İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Fetva Meclisi

Soru

En güçlü günlük ekonomi gazetelerinden ... yazarlarından ...'ün bayramla ilgili yazısı şöyle: (07/09/2010) 'Kur'an'da ramazan bayramı ile ilgili açıklama yoktur. Bayram kelimesi sadece Maide 114'te geçer. Bu da İsa'nın son yemeğini işaret eder. Bayram hadislerde vardır. Peygamberimiz Medine'ye hicret ettiğinde İranlıların Nevruz ve Mihrican kutlamalarından etkilenmiş, bunların ümmet için uygun olmadığını ve yerine ramazan ve kurban bayramlarının kutlanmasını buyurmuştur.' Sorum ise şu: Ramazan ve Kurban bayramlarımızla ilgili gerçek, doğru bilgi nedir, kaynağını nereden alır? Bir kere, 'Kur'an'da yoktur da hadiste vardır!' şeklindeki bir çıkış bize ait değildir. Biz, Kur'an ve hadisi aynı konumda görüyoruz. İkinci olarak, oruç bile Mekke'de yoktu. O da Medine'de emredildi. Hac da ve daha pek çok ibadet Medine'de kondu. Kaldı ki hadislerde bayramdan söz ederken başkalarının bayramlarına işaret ederek: 'Allah, onların yerine bu iki bayramı size verdi.' şeklinde bir ifade vardır. Yani Ramazan ve Kurban bayramları bizzat Allah'ın dilemesi ve emretmesi ile gerçekleşmiştir. (Bkz. Ebu Davud, Salat,245/1131; Nesaî, Salatulideyn, 1/1555; Mavsılî, 3820) Peygamber aleyhisselam efendimizin sözü hakkında kanaatimiz ne ise bayram hakkındaki kanaatimiz de odur. Din bizim, bayram bizim; kime ne olmalı değil mi?

Cevap

Bir kere, 'Kur'an'da yoktur da hadiste vardır!' şeklindeki bir çıkış bize ait değildir. Biz, Kur'an ve hadisi aynı konumda görüyoruz. İkinci olarak, oruç bile Mekke'de yoktu. O da Medine'de emredildi. Hac da ve daha pek çok ibadet Medine'de kondu. Kaldı ki hadislerde bayramdan söz ederken başkalarının bayramlarına işaret ederek: 'Allah, onların yerine bu iki bayramı size verdi.' şeklinde bir ifade vardır. Yani Ramazan ve Kurban bayramları bizzat Allah'ın dilemesi ve emretmesi ile gerçekleşmiştir. (Bkz. Ebu Davud, Salat,245/1131; Nesaî, Salatulideyn, 1/1555; Mavsılî, 3820) Peygamber aleyhisselam efendimizin sözü hakkında kanaatimiz ne ise bayram hakkındaki kanaatimiz de odur. Din bizim, bayram bizim; kime ne olmalı değil mi?
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Selamünaleyküm. Bu mesele üzerinde henüz bir birlik ne yazık ki oluşturulamadı. Müslümanlar olarak böyle bir meselede ittifak edememiş olmamız elbette esef vericidir. Müslümanların bir Hilafet'inin olmayışının en tabii sonuçlarından birini görmüş oluyoruz. Gayet üzgünüz. Herkes yaşadığı bölgedeki uygulamaya uyabilir. Fitnenin çıkması, müminlerin birbirlerini incitmeleri daha ağır bir hata olur. Cuma namazı hakkındaki mesele ise şöyledir: Hadislerde bayram namazı kılınan bir gün cumaya rastladığı için Peygamber aleyhisselam efendimiz, Cuma namazı kılamayacaklara izin vermiştir. Bu da Cuma kılmaya yasak getirme değildir, sadece izin vermiştir. Mesele budur, gerisi yanlış anlaşılmış olmalıdır kılamama diye bir şey yoktur.

Selamünaleyküm sayın hocam. Benim size kurban bayramıyla ilgili sorum olacak. Bu
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Selamünaleyküm. Kardeşim, biz Buhari'nin hakkındaki kanaate inanıyor ve onunla huzur buluyoruz. Sizin veya bir başkasının ya da Müslüman olmayan birinin tenkiti onun bileceği iş olur. Siz bir bilgi edinme maksadı ile sormadığınız için cevap verme ihtiyacı hissetmiyoruz. Size sizin kanaatiniz yeterlidir. Bize de bizim kanaatimiz. Allah'a emanet olunuz.

