Fetva Meclisi
Soru
Koronavirüs salgınının iyi sonuçlar da getireceği söyleniyor, ne olabilir bu kadar büyük bir belanın iyiliği ne olabilir sizce?
Cevap
Benzer fetvalar
Bu bakış hiç doğru değildir. Neticede bu Allah’ın azaplarından bir azaptır. İman edene de gelir, etmeyene de gelir. Bundan daha vahimi ölüm değil midir? İman edenler ölmüyor mu? Bu yaşadığımız dünya hayatında mü'mine ayrı kâfire ayrı işlem yapılmıyor. O dediğiniz ahirette olacak inşaallah; orada mü'minler Allah’ın nimetlerini ebedi olarak tadacaklar. Burası dünyadır orası da cennettir. Bu musibetler mü’minlere geldiğinde iyilerin derecesini arttırır, günahkârların günahlarını düşürür; ahirete kazanmış olarak giderler. Kâfirlere geldiğinde ise çektikleri eziyetle ahirete giderler, bir kazançları olmaz. Afetleri bir ayıplama konusu olarak değerlendirmek yanlıştır. Bu ümmetin en iyileri olan sahabelerden niceleri benzer afetlerle Rablerine gittiler. Değerlendirmeleri yaparken duygusallıktan uzak yapmak gerekir. Allah Teâlâ bütün insanlığı afetlerden muhafaza buyursun, gelen afetleri de ıslahımıza vesile kılsın.
Haklısınız, her geçen gün kıyamete biraz daha yakın noktaya gidiyoruz. Bugün düne göre kıyamete yirmi dört saat daha yakınız. Bu da imtihanın daha ağırlaşması, sıkıntının daha yoğun olması demektir. Bir yandan dertler artarken öte yandan ecir kazanma umudumuzun da arttığını bilmeliyiz. Her geçen gün: - Garipliğimiz biraz daha artacaktır, artan garipliğimiz de müjdeli olmamızı beraberinde getirecektir biiznillah. - İman esaslarımız bile tartışma konusu olacaktır, her şeyin tartışıldığı hiçbir mukaddesin dokunulmaz olmadığı bir döneme gidilmektedir. - En büyük haramlar bile sıradanlaşmaya başlamış, adeta herkes yaptığının mazeretini de uydurmuş olmaktadır. - Dünyanın cazibesi artmaya devam edecek, dünya ebedi ahiret fani gibi tavırlarla insanlar yaşayacaklardır. - Müslümanların aralarındaki ihtilaflar her gün biraz daha artacak, herkes kendi ekseninde bir Müslümanlık ister olacaktır. - İlim Allah’a yaklaştırması gereken bir vesile iken sapma nedeni olacaktır, insanlar öğrendikçe Allah’a değil şeytana yaklaşacaklardır. - Ölümler ve belalar gözle görülür bir şekilde artacaktır ama ibret alma yönünden hiçbir bela yokmuş gibi herkes bildiğini yapmaya devam edecektir. Allah Teâlâ basiretli olmayı hepimize nasip etsin.
