Fetva Meclisi
Soru
Hocam bu korona salgınından önce girip çıktığımız arkadaşlarımız evimize ziyarete gelmek istiyorlar. Gelmeyin de diyemiyoruz. Herkes kendisine göre sağlam ve gerekli tedbirleri almış zannediyor kendisini. Bizim evimize oturmaya gelmek isteyenlere “olmaz” desek günah olur mu, kardeşliğimize zarar verir miyiz?
Cevap
Benzer fetvalar
Böyle bir durumda mesafe koyabiliriz, düzey belirleyebiliriz, konu sınırlaması getirebiliriz. Sınırsız küsme, ilgilenmeme ve selamlaşmama yapamayız.
Dinimize açık bir aykırılık barındırmayan yasalara, kurallara uyulmalıdır. Bu nedenle sağlık konusunda sağlık yetkililerinin, başka bir alanda da o birimin yetkililerinin çizgileri esas alınmalıdır. Huzurlu bir toplumda yaşamak ve bunun gereğini yapmak herkesten önce mü'min insanın hakkı ve görevidir.
Tasadduk ederek o vebalden kurtulmak olmaz. İstiğfar edin ve girip çıkmaya mesafe koyun.
İmanımızı ve iffetimizi korumak zorundayız. Akraba arası veya sosyal ilişkilerde imanımıza veya onurumuza zarar verilme ihtimali varsa, o zararı önleyecek kadar bir mesafe koymamızda hiçbir sakınca yoktur. Bu mesafeyi ZARARI GİDERME ile orantılı tutmayı becerdikçe sakınca yoktur Allah'ın izni ile. Kendimizi zamana ve mekâna göre bu mantık içinde dengeleyebiliriz.
Nikâh akdinden önceki görüşmelerin bir bağlayıcılığı yoktur. Vazgeçmek her iki tarafın da hakkıdır. Vazgeçmek de vebal değildir.
Selamünaleyküm. Ortama bakılmalıdır. Daha beter bir hataya sevk edecekse içten nefret edip tükürerek geçebilirsiniz. Siz kalabalık iseniz, onlar da çekinecekleri bir durum varsa sert veya tatlı ikaz edebilirsiniz. O andaki duruma bakmak zorundasınız. Öyle veya böyle bu durumu nefretle karşılamadıkça da içimizde imandan kırıntı kalmamış demektir. Buna da dikkat edelim.
Corona konusundaki diğer fetvalar
Allah’tan afiyet dileriz, kendimiz ve mü'min kardeşlerimiz için güzel bir hayat, güzel bir ölüm dileriz. Durum şöyledir: Yaşayan bir insan namaz kılmak için mesela abdest alması gerekir. Su bulamazsa teyemmüm eder. Teyemmüm imkânı olmazsa onu da yapmaz, namazını öyle kılar. Aynı sıralamayı ölmüş bir mü'min kardeşimiz için de uygularız. Koca camilerde bile Cuma namazı kılınmaz oldu. Ortada olağanüstü bir durum vardır. Yıkayabiliyor, kefenleyebiliyorsak yaparız. Değilse en azından gıyabi cenaze kılarız kardeşlerimiz için. Allah’ın mağfireti ve rahmetini onun için de kendimiz için de dileriz. Yapacak başka bir şey yoktur ne yazık ki. Bu perspektiften bakınız meseleye.
Kur'an ile alakalı ne yaparsan o güzeldir. Sana yaptığında ömrünün sonuna kadar rahmet olacak bir iş tavsiye edeyim o zaman: Bakara suresini ezberle. İşin gücün varsa her gün BİR ÂYET ezberleyerek başla. Biraz vaktin varsa günde BEŞ ÂYET ezberle. Altı gün ezber yap. Yedinci gün de o güne kadar ezberlediklerini baştan geldiğin yere kadar bir ayetmiş gibi tekrar et. Böylece en fazla bir sene sonra BAKARA SURESİ HAFIZI olursun. Seneye de biiznillah Âl-i İmran suresini böyle yaparsın. Mezara girdiğinde bir gün, bu iki sureyi başucunda sana şefaat için senden önce orada bekliyor olarak bulursun Allah’ın inayetiyle. Yaşarken hissedeceğin huzur ve kanatlanmışlığı ise zaten göreceksin. Bismillah de ve başla. Sakın usanma ve olmaz zannetme. Önündeki Kur'an’dır ve o seni yaratanın sana indirdiği emanetidir. Bismillah de.
Babanızın BU KONUDA sözünü dinlemeyin. O mevcut salgın tehlikesini kavrayamamış olduğu için böyle istiyordur. Bu Ramazan ayında iftar vermekte samimi olan onun bedelini vererek samimiyetini göstermelidir. Mü’min kendisini ve başkalarını tehlikeye atmakla sadece vebale girer. İftar vermek ve eve ev halkı olmayanları toplamak imanın şartlarından değildir. Kaç haftadır camilerimizin Cuma günü bile açılmayacak kadar büyük bir afeti bu şekilde hafife almamalıdır insanlar.
Bir kere görüştüğümüz doktorlar, bu tür ilaçların tanıtıldığı gibi gerçekçi olmadığını beyan ediyorlar. Sağlık bakanlığının böyle bir tavsiyesi bulunmuyormuş. Bu durumda ilaç nitelikli kabul edilmeleri zorlaşıyor. İlaç olmayınca da zaruret yoktur. Burundan birkaç damla mideye doğru inecek olursa oruç bozulur. Böyle bilinmelidir.
Şöyle izah edelim: 1- ‘Oruç tutamayabilir’ diye izin verilir bir meslek yoktur. Meslekten dolayı oruç iptal veya erteleme yapılamaz. Bir pozisyonun ağırlığından ötürü orucu açmaya izin verilebilir. Muhtemel sıkıntı değil içinde bulunulan sıkıntı olmalıdır bu. Genel kural böyledir. 2- Görev gereği ikamet adresinden 90 km. uzakta geçici olarak bulunan sağılık personeli, seferî oldukları için istiyorlarsa oruç tutmayabilirler. Onlar bu kuralın dışında kalırlar. Bu geçici görevlendirmenin ne kadar süreceğini bilmeden aylarca orada kalacak olsalar hep seferî sayılacaklardır. 3- Nöbet veya benzeri olağanüstü bir durumda bulunduğunuz pozisyonunuzun, ağzınıza iki dilim yemek koymaya uygun olmaması durumu ve buna bağlı olarak nöbet anında dengenizi kaybedecek kadar susuzluk ya da açlık hissetmeniz durumunda oruç açısından bir izin oluşabilir. Bu durumda oruç bozulur, hiçbir sakıncası olmaz ve daha sonra sadece o gün kaza edilir. Bunu da fırsat bulunca, sonraki ramazan ayı gelmeden kaza edersiniz. Konuyu şöyle anlayabilirsiniz: Siz normal olarak her günkü gibi oruca niyetlenin. Oruca devam edin. Sözünü ettiğimiz ağır durum oluştuğunda ya da sizin zafiyetiniz nedeniyile hastanın/hastaların risk altına girmesi gibi durumda orucunuzu bozun. Hiçbir sakınca olmadan yiyin veya için. Sonra kaza edersiniz. 4- Sağlık personeli için bu şekilde bir oruç tutmaya karşı ruhsat oluşması durumu, kendi sağlıkları veya ikinci insanların sağlıkları açısından olması aynıdır. Şöyle diyebiliriz: Kendi canını kurtarmak ve başka canı kurtarmak aynı dairenin içinde bulunur. Her iki durum için de oruç açmaya izin vardır. 5- İcra ettiğiniz vazifeniz, bir insanın iş olarak icra edebileceği en mübarek işlerdendir. Niyetinizi Allah’ın kullarına hizmet ederek Allah’ın rızasını kazanma şeklinde belirleyin ki çalışma dakikalarınız hatta dinlenme vakitleriniz ibadet nitelikli birer iş olsun. İnsanların sizi alkışlamasını beklemeden vazifenizi yapın. Alkışlar biter ama Allah’ın rızası ebedîdir, O sizden razı olduğunda göklere kadar yükselirsiniz biiznillah. Sizin için dualar ederiz, size sabırlar dileriz. Allah Teâlâ sizi korusun, elinize şifa indirsin, yüreğinize sabır doldursun.
Bu bakış hiç doğru değildir. Neticede bu Allah’ın azaplarından bir azaptır. İman edene de gelir, etmeyene de gelir. Bundan daha vahimi ölüm değil midir? İman edenler ölmüyor mu? Bu yaşadığımız dünya hayatında mü'mine ayrı kâfire ayrı işlem yapılmıyor. O dediğiniz ahirette olacak inşaallah; orada mü'minler Allah’ın nimetlerini ebedi olarak tadacaklar. Burası dünyadır orası da cennettir. Bu musibetler mü’minlere geldiğinde iyilerin derecesini arttırır, günahkârların günahlarını düşürür; ahirete kazanmış olarak giderler. Kâfirlere geldiğinde ise çektikleri eziyetle ahirete giderler, bir kazançları olmaz. Afetleri bir ayıplama konusu olarak değerlendirmek yanlıştır. Bu ümmetin en iyileri olan sahabelerden niceleri benzer afetlerle Rablerine gittiler. Değerlendirmeleri yaparken duygusallıktan uzak yapmak gerekir. Allah Teâlâ bütün insanlığı afetlerden muhafaza buyursun, gelen afetleri de ıslahımıza vesile kılsın.