Kur’an korunacak sözü varken hadisler korunacak sözü neden yoktur ve korunmamışt
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Kur’an-ı Kerim’e ve Hz. Peygamber’in (s.a.s.) hayatına bakıldığında bazı gün ve gecelere özel önem verildiği görülür. (bk. Âl-i İmran, 3/16-17; İsrâ, 17/78) Örneğin Cuma gününün Müslümanlar için özel bir önemi vardır. Hz. Peygamber (s.a.s.) “Üzerine güneş doğan en hayırlı gün cuma günüdür. Âdem o gün yaratıldı; o gün cennete konuldu ve o gün cennetten çıkarıldı. Kıyamet de cuma günü kopacaktır.” (Müslim, Cum’a, 18 [854]) buyurmuştur. Bu itibarla o gün Müslümanların bir araya gelip cuma namazı kılmaları emredilmiş (el-Cum’a, 62/9) namaz öncesinde boy abdesti almaları ve güzel elbiseler giyinip güzel kokular sürünmeleri tavsiye edilerek (Buhârî, Cum’a, 2 [877], 3 [880], 6 [883], 7 [886]) bugün onlar için hidayet vesilesi ve adeta bayram kabul edilmiş, (Müslim, Cum’a, 19 [855]) gün içerisinde duaların mutlaka kabul edileceği bir anın bulunduğu haber verilmiştir. (Buhârî, Cum’a, 37 [935]) İçinde “bin aydan daha hayırlı” olan Kadir gecesinin bulunduğu Ramazan ayı da Müslümanlar için mübârek zaman dilimlerindendir. Rahmet kapılarının açıldığı, cehennem kapılarının kapanıp şeytanların zincire vurulduğu (Müslim, Sıyâm, 1 [1079]) ve Kur’an-ı Kerim’in indirilmeye başlandığı bu ayın gündüzlerinde müminlere oruç tutmak emredilmiş, (el-Bakara, 2/185) gecelerini de ibadetler ile ihyâ etmeleri tavsiye edilmiştir. (İbn Mâce, İkâmetu’s-salavât, 173 [1326-1328]) Ramazan gecelerini ihyâ etmeye önem veren Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmaktadır: “Ramazan ayı, Allah Teâlâ, gündüzlerinde oruç tutmayı üzerinize farz kıldığı benim de gecelerini ibadetle ihyâ etmeyi sünnet kıldığım bir aydır. Artık kim inanarak ve sırf Allah rızasını dileyerek orucunu tutar ve gecelerini ihyâ ederse, anasından doğmuş gibi günahlarından temizlenmiş olur.” (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 1/191 [1660]; İbn Mâce, İkâmetu’s-salavât, 173 [1328]; Nesâî, Sıyâm, 40 [2210]) Nitekim Allah Resûlü, yılın diğer gecelerinden farklı olarak Ramazan gecelerinde birkaç gün cemaatle nafile (terâvîh) namazı kılmıştır. Hz. Peygamber (s.a.s.), farz olarak anlaşılır endişesiyle bu namazı cemaatle kılmaya devam etmeyeceğini ashâbına ifade etmiştir. (Buhârî, İ‘tisâm, 3 [7290]; İbn Mâce, İkâmetu’s-salavât, 173 [1327]) Hz. Peygamber’in vefatıyla bu endişe ortadan kalkınca, Hz. Ömer (r.a.) döneminden itibaren teravih namazı cemaatle düzenli bir şekilde kılınmaya tekrar başlanmış, (Muvatta’, es-Salâtü fî Ramadan, 3-5; Buhârî, Salâtü’t-terâvîh, 1 [2010]) böylece Müslümanlar tarafından Ramazan geceleri sünnete uygun bir şekilde ihyâ edilegelmiştir. Yine Müslümanlar Peygamberimizin (s.a.s.) sahur yapmaları yönündeki teşvik ve tavsiyeleri (Müslim, Sıyâm, 45 [1095]) gereğince sahura kalkmaya önem vermişlerdir. Hz. Peygamber’in (s.a.s.) cömertliği Ramazan ayında daha da artardı. Peygamberimiz bu ayda çokça Kur’an okur ve Cebrail (a.s.) ile Kur’an-ı Kerim’i mukabele ederdi. (Buhârî, Savm, 7 [1902]) O’nun (s.a.s.) sünnetinden hareketle Müslümanlar asırlardır Ramazan ayında hatimler okumuş, camilerde itikâfa girmiş, infak ve tasadduklarını çoğaltarak sosyal dayanışmanın en güzel örneklerini sergilemişlerdir. Zilhicce ayının ilk dokuz günü de önemli günlerdendir. Bu günlerde oruç tutmak -Arafat’ta vakfe yapmakta olan hacılar dışında- sünnettir. Zira Peygamberimiz (s.a.s.) “Allah katında şu on günde işlenecek sâlih amelden daha değerli bir amel yoktur.” buyurarak Zilhiccenin ilk dokuz gününü oruçlu geçirmiştir. (Ebû Dâvûd, Savm, 61 [2437-2438]) Zilhicce’nin dokuzuncu günü olan arefe gününün de ayrı bir önemi vardır. Hz. Peygamber (s.a.s.) bugünü oruçlu geçirme ile ilgili olarak “Arefe günü tutulacak orucun önceki ve sonraki senenin günahlarına keffâret olacağını Allah’tan ümit ediyorum.” (Müslim, Sıyâm, 196-197 [1162]) buyurmuştur. Ramazan ve Kurban bayramı günleri ve geceleri de mübarek zaman dilimlerindendir. Hadis-i şerifte bu günlerin Allah Teâlâ tarafından Müslümanlara bayram kılındığı bildirilmiştir. (Ebû Dâvûd, Salât, 244 [1134]) Bu gecelerde ihlasla yapılan duaların reddedilmeyeceği rivayet edilmiştir. (Abdurrezzâk, Musannef, 