gibi yürümeyi başarabilirler. Şüphesiz bunlar olduğu gibi Allah’ın ikramıdır. Bu bazen tamamen Allah’tan gelen bir nur olduğu gibi bazen de kişinin Allah’a daha iyi kul olmak için gösterdiği performansın dünyadaki karşılığı olarak sonradan elde edilir bir ödüldür. Siyasette, ticarette, ailede, eğitimde ferasetin önemi büyüktür. Bir ülkenin yönetimi için de dinin geleceğine yatırım yapmak için de feraset gerekir. İnsanlar ve kurumlar, geleceği tahmin etmede başarı gösterdiği kadar insanlığa hizmet edebilirler ve başarılı olabilirler. Aynı şekilde annelik/babalık ve hocalık da böyledir. Evlatlarının geleceğini, yirmi yıl sonraki gençliğin ve toplumun halini şimdiden görebilenler hem kendilerini hem de çocuklarını yetiştirebilirler. Böylece iman ehli bir nesil olarak kalabilme mücadelelerini yönetebilirler. Özetle, basiret ya da feraset gözün ötesinde kalple görebilme yetisidir. Kalbin doğruyu hissetmesi de denebilir. Böylesine kıymetli bir nimeti Allah, kullarından takva sahibi olma derdinde olanlara verir. Zaten karanlık sokaklarda etrafı aydınlatmak isteyenler, Allah’ın dost kulu olmak isteyenler olacaktır. Gözleri olduğu halde görmek istemeyenler için yapılacak bir şey de yoktur. Basiret ve feraset, Allah’tan gelen bir ikram olduğuna göre Rabbimiz buna hak eden kullarına verecektir. Rabbimizin feraset/basiret bahşettiği kullardan olabilmek için; 1. Güçlü bir imana sahip olmak gerekir. Bu da Allah’tan başkasının ölçü olmadığı bir disiplinde olur. Hayatımızdan İslam dışındaki anlayışları, uydurulmuş inançları çıkardığımız kadar sadece Allah’a kul olabiliriz. 2. Günah işlememek, işlenirse tevbe ile ondan kurtulmak ferasetin ikinci adımıdır. Allah’ın haramlarından uzak bir yaşam tarzı benimseyebilirse insan, Allah da onunla beraber olur ve ona öteleri gösteren gözler nasip eder. Başta kalp olmak üzere organların Allah’a itaat ettiği bir beden sahibi olmak zorundayız. Emrettiği ibadetlerini hakkıyla yerine getirmek ve Rabbimizin emanet verdiği azaları onun istediği şekilde kullanmak basirete kapı aralar. Özellikle gözün kullanımı feraseti direkt etkiler. İlim elde ettikçe, Kur’an ve sünnetle tanıştıkça insanın olaylara bakışı da gelişir. Olayları mümince değerlendirmek, yaşananları anlamlandırabilmek ayetlerin ve hadislerin ışığında çok daha kolay hale gelmektedir. Peygamberlerin yaşadıkları, Allah’ın yeryüzü kanunları, ahiret inancı gibi başlıklar insanı akıl sahibi olmasında ciddi manada etkiler. Allah kendi dini için fedakârlıklar yapan kullarını o uğurda sabit kılar. Bu sebeple herkes kendi kapasitesine göre dinimize hizmeti kadar Allah’tan yardım görür. Bu yardımların bir boyutu da Allah’ın kuluna feraset vermesidir. Dua etmek her işte olduğu gibi basiret arzusunda da geçerlidir. Anneliğe hazırlanan bir hanım için esasında yukarıda sayılan maddeler basiretle birlikte teslimiyete de katkı sağlayacak noktalara işaret etmektedir. Özellikle anne adayı için değerlendirecek olursak mesele şudur: İnsan, iman yüklü kalbiyle