Fetva Meclisi
Soru
Hocam aşağıdaki bilgi sahih mi? Ubeyy ibni Kâ'b radıyallahu anh şöyle anlatmıştır: Bir kere ben “Ya Resûlullah sana çok salât-u selâm okuyorum fakat dualarımdan ne kadarını salât-u selâm getirmeye ayırayım?” diye sorunca Resûlullah: “Dilediğin kadar ayırabilirsin.” buyurdu. Ben “Dörtte bir nasıl olur?” diye sorduğumda, “Dilediğin kadar ama arttırırsan bu senin için daha hayırlı olur.” diye buyurdu. Ben “Yarısı nasıl olur? diye sorduğumda, “Dilediğin kadar ama arttırırsan bu senin için daha hayırlı olur.” buyurdu. Ben “Üçte ikisi nasıl olur?” diye sorduğumda, “Dilediğin kadar ama arttırırsan bu senin için daha iyi olur.” buyurdu. Bunun üzerine ben “Dualarımın tümünü sana salât-u selâm getirmeye ayıracağım.” deyince Resûlullah Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem: “O zaman dünya ve ahiret ile alakalı bütün sıkıntılarına kâfi gelinir ve senin için günahların affedilir buyurdu.”
Cevap
Benzer fetvalar
Aleykümselam Güzel kardeşim, kimin ne dediğine göre mi yaşayacağız? Allah bize ne diyor, ona bakmamız yeterlidir. Cevap vermemizin onların ikna olması açısından bir yararı yoktur. Çünkü onlar; öğrenmek veya doğruyu araştırmak için sataşmıyorlar. Bizim onlara cevap verecek vakitte bir mümin kardeşimizin ihtiyacı ile ilgilenmemiz çok daha evladır. Kederlenmeyin, sabırlı olun. Sizin gibi bir mümin kardeşimin duasını almak benim için nimet hazinesidir. İnşaallah sizin sevginiz de sizin için sevap hazinesi gibi olur. Siz dua edin, ben size dua edeyim; boş verin gerisini. Selamünaleyküm.
Selamünaleyküm. Hata ettiniz ve hatanız da şudur: Adeta Allah'ı sınamaya kalkıştınız siz; O bir şeyi kitabında ya da Peygamber aleyhisselamın hadislerinde bize emrettiğinde Mü'min kul olarak biz, emredileni yapar, sonucu test etmeyiz. Siz tavsiye edileni yapmaya devam edin, yılmayın, umudunuzu kırmayın. Dünyada görülecek sonuçlar için çalışmıyoruz biz; hedefimiz cennettir. Aşağısına asla razı olmayız.
Peygamber aleyhisselam efendimiz, dünya ve ahiretimiz için gerekli bütün bilgileri bize aktararak bu dünyadan gitmiştir. Onun bize aktardığı bilgiler arasında kıyamete kadar olacak olağan dışı bazı olaylar da bulunmaktadır. Bu aktardığı bilgilerin bir kısmı herkesin çıplak gözle bile görebileceği kadar açık konular, bazıları da derin bilgi gerektirecek konulardır. Sözünü ettiğimiz bu derin konuları ele alırken şu noktalara dikkat edilmesi gerekmektedir: Peygamber aleyhisselam efendimizden bize ulaşan bilgilerin sahih olanı ve olmayanı vardır. Sahih, ona ait olduğunda şüphe bulunmayan demektir. Bu bilgilerin önce sahih olup olmadığına bakılır. Özellikle sahih olmayan hadislerin sıradan insanlara aktarılıp zihinlerinin karışmasına ve umutsuz kalmalarına neden olmak yanlıştır. Hadisler bize Arapça dili ile taşınmıştır. Hadisleri anlarken iyi bir Arapça bilmeyenin iyi anlaması mümkün değildir. Hadislerde geçen konuları “işte şu olay/işte şu kişi/işte şu mekân” şeklinde muayyen bir noktaya tahsis etmek isabetli olmayabilir. Dünyanın ne kadar daha ömrü varsa bu hadisler o zamanlar için de geçerlidir ve bizim büyük, dehşet diye yorumladığımız nice olay belki de gelecek zamanlar içinde basit kalacaktır. Bu ihtimal unutulmamalıdır. Hadislerde anlatılan ağır olaylar Müslümanların umutsuz kalmalarını ve bir kenara çekilmelerini gerektirmemektedir. Müslüman için kural şudur: Her şeye rağmen Müslümanca hayatı devam ettirmek, kıyamete birkaç dakika bile kalsa elindeki fidanı dikmek. Bu ciddiyet ve önemseme ile bakılmadığında bu hadisler üzerinden Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme söylemediğini veya kastetmediğini söyletmiş oluruz. Allah muhafaza buyursun. Bu da Müslümanları yarın Rablerinin huzurunda mahcup olacakları evhama, vesveselere ve hatalı uygulamalara sevk edebilir. İnsanlara zulmetme, belli yerleri uğursuz görme, zaman ve umut israfına neden olma gibi sonuçlar da muhtemel olur.