4/317 [7927]) Allah Resûlü (s.a.s.), bayramlarda Müslümanların bir araya gelmesine çok önem vermiş ve herkesi bayram namazları kılınan namazgâha davet etmiştir. (bk. Buhârî, Îdeyn, 7 [957]; 15 [974]; Ebû Dâvûd, Salât, 246 [1136]) Yine Peygamberimiz (s.a.s.) Kurban bayramında kendi eliyle kurban kesmiş, gücü yeten mü’minlerin de kurban kesmesini istemiştir. (Ebû Dâvûd, Edâhî, 4 [2792], 5 [2800]) Böylece Kurban bayramı günlerinde kurban ibadetini yerine getiren müminler, kurbanlarını paylaşarak bütün toplumun bayram sevincini yaşamalarını da sağlamış olurlar. (Buhârî, Îdeyn, 3 [951], 5 [954]) Mü’minler için bayram olması nedeniyle bu günleri oruçlu geçirmek yasak olduğundan (Buhârî, Savm, 66 [1990]) asr-ı saadetten beri bu günlerde ikramlarda bulunulmuş, kutlamalar yapılmış, oyunlar oynanmış ve bu günler sevinç içinde geçirilmiştir. Peygamberimiz böyle günlerde insanların maddî ve manevî dayanışma içerisinde olmasını tavsiye etmiştir. (bk. Buhârî, Îdeyn, 2 [949, 950], 3[952], 7 [961], 8 [964], 9, 24 [986]) Ayrıca Peygamberimiz (s.a.s.) pazartesi ve perşembe günleri, kamerî ayların 13. 14. ve 15. günleri, Şevvâl ayından altı gün ve Muharrem ayında oruç tutmuş ve oruçlu geçirilmesini de tavsiye etmiştir. (bk. Müslim, Sıyâm, 194-198 [1160-1162], 203 [1163], 204 [1164]; Ebû Dâvûd, Savm, 61 [2437), 68 [2449], 69 [2451]) Bunların dışında halk arasında kandil olarak isimlendirilen bazı geceler daha vardır ki bunlardan bir kısmının önemine ayet ve hadislerde işaret edilmiş, diğerleri de ibadet etme, şükretme ve bir anma vesilesi olarak toplum tarafından kabul görmüştür. Bu gecelere “kandil” denilmesi, Osmanlı döneminde bu gecelerde camilerin kandille aydınlatılması sebebiyledir. Kandil geceleri şunlardır: Kadir gecesi, Kur’an-ı Kerim’in indirilmeye başlandığı gecedir. Bu gece, Kadir sûresinde “bin aydan daha hayırlı” olarak nitelendirilmiştir. Hz. Peygamber (s.a.s.) de Kadir gecesinde, inanarak ve mükâfatını ancak Allah'tan bekleyerek namaz kılanların geçmiş günahlarının affedileceğini müjdelemiştir. (Buhârî, Savm, 6 [1901]) Bununla birlikte Kadir gecesinin Ramazan ayının kaçıncı gecesi olduğu kesin olarak bilinmemektedir. Hz. Peygamber (s.a.s.) Ramazan ayının son on gecesinin ihyâ edilmesine özel önem vermiş ve Kadir gecesinin de bu gecelerde aranmasını tavsiye etmiştir. (Buhârî, Fazlu leyleti’l-kadr, 3 [2018]) Kadir gecesinin Ramazan ayının 27. gecesinde olduğu (Müslim, Salâtü’l-müsâfirîn, 179-180 [762]) genel kabul görmüş olmakla birlikte, Ramazan ayının tamamında, son on gününün tek gecelerinde (Buhârî, Fazlu leyleti’l-kadr, 3 [2017] Müslim, Sıyâm, 207 [1165]) veya son yedi gecesinde aranması ile ilgili farklı rivayetler de vardır. (Buhârî, Fazlu leyleti’l-kadr, 2 [2015-2016]; Müslim, Sıyâm, 205-206 [1165]) Hz. Peygamber’in konuyla ilgili söz ve fiillerinden Müslümanları, Ramazan’ın tamamını, özellikle de son on gecesini Kadir gecesiymiş gibi ihyâ etmeye teşvik ettiği anlaşılmaktadır. Mevlid kandili, Peygamberimizin (s.a.s.) doğum yıl dönümü olan Rebîulevvel ayının on ikinci gecesidir. Kur’an ve Sünnet’te bu gecede yapılması özel olarak emir ya da tavsiye edilen bir ibadet şekli yoktur. Bununla birlikte Müslümanlar, Allah Resûlü’ne olan muhabbetleri nedeniyle mevlid kandilinin gece ve gündüzünü nafile ibadetlerle ihyâ ederler. Mevlid kandili kutlamaları Müslümanların asırlardır uyguladığı bir gelenektir. Allah Resûlü’nün dünyayı teşrif ettiği günün yıl dönümlerinde Müslümanlar, öteden beri düzenleye geldikleri çeşitli programlarla, Hz. Peygamber’in hayatını, mesajını ve güzel ahlakını dünyaya tanıtmak için gayret göstermekte ve ilmî-kültürel programlar düzenlemektedirler. Mevlid programlarında Kur’an-ı Kerim tilaveti, ilâhiler ve naatlar okunması ve dualar edilmesi Müslümanların gönlünde Allah ve Peygamber sevgisini canlı tutmaktadır. Regaib kandili, üç ayların başladığını vurgulamak ve toplumda farkındalık oluşturmak için Receb ayının ilk cuma gecesi kutlanır. Kur’an-ı Kerim’de, saygı gösterilmesi istenen ve savaşmanın yasaklandığı aylardan biri de Receb ayıdır. (bk. el-Bakara, 2/217; el-Mâide, 5/2; et-Tevbe 9/5, 36) Hz. Peygamber’in (s.a.s.) belirli bir gün belirtmeden bu ayda oruç tuttuğuna dair rivayetler