doldurduğu zihninin ürünüdür. Nasıl düşünüyorsa hayatı da ona göre yönlenir. Düşünceyi oluşturan da imandır. Allah ile bağı kuvvetli olan bir anne teslimdir. Tam bir Müslümandır. Allah ile beraber, Allah için yaşar. Bunun sonucunda şöyle düşünür: Karnımdaki bebek, ben ve benim dışımdaki milyarlarca insan Allah’a aitiz. Ben Allah’ın yaratacağı bir insanın yaratılması için Allah’ın kullandığı bir kulum. Varlığım ve yokluğum Allah’ın izniyledir. Yaşatan ve öldüren O’dur. Doğumum Allah dilerse çok kolay olur. Beni yaratan benim doğumumu da düşünür. İnsanların ne dediği ve beklediği beni ilgilendirmez. Allah beni bu çocuk ile sınayacak. Allah dilerse çocuk bensiz de büyür, yetişir ve eğitilir. Ben sadece anne olarak Rabbimin bana yüklediği sorumluluğumu yerine getiririm. Sonra Musa aleyhisselamın annesi gibi Nil’e salsam da o çocuk bana geri gelir. Firavun’un sarayına girse de Allah onu yetiştirir. İnsanlık onun için seferber olabilir. Yıllar sonra Allah’ın en güzel kullarından biri olarak insanlığın hidayetine sebep olabilir. Tam tersi de mümkündür. Nuh’un oğlu gibi helak da olabilir. (Allah korusun) Ben anneliğimi/babalığımı yapayım sonuçlar Allah’ın elindedir. Eşim bana destek olmasa da ben çocuğuma annelik yapabilirim. Çünkü benim yardımcım Allah’tır. Meryem gibi ben de eşsiz kabul ederim kendimi, bu kadar basit! Bu düşünceler, insanı dünyada rahat ettirir. Bedenler yıpranır, zorluklar bitmez ama kalp huzurlu olur. Teslimiyet böyle fikirlerde sabit kalmanın eseridir. Siz de çevrenizi yukarıdaki gibi düşünen insanlardan oluşturmaya gayret edin ve çokça Allah’a dua edin. Rabbim anneliğinizi, muhtemel evlatlarınızı bereketli etsin. Ümmetin yüz akı olmayı nesillerinizle birlikte sizlere lütfetsin. Âmin! Allah’a emanet olun.
Anne ve babaya bakmak çocukların görevidir. Kendileri de muhtaç durumda olmadıkça bu görevde kız veya erkek aynıdırlar. Namaz kılmak nasıl herkesin sorumluluğu ise anne ve babaya muhtaç olduklarında bakmak da öyledir. Anne ve babaya ya da ikisine bakarken yükümlülük nasıl paylaşılacaktır sorusuna âlimlerimiz farklı cevaplar vermişlerdir. Ebu Hanife rahmetullahi aleyh kardeşler eşit şekilde paylaşırlar demiştir. Bazı âlimler mirastaki paya göre demiş bazıları da varlık durumlarına göre bir paylaşım yapabilirler demişlerdir. Siz de böyle bir paylaşım imkânı olmayacağı için yük size kalacaktır, sevap da size kalacaktır. Kardeşlerinin sorumluluk almaktan kaçınmaları senin sorumluluğunu kaldırmaz. Yapabildiğin kadar yap. Evet, çocuklarını aç bırakmak gerekmez ama yapabileceğini de ihmal etme. Kardeşlerinin payına düşen yükümlülüğü yarın onlardan tahsil etmeyi de düşünebilirsin. Yapabiliyorsan onları mahkemeye vererek de alacağını tahsil edebilirsin ama sen Allah’tan bekleyen ol, kalbin huzur bulsun. Onları yaratanları ile baş başa bırak. Özellikle de anneye hizmet bizim kulluğumuzun en büyük imtihan ve kazançlarındandır, bunu kaybetmemeye bakın. Allah Teâlâ işinizi kolay kılsın, kalbinize huzur versin. Âmin.