Fetva Meclisi
Soru
Hocam, şöyle bir konu var: Bu salgından sonra gündeme gelecek muhtemel konulardan biri de dünya nüfusunun çok olduğu azalmasının gerektiği olacak diyorlar. Biz Müslümanlar olarak dünya nüfusunun çok olması konusuna nasıl bakıyoruz?
Cevap
Benzer fetvalar
Aleykümselam. Samimi bir tevbe edin. Tevbenize güvenin. Tekrarını yapmamaya azimli olun. Onun yerini dolduracak salih ameller yapmaya gayret edin. Ve tevbenizi koruyun. Gerisini de Allah'a bırakın.
Size haksızsınız diyemem, doğruyu söylüyorsunuz. Yalnız ne ben ne siz, dili ve kalemi bağlı durumdayız. Kimsenin nasihat dinlemeye mecali yoktur, bir afetin içinde yuvarlanıp gidiyoruz. Dilerim Rabbimden bu şiddet sarmalı çabuk geçer de toparlanırız. Bu dönemde bizim gibi dertli kullara düşen planın şöyle olabileceğini zannediyorum. Bir ön taslak, yapılabileceklere örnek olarak şunları teklif edebilirim: 1- Nefsimiz, ailemiz ve yayılabildiğimiz kadar çevremiz üzerinde imanımızı ve iffetimizi koruma mücadelesi yapalım. Önce kendimizi koruyalım. Her birimiz, “ben olmazsam gider bu din” demelidir. Ben ve sen, son kaleyiz. Böyle bilmeli ve inanmalıyız. 2- İhtilaflı konulara yanaşmamızda hayır yoktur. Cedelleşmek yeni tartışma alanlarını getiriyor. Birbirimizi bilhassa iman meselelerinde itham etmemeliyiz. Akidemizi korumalı, çocuklarımıza ve sorumlusu olduklarımıza öğretmeli, pratiğini yaşamaya gayret etmeliyiz. Sloganımız şu olmalı: MÜMİN MÜMİNLE TARTIŞARAK İBADET YAPAMAZ! İbadet olmayan iş de mümin işi değildir. 3- Bu dönemlerde namaz ve Kur'an tilaveti başta olmak üzere ibadetler ciddi bir koruyucudur. İbadetlerden doğabilecek boşluklarımızı şeytan fitne ile dolduracaktır. İbadet ağırlıklı yaşamalıyız. 4- Kursağımızdan geçer rızkın helalliği çok önemlidir. Haram yiyenin işi asan olmaz. Maişetimizi ve elimizdeki malların helalliğini birinci derecen bir konu olarak görmeliyiz. 5- Hiçbir grubu, kurumu, kişiyi dinimizden değerli konuma getiremeyiz. Getirilmesini de dinden taviz olarak görürüz. Böyle bir sonuç alenen ilan edilerek yapılsın veya netice oraya götürsün sonuç değişmez. İslam tektir, en yücedir. İslam'ın üstünde bir değer yoktur.
Biz, Allah'ın kullarıyız. Onun emrettiğini yapar, gerisini ona bırakırız. Peygamberler de yer yer istediklerini yapamadılar ama azimleri eksilmedi, yılmadılar. Şeytan sizi yarınlarla korkutup şimdiden çökertmesin. Siz dik durun, Allah'ın emir ve yasaklarına riayet edin. Gerisini ve yarını da Allah'a bırakın. O sizi mahcup etmez, asla etmez!