bulunmaktadır. (bk. Ebû Dâvûd, Savm, 55 [2430]) Ancak Receb ayının her günü oruç tuttuğuna ve Regaib gecesine mahsus namazın olduğuna dair kaynaklarımızda sahih bir rivâyet bulunmamaktadır. (İbnü’l-Cevzî, el-Mevzû‘ât, 2/434-438, 576-580) Bununla birlikte Şaban ve Ramazan ayından önce gelen Receb ayı, gerek manevî bir iklimin yaklaşması gerekse içerisinde Miraç gecesini de barındırması sebebiyle Müslümanlar için bir şükür ve sevinç kaynağıdır. Nitekim Hz. Peygamber’in, Receb ayı girdiğinde “Allah’ım! Receb ve Şaban’ı bize mübarek kıl ve bizi Ramazan’a ulaştır.” diye dua ettiği bilinmektedir. (Taberânî, el-Mu‘cemü’l-evsât, 4/189 [3939]; Beyhâkî, Şuabü’l-îmân, 5/348-349 [3534]) Miraç kandili, Receb ayının yirmi yedinci gecesinde yâd edilmektedir. Bu gecede Hz. Peygamber (s.a.s.) Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksâ’ya götürülmüş (el-İsrâ, 17/1) ve oradan da miraca yükseltilmiştir. Beş vakit namaz bu gece farz kılınmıştır. (Buhârî, Salât, 1 [349]) Ayrıca Allah’a şirk koşulmadığı sürece ümmetin günahlarının bağışlanacağı müjdesi de miraçta verilmiştir. (Müslim, Îmân, 279 [173]) Bu geceye özel bir ibadet olmasa da Müslümanlar miraç kandilinin gecesini ve gündüzünü asırlardır nafile ibadetlerle ve anma programlarıyla ihyâ etmektedirler. Mü’minlerin mi’racı olan beş vakit namazın bu gece onlara hediye edilmesinin sevincini yaşamak, Mescid-i Aksâ’nın Müslümanlar için mübarek ve mukaddes olduğu şuurunu devam ettirmek ve gelecek nesillere bilinç kazandırmak için İsrâ ve Mi’rac hadisesi yâd edilmektedir. Berat kandili, Şaban ayının on beşinci gecesidir. Bu gecede ibadetle meşgul olunması, gündüzünde oruç tutulmasına dair rivayetler bulunmakta ve Allah Teâlâ’nın kullarının günahlarını bağışladığı haber verilmektedir. (İbn Mâce, İkâmetü's-salavât, 191 [1388]; Tirmizî, Savm, 39 [739]) “Berat” ismi de günahların affedilmesi anlamına gelir. Kandil gecelerinde gerçekleşen önemli hadiseler sebebiyle Müslümanlar, Allah’a şükürlerini ifade etmek ve bu önemli hadiseler hakkında farkındalık oluşturmak için bu geceleri ihyâ etmektedirler. Bu geceler, Müslümanların tövbe istiğfar edip dua etmeleri, kaza veya nafile namaz kılıp oruç tutmaları, Kur’an okuyup dinlemeleri, sadaka vermeleri, sıla-i rahim yapmaları gibi salih amellere ve maddî-manevî dayanışma içerisine girmelerine birer vesiledir. Bu tür zamanlarda oluşan manevî atmosfer, inananların maneviyatını güçlendirdiği gibi pek çok insanın günahtan el çekmesine de zemin hazırlamaktadır. Bunun yanında kandil geceleri insanların camiyle buluşmaları ve dinin emir ve yasaklarını öğrenmeleri açısından da değerlidir. Ayrıca bu geceler, birlik ve beraberliğimize katkı sağladığı gibi toplumsal bir bilinç ve şuur oluşmasına da vesile olmaktadır. Öte yandan ibadetleri sadece bu gecelerde yoğunlaştırmak ve diğer zamanlarda bütünüyle terk etmek de yanlış bir davranıştır. Zira Hz. Peygamber (s.a.s.) “Gücünüz nispetinde nafile ibadet ediniz. Çünkü siz usanmadıkça Allah usanmaz. Allah katında amellerin en sevimlisi, az olsa da devamlı olanıdır.” buyurmuştur. (Ebû Dâvûd, Salât, 315 [1368]) Dolayısıyla önemli olan, düzenli ve devamlı ibadet etmektir. Sahih kaynaklarda bu gecelere mahsus bir ibadet şekli bildirilmemiştir. Ancak kandil gecelerinde kılınan namazların veya yapılan diğer sâlih amellerin -bu gecelere mahsus oldukları iddia edilmedikçe- bidat olduğu söylenmez. Çünkü bidat, Hz. Peygamber’in (s.a.s.) vefatından sonra dinî bir delile dayanmadığı halde dinin emri olduğu inancıyla yerine getirilen uygulamalar için kullanılan bir tabirdir. (bk. Yaran, “Bid‘at”, DİA, 6/129-131) Kandil gecelerinde düzenlenen programlar öteden beri Müslümanlar arasında dinî-kültürel bir nitelik kazanmıştır. Hz. Peygamber (s.a.s.) ve sahabe döneminde bayramlar ve farklı münasebetlerle kutlamalar yapıldığı bilinmektedir. Bu tür kutlamalar millî ve manevî değerleri canlı tutabilmek ve sonraki nesillere aktarabilmek için önemlidir. Bununla birlikte kandil geceleri vesilesiyle yapılan uygulama ve faaliyetler, dinî bir zorunluluk olarak görülmemeli, dinin temel ilkeleriyle çelişmemeli, gayrimeşru eğlence kültürüne malzeme edilmemeli ve manevî anlamlarına halel getirecek davranışlardan uzak durulmalıdır.

