İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Fetva Meclisi

Soru

Ben üniversitede okuyan bir gencim ve sinemaya merakım var. Arkadaşlarımla bu konuda çeşitli çalışmalarda bulunuyoruz. Şu an elimizde güzel bir film senaryosu mevcut ancak filmin çekilebilmesi için bir bayan oyuncunun oynaması gerekiyor. Bu konuda dinen bir sakınca var mıdır?

Cevap

İslam ve sanat, bir arada olması halinde çok güzel sonuçların elde edileceği iki kelimedir. Sanatın dinin emrine girmesi ile elde edilecek hayırlı sonuçları konuşuyoruz. Dinin emrine girmedikten sonra sanatın yokluğu varlığından daha hayırlı olacaktır. Kadınların sinemada bulunmalarını kökten reddetmek, sinemayı kökten reddetmek olur. Bu nedenle, kadını kadınlığından çıkarmayan ve filmin teması dışındaki yollara saptırmadan kullanan rollerde kadın bulunabilir diye düşünüyorum. Ama bu ne kadar olur bir şeydir, doğrusu bilemem. Zor olmasına zor gerçekten. Eğer sinemayı cihad maksatlı kullanacaksak, bırakın cihadın zor bir iş olduğunu tadalım. Allah yardımcınız olsun, amellerimizin rızası doğrultusunda olmasını bize nasip etsin.
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

“İnce Düşünüp” bu işi bırakırsan iyisini yapmış olursun, çitin etrafında dolaşmamış olursun. Bunu birinci mesele olarak belirteyim. İkinci olarak, “yaratmak” sözcüğünü insanın fail olduğu durumlarda kullanmayı en azından abes buluyoruz. Yalnız sizin örneğinizde olduğu gibi bunu bir şirk düzeyinde görmek de isabetli değildir. Dine hizmet olan veya o niyetle yapılan bir işten geçinmeyi yasaklayan bir nas yoktur. Dini sömürmek şeklindeki bir “geçinme” elbette çirkindir. Çizgi de olsa kadın mahremiyetine ve akidevi konulara karşı hassas olun. Evet, çizgideki saç kadın saçı değildir ama siz yapabildiğiniz kadar hassas olun.

Hocam biz İslami bir çizgi roman serisi üzerinde çalışıyoruz Müntekim isminde. A
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Sinemanın insan hayatını neredeyse hava ve su kadar etkileyebildiğini görüyoruz. “Olmaz” denip atılabilecek bir konu olmadığı gibi “madem atılamıyor gelsin” denebilecek kadar da kabullenilebilecek bir konu değildir. Zor da olsa ortayı bulmamız gerekiyor. Belki bu nesil belki de bir sonraki nesil inşaallah sinemanın Müslümancasını bulacaktır. Umudumuz böyledir. Sinema ürünleri için en temel olmazsa olmaz prensipler olarak şu noktaları tespit edebiliriz: Sinema konumuz Allah’ın haramlarından bir haramı içermemelidir. Bu içermeme görüntü veya söz ile olması bakımından aynıdır. Avret teşhiri, yalan, hile, erkeğin kadına kadının erkeğe benzemesine teşvik olabilecek görüntüler, istihza gibi haramları buna örnek gösterebiliriz. Peygamberleri temsil etmenin caiz olmayacağına muasır âlimler ittifakla karar vermişlerdir. Raşid halifeler de temsil edilemez. Diğer sahabilerin veya büyük müçtehitlerin temsili ise ihtilaflı bir konudur. Kâfirleri ve küfür sözleri reklamı olacak şekilde temsil etmek caiz değildir. Gayba ait bilgilerde zihin karışıklığı oluşturabilecek sahneler ihtiva etmemelidir. Müslüman ahlakını zedeleyebilecek uygulamalardan uzak kalınmalıdır. Finans kaynağı faiz gibi haramlardan gelmemelidir.