Kur'an’ımız hidayet ve saadet kaynağımızdır. Ondan yoksunluğumuz veya uzaklığımız ise şekavet sebebimizdir. Bugünkü dünyamızda Kur'an’dan uzak kalmanın oluşturduğu iman zafiyeti, ümmet olma kabiliyetimizin kaybolması, ardı ardına gelmeye devam eden semavi ve beşerî musibetler, insanlar arasında hatta mü'minler arasında hızla yayılan şüpheler ve şehvetler ve netice olarak başta aile olmak üzere en temel değerlerimizi kaybetmemiz yanlış gidişatın işaretleri olarak anlaşılabilir. Ortada bir iman zafiyeti vardır. İbadetlerdeki tembellik, günahlardaki kabarmalar da bu nedene dayanmaktadır. Şeriatımıza ait ilimlerdeki geri kalmışlık da adeta tuz biber olmaktadır. Gelişen iletişim imkânları, insanlara pompalanan hümanist idrakler gözle görülür bir kibir, bencillik, kendini beğenmişlik salgını getirmiştir. İnsanlar ahirete imanı neredeyse lütfedip benimseyecek tavırlar gösterebilmektedirler. Buna ilave olarak dine davetle yükümlü kimselerin vazifelerini ibadet heyecanı ile değil de maaş takibi ile yapıyor olmaları ise ayrı bir bereketsizlik getirmektedir. Kötü arkadaş çevresi, derin gaflet, tapınılırcasına peşinden koşulan dünya nimetleri, mubahlarda aşırılık, israf, vakti en değersiz nesne gibi tüketme gibi sıkıntılar bir fikir sapmasını, düşünememeyi beraberinde getirmektedir. Bunun sonuçlarından biri olarak bid’atler ibadetlerin düzeyine çıkarılmış, ahireti hatırlatmaya yönelik uyarılar aşırılık olarak yorumlanmıştır. Siyasetten ve ticaretten tamamen uzaklaştırılmış bir Kur'an ile baş başa kalmış olduk. Kadın ve aile, gençlik hedef tahtasına konan ilk değerlerimiz oldu. İçerideki bu çürümeye dışarıdaki saldırılar katılınca birbirlerine destek olup Kur'an’ımızdan uzak kalacağımız ortama zemin hazırlandı. Bütün bunları gözümüzle görebileceğimiz kadar açık ve itirazsız izleyebildiğimize göre, dönüş için neler gerektiği de bilinmiş olmaktadır. Âlimlerimiz yeniden bir Kur'an’a dönüş hamlesi yapmalı ve hepimiz dünyanın faniliğine imanımızı tazeleyerek çalışıp salih ameller yapmak durumundayız. Allah yardımcımız olsun. Âmîn.
Önce bu büyük günahtan ötürü tevbe ve istiğfar etmelisiniz. Ölümüne de olsa bir daha bu hatayı yapmamaya azimli olmalısınız. Önce ve öncelikle bunu garanti edin. İkinci olarak da onun bu ayrılışını Allah’ın size bir iyiliği olarak görün. Karanlık bir gelecekten korumuş sizi. Asla onu düşünmeyin. Ona yalvarma zilletine düşmeyin. İşlediğiniz çirkinlik, çirkinlik olmasına pek ağır ama daha ilerisine bakarak ucuz kurtulmuş ya da ateş çukurunun kenarından dönmüşsünüz. Bu rezilliği gömün. Bir daha da kimseye açmayın. Tertemiz yaşamaya bakın. İbadetlerinizi yapın. Namazı aksatmayın. Kur'an okuyun ki içiniz açılsın.
Allah Teâlâ sizi niyetinizle mükâfatlandırsın, işinizi kolay kılsın. Size özellikle şunu hatırlatmalıyım: Bu mübarek duygunuzu ve temenninizi ucuza kaybetmeye karşı dikkatli olun. Hicret edebileceğiniz yerin neresi olduğunu merak ediyorum; gideceğiniz yerler size bulunduğunuz yeri aratabilir. Evet, bir ezan bereketi için çok şey feda edilir ama sizin beklentiniz olan nesil yetiştirme konusunda önünüzün açık olduğunu söyleyemeyiz. İyi düşünün, geniş araştırın. Tam bir istişareden sonra karar verin. Allah için yapacağınız böyle bir hicrete anne ve babalarınızın mani olmasına gelince durum şöyledir: Kadın olarak sizin anne babanıza sormanız gerekmez, eşiniz ne derse ona uymak zorundasınız. Anne babanızın söz hakkı yoktur. Eşinizin ise imanı açısından tıkandığını anladığında yapacağı hicreti anne babasının sözünü dinlemesi gereken bir durum değildir. Anne babayı başka nedenlerle ihmal etmeden hicretini yapabilir. Allah yardımcınız olsun.
Corona konusundaki diğer fetvalar
İtikaf, namaz kılınan bir mescitte olur. Erkekler için hüküm böyledir. Zorunlu evde bulunma hâli ise inşaallah iyi değerlendirilirse itikaf gibi olur.
Allah Teâlâ afiyetinizi daim etsin. Sıkıntınızı ve ağrılarınızı günahlarınızın temizlenmesine vesile kılsın. Âmîn. Durum şöyledir: 1- Yoğun bakımda veya eliniz kolunuz bağlı gibi bir durumda olmadığınız sürece gusletmeniz gerekecektir. 2- Evet, bir bayan olarak gusletme fırsatı bulamayabilirsiniz. Buradaki bulamama sıfır imkân denebilecek bir bulamama olsun. 3- Bu noktadan sonra teyemmüme geçebilirsiniz. Teyemmüm edin, o teyemmümle namaza geçin. İlk su fırsatında da gusledersiniz. Geçmiş olsun.
