İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Fetva Meclisi

Soru

Ülkemizin uzun yıllar içinde bulunduğu terör belası hala devam ediyor. Malesef bu terör belasının devam etmesine göz yuman veya ırkçılık adına destekleyen halktan insanlar var. Ve bu insanlar akrabalarımız, komşularımız olmuş. Sizden fetva almak istediğim konu ise benim gibi birçok Müslümanın aklını kurcalayan bir durum. Bu kişilere karşı tutumumuz nasıl olmalı? Namaz kılan, oruç tutan, hacca giden insanlar ama bir yandan da terörü "o insanlar bizim için dağa çıkmasaydı biz bugün bu kadar rahat olamazdık, 80'lerde yapılan zulümler hala devam ediyor olurdu." diye savunan insanlar. Hocam bu teröristlerin Müslüman askerleri öldürmesi, çocuklarını yetim bırakması, ülkeyi anarşist eylemler ile kaosa sürüklemesi, doğudaki masum insanları baskı altında tutup kız-erkek demeden dağa kaçırması, Müslüman bir ülkeyi savaşa sürüklemesi; Allah’ın en büyük haramlarından biri olan harpten kaçmadan daha ağır bir haram olmaz mı? Bizim teröristleri destekleyen bu insanlara karşı sosyal hayatta ve din kardeşliği adına davranışlarımız nasıl olmalı? Terör zanlısı insanlara muamelemizle, ‘terör zanlılarını haklı bulan’ insanlara muamelemiz aynı olmamalıdır. ‘Hatalı düşünen kardeşlerimiz’ olarak görmek zorundayız o insanları. Böylesi mevcut yarayı biraz daha derinleştirmeye karşı güzel bir tedbir olur. Aksi takdirde var olan yara daha da derinleşir.

Cevap

Terör zanlısı insanlara muamelemizle, ‘terör zanlılarını haklı bulan’ insanlara muamelemiz aynı olmamalıdır. ‘Hatalı düşünen kardeşlerimiz’ olarak görmek zorundayız o insanları. Böylesi mevcut yarayı biraz daha derinleştirmeye karşı güzel bir tedbir olur. Aksi takdirde var olan yara daha da derinleşir.
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bu konuda size verebileceğimiz rahatlatıcı bir cevabımız ne yazık ki yoktur. Öyle bir zamana gelmiş bulunuyoruz ki, herkes kendi yaptığını yapılması gerekenler için yeterli bir örnek olarak görebilmektedir. Gidişatımızın ürkütücülüğünden Allah’a sığınırız. Her bir Müslüman böyle durumlarda kendisini ayakta kalması gereken son örnek olarak görmelidir. Kim ne yaparsa yapsın, “Nuh’un gemisinin son yolcusu benim” mantığı biiznillah Allah katında kurtarıcıdır. • Allah’ın haramlarına karşı, o haramların sıradanlaşmasına karşı içi kaynayan Müslüman olmadıkça Allah’ın rızasını iddia edemeyiz. Yakın geçmişte bir mü'minin elinde piyango bileti görmeyi bile düşünemezken şimdi sıradanlaşması mesela kumar gibi bir harama karşı refleksimizin eridiğini göstermektedir. Bu bir felakettir. Bu felaket gözümüzün önünde alev alev büyürken bizim görsel bazı dini temaları avuntu olarak kabullenmemiz de ikinci bir felakettir. Hasbunallah. • Allah Teâlâ mü'minlerin salih ameller üzerinden yarışıyor olmalarını emretmiştir. Şimdi ise dini ayakta tutmak hocalara ve belli başlı kimselere terk edilmiştir. Cennete herkes talip iken cennete giden yolları oluşturmada kimsenin heyecanı yoksa bu da bir felakettir. • Nesillerin iffeti üzerinde tarihte örneği görülmemiş bir yıpranma herkesin bilgisi ve gözü önünde gerçekleşirken kimimiz siyasi endişelerle, kimimiz de basit tahminlerle konuyu gündem dışına taşımakla büyük bir yanılgı içine düşmüş bulunuyoruz. Bu da başka bir felaket oluşturmaktadır. • İhlasla ve şeriatımızın ölçülerine sadık kalarak ve bu mevcut durumu bizim için Allah’tan gelen büyük bir imtihan olarak görüp çalışma yapmalıyız. Konunun siyasi malzeme yapılması yanlıştır. Yaptığımız diğer iyi işleri buradaki görevimize saymamız da akıllıca bir iş değildir. Tek kalma ile sonuçlansa da dinimiz ve mukaddesatımız için evlerimizden örneklendirerek bütün sosyal hayatımızı kuşatan kaleler oluşturmamız günümüzün cihadı, anımızın vazifesi olarak bilinmelidir. Yapmayanların hataları etrafında vakit harcamamız da yanlış olur. Sabır ve heyecanla bu ümmetin ilk nesillerinin yaptığını yapmaya çalışacağız. Allah’tan da yardımını isteyeceğiz.

