Fetva Meclisi
Soru
Şu salgın virüs gâvur Çinlilerden bize bulaştı. Bu belanın Müslüman ülkelerinde ne işi var diye düşünüyorum aslında, bunu hak eden gâvurlar değil mi?
Cevap
Benzer fetvalar
Şu dünyada her ne gerçekleşirse onun karşısında muhakkak mü'min farklıdır. Zira mü'min olayları iki boyutuyla yaşar. Bir boyutunda bu dünya vardır ki onda diğerleri ile aynıdır. Bir de ahiret boyutu vardır. O boyutu başkalarından farklı olarak hisseder ve yaşar. Buna dünyanın akıbetini ahirette görme boyutu da diyebiliriz. Hiçbir mü'min, Peygamber aleyhisselamın beyanı ile ayağına batan bir dikenden bile istifade etmeden bu dünyadan gitmez biiznillah. Her ne kadar mü'min de kâfir gibi bu dünyanın olaylarında canını, malını ve yakınlarını korumak için tedbirler alsa da sonuç olarak bu fark kaybolmaz. Biz mü'minler olarak farklıyız. Bu farkımızı şu noktalarda izleyebiliriz: Bakışımız farklıdır. Onlar belayı sadece bir virüse yaslayıp onun üzerinden konuşur ve plan yaparlar. Biz ise virüsü onlar gibi bir kaynak görmekle beraber, bizi yaratıp bize hükmeden Rabbimizin bizden ne murat ettiğini de düşünürüz. Bela büyüdükçe bizim de imanımız büyür. Sabrımız büyür. Akidemiz güçlenir biiznillah. Biz ilaç üzerinden tedavi, karantina üzerinden korunma yaparız. Bunu onlar da yapar ama bizim bir de bizi yaratan Rabbimize itimadımız vardır. Onun bizi koruyacağını hesap ederiz. Böylece hastalık gelmeden hasta olacak acizliğe düşmeyiz. Bizim dışımızdakiler doktora ve ilaca dayanır. Doktoru kaybettiğinde umudu biter. Bizde ise ölürken bile aciz ve pasif kalmak yoktur. Umudumuz sonsuzdur. Dünyanın yıkılışını izlerken bile elimizdeki fidanı dikmeye çalışan bir anlayışımız vardır. Biz de hasta oluruz onlar da hasta olur. Onlar iyileşir veya ölür dosyaları kapanır. Bizde öyle olmaz. Hastalıkta çektiklerimiz bize sevap olarak yazılır. Zarar üzerinden bile kâr etmiş gibi oluruz. İyileşirsek de şükrederek kazanmış oluruz biiznillah. Sabır bizim kazanç kaynağımız olmuş olur. Çünkü sabrımız Allah içindir ve Allah iledir. Sağlık ve afiyetimiz üzerinden geçirdiğimiz bu süreci kendimize ders durumuna getirir ve kazanırız. Onlar ise konuyu sadece ekonomi üzerinden değerlendirirler. Bu da aramızdaki kapanmaz farklı bir açıdır. Belalar bizde yardımlaşmayı ve kardeşliği öne çıkarır. Onlarda ise bencilliği ve canını kurtarmayı güçlendirir. Bu da büyük bir farktır. Ölenimizin şehit olduğu, kalanımızın günahlarından tevbe edip Rabbine yöneldiği bir dünyada kim bizim gibi olabilir, kim iman etmenin tarif edilemez lezzetine ulaşabilir? Ne büyük nimettir iman, ne üstün meziyettir mü'min olmak! Elhamdülillah. Yerler gökler dolusu elhamdülillah.