Böyle bir karar ancak yıllar sonra izlenebilir. Şu anda “şu iyiliği getirdi” denmesi çok zordur. İhtimal insanlar bu felaket geçtikten kısa bir zaman sonra adını bile hatırlamıyor olabilirler. Toplumların ibret alıp düzelme ihtimali ne yazık ki çok yüksek değildir. İyilik sebebi olmasını dileriz ama bunu zamana bırakmak gerekir. Buna rağmen hızlı bir tarama ile şu acil öğütleri hatırlattığını söylememiz mümkündür: 1- Bütün insanlığa özellikle de Müslüman nesillere sıhhatin ve vaktin kıymetini hatırlattı. Ölüme ne kadar yakın yaşadığımızı, ölümün karşısında çok ödlek olduğumuz gerçeğini hatırlattı. Fani dünyanın ebedi ahireti ezdiğini, gafletimizin ahiretimizi zarar ettirdiğini hatırlattı. 2- Bireysel çapta da olsa ibadete ve haramlardan uzaklaşmaya teşvik etti. Tevbe eden kullar oldu. 3- Unutulmuş sünnetlerden bazılarını hatırlattı. Erkeklerin evlerinde hanımlarına yardım etme sünnetini hatırlattı. Çocuklarla bir arada vakit geçirmek diye bir sünnet olduğunu hatırlattı. Unutmayanlar için güzel kazanç oldu bunlar. 4- Peçeyi itici bulan medeniyet erbabı yüzlerini beyaz peçelerle kapatıp şehirlerde dolaştılar. Gülünç buldukları peçeyi maske olarak kullandılar. Bu da bir ders olmuştur umarız.
Değerli kardeşim, Allah seni cami kuşlarından kılsın. Duyguların mübarek hisleri yansıtıyor. Seninle bu konuyu şu ayrıntılarda ele alalım: 1- Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz buyuruyor ki: ‘Kul, hastalanır veya bir yolculuğa çıkarsa, evinde sıhhatli iken yaptıkları ona yapıyor gibi yazılmaya devam edilir.’ Kendimize bu hadisin penceresinden bakalım: Biz, açık iken camilerde cemaatte idiysek şu anda camiler kapalı da olsa hâlâ ordayız biiznillah. Hiçbir eksiğimiz de yoktur. Hayır, açık olduğu zamanlarda camide değildi isek şimdi neyin kavgasını yapıyoruz. Buna eskilerin dilinde KAYIKÇI KAVGASI denirmiş. Allah’tan dileriz bizi KALBİ MESCİTLERE KİLİTLENMİŞ kullarından kılsın. Hedefimiz bu olsun. Yarın biiznillah o mescitler açılır da sabah namazlarında boş kalırsa ne diyeceğiz bugün ürperen kalplerimize? 2- Camilerin açılması ile bankaların açılmasını karşılaştırmak hatalı olur. Bankalarda insan teması, bulaşma riski ile camilerdeki aynı değildir. Ayak basılan yere secde edilmesi, giriş çıkışlardaki izdiham başka bir mekânla benzetilemeyecek kadar farklı değil midir? Ortadaki sorun can sorunudur ve özellikle de mü'min insanın camideki can sorunudur. Değil bir mahalle mescidi, mü'min insanın canı Kâbe’den bile değerlidir Allah katında. Şu hadisi unutmayasınız: Abdullah bin Ömer radıyallahu anhüma diyor ki: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemi Kâbe’de tavaf ederken gördüm, şöyle diyordu: ‘Sen ne güzelsin, kokun ne güzel! Sen ne yücesin, senin saygınlığın ne yücedir! Muhammed’in canını elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, Allah katında mü'minin değeri malıyla, kanıyla senin değerinden daha üstündür.’ İnsan canı söz konusu olan bir yerde bir kere daha hatta bin kere daha düşünmek gerekir. Sağlık konusunda yetkili makamlar uygun bulmadıkça mescitlerin açılmaması gerekir. Allah’ın izni ile camilerimizin kapıları kapalı olsa da bizim kalplerimizin kapıları tamamıyla camilere doğru açıktır. Hamd olsun ki ezanlarımız eksilmemiştir. Böyle bakınız daha rahat olursunuz.
Bir kere görüştüğümüz doktorlar, bu tür ilaçların tanıtıldığı gibi gerçekçi olmadığını beyan ediyorlar. Sağlık bakanlığının böyle bir tavsiyesi bulunmuyormuş. Bu durumda ilaç nitelikli kabul edilmeleri zorlaşıyor. İlaç olmayınca da zaruret yoktur. Burundan birkaç damla mideye doğru inecek olursa oruç bozulur. Böyle bilinmelidir.
Devletten aldığınız yardımda devletin yardım alacaklar için ortaya koyduğu şartlara riayet etmeyerek, bilgi saklayarak o yardımı aldı iseniz yardım size helal olmaz, onu iade etmeniz gerekir ya da bir fakire vermelisiniz. Sizin beyanınız doğru ise buna rağmen devlet size yardım etti ise o para sizindir, onunla malınızın zekâtını verebilirsiniz.