Fetva Meclisi
Soru
Selamun aleykum hocam. Hizmetlerinizden dolayı duacınızım. Allah ilminize ve ömrünüze bereket versin. Günümüzde çok sık karşılaştığımız bir meseleyi sormak istiyorum hocam. Resmi törenler ve saygı duruşu hakkında mü'mince tavır ne olmalıdır? Şahsen ben imkanım oldukça katılmıyorum bu törenlere. Özellikle şehitlere, gazilere vs. karşı saygı duruşu ve istiklal marşı için yapılan saygı duruşu var. Bazı insanlar Merhum Akif'in İslamcılığından girerek istiklal marşının kutsal olduğunu ve saygıda beis olmadığını söylüyorlar. Bu içime yatmıyor. Çünkü bu törenler İslami gelenekten değil resmi ideolojiden alıntıdır. Ve bayrak, marş gibi simgelerin (özü itibari ile ulvi olsalar dahi) günümüz insanı için çok farklı duyguları (ulusalcılık gibi) çağrıştırdığını ve rejime mal olduğu için içinin boşaldığını düşünüyorum. Katılan kimseyi tekfir de etmiyorum, bilinçli şekilde katılmanın İslami şuura uygun düşmediğine inanıyorum. Bu konuda görüşünüzü almak ve yanlış bildiğim bir şey var ise doğrusunu öğrenmek isterim. Selam ve saygılarımla. Allah'a emanet olunuz.
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Camide böyle bir şey olur mu? Sorusundan önce, böyle bir açılışa gerek var mı idi? Sorusunu sormalıyız. Modası geçmiş adetleri Müslümanlar olarak biz yaşatmaya çalışıyoruz adeta. Allah Teâlâ rızasından ayırmasın bizi. Her hâlükârda olan sadece berbattır. Sebep olanlar istiğfar etmelidir. Tekrarından da içtinap edilmelidir.
Selamünaleyküm. Değerli kardeşim, Umumiyetle bu tür soruların bilgi edinmekten çok merak gidermek ve kafa karıştırmak gibi gerekçelerle sorulduğunu düşündüğümüzden cevaplamaktan imtina ediyoruz. Ehil bir hoca nezaretinde okunacak bir akide kitabı üzerinden bu konuların öğrenilmesinde büyük fayda vardır. Yine de sizin sorunuzun bir ilim maksadı taşıdığını umarak kısaca cevap yazıyorum. Temenni ederim maksat hasıl olur. Alıntı yaptığınız cevapta bir ifade dikkatinizden kaçmış olabilir. Cevapta, ‘Ümmetin uleması’nın ‘bir görüş’ etrafından ittifak sağlayamadığına özellikle işaret edilmekte idi. Bunu lütfen dikkate alınız. Aksi halde sonu tekfire varan büyük fitnelere kapı aralamış oluruz Allah muhafaza. Size sadece, cevabımı anlamanıza yardımcı olacağını düşündüğüm, İmam Nevevî (rahmetullahi aleyh)’in Sahih-i Müslim Şerhi’nde 299.hadisi şerhederken belirttiği ayrıntıyı aktaracağım. Umarım sizin için İmam Nevevî yeterli olur: "Şunu bilmelisin: Sıfat hadisleri ve sıfat ayetleri konusunda ilim ehli iki görüştedir. Birinci görüş ki bu görüş SELEFİN BÜYÜK BÖLÜMÜNÜN BELKİ DE TAMAMININ görüşüdür. Bu görüşe göre, onların anlamı üzerinde konuşulmaz. Onlara iman etmemiz gerekir. Onlarla alakalı olarak Allah Teala’nın şanına ve azametine uygun bir manaya iman ederiz. Kesin bir şekilde de Allah Teala’nın benzeri hiç bir şeyin olmadığına da iman ederiz. O, cisim olmaktan, intikalden, bir yönde bulunmaktan ve diğer yaratılmışlara ait özelliklerden münezzehtir. Bu görüş, kelam ilmi mensuplarından bir grubun görüşüdür de. Onlardan muhakkik bir bölümün tercihidir. En güzel görüş de bu görüştür. İkinci görüş ise KELAM İLMİ İLE MEŞGUL OLANLARIN BÜYÜK BÖLÜMÜNÜN görüşüdür. Bu görüşe göre de o tür hadisler ve ayetler zikredildikleri yerlere göre münasip bir anlam üzerinden tevil edilirler. Ancak o tevili Arapça, usul ve furu ilimlerine sahip, ilimde belli bir merhale kat etmişler yapabilirler." Değerli kardeşim, Nevevî gibi otorite bir ismin bu konularda iki farklı ekol olduğunu belirttiğini görüyorsunuz. Birinci ekolde, İmam Azam’dan başlayan onlarca büyük isim vardır. İkincisinde de bu ümmetin önder âlimleri vardır. Dolayısıyla bu ümmetin önder şahsiyetleri, bizim gibi sıradan Müslümanları ilgilendirmeyecek bir ilmi mesele üzerinde sonunda ittifak edilememiş münazaralar yürütmüşlerdir. Allah onlardan razı olsun. O cevapta özellikle belirttiğim gibi bizim gibilerin böyle derin meseleler yerine akıbetimizi düşünüyor olmamız daha doğru olur. Şu sorunun cevabını arayarak bir ömür yaşayalım: ‘Ben Allah’a yakınlıkta neredeyim?’ Rabbim bizi fitneye alet olmaktan muhafaza buyursun, rızasına ermeyi hepimize müyesser kılsın. Duanızı beklerim. Selamünaleyküm. ❓Soru: Bazı Müslümanlar, 'Allah her yerdedir' diyor bazıları da, 'Allah gökte, Arş'ın üzerindedir' diyor. Doğrusu hangisidir? ✅Cevap: Bu konu asırlardan beri tartışılıyor ve ümmetin uleması ayrıntıları üzerinde ittifak sağlayamadı. Ama ben size daha pratik bir soru sorayım, hepimiz onu halledelim: Biz Allah’a yakınlıkta neredeyiz? Gerisini boş ver. Duanızı beklerim. Bu konu asırlardan beri tartışılıyor ve ümmetin uleması ayrıntıları üzerinde ittifak sağlayamadı. Ama ben size daha pratik bir soru sorayım, hepimiz onu halledelim: Biz Allah’a yakınlıkta neredeyiz? Gerisini boş ver. Duanızı beklerim. ❓Soru: Muhterem hocam, Rabbimizin zaman ve mekandan münezzeh olması ile Mülk suresinin 16. ayetindeki “Gökte olanın, sizi yere batırmayacağından emin misiniz?” ifadesini nasıl izah edeceğiz? Allah’ın gökte olması nasıl anlaşılmalıdır? Rabbim ilminizi ve amelinizi arttırsın. ✅Cevap: Allahu Teala, bütün mahlukatını kuşatmıştır. O’nun hükümranlığı altında olmayan bir şey olamaz. Bu âyetten anlaşılması gereken budur. Âyette çelişki gibi görülen duruma gelince, derin asırlardan beri Ümmet’in uleması arasında iki görüş vardır. Bu görüşlerin birincisi, bu tür âyet ve hadislerde anlaşılanı zorlamadan ve yönlendirmeden olduğu gibi kabul etmek gerekir şeklindeki görüştür. Bu görüşe göre, âyetten ne anlaşılıyorsa anlam odur. Yani Allah Teala semâdadır, Arş’a istiva etmiştir, keyfiyeti mechuldür, hiçbir yaratılana benzemez ve O’na cisim isnad edilemez. Semada olması da üstünlüğü ve kuşatmışlığı ifade eder. İkinci görüş ise, âyeti yorumlama yoluyla anlama görüşüdür. Bu görüşe göre de yine bu bir kuşatmış olma ve her şeye hükümran olma anlamındadır ancak bunun ötesinde âyet yukarıda olma veya gökte olma gibi bir anlam vermemektedir. Dikkat ederseniz iki görüşte de azamet ve üstünlük vardır. Daha ötesini karıştırmanın bize bir yararı yoktur. Allah’a emanet olunuz. ❓Soru: “Allah semadadır” demek yanlış mı, eğer yanlışsa bunu diyen mücessimeden mi oluyor? ✅Cevap: Bu mesele asırlardan beri ilim adamları arasında tartışılan bir meseledir. İki görüşü de hararetle savunanlar vardır. Bizim, avamdan kimseler olarak böyle meselelere girmemiz doğru değildir. Bize akide olarak öğretilen konular, Ümmet’in ulemasından ehli sünnet ekollerinden her birinin çizdiği çizgi, diğerinin çizgisinin batıl olmasını gerektirmeyecek bir doğru olarak alınabilir. Uygun olan budur. İlgili Videolar: Kendimi, İmam Maturidi'nin çizgisinde bir Müslüman olarak tarif ediyorum. Ümmetin itikat konusundaki ihtilafları ne zaman son bulacak (Tenzih - Teşbih - Tecsim İnancı Hk.) Akide Konularına Dalmanın Tehlikesi ve İtikadi Konularda Esaslı Duruş İlgili Fetvalar: Hocam, itikatta ihtilaf olur mu? Mü’min Kardeşlerim Şahit Olsun! İman Ettiğim Esası Söylüyorum.. Uçlara çekmeyeceğim, ortayı göstereceğim. Varsın eksikliğim bu olsun. Allah gökte midir? (Mülk suresi 16. ayet) Arş ve İstiva Konusu Ne Kadar Önemli ve Öncelikli İstiva Meselesinde Müteşâbih Ayetler Tevil Edilmeli mi? ‘Ben Allah’a Yakınlıkta Neredeyim?’ Bu soru bize bir ömür yeter! Hangisi doğru akide? Selef - Maturidi - Eşari
Selamünaleyküm. Böyle bir şey edebine uyarak yapmanızda sakınca yoktur. Bunu yapın,bundan sonrasında ayağınıza dikkat edin. Allah kolay etsin.