Böyle bir karar ancak yıllar sonra izlenebilir. Şu anda “şu iyiliği getirdi” denmesi çok zordur. İhtimal insanlar bu felaket geçtikten kısa bir zaman sonra adını bile hatırlamıyor olabilirler. Toplumların ibret alıp düzelme ihtimali ne yazık ki çok yüksek değildir. İyilik sebebi olmasını dileriz ama bunu zamana bırakmak gerekir. Buna rağmen hızlı bir tarama ile şu acil öğütleri hatırlattığını söylememiz mümkündür: 1- Bütün insanlığa özellikle de Müslüman nesillere sıhhatin ve vaktin kıymetini hatırlattı. Ölüme ne kadar yakın yaşadığımızı, ölümün karşısında çok ödlek olduğumuz gerçeğini hatırlattı. Fani dünyanın ebedi ahireti ezdiğini, gafletimizin ahiretimizi zarar ettirdiğini hatırlattı. 2- Bireysel çapta da olsa ibadete ve haramlardan uzaklaşmaya teşvik etti. Tevbe eden kullar oldu. 3- Unutulmuş sünnetlerden bazılarını hatırlattı. Erkeklerin evlerinde hanımlarına yardım etme sünnetini hatırlattı. Çocuklarla bir arada vakit geçirmek diye bir sünnet olduğunu hatırlattı. Unutmayanlar için güzel kazanç oldu bunlar. 4- Peçeyi itici bulan medeniyet erbabı yüzlerini beyaz peçelerle kapatıp şehirlerde dolaştılar. Gülünç buldukları peçeyi maske olarak kullandılar. Bu da bir ders olmuştur umarız.
Sorunu çözümsüzlük sınırına taşıyorsun, buna gerek yok. Her şeye rağmen genel bir istiğfar ve sürekli salih amellerle kapanır bu biiznillah. Bu şekilde düşünmeniz sağlıklı değil. Sanki affı olmaz bir günah olabilirmiş gibi kör bir noktaya taşınıyorsunuz. Tevbe ettikten sonra öyle bir günah yoktur.
Böyle bir tespit isabetli olmaz. Dışarıdan izlendiği kadarıyla, Kâ’be etrafında tavafın güvenlik/sağlık gibi nedenlerle geçici olarak engellenmesi tabii görülmelidir. Tabiki yöneticilerin niyetini Allah bilir. Bu durum tarihte ilk değildir. Evet, yaygın olmayan bir durumdur ama ilk değildir. Bunu kıyametle ilişkilendirmek yerine insanoğlunun isyanı sebebiyle yer yüzünün afetler diyarına dönmesinin sebep ve akıbetleri üzerine kafa yormak daha doğru olur. Corona virüsü veya benzeri salgın bir hastalık, Müslüman doktorların ve bilim adamlarının tespitleri doğrultusunda umre ve haccın geçici bir süre yasaklanmasının sebebi de olabilir. Böyle bir uygulama biiznillah sakıncalı değil, aksine Müslümanların menfaatine, insanlığın lehinedir. Dinin maksadına daha yakın bir uygulama olacağını umarız. Allah Teâlâ ümmetimizi ve insanlığı benzer afetlerden muhafaza buyursun.
Kanun şudur: İman edenin Allah rızası için, Allah’ın istediği şekilde yani dinine uygun olarak yaptığı işler ahirette sahibine yarar. Bunun dışında bu dünyadaki iyi işlerin ahirete geçmesi söz konusu değildir. Bela geldiğinde o beladan zarar görüp ölen mü'min ise o bela onun için günah temizleyicisi olur. Kâfir için ise böyle bir umut yoktur. Kâfir iyi işler yapan birisi ise o, yaptığı iyi işlerin karşılığını bu dünyada rahatlık, mal ve huzur olarak alır. Ahirette alabileceği bir şey yoktur, dünyada yaptıkları heba olup gidecektir.