Mübârek gün ve geceler ile kandillerin İslam’daki yeri nedir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Burada zikredilen hadisler arasında SAHİH bir hadis yoktur. Dinen bağlayıcılığı açısından SAHİH OLMAYAN bir hadis üzerinden planlama yapmak da yanlıştır. Bu hadisler, sahih olsa bile bu tür bilgilerin muayyen bir güne önceden kilitlendirilmesi dinen yanlıştır. Zamanını ve mekânını Allah’ın bileceği işler olarak görmeliyiz bunları. Burada iki ayrı çizgiyi idrak etmeye çalışalım: a. İleride dünyamıza çarpacak kayalar yerine imanımıza ve insanlığımıza dünden çarpmış belaları görmeye çalışalım. Mevcut dertlerimiz dururken yenisini neden keşfetme gayretine düşeriz? b. Böyle bir şey olmuş olsa bile biz, bunu irdelemeye vakit ayırmak yerine Allah’a sığınmak sayılabilecek işlerle meşgul olmalı değil miyiz? Madem böyle bir risk var, film izler gibi mi izleyeceğiz bunu? Neden secdeye kapanmıyoruz? Üzerinde yaşadığımız dünya fanidir, bir gün toza dönüşerek yok olacaktır. Biz o güne iman ettik. Beşer olarak, fani olmayan hayat için çalışmakla yükümlüyüz. Bu konuya da böyle bakmaya çalışırız.

