Fetva Meclisi
Soru
Hocam nafile oruç tutmak istiyorum. Pazartesi ve perşembe oruçlarının faziletini biliyorum ancak haftada iki gün ağır gelecek düşüncesindeyim. Sadece pazartesi günleri tutsam olur mu?
Cevap
Benzer fetvalar
Mecburi görevlerimizi zorlaştıracak şekilde bir nafile oruç tutmak mekruhtur. Aile geçimini, farz ibadetleri zorlaştıracak şekilde nafile oruç tutulmamalıdır.
Tuttuğunuz bazı oruçlar için ÜZERİME KAZA KALAN SON ORUÇ diyerek niyet edebilirsiniz. Kaza varsa onun yerine geçer değilse zaten nafiledir.
Bütün programları aynı anda uygulamayın. Ya iki günde bir oruç tutarsınız, ya pazartesi-perşembe oruç tutarsınız. Bu programlardan birini seçerken kendinizi yıpratmamaya özen gösterip dikkat edin. Gücünüzün yetmeyeceği yüklerin altına girmekten sakının. Allah yardımcınız olsun. Allah'a emanet olun.
Pazartesi ve perşembe günlerini Şevval orucu diye niyet et. Şevval orucu tutarken diğer sevabı da biiznillah kazanırsın.
Siz kaza orucunuza niyet edin, mübarek günlere rastlattığınız için de biiznillah o günün faziletinden de istifade etmiş olursunuz. Allah kabul etsin.
Selamünaleyküm. Siz kazaya niyet etti iseniz o oruçlar kaza yerine geçer, nafile olanı ise tutulmamış olur ama bu sizin için bir eksiklik değildir. Önemli olan farz eksiğinin olmamasıdır.
farz konusundaki diğer fetvalar
Allah Teâlâ’nın bizden yapmamızı beklediği namaz emri farz namazlardır. Farzlardan önce ve sonra kılınanlar da nafile namazlardır. Nafilelerin tamamı bizim için bir sevap kaynağı ve aynı zamanda bizi farz namazlar açısından namaz ahengi içinde tutmaya yardımcı ibadetlerdir. Şunu da bilmemiz gerekir ki, ibadetlerin tamamı “Allah emretti, öyle istedi” diye yapılır. Gerekçesi aranan ibadetin heyecanı eriyebilir.
Bizim için teheccüd namazı NAFİLE bir ibadettir. Değeri pek yüksek olmakla beraber neticede nafile bir ibadettir. Peygamber aleyhisselamın durumunun ona ait olduğunu unutmayalım. Onun “bu bana ve size” niteliğindeki bir beyanı olmadığı sürece ona ait işleri ona mahsus görmeliyiz. Teheccüd namazı ağırlığı itibariyle önemli bir namazdır. Kim ne kadar kılarsa o kadar sevap kazanır. Şu kadar günde şu kadar diye bir belirleme yapmak doğru değildir. Günlük hayatı olumsuz etkilenmeyecek olanlar mesela ağır işlerde çalışmayanlar bu namazı ihmal etmemelidirler. Zira hiçbir zaman teheccüd namazını bir sabah namazı ile karşılaştıramayız bile. Farzlar ve üzerimizdeki haklar etkilenecekse teheccüdü daha rahat bir zamana erteleriz.
Bir namazın vaktinin çıkmasına kalan vakit sadece farzı kılmaya yetecek kadar ise farzı kılmak, sünnetleri bırakmak gerekir. Rahat rahat sünnetler de kılınabilecekse sünnetleri kılmak evla olur. 45 dakika yeterli ve geniş bir vakittir, sünnetler öyle bir durumda kılınmalıdır. 15 dakika kadar kaldı ise sadece farz kılınmalıdır.
Tıp derslerinizin hakkını vermelisiniz. Onlara iyi çalışın. Tıp dersi dışındaki FARZ işleri aksatmayın. Nafilelerden ise yapabildiğiniz kadarını yapın. Haramlardan da kesinlikle uzak durun. Bu hâliniz biiznillah mü'mincedir ve ecir kazanma durumundasınız. Allah yardımcınız olsun.
Hayır, umre ibadeti müekked bir sünnettir, farz değildir. İmkânı olan gitmeli ve nefsini temizleyecek bir ibadet olarak onu yerine getirmelidir ama farz değildir.
Allah’a ve ahiret gününe iman eden bir mü'min, yaşadığı hayatın hesabını vereceğine inanan insandır. Bu hesabın konusu genel hatlarıyla hayatıdır. Yaşadığı hayatı ilk anından son nefesine kadar gündem olacaktır. Ayrıntılarıyla bakıldığında ise; İman, Allah’ın farz kıldığı şeyler, Allah’ın haramları, Kul hakları hesabın ayrıntılı başlıklarıdır. Ahirete gitmeden önce insan imanına şirk bulaştırıp bulaştırmadığını, farzlarda eksiği olup olmadığını, haram işleyip işlemediğini, üzerinde kul hakkı var mı yok mu vs. bunları düşünür. Eğer bir sıkıntı varsa o sıkıntıyı giderir. Bu giderme, tevbe etmek ve tevbeye sadık kalmak, eksiği kaza etmek ve haklardan helalliği sağlamak şeklinde olur. Kul, bunu yaparken kendi aldatıyorsa, olanı hatırlamamak veya önemsememek gibi bir tutum içine giriyorsa zaten ahirete gitmeden önce ahiretteki sorun burada kendisini göstermiş demektir. Şüphesiz böyle bir muhasebeyi yapabilmek için ilim gerekir, bunu ikaz eden dost ve arkadaş çevresi gerekir. Çevresi bu mantıkta olmayanın ve öğrenmeye önem vermeyenin ya da hoşuna gideceklerle sınırlı bir öğrenmeyi yeterli bulanın hesabı çetin olur maazallah.