Çok sıradan ve gereksiz bir söylem olur bu söylem. Bugün insanlığı etkisi altında tutan virüs musibeti sadece “temiz olmama” gerekçesine dayanmıyor. Bu bir afettir ve bu hayatın içinde tabii bir süreçle gelişmiştir. Tertemiz insanlara da bulaşabilmektedir. Büyük olayları küçük akıllarla yorumlamanın sonucu bu tür söylemler geliştirilmektedir. Evet, temizlik açısından daha dikkatli olunsa musibet bu kadar büyük olmayabilirdi belki ama neticede sadece temizlik ekseninde dönülen bir durum değildir başlığımız. Dinimizi ve dindarlığımızı daha geniş ufuklardan izlemeliyiz. Buna rağmen “Müslüman ve temizlik” konusu böyle bir afetin içine girmeden de takdir edilmesi gereken bir farklılıktır. Her Müslüman şu temizlik hassasiyeti ile dindarlık yaşar, bu da bir farktır biiznillah: Gusül asgari haftada bir kere, Abdest günde asgari beş kere (burun içi ve ağız içi temizliği ile beraber), Parmak aralarını abdestte ovalama emri, Kulakları mesh etme, Saç temizliği, Beden için kıl temizliği mecburiyeti, Taharetlenme mecburiyeti, İdrardan kaçınma emri, Temiz şeyleri tüketme mecburiyeti, kap çanak hassasiyeti, açık kapta yiyecek bırakmama emri, bardak ve benzeri kaplara üflememe emri, Hapşırınca veya esneyince ağzı kapatma emri, Sağ eli temiz işler için saklama ve onu asla mikroplu işlere bulaştırmama emri, Yemeği de sağ elle yeme emri, yemekten önce elleri yıkama emri… Bunlar virüsten korunmak için yapılmıyor olsa bile mü'min insana temizlik disiplini getirmektedir.
Corona konusundaki diğer fetvalar
Şöyle izah edelim: 1- ‘Oruç tutamayabilir’ diye izin verilir bir meslek yoktur. Meslekten dolayı oruç iptal veya erteleme yapılamaz. Bir pozisyonun ağırlığından ötürü orucu açmaya izin verilebilir. Muhtemel sıkıntı değil içinde bulunulan sıkıntı olmalıdır bu. Genel kural böyledir. 2- Görev gereği ikamet adresinden 90 km. uzakta geçici olarak bulunan sağılık personeli, seferî oldukları için istiyorlarsa oruç tutmayabilirler. Onlar bu kuralın dışında kalırlar. Bu geçici görevlendirmenin ne kadar süreceğini bilmeden aylarca orada kalacak olsalar hep seferî sayılacaklardır. 3- Nöbet veya benzeri olağanüstü bir durumda bulunduğunuz pozisyonunuzun, ağzınıza iki dilim yemek koymaya uygun olmaması durumu ve buna bağlı olarak nöbet anında dengenizi kaybedecek kadar susuzluk ya da açlık hissetmeniz durumunda oruç açısından bir izin oluşabilir. Bu durumda oruç bozulur, hiçbir sakıncası olmaz ve daha sonra sadece o gün kaza edilir. Bunu da fırsat bulunca, sonraki ramazan ayı gelmeden kaza edersiniz. Konuyu şöyle anlayabilirsiniz: Siz normal olarak her günkü gibi oruca niyetlenin. Oruca devam edin. Sözünü ettiğimiz ağır durum oluştuğunda ya da sizin zafiyetiniz nedeniyile hastanın/hastaların risk altına girmesi gibi durumda orucunuzu bozun. Hiçbir sakınca olmadan yiyin veya için. Sonra kaza edersiniz. 4- Sağlık personeli için bu şekilde bir oruç tutmaya karşı ruhsat oluşması durumu, kendi sağlıkları veya ikinci insanların sağlıkları açısından olması aynıdır. Şöyle diyebiliriz: Kendi canını kurtarmak ve başka canı kurtarmak aynı dairenin içinde bulunur. Her iki durum için de oruç açmaya izin vardır. 5- İcra ettiğiniz vazifeniz, bir insanın iş olarak icra edebileceği en mübarek işlerdendir. Niyetinizi Allah’ın kullarına hizmet ederek Allah’ın rızasını kazanma şeklinde belirleyin ki çalışma dakikalarınız hatta dinlenme vakitleriniz ibadet nitelikli birer iş olsun. İnsanların sizi alkışlamasını beklemeden vazifenizi yapın. Alkışlar biter ama Allah’ın rızası ebedîdir, O sizden razı olduğunda göklere kadar yükselirsiniz biiznillah. Sizin için dualar ederiz, size sabırlar dileriz. Allah Teâlâ sizi korusun, elinize şifa indirsin, yüreğinize sabır doldursun.
Babanızın BU KONUDA sözünü dinlemeyin. O mevcut salgın tehlikesini kavrayamamış olduğu için böyle istiyordur. Bu Ramazan ayında iftar vermekte samimi olan onun bedelini vererek samimiyetini göstermelidir. Mü’min kendisini ve başkalarını tehlikeye atmakla sadece vebale girer. İftar vermek ve eve ev halkı olmayanları toplamak imanın şartlarından değildir. Kaç haftadır camilerimizin Cuma günü bile açılmayacak kadar büyük bir afeti bu şekilde hafife almamalıdır insanlar.
Allah’tan afiyet dileriz, kendimiz ve mü'min kardeşlerimiz için güzel bir hayat, güzel bir ölüm dileriz. Durum şöyledir: Yaşayan bir insan namaz kılmak için mesela abdest alması gerekir. Su bulamazsa teyemmüm eder. Teyemmüm imkânı olmazsa onu da yapmaz, namazını öyle kılar. Aynı sıralamayı ölmüş bir mü'min kardeşimiz için de uygularız. Koca camilerde bile Cuma namazı kılınmaz oldu. Ortada olağanüstü bir durum vardır. Yıkayabiliyor, kefenleyebiliyorsak yaparız. Değilse en azından gıyabi cenaze kılarız kardeşlerimiz için. Allah’ın mağfireti ve rahmetini onun için de kendimiz için de dileriz. Yapacak başka bir şey yoktur ne yazık ki. Bu perspektiften bakınız meseleye.
“Siz kabul edemeyeceğiz” deyin. Hiçbir vebaliniz olmaz. Akrabalardan bile olsa durum böyledir. Devletin “hayati tehlike var” uyarısını dikkate almayana “yok” denmesi gereklidir.
Kur'an ile alakalı ne yaparsan o güzeldir. Sana yaptığında ömrünün sonuna kadar rahmet olacak bir iş tavsiye edeyim o zaman: Bakara suresini ezberle. İşin gücün varsa her gün BİR ÂYET ezberleyerek başla. Biraz vaktin varsa günde BEŞ ÂYET ezberle. Altı gün ezber yap. Yedinci gün de o güne kadar ezberlediklerini baştan geldiğin yere kadar bir ayetmiş gibi tekrar et. Böylece en fazla bir sene sonra BAKARA SURESİ HAFIZI olursun. Seneye de biiznillah Âl-i İmran suresini böyle yaparsın. Mezara girdiğinde bir gün, bu iki sureyi başucunda sana şefaat için senden önce orada bekliyor olarak bulursun Allah’ın inayetiyle. Yaşarken hissedeceğin huzur ve kanatlanmışlığı ise zaten göreceksin. Bismillah de ve başla. Sakın usanma ve olmaz zannetme. Önündeki Kur'an’dır ve o seni yaratanın sana indirdiği emanetidir. Bismillah de.
Bir kere görüştüğümüz doktorlar, bu tür ilaçların tanıtıldığı gibi gerçekçi olmadığını beyan ediyorlar. Sağlık bakanlığının böyle bir tavsiyesi bulunmuyormuş. Bu durumda ilaç nitelikli kabul edilmeleri zorlaşıyor. İlaç olmayınca da zaruret yoktur. Burundan birkaç damla mideye doğru inecek olursa oruç bozulur. Böyle bilinmelidir.