Selamünaleyküm. Bir kişi kalıncaya kadar devam edin. Hatta kimse gelmese bile siz tek başınıza orada olun, melekleri hesap ederek dersinizi yapın. Bir de, ara sıra derste farklılıklar yapın, rutinlik bozulsun. Mesela üç beş derste bir kitaptan bir bölüm okuyun, başka ders yapmayın. Bir görüntü izletin. Beraber bir cami ziyaretine gidin. Hocalık bir kelime ile anlatılacaksa o kelime muhakkak sabırdır. Bunu unutmayasınız. Size dualar ederim.
“Salât-ı münciye”, “Salât-ı tefrîciye” duaları, Hz. Peygamber’den (s.a.s.) nakledilen dualardan değildir. Bunlar, Kur’ân-ı Kerîm’in, Hz. Peygamber’e (s.a.s.) salât-ü selâm getirmeyi emreden âyetine istinaden asr-ı saâdetten çok sonraları tanzim edilmiş salât-ü selâm türü dualardır. Dualar Allah’a arz edilmeden önce, Allah’a hamd-ü senâ edilmeli, Peygamberi’ne de salât-ü selâm getirilmelidir. Resûlullah (s.a.s.), dua eden bir adamın, dua sırasında Allah’a hamd-ü senâ etmediğini ve kendisine salât-ü selâm okumadığını işitmiş ve “Bu kimse acele etti.” buyurmuş, sonra adamı çağırıp; “Biriniz dua ederken, Allah Teâlâ’ya hamd-ü senâ ederek başlasın, sonra O’nun Peygamberi’ne salât okusun, sonra da dilediğini istesin.” (Ebû Dâvûd, Tefrîʽu ebvâbi’l-vitr, 23 [1481]; Tirmizî, Deʽavât, 64 [3477]) buyurmuştur. Salavât, Hz. Peygamber (s.a.s.) için okunan ve Allah’ın rahmet ve selâmının onun üzerine olması dileğini ifade eden dualara denir. Salavât duaları genellikle “Allahümme salli...” lafızlarıyla başlar. Söz konusu duaların da bu lafızlarla başladığı ve bu dualarda Hz. Peygamber’e (s.a.s.) salât-ü selâm getirerek dünyevî ve uhrevi birtakım hacetlerin arz edildiği bilinmektedir. Buna göre belli sayılarda okumanın dinî bir gereklilik olduğu inancına kapılmaksızın ve namazların arkasından okunması zorunluluk hâline getirilmeksizin bu salavât/dualar her zaman okunabilir.
Selamünaleyküm. Sevgili yeğenim, Kimden ne isteyeceğini biliyorsun, yolun güzel. Şaşmadan devam et. Dua dediğin, bugün olacak diye bir şey yoktur; bekleyeceksin. Er geç talebin yerini bulur. Allah’ın kapısından ayrılma.
dua konusundaki diğer fetvalar
“Hayırlısı olsun” sözü, biz üzerimize düşeni yaptıktan sonra doğrudur. Üzerimize düşün görevleri yapmadıktan sonra ise anlamsız bir sözdür. Mümin, görevlerini yerine getiren biri ise önüne çıkan kaderin ne olduğu onu etkilemez artık. Tembellerin ve ihmalkârların sıkıntısı ise “ne geldi, nereden geldi..?” soruları ile ömür tüketmektir. Fertler olarak ve ümmet olarak, üzerimize düşen gayreti, ibadet veya cihat her ne ise yapıyor olalım, gerisini dert etmeyiz. Her gelen hayırdır bizim için. Tembeller için ise hayır zaten yoktur. Allah yardım etsin bize.
İSTİHARE bir şeyin çıkacağı bir ibadet değildir. İstihare, insanın kalbinin yöneldiği tarafı gösterir. İstihare yapan kişinin gönlü daha sonra ne yöne kayıyorsa istiharenin sonucu odur. Rüya görme gibi bir durum yoktur.
Secdeyi bekleme ile değil de tesbih ile geçirmek gerekir. Yalnız kılan birinin farzlarda üç kere tesbih etmesi yeterlidir. Yedi kere de yapabilir. Daha fazlası namazı bozmasa da tavsiye edilmez.
Dua niyetiyle de salavat okunur elbette. Allah Teâlâ kabul buyursun. Sabah namazından sonraki kerahet vaktinde sadece secdeli ibadetler yapılmaz. Gerisinin yapılmasında sakınca yoktur. Bir efdaliyet yani daha iyisini yapma farkı olabilir.
Tamam, madem duayı bu şekilde engelliyor şeytan ve seni de inandırdı. Sen de dua yerine Kur'an oku. O da duadır. Böylece tuzağa takılmış olmazsın. Mesela bu şekilde açılmaya çalış.
Dua, küçüğün büyüğe yalvarmasıdır. Yalvarmak bir ihtiyaçtan kaynaklanmaktadır. Buna göre de duanın sırrı, ihtiyaç giderilene kadar yalvarmasını bilmektedir. Bir kere yapılıp cevabı beklenen dua soğuk duadır. Dua tıpkı namaz gibi olmalıdır; ömür boyu, kulluk devam ettikçe ve umutla sürmelidir.