WhatsApp aracılığı ile aşağıdaki mesaj sosyal medyada dolaşmaktadır. Belirtilen
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Aleykümselam. Peygamber aleyhisselamın bize emri, onun ve raşid halifelerinin izinden gitmektir. Önceki ümmetlerin, peygamberlerinin onlara emanet ettiği dininin yerine kendilerinin oluşturduğu icatlara uymaları, ümmet olarak kaldırılmalarının nedeni oldu. Bu ümmet, eski ümmetlerin yaptığını yaparsa yanlış yapmış olur. Yapılması gereken törenler değil Sünnet'e ittiba etmektir. Herkes şöyle bir mazerete sığınmayı tercih etmektedir: Kötü bir zamandayız, insanlar ancak böyle törenleri anlayabilmektedirler. Bu da bir mazerettir. O zaman bu mazeretin karşılığını ne kadar bulabiliyoruz? Bir kere biz, başkalarından önce kendimizi düşünmek zorundayız. Adeta biz, Sünnet'i tam anlamıyla yaşadık da, başkaları anlamakta zorlandılar, bunun üzerine de onlar için taviz vermek durumunda kaldık. Bu doğru değildir. Maalesef gerçek olan, bizim de başkaları gibi asıl yapmamız gerekeni yapmakta ayak sürtmemizdir. Zorumuza gidiyor, kolayı ile teselli buluyoruz. Mevlid kandili kutlamaları, kutlu doğum haftası ve benzerleri, sahih sünnette ve Ashâb-ı Kirâm'ın hayatında görmediğimiz uygulamalardır. Allah sonumuzu hayır etsin. Yapmamız gerekenler varken beğendiklerimizle teselli bulamayız.