Ben sinema bölümü mezunuyum. Diplomamı kullanıp dinime hizmet etmek istiyorum. B
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bu sadece sizin sorununuz değildir. Müslüman kardeşlerimizin de evlerine televizyon koymaya başladığından beri adım adım bu noktaya gelindi. On yıl önce, ‘ayıp, hayâsız’ diye ifade edilen sahneler şimdi normalleşti. Baba ve annenin çocuklarının yanında yüzleri kızarması gereken sahnelere beraberce bakakaldılar. Tam bir fitne oldu filmler. Futbol ve film tutkunluğu bir çeşit esarete dönüştü. Garip olan şudur: Herkes, sonunda bir senaryo ürünü olan ve gerçekle ilgisi olmayan, stüdyoda üretilmiş bir filmi gözyaşıyla, duygusal sahneler eşliğinde izleyebilmektedir. Bunun adını ‘sürüklenme’ olarak koymamızda hiçbir sakınca yoktur. Film izlemenin direkt haram bir iş olduğunu söyleyemeyiz. Bizim için mubahlığın ölçüleri vardır. O ölçülere uyan mubahtır. Bir: Allah’ı zikre, ibadete engel olmayacak. İki: İnsani ihtiyaçlarımızın temini için çalışıp, para kazanmamıza, ebeveynimiz başta olmak üzere insani ilişkilerimizi geliştirmeye engel olmayacak. Üç: Ahlâkımızı zedelemeyecek. Dört: Şehvetimizi kışkırtmayacak. Kadın avretinin bulunduğu sahneleri olmayacak. Beş: Bize yabancı kültürlerin etkisi altında olmayacak. Altı: Bir haramın reklamına vesile olmayacak. İzlediğimiz film bu engelleri oluşturmuyorsa onu izlememizde bir sakınca yoktur. Mesela: Bir öğrencinin ders çalışması, bir hafız adayının Kur’an ezberlemesi, evde izlenen bir filmden ötürü aksıyorsa o film sakıncalıdır. Biz filmin varlığına değil, etkisine bakarak karar vereceğiz. Film ve genelde hayatın her alanı için uyarlanabilecek bir kuralın altını çizebiliriz burada: Günahlar adım adım gelir. Bataklığa batarken nasıl santim santim batarak boğuluyorsa bir insan, günahlar da o şekilde içimize sızmaktadır. Onun için âlimler, günahları küçük, çocuğu henüz buluğa ermedi şeklinde hafife almayı tehlikeli bulmuşlardır. Dün başörtülü bir bayanı filmde izlemeyi sakıncalı bulmayan bugün, tamamen açık olanını izler. Tavizin büyüğü-küçüğü olmamalıdır. Bunca yoğun gündemi olan Müslümanların, bahanelere sığınıp, filme ve futbola vakit bulabilmeleri, aklı olanlar için ciddi bir derstir. Eski ümmetler de böyle göre göre helak oldular.

Film izlemek ailece tutkumuz oldu. Önceleri seçici davranıyorduk. Daha sonra fil
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Film izlemek, sinemaya gitmek aslında yasak işleri yansıtmıyor. Ama bize küfür mantığını yerleştirmek isteyenler bir asırdan beri bu kavramları kullandıkları için 'sinemaya gitmek' fetva sormayı gerektirecek bir iş olarak görülmüştür. El hâk da böyledir. Yapımcısı Müslüman da olsa filmin izlenebilirliği ve ortamın uygun ortam olması sağlandıktan sonra sinemaya gidilebilir. Özellikle ORTAM kelimesini vurgulamak istiyorum: Film izlerken izlenen bir bayan, ya da film kadar gözüne çarpanları izleyen biri için ORTAM tehlikeli ortamdır. Allah'a emanet olun.