Çok sıradan ve gereksiz bir söylem olur bu söylem. Bugün insanlığı etkisi altında tutan virüs musibeti sadece “temiz olmama” gerekçesine dayanmıyor. Bu bir afettir ve bu hayatın içinde tabii bir süreçle gelişmiştir. Tertemiz insanlara da bulaşabilmektedir. Büyük olayları küçük akıllarla yorumlamanın sonucu bu tür söylemler geliştirilmektedir. Evet, temizlik açısından daha dikkatli olunsa musibet bu kadar büyük olmayabilirdi belki ama neticede sadece temizlik ekseninde dönülen bir durum değildir başlığımız. Dinimizi ve dindarlığımızı daha geniş ufuklardan izlemeliyiz. Buna rağmen “Müslüman ve temizlik” konusu böyle bir afetin içine girmeden de takdir edilmesi gereken bir farklılıktır. Her Müslüman şu temizlik hassasiyeti ile dindarlık yaşar, bu da bir farktır biiznillah: Gusül asgari haftada bir kere, Abdest günde asgari beş kere (burun içi ve ağız içi temizliği ile beraber), Parmak aralarını abdestte ovalama emri, Kulakları mesh etme, Saç temizliği, Beden için kıl temizliği mecburiyeti, Taharetlenme mecburiyeti, İdrardan kaçınma emri, Temiz şeyleri tüketme mecburiyeti, kap çanak hassasiyeti, açık kapta yiyecek bırakmama emri, bardak ve benzeri kaplara üflememe emri, Hapşırınca veya esneyince ağzı kapatma emri, Sağ eli temiz işler için saklama ve onu asla mikroplu işlere bulaştırmama emri, Yemeği de sağ elle yeme emri, yemekten önce elleri yıkama emri… Bunlar virüsten korunmak için yapılmıyor olsa bile mü'min insana temizlik disiplini getirmektedir.
Her mü'min bilir ki Allah’ın vahyi bir Kur'an şeklinde bir de Kur'an’ı tefsir eden sünnet şeklinde elimizdedir. İlk gününden bu zamana kadar Allah’a ve ahiret gününe iman eden her mü'min böyle inanmıştır. Bu asırda kâfirlerin sinsi planlarına takılan bazı gaflet Ehl-i sünnet’i bir tarih birikimi gibi görmeye başlamışlardır. Daha da garip olan durum, bu fitneyi “Kur'an’a hizmet, onu yüceltmek” gibi bir maske ile yapıyor olmalarıdır. Bu bir savaştır. Bu savaşta gafil yakalanan her mü'min için imanını tehlikeye atmak söz konusudur. Allah muhafaza buyursun. Kimin bilerek bunu yaptığını kimin anlamadan yakalandığını bilemeyiz ama şunu biliriz: Peygamber aleyhisselamın sünnetine dil uzatmak ona dil uzatmaktır. O günden bugüne mü'min olarak sünnete sarılıp yaşayan milyarlarca Müslüman’ı saf, aldanmış, kendilerini akıllı görmektir. Meseleyi bir savaş meselesi olarak görmelisiniz. Hadis âlimlerinin siyasetçilerden etkilendiklerine dair dedikodunun yüzde bir bile ihtimali olmayan bir dedikodu olduğuna tarih şahittir. Bunu söyleyenin tarih bilgisi hiç yok demektir ya da yalancıdır. Hadislerin toplanması, okutulması, kitaplaştırılması saraylardan tamamen uzak mekânlarda gerçekleşmiştir. Özellikle hadis âlimleri saraylardan uzak yaşamayı bir iman meselesi olarak görmüşlerdir. Hadisin en büyük imamı olan Buharî, sarayda kitabını tanıtmayı ve okumayı reddettiği için yaşadığı şehirden sürülmüş ve hicret yolunda ölmüştür. Buharî gibi bir âlimin “hadis sarayda değil camide okutulur” mantıklı tavrı bir destan. Bunun bir benzerini hatta daha da kapsamlısını yine ilk hadis imamlarından olan Ahmed bin Hanbel’de görebiliriz. Ne gariptir ki, bugün aynı fitneyi yürütenler hadis ehlini saraylardan uzak yaşamayı tercih ettikleri için “radikal, uç adamlar…” gibi vasıflarla anmaktadırlar. Gerçek odur ki, hadis âlimleri bu ümmetin en zahidleri, lüksten en uzak duranlarıdırlar. Allah onlardan razı olsun. Ömürlerini değil saraylarda kendi evlerinde bile geçirmemiş kimselerdir onlar. Diyelim ki, Emevi veya Abbasi halifeleri hadis âlimlerine müdahale ettiler ve hadis uydurttular. Siyaset ve sarayla ilgili bütün hadis kitaplarında kaç hadis vardır ki? Yöneticinin lehine bir tavır oluşturmaya destek olacak hadis sayısı kaçtır ve bütün hadislerin ne kadarıdır onlar. Binde bir bile denmesi mümkün değildir. Siyasetle bağlantılı konuların hadislerini etki ile yazdıklarını var sayalım, gerisine neden hürmet etmiyorlar? Demek ki meselenin aslı başka bir dosyada gizlidir. Bu bir projedir. Ümmetimizi içinden parçalama, dinimizi köklerinden çürütme projesidir. Böyle bakalım, buna göre tedbir alalım. O tür bir ders halkasında bulunmaktansa evde çocuklarla oyun oynamak daha isabetlidir biiznillah.