Selamünaleyküm Nureddin Hocam. Malumunuz bu Mevlit Kandili pazar gününe denk gel
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Allah senden razı olsun kardeşim, sebep oldun biz de bu mübarek hadisleri hatırlamış olduk. Allah Teâlâ size, bize ve diğer okuyan kardeşlerimize gereğini yapmayı nasıp etsin. Hadis okurken bir noktaya dikkat etmeliyiz: Peygamber aleyhisselam efendimiz konuşurken Allah’ın elçisi olarak konuşur, kendi kişisel kanaatlerini açıklamaz. Biz anlasak da anlamasak da o hakkı ve gerekeni söylemektedir. Birikimimiz onun hadisini anlamaya müsait değilse, onu değil kendimizi eksik göreceğiz ve bilen birine muhakkak soracağız. Bu ince noktaya çok dikkat edelim. Allah Teâlâ yardımcımız olsun. Bir başka husus da şu noktadır: Hadisleri küçük bebekler hariç herkes dinleyecek şekilde okuyun. Okumak için uygun zaman seçmeye çalışın. Uzun uzun okumalar yapmayın. Mesela yarım saati hiç geçmesin. Önce hamd edin, salavat getirin okumaya öyle başlayın. Evdeki herkesin aynı oranda anlamasını beklemeyin. Sadece okumuş olmanız ve onların kulaklarına bu sözlerin girmesi bile nimet olarak yeter biiznillah. Bilgi kadar bereket de beklediğiniz şey olsun. Okumayı bitirince de yine hamd edin, salavat getirin. Rabbim yardımcınız olsun. Bizi de duanızdan unutmayınız. Birinci Hadis Abdullah bin Abbas radıyallahu anhuma anlatıyor: Bir gün Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin arkasında idim. Bana buyurdu ki: “Delikanlı, sana bazı sözler öğreteceğim. Allah’ı koru ki Allah da seni korusun. (Sen onun dinini koru ki o da seni korusun.) Allah’ı korursan onu yanında bulursun. İsterken Allah’tan iste. Yardım ararken Allah’tan yardım ara. Şunu bil: Bütün insanlar sana bir yarar vermek için bir araya gelseler, Allah’ın yazdığından başkasını yapamazlar. Sana zarar vermek için bir araya gelseler, Allah’ın sana yazdığından başkasını yapamazlar. Kalem kaldırıldı, mürekkep kurudu. (Allah kaderi yazdı, o değişmez.)” Tirmizî, 2516 İkinci Hadis Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Allah Teâlâ’nın şöyle buyurduğunu söyledi: “Ben, kulumun beni umduğu gibiyim.” (İyi olmayı hak edecek işleri yapıp benden karşılığını bekleyenin umduğu gibiyim.) Buhari, 7405; Müslim,2675 Üçüncü Hadis Ebu Hureyre radıyallahu anh diyor ki: Peygamber aleyhisselam şöyle buyurdu: “Taûn (salgın hastalık) sebebiyle ölen şehittir.” (Taûn/veba, ağır bir ölüm çeşididir, şehidin ağır bir ölüm sonucu ölmesi ona farklı bir makam kazandırdığı gibi, imanı sarsılmadan vebadan ölen mümin de bir nevi şehidin yaptığını yaptığı için öyle bir makama sahip olmuştur.) Müslim, 1915 Dördüncü Hadis Esved diyor ki: Aişe radıyallahu anhaya, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem evde ne yapardı, diye sordum. Dedi ki: “Ailesinin işi ile meşgul olurdu.” (Evinde bir aile bireyi gibi idi, nübüvvet makamının ağırlığını aile içi işlerde hissettirmiyordu.) Buhari, 767 Beşinci Hadis Ebu Said el Hudri dedi ki: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “İnsanlara teşekkür etmeyen Allah’a da şükretmez.” Tirmizî, 1955 Altıncı Hadis Abdullah bin Amr radıyallahu anhüma Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin şöyle buyurduğunu nakletti: “Kim kardeşinin ihtiyacını görürse Allah da onun ihtiyacını görür. Kim bir müminin sıkıntısını giderirse Allah da onun kıyamet günkü sıkıntılarından birini giderir. Kim bir Müslüman’ın ayıbını örterse Allah da onu kıyamet günü örter.” Buhari, 2442; Müslim,2580 Yedinci Hadis Numan bin Beşir radıyallahu anh diyor ki: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Müminlerin birbirlerine sevgisi, merhameti alakası bir cesedin organları gibidir; o cesedin bir organı acı hissedince cesedin diğer organları da uykusuz kalır sıtma olur.” (Müminlerin kardeşlikleri bu kadar canlı ve gerçekçidir.) Buhari, 6011; Müslim, 2586 Sekizinci Hadis Aişe radıyallahu anha diyor ki: Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme taunu/vebayı sordum. Bana dedi ki: “O, Allah’ın eski ümmetlerden dilediğine gönderdiği bir azabı idi. Allah onu müminlere rahmet kıldı. Ona yakalanıp (gerekli tedbirleri aldıktan sonra) yerinde kalan, Allah’ın yazdığından başkasının başa gelmeyeceğini bilen ve karşılığını Allah’tan bekleyen birine şehit sevabı gibi bir sevap vardır.” Buhari, 3474 Dokuzuncu Hadis Suhayb Rumi, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin şöyle buyurduğunu söylemiştir: “Müminin işi ne güzeldir; her işi hayırdır. (Onun için her alternatif, imanına göre oluştuğu için kazançlı olur.) Müminden başkasının da böyle bir durumu yoktur. Ona bir iyilik gelse şükreder ve kazanmış olur. Başına bir zarar gelse sabreder yine kazanmış olur.” Müslim, 2999 Onuncu Hadis Ebu Hureyre radıyallahu anh diyor ki: Peygamber aleyhisselam şöyle buyurdu: “Müslüman’a gam, keder, sıkıntı, üzüntü, eziyet, tasa ne gelirse gelsin hatta bir diken bile ona batsa, onunla muhakkak ki Allah hatalarını temizler.” (Müslüman, gerekli tedbirleri aldıktan sonra başına gelen büyük küçük ne varsa onların boşa gitmeyeceğini bilir. İbadetlerinden sevap umduğu gibi bunlardan da ecir umar.) Buhari, 5641; Müslim, 2572 On birinci Hadis Üsame bin Zeyd radıyallahu anh Peygamber aleyhisselamın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Bir yerde taun/salgın hastalık olduğunu duyduğunuzda oraya gitmeyin. Siz bir yerde iken orada çıkarsa siz de oradan çıkmayın.” (Kendinizi düşünmeyin, bütün insanları düşünen biri olun.) Buhari, 5728; Müslim, 2218 On ikinci Hadis Üsame bin Şerik radıyallahu anh diyor ki: Peygamber aleyhisselam şöyle buyurdu: “Allah’ın kulları! Tedavi olun. Allah, şifasını yaratmadığı bir hastalık yaratmamıştır.” (Hastalığa karşı bir kenara çekilip kalmayın. Allah çabalamanızı istiyor.) İbni Hibban, 6061 On üçüncü Hadis Ebu Hureyre radıyallahu anh, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin şöyle buyurduğunu söylemiştir: “Hastayı sağlıklının yanına sokmayın.” (Tıbbi bulaşma ilkelerine dikkat edin.) Buhari, 5771; Müslim, 2221 On Dördüncü Hadis Ebu malik el-Eş’ari, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin şöyle buyurduğunu nakletmiştir: “Temizlik imanın yarısıdır.” (İman cennet demektir. O zaman da bütün çeşitleri ile temizlik abdestten el yıkamaya kadar cennetin yarısı demektir.) Müslim, 223 On beşinci Hadis Ukbe bin Amir radıyallahu anh diyor ki, Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme “Kurtuluş nedir?’ diye sordum. Buyurdu ki: Diline sahip ol, Evin sana yetsin (evinin kıymetini bil), Günahlarına ağla (tevbe et, istiğfar et.) Tirmizî, 2406 On beşinci Hadis Amr bin As radıyallahu anh, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemden şöyle nakletmiştir: “Tıpla önceden bir ilgisi olmadığı halde bir hastayı yönlendiren zararı öder.” (Uzmanlığı olmayan hastayı yönlendirmemelidir, yönlendiren bir hataya sebep olursa hem vebale girer hem maddi ziyanı öder.) Nesaî, 4830; Ebu Davud, 4586