Bir bayanın yanında mahremiyle birlikte (film müslüman yapımı olduktan sonra) si
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Allah’ın haram ettiği ve temiz insan fıtratının çirkin gördüğü işleri yapanların yaptıklarını kendilerinin veya başkalarının gizlemesi bir din ilkesidir. Dinimiz çirkinliklerin Müslüman bir toplumda yapılması ve yayılmasına karşı tedbirler getirmiştir. Müslüman bir toplumda işlenen bir haram ve o haramın gündem olması çok farklı şeyler değildir. Bugün yaşadığımız toplumlarda haramların güç kazanmış olması, kimi zamanlarda haram ve çirkinliklerin temiz işlerden daha değerli gibi gösterilmesi sonucu birdenbire oluşmamıştır. Önce işlenmesine ses çıkarılmaması ardından da yerilmek için bile olsa teşhir edilmesi bir nevi reklamının yapılır olmasını sağlamıştır. Konuşula konuşula benimsenmesine yol açılmış oldu. Çirkin ve ayıp iken ona da yer verilebilir bir hava oluşmuştur. Dinimizin emri insanın kendisini kötülükleri ile teşhir etmemesidir. Mü'min de diğer mü'mini teşhir etmeyecektir. Bu nedenle fakihler cezası olan bir suçu işleyeni görenin şahitlik yapması caiz olduğu gibi kul hakkı üzerine olmayan konularda örtmesinin daha değerli olacağını söylemişlerdir. İşlenmiş haramların gizlenmemesi, Allah’a karşı cüretin zamana yayılmış şekliyle de olsa güçlenmesi demektir. Bir başka risk de teşhirle beraber insanlardaki hayânın erimesidir. Hayânın eridiği bir toplumda ezanların yükselmesi o toplumu ahlâk ve dininde sabit bir toplum yapmaya yetmeyecektir. Bir zaman sonra insanların işledikleri günahları bir övgü vesilesi gibi anlattıklarına şahit olunabilmektedir. Çok önemli bir husus da şudur: İnsanın işlediği günahın gizli kalması tevbe edip kendini düzeltmesi için daha uygun bir ortamdır. Günahı teşhir olmuş biri için tevbe uzak daldaki bir meyve gibi kalabilir. Şeytanın bir günahın daha fazla yayılması için uğraştığı bu dünyada bizim hedefimizin günahların hiç işlenmemesi olsa da bari bir günah daha az bilinsin olması gerekiyor. Bu yüzden de Müslüman’ın hatasını örtmeye büyük bir sevap vaat edilmiştir. İnsanların gizli hatalarını araştırıp bulmak kişilik zafiyeti olarak görülmüştür. Günahların konuşulması ve teşhirinde sakınca görmemek, bir dini zafiyettir. Maslahat ve mefsedet yani kâr zarar dengesi bilmemektir. Hataların teşhiri ile uğraşmak, kindarlık, hırs, rekabetten sıyrılamama, başkaları üzerinden yükselme ve acelecilik gibi zafiyetlerin beslediği tutumlardır. İnsanların hatalarını teşhir beraberinde gıybeti getirecektir, toplum ahlakını eritecektir, haklının ve doğrunun kati olmadığı alanlarda söz söylemeye sebep olacaktır. Bunlar da bir helalleşme gerektiren kul haklarıdır. Elbette fasıklığını teşhir eden ve reklamını yapan için bu kurallar söz konusu değildir.

Hocam, dikkat ediyorum; sürekli size günahları ile alakalı soru soranlara bilhas
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Selamünaleyküm. Bu faaliyetleri birilerinin İslam adına yapmış olması, katılımcıların namaz kılıyor, başlarını örtüyor olmaları yapılanın Allah’ın razı olacağı işler olmasını gerektirmez. Aksine dinin yasakladığı şeylerin bir de din adına yapılıyor olması gibi bir çirkinlik devreye girer. Bu tür faaliyetler başlarken güzel başlar ama bittiğinde zarar eden din olur maazallah. Sofrada hurma bulunması veya besmele ile başlanması alkolü mubahlaştırmadığı gibi kızların başı örtülü olması ya da erkeklerin namaz kılıyor olması da sözünü ettiğiniz karma işlerin caiz olmasını gerektirmez. Bilhassa şeytan için uygun bir tuzak kurulmuş olabilir. Baştan tedbirli olmak gerekiyor. Dine ancak dinin emrettiği ölçülerle hizmet edilebilir. Allah’a emanet olun.

Hocam belediyenin gençlik merkezi var burada, çeşitli faaliyetler yürütülüyor, b

bayan oyuncu konusundaki diğer fetvalar

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.