Bedenlerimiz bizim değildir, herkes bedenini Allah’ın bir emaneti olarak taşımaktadır. Bedenlerimize karşı ihmallerimiz, görev ihlallerimiz başkalarına karşı yaptığımız hak ihlalleri gibidir. Allah katında mesul olacağımız işlerimizden biri de bedenlerimiz yani sağlığımızdır. Elbette corona bir son değildir. Hayat imtihanlarından biri olarak karşımıza çıkmıştır. Corona bize kader yazmaz/yazamaz; kaderimizi Allah yazmıştır. Bu anlamda onu bir hâkim güç olarak göremeyiz ama insan olarak alternatifi bulunana kadar mevcut tedbirlere uymak zorundayız. Mevcut tedbirlere uymamak fıkıh olarak en azından bir cahilliktir demek gerekir.
Gayet hatalı bir tutum içindesiniz. Madem bir Müslüman olarak bakıyorsunuz bu hayata, size Peygamber aleyhisselam efendimiz: “Kıyamet koparken bile elindeki fidanı dik!” demedi mi? Bu saydıklarınız kıyametin başlama anından da mı beter? Belki de siz böyle düşündüğünüz için o işleri yapanlar cüret buluyorlar. Siz hayatınıza bakın. Siz Rabbinizi kaybetmemeye bakın. Siz kıyamet kopuyor olsa bile ve tek kalsanız dahi çocuklarınızı yetiştirmeye bakın. Yılmayın ve yıkılmayın. Şeytanı sevindirecek düşüncelerden uzak kalın. Bu sıkıntılar sizi daha fazla bastırırsa muhakkak bir psikologla görüşmelisiniz. Allah'a emanet olunuz.
Corona konusundaki diğer fetvalar
Değerli kardeşim, Allah seni cami kuşlarından kılsın. Duyguların mübarek hisleri yansıtıyor. Seninle bu konuyu şu ayrıntılarda ele alalım: 1- Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz buyuruyor ki: ‘Kul, hastalanır veya bir yolculuğa çıkarsa, evinde sıhhatli iken yaptıkları ona yapıyor gibi yazılmaya devam edilir.’ Kendimize bu hadisin penceresinden bakalım: Biz, açık iken camilerde cemaatte idiysek şu anda camiler kapalı da olsa hâlâ ordayız biiznillah. Hiçbir eksiğimiz de yoktur. Hayır, açık olduğu zamanlarda camide değildi isek şimdi neyin kavgasını yapıyoruz. Buna eskilerin dilinde KAYIKÇI KAVGASI denirmiş. Allah’tan dileriz bizi KALBİ MESCİTLERE KİLİTLENMİŞ kullarından kılsın. Hedefimiz bu olsun. Yarın biiznillah o mescitler açılır da sabah namazlarında boş kalırsa ne diyeceğiz bugün ürperen kalplerimize? 2- Camilerin açılması ile bankaların açılmasını karşılaştırmak hatalı olur. Bankalarda insan teması, bulaşma riski ile camilerdeki aynı değildir. Ayak basılan yere secde edilmesi, giriş çıkışlardaki izdiham başka bir mekânla benzetilemeyecek kadar farklı değil midir? Ortadaki sorun can sorunudur ve özellikle de mü'min insanın camideki can sorunudur. Değil bir mahalle mescidi, mü'min insanın canı Kâbe’den bile değerlidir Allah katında. Şu hadisi unutmayasınız: Abdullah bin Ömer radıyallahu anhüma diyor ki: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemi Kâbe’de tavaf ederken gördüm, şöyle diyordu: ‘Sen ne güzelsin, kokun ne güzel! Sen ne yücesin, senin saygınlığın ne yücedir! Muhammed’in canını elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, Allah katında mü'minin değeri malıyla, kanıyla senin değerinden daha üstündür.’ İnsan canı söz konusu olan bir yerde bir kere daha hatta bin kere daha düşünmek gerekir. Sağlık konusunda yetkili makamlar uygun bulmadıkça mescitlerin açılmaması gerekir. Allah’ın izni ile camilerimizin kapıları kapalı olsa da bizim kalplerimizin kapıları tamamıyla camilere doğru açıktır. Hamd olsun ki ezanlarımız eksilmemiştir. Böyle bakınız daha rahat olursunuz.