Hocam sizi dikkatle izleyenlerden biriyim. Son salgın belasından sonraki mesajla

bayram konusundaki diğer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Keffaret orucuna niyet eden bir Müslüman'ın altmış gün peş peşe oruç tutması gerekir. Ramazan ayının ve bayram günlerinden birinin araya girmesi ile bu peşpeşelik bozulmuş olur. Allah'a emanet olunuz.

Keffaret orucu tutmaya başladıktan sonra araya kurban bayramının girmesi keffare
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Hıdrellez dinle ilgili değildir. Yöresel bir uygulamadır. İtikadi bir boyut taşıması halinde de uzak durulması gerekmektedir.

Hıdrellez nedir? O günlerde neler yapılamaz?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Teşrik tekbirlerinin kazası yoktur.

Bu sene kurban bayramının birinci günü teşrik tekbirlerini unuttum. Sonraki üç g
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Miras, kitabımız Kur'an'ın kesin çizgilerini çizdiği kurallarla belirlenmiş bir sistemdir. Kesinlikle bireysel davranışlar caiz olmaz. Allah herkesin hakkını belirlemiştir. Babanız öldükten sonra, abilerinizin kendi şahıslarına ait olduğunu ispat ettikleri bölümler dışında bütün mal paylaşılacaktır. Anneniz yaşıyorsa o da pay alacaktır. Sizin hakkınıza düşen bölümü istemeniz ne ayıptır ne de günahtır. Sılai rahim bahane edilerek de hakkın zayi edilmesi doğru olmaz. Malınızı isteyin, kardeşlik hukukunuzu da devam ettirin. Zor ama gerekli olan budur. Eğer İslam'a göre bir taksime razı olurlarsa ona davet edin. Olmazsa bir hukuk yolu ile hakkınıza düşeni alın. Ama dikkat edin; haklı iken haksız duruma düşecek kaba hareketlere tevessül etmeyin. Geri dönülmeyecek sözler sarf etmeyin.

Babam vefat edeli beş sene oldu. Miras konusunda herhangi bir vasiyeti olmadı. Ö
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Haccın kabul olmasına mani bir durum yoktur bu uygulamada.

Ebeveynimi hac ibadeti için Suudi Arabistan’a getireceğim. Ancak vizelerinin sür
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Selamünaleyküm. 'Dinen nikâhsız' olan biri kim ise sorudaki cevap onu kastetmektedir. Burada resmi nikâh hakkında bir soru akla gelebilmektedir. O da kişinin o işlemi de nikâh kabul edip etmemesine bağlıdır. Bildiğiniz gibi Müslümanların bu hususta farklı kanaatleri vardır. Kimilerine göre o işlemler dinen nikâh değildir. Kimilerine göre de nikâhtır. O kişinin anlayışına göre 'dinen nikâhlı olmak veya olmamak da' bu kanaate göre oluşmaktadır. Allah'a emanet olun.

Selamun Aleykum. Kıymetli hocam ramazan bayramınız mübarek olsun. Hemem hemen he

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.