Fetva Meclisi
Soru
Tarihten konuşurken, zulüm veya yanlış yapanlar şöyle böyle yapmış diye çevremize bilgileri olsun diye anlatıyoruz. Bu konuda ölçümüz ne olmalıdır. Tarih anlatırken gıybete girer miyiz?
Cevap
Benzer fetvalar
“Çözüm bulmak amaçlı” anlatım, çözüm bulabilecek ehil biri ise bundan vebal oluşmaz biiznillah.
Selamünaleyküm. Bu örneklerde gıybete giren bir şey yoktur.
İkinci şahsı rencide edecek sözlerin söylenmesi gıybeti oluşturur. Sahibinin rahatsız olmayacağı bir anda söylenen söz gıybet olmasa bile seviyesizlik olacağından yine de söylenmemesi uygun düşer. Zulüm gören birinin ise gördüğü zülme karşı ona yardım edebilecek birine mazlumluğunu anlatmasında bir sakınca yoktur. Allah'a emanet olun.
Bir kere kullanılan sözlerin doğru olmayan şeyler olması durumunda ortada bühtan vardır. O da aharmadır; kime olursa olsun. Bunun haricinde kamuya mal olmuş kişilerin, kamuya mal olan ve kamuyu ilgilendiren konularını tahkik etme ve onların diğer özel hâllerini irdelememe kaydı ile gıybet edilmeleri bildiğimiz gıybet değildir.
Aleykümselam. Yalan ve iftira olmadıkça ünlü birinden gıybet helalliği gerekmez. Zira ünlülerin ünü ortada konuşulmalarını gerektirmektedir. İftira boyutu ise tehlikelidir.
Mazlumun kurtulması için ne yapabiliyorsanız o yapılmalıdır. Ne ise; duyurmak işe yarayacaksa o.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
İmanın tazelenmesi, onu tehlikeye düşecek şeylerden uzak tutmak bilakis güçlendirecek ibadetlerle ve ilimle donatmaktır. Yoksa yeniden iman edin demek değildir.
ŞERİAT İslam demektir. İnsanlar toplu kültür baskısı altında bu kelimeyi anlamadan reddetmektedirler. Sizin veya bizim 'Şeriat iyidir' şeklinde bir düzeltme kampanyası yürütmesi/yürütmemiz sonuç vermez. Bunun yerine insanlara dinimizin bütününü anlattığımız eğitimler, konuşmalar yapmalıyız. Bütünü bildiklerinde o bütünün adının Şeriat olduğunu anlayacaklardır. Savunma yapmanın yararı yoktur. Bile bile insanların daha fazla düşman olmalarını da getirebilir o tartışmalar. Buna dikkat etmelisiniz. Ayrıca bu ve benzeri konular bir hidayet meselesidir. Allah Teâlâ'nın kulağını açmadığı kalplere bir şey akıtmak mümkün olmuyor. İnsanların hidayeti için dua ediyor olmalıyız. Bir ilave olarak da belki uzun vadede yapılacak bir çalışmadır bu, insanlara bilgi kirliliğinin bulunduğunu, toplum psikolojisi ile bizi bir potada erittiklerini de izah etmenin yararı olur. Neticede ise her şey bir hidayet meselesidir.
Namazda sağa sola bakılmayacağı kesin bilinmesi gereken bir kuraldır. Nereye bakılacağı ise farklı şekilde yorumlanabilir. Genel olarak secde mahalli göz önünde olmalıdır. Bazı âlimler ise rükûda ayakuçlarına bakmayı tavsiye etmişlerdir. Yalnız bunun namazın sıhhatini etkileyecek yönü yoktur.
Bakkaldan bir şeyi parasını verip alır gibi dua yapılmaz. Dua, Rabbimizden istemektir. O ise bizim için daha hayırlı olanı verir. Her duamız bizim istediğimiz gibi kabul olsa dünya hayatının ne yararı olur? Böyle düşünmemelisiniz. Siz sadece hamilelik, bedeniniz gibi kısa ve küçük şeyler üzerinden dertleniyorsunuz, sıkıntı da sizi oradan buluyor. Hayatı daha uzun ve daha geniş düşünmelisiniz. Duayı da üzerinizdeki bir görev gibi görün, görevinizi de yapın gerisine karışmayın. Bakın o zaman rahat ettiğinizi göreceksiniz. Allah yardımcınız olsun.
Müslüman hile yapmaz, hileye alet olmaz. Orada hile yapmadan bulunamıyorsan kendine dahi iyi bir iş bulmaya çalış. Bulunca da ayrıl.
İhlasla okunan Kur'an âyetlerinden sonra okuyanın suya üflemesinin biiznillah faydalı olacağını umarız.