Hocam, insanların Müslüman olduklarını söyledikleri halde dinimizin toplumda eri
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bizim kâfirlere karşı kaba ve ahlâk dışı tavırlarımız hatadır. Mü'min açısından olmamalı diyeceğimiz tavırlardır bunlar. Özellikle de azınlığı durumunda olduğumuz toplumlarda bu tür hataları yapanların iyi niyetinden şüphe ederiz. Aynı şekilde dinimizi yontarak onların gönlünü yapmaya çalışmak da akılsızlık ve boş bir iştir. İkisinin ortasında vakarımızla bulunmayı becerebilmeliyiz. Özellikle bu konu etrafında takılıp kalmamanızı tavsiye ederim size, dünyanın gündemi çok yoğun, bir konuya takılmak geri kalma nedeni olur.

Hocam geçenlerde haberlerde gördüm, Avrupa’da bir yerde Müslümanlar kiliseye zar
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Terör, sadece Müslümanların değil, bütün insanlığın başında bir beladır. Terörü sadece bombalama olarak görürsek, ona en hafif noktasından bakmış oluruz. Asıl terör, insanın yaşadığı toplumda kendisini güvende hissetmesine engel olan her eylemdir. Müslümanların terörden çektiği sıkıntı yeni değildir. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem zamanında da terör olayları olmuştur. Daha sonraki Raşid Halifeler dönemi de dâhil, terör hayatımızın paralelinde bizimle beraber yürümüştür maalesef. Terör hakkında şu tespitleri yapmamızda yarar vardır: 1- İnsanın bünyesinde kanser ve benzeri öldürücü hastalıkların bulunması nasıl doğalsa, toplumun içinde -o toplum İslam toplumu bile olsa- teröre uygun kafaların bulunması o derece doğaldır. Allah hayra uygun tipler yarattığı gibi şerre uygun tipler de yaratmaktadır. 2- Allah’ın mülkünde ve O’nun hükmüyle yaşıyoruz. Terörü ve benzeri afetleri üzerimize gönderen Allah Teâlâ’nın hangi hatamızı bize hatırlatmayı dilediğini tahlil etmemiz yararlı olacaktır. Kur’an’ı hayatın en köhne noktasında bir mezar kitabı olarak bekleten, dini yük olarak gören bir toplumun Allah’tan göreceği azabı sadece ahiretteki cehennemden ibaret zannetmek yanılgıdır. Allah Teâlâ’nın dünyada tattırdığı azap çeşitlerinden birinin iç kargaşa olduğunu Kur’an haber vermektedir. 3- Müslüman insandan terörist olur mu? Bu sorunun cevabı, Müslüman kul hakkıyla Rabbine gidebilir mi veya insan canına kıymış bir insan cehennemden nasıl kurtulur da cennete girer şeklinde sorulsaydı, cevap anlaşılmış olurdu. Bir cana kıymak, bütün insanlığa kıymak kadar ağır bir suçtur. Müslüman teröre bulaşamaz. Hatta gece, uykudaki insanları rahatsız edebilecek bir eylemi bile yapsa, Müslüman perspektifinden bu bir terördür. Apartman merdivenlerinden gürültü oluşturacak şekilde inip çıkmak bile terördür Müslüman’ın gözünde. 4- Müslüman’ın toprağını ve mukaddesatını işgal eden güçlere karşı naçar kalıp, müdafaa yapmasını terör olarak adlandıramayız. Toprağın savunması kadar kutsal bir görev olamaz. 5- Terör, insanlığın sorunudur. Şu anda hükümranlığı elinde bulunduran, büyük güçlerin sahibi ülkeler de, terörle uğraşmak zorunda oldukları halde onlar, ellerindeki medya güçleriyle, istedikleri olayı büyütüyor, istediklerini de unutturuyorlar. Müslümanların yaşadığı toplumlardaki bir olayı da senelerce gündem yapabiliyorlar. Bu yüzden terörü Ortadoğu’nun sorunu gibi algılamak kısır ve yönlendirilmiş bir baskının ürünüdür. 6- Müslümanların topraklarında da teröre uygun kafaların bulunabileceğini inkâr edemeyiz. Ama özellikle örgütlenmiş terör örgütlerinin Batılılar tarafından organize edilip, desteklendiğini de bilmekteyiz. Onlar kendileri terörden şikâyet ederken, terörü bizi ezmek ve yönlendirmek için maşa olarak kullanmaktadırlar. 7- Müslüman olarak biz, teröre karşı iki yönden tedbirli olmak durumundayız. Aksi takdirde, terör var diye kendimizi Allah katında aklayamayız: a- Yaşadığımız ülkelerin yasalarının bize tanıdığı bütün hakları kullanarak tedbir alırız. Evimizin, iş yerimizin güvenliği için gerekenleri eksik etmeyiz. Kasamızı sağlam, kapımızı kilitli tutarız. Güç ve güven neye deniyorsa onu elde etmeye çalışırız. b- Terörün asıl kaynağına karşı da uyanık olmayı borç biliriz. Siyasi ve dini cehalet, asıl kaynağı unutturuyorsa biz de o şuuru yakalarız. Küçük bir terör hareketine takılı kalıp, asıl terör kaynağını göremezsek, terörün maksadına ulaşmasına destek vermiş oluruz.