Allah Teâlâ afiyetinizi daim etsin. Sıkıntınızı ve ağrılarınızı günahlarınızın temizlenmesine vesile kılsın. Âmîn. Durum şöyledir: 1- Yoğun bakımda veya eliniz kolunuz bağlı gibi bir durumda olmadığınız sürece gusletmeniz gerekecektir. 2- Evet, bir bayan olarak gusletme fırsatı bulamayabilirsiniz. Buradaki bulamama sıfır imkân denebilecek bir bulamama olsun. 3- Bu noktadan sonra teyemmüme geçebilirsiniz. Teyemmüm edin, o teyemmümle namaza geçin. İlk su fırsatında da gusledersiniz. Geçmiş olsun.
Allah’ın yarattığı ve yaşattığı bir dünyada insanların az/çok demelerinin anlamı yoktur. İnsan neslinin ilki Âdem babamızdan beri düşmanı olan İblis’in ve ona kul olanların propagandalarıdır bunlar. Daha insanca yaşama planları yapacakları yerde ‘daha az insan’ planları yapmaktadırlar. Bu da iman nimetinden mahrum olanların ne kadar vahşi bir hayat yaşadıklarını göstermektedir. Biz onlar gibi bakamayız. Biz mü'miniz elhamdülillah. İmanımızın gereği gibi bakarız. Bize imanımız der ki: - İnsan neslinin çok olması Allah’ın şükredilmesi gereken nimetlerinden bir nimetidir. - Neslin çok olması güçtür, enerjidir. - Neslin imanla donanmış olarak çoğalması malda ve rızıkta da berekettir. Onların vehmettiği gibi çoğaldıkça açlık olmaz, bereket olur. - Dünyada evliliğin ana gayelerinden biri neslin çoğalmasıdır. Bunu çıkarınca evlilik ve aile gereksizleşir. Ona bağlı olarak da iffet gider. Bu nedenle kürtaj ve benzeri yöntemlerle çocuk katliamı şiddetle nehyedilmiştir. - Evliliğin teşvik edilmesi hatta çok doğuran kadının övülmesi böyle derin anlamlar ihtiva etmektedir.
İtikaf, namaz kılınan bir mescitte olur. Erkekler için hüküm böyledir. Zorunlu evde bulunma hâli ise inşaallah iyi değerlendirilirse itikaf gibi olur.
Devletten aldığınız yardımda devletin yardım alacaklar için ortaya koyduğu şartlara riayet etmeyerek, bilgi saklayarak o yardımı aldı iseniz yardım size helal olmaz, onu iade etmeniz gerekir ya da bir fakire vermelisiniz. Sizin beyanınız doğru ise buna rağmen devlet size yardım etti ise o para sizindir, onunla malınızın zekâtını verebilirsiniz.
Bu, dini bir mesele değildir. Sizin aile içi bir meselenizdir. Aile içinde büyüklerin aracı olması ile çözmeye çalışın.