Aleykümselâm. Güzel kardeşim, samimi ifadeleriniz için teşekkür eder, duanızı beklerim. Siz de takdir ettiğiniz gibi bizim takip ettiğimiz konular sizin beklentinizin dışındaki konulardır. Size özellikle şunu tavsiye ederim: Bugüne kadar o tür insanları ikna edebilmiş biri vardır veya yoktur denecek kadar azdır. Kendinizi yormayın o tür meselelerle. Biz imanımızı korumaya, çevremize etki etmeye, iyi örnek olmaya gayret ederiz, hidayet Allah'tandır. Sabredin ve kazanın. Allah'a emanet olun.
Bu konu ile alakalı olarak Yusuf Karadavi hoca efendinin Siyaset ve Din konusundaki kitabını okumanızı tavsiye ederim. Türkiye'deki mevcut durumla alakalı olarak sadece kanaatlerin bulunduğunu, uymanın kati bir fikir beyan etmediğini zannediyorum. Demek istediğim şudur: Bu konuda hâlâ tartışma denebilecek bir sonuç vardır. Ben şahsen kanaati muteber olabilecek biri olarak görmüyorum kendimi. Bu nedenle de 'şu doğrudur' demeyi uygun bulmuyorum. Herkes itibar ettiği âlimin peşinden gitmelidir. Ahirette mesuliyetten kurtaracak olan budur. Allah'a emanet ederim sizi.
Selamünaleyküm. Bu soruyu kendi kişiliğinize sormalısınız. Allah'ın emirlerinden bir emir olarak yapacağınız bir işi 'ileride eşiniz olabilecek' birine nasıl sorarsınız? Bir kadın olarak verdiği cevap onun açısından makuldür.
bayrak konusundaki diğer fetvalar
Selamünaleyküm. Bayrak asmak farz veya haram değildir.
Selamunaleyküm. İbadet açısından cami ve bayrağın birleşmesi gerekmez. Bayrak ibadetle alakalı bir durum olmadığı için de bidat başlığı altında ele alınmamalıdır. Bu durum camilerin idaresinin devletin elinde olduğuna dikkat ederek ele alınmalıdır, böyle bakılırsa mesele anlaşılır. Bidat başlığında değil de camilerde namaz kılanların hali başlığında ele alınmalıdır.
İslam için 'şu bayrağıdır' şeklinde bir bayrak veya 'şu semboldür' şeklinde maddi bir sembol yoktur. İslam'ın akidesi ve cihadı vardır. Önemli gördüğü de akidesi ve cihadıdır. Tarih boyunca pratikte görülen uygulamalar nedeniyle bildiğimiz şekiller zihinlerde kalmış olmalıdır.
Bir şirki sembolize etmediği sürece parti, dernek veya benzeri bir kurumun bayrağının evde bulunmasında sakınca olmaz. Yalnız beşeri kurumların ebedi değerleri yansıtmadığını, beşerin faniliğini yansıttıklarını da unutmamak gerekir.
Camilerin içine bayrak asılmasını cami heybeti açısından doğru bulmayız elbette.
Müslüman olarak bizim kelime-i tevhidin kutsallığı üzerine söyleyebileceğimiz hangi sözümüz olabilir? O kutsallığı ne ile ölçebiliriz, değerlendirebiliriz? İçimizdeki iman ve teslimiyet heyecanını onun kadar başka ne yansıtabilir? Bu soruları konuşmaya bile hacet yoktur. Şunu da bilmemizde fayda vardır: Kurdurulduğu günden beri Suudi Arabistan devlet olarak bayrağını kelime-i tevhid şeklinde belirlemiş bulunuyor. Bayrak direklerinde, devlet dairelerinde, futbol maçlarında, şarkı konserlerinde kadınlar erkekler herkesin elinde kelime-i tevhidi yeşil bir zemin üzerinde nakşedilmiş olarak görürüz. Devlet olarak kurdurulduğu günden bu yana bu bayrak bir anlam ifade etmiş midir? Suudi gençlerinin statlarda, konserlerde o bayrağı müstehcen denebilecek şekilde kullanmaları bir hayır getirmiş olabilir mi? Bunu bir örnek olarak iyi düşünelim. Mukaddes tuttuğumuz en yüksek seviyedeki değerimizi bayrak olarak değil kimlik olarak bulundurmak zorundayız. Salonlarda, sokaklarda polisin müdahale edeceği ortamlarda en yüksek mukaddesimizi kullanmamalıyız, bunu kullanmayı çok basit düşünmek, en pahalıyı en ucuza tüketmek olarak görmeliyiz derim.