Müslümanların başından terör musibeti eksik olmuyor. Genelde de terörü İslam kök
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Önce şunu tespit edelim: Müslüman Allah’a iman eden insandır. Onun iman ettiği Allah, her şeyi yaratan ve idare edendir. Mülk onundur, söz onundur. Onun imanında her şeyin yaratanı Allah olur. İnsan da üzerine düşeni yapar. İnsan üzerine düşeni yaptıktan sonra gerisinden mesul olmaz. Görevini ihmal ettiğinde ise ihmali kadar sorumlu olur. Bu bir dengedir. Bu denge Müslüman’ı huzurlu kılar. Her şeyi maddi gözle görebilen, ruhtan yoksun anlayış sahipleri için ise matematik hayatın bütünüdür. Rakamlarla okuyabildiklerini anlayabilirler. Biz bu hayatı bakışı bu olanlarla beraber paylaşmaya mecburuz. Gidebileceğimiz başka bir dünya yoktur. Ne biz mü'minler ne de onlar yok oluruz. Bir ortak noktada yaşamaya mecburuz. Şöyle bir gerçeği ihmal ediyoruz: Biz, hayatı ve olayları yorumlarken imanımızın etkisinde bir yorum yapıyoruz, yapmamız de gerekiyor. Bizim iman penceresinden bakarak görüp yorumladıklarımızı bizim gibi iman etmeyenler tarafından da kabul edilmesini istememiz isabetli değildir. Mesela bir deprem konusunda biz onlarla sadece depremin zararlı olduğu ve belli tedbirlerin önceden alınabileceği, olduğunda da insanca bir dayanışma yapılabileceği gibi konularda ortak nokta bulabiliriz. Daha öteye gidip ayrıntılarda buluşmayı istememiz bizim tarafımızdan işlenmiş bir hata olur. Böyle bir beklenti bizi onların gözünde deprem gibi büyük bir musibete karşı yan gelip yatmayı imanı gereği yapan bir tembel durumuna düşürür. Biz ise kesinlikle böyle bir tembelliğe iman etmiyoruz. Bu sonuç bir yandan da dinimize yanlış bakılmasına sebep olacağı için bizi vebal altına da sokacaktır. Belasını arayan insanlar durumuna düşmek hoşumuza gitmeyeceğine göre, iman edenlerle konuşulabilecek ayrