Fetva Meclisi
Soru
Hocam tebliğ yapmak görevimiz ama karşı tarafın sıkıldığını veya dinlemek istemediğini anlarsak ona tebliğ yapma görevimiz bitiyor mu? Ne yapmalıyız böyle durumlarda?
Cevap
Benzer fetvalar
Nazik ve tatlı konuşarak tebliğ yaparız. Üzmemeye çalışırız ama yağcılık yapmayız. Kalpler Allah'ın elindedir; O, dilediğini hidayete erdirir. Ancak biz, tebliğ yapmamız halinde daha kötü bir duruma sebep olacaksak tebliği erteleyebilir ya da daha iyi bir fırsat kollayabiliriz.
Bir mü'minin en önemli tebliği mü'mince yaşamayı becermesidir. Siz iyi bir mü'min olabildiğiniz zaman varlığınız bir tebliğdir. Sözlü bir tebliğ, bu tebliğin yanında ikinci derece bile kalabilir. Mantığımız bu olmadığı zaman, tebliği bir “iş” gibi yaparız ki o bereketsizdir, sonuç getirmez. Allah korkusu ile yaşayan ihlaslı bir mü'min olun. Olaylarda sabırlı olun. İnsanların kalplerinin Allah’ın iki parmağı arasında olduğunu bilin. Aceleci olmayın. Tebliğin sadece dille yapılmayacağını bilin. Gerisini de Allah’a havale edin.
Bir hastalık yaşayınca hayatı terk ediyor muyuz? Elbette hayır. O hastalıktan iyileşmeye çalışıyor, yaşama gayretimizi de sürdürüyoruz. Şeytanın bir dönemi kazanması hayatın tamamını ona vermemizi gerektirmez. Yaşadığımız sıkıntıyı düzeltmeye çalışırken yeni bilgiler, ibadetler, heyecanlar elde etmeye de çalışacağız. Doğrusu böyledir. Yılıp yıkılan mü'min şeytana teslim olan mü'min sayılır. Şeytanı sevindirmek hiçbir zaman doğru değildir. Bin kere yıkılsak bile bin birinci kalkışımız ve Rabbimize doğru yürüyüşümüz zorunludur. İbadet de böyledir. İlim de böyledir. Ahlâk da böyledir. Sosyal ilişkiler de böyledir. Hayata bakışımız böyledir.
Hepimiz kuluz, hepimizin bir imtihanı muhakkak vardır. İyi bir sonla ahirete gitmek için gayret etmek zorundayız. Arkadaşınız için hem dua edin hem de daha fazla destek verin. Bulunduğu ortamı değiştirmesini tavsiye edin. Bulunduğu ortamda siz yokken etki altında kaldığı kişileri ve eylemleri değiştirmelidir.
Bu tür sosyal iletişim alanları “din tebliği açısından” güvenli ve etkili bir alan olarak görülmemektedir. Sahipsiz ve kuralsız bir meydan gibi durmaktadır. Orayı tebliğ alanı gibi görmemenizi tavsiye ederiz. Getireceği ile götüreceği arasında oran belli değildir. Kendinizi yetiştirin, çevrenize etki etmeye çalışın.
Tıpkı namaz ve oruç gibi ’emribilmaruf ve nehyi anilmünker’ kıyamete kadar Rabbimizin emri olarak kalacaktır. İlerleyen zaman hiç bir Kur’an emrini eskitemez. Müminler olarak böyle iman etmek zorundayız. Batı kültürü içimize sindikçe ortaya çıkan hastalıklardan biri de ‘kendi hayatı, özel durumu, yasal hakkı’ türünden savunmalarla insanların haramların işlenmesine sessiz kalmaları ve farzların eksik bırakılmasına karşı tepkisizlikte sakınca görmemeleri olmuştur. Bu bir batı hastalığıdır. Önceki milletlerden de bize sirayet etmiştir. Bazı Müslümanların namazı ihmal etmesine ne diyebilirsek buna da onu diyebiliriz. Kesinlikle yanlışa karşı tepkili, iyiliğe karşı teşvik edici olacağız. Dinimiz böyle bir dindir. Şüphesiz eksiğimiz de olacaktır, insanız neticede. Biz a konusunda eksiğiz diye b konusundaki yanlışı düzeltme vazifemizi ihmal etmeyeceğiz. Hatta aynı yanlışı biz yapıyor olsak dahi durum böyledir, ‘bu yanlıştır’ demeye mecburuz. Yalnız şu ince ayara dikkat etmeliyiz: Yapacağımız düzeltme vazifesi mevcut hatadan daha ağırını oluşturacak veya o hataya daha da derinleştirecekse geri durabiliriz, durmalıyız da. Bunun ötesinde kapasitemiz ve imkânlarımızla ölçülü olarak vazifemizi yaparız. Müslümanlık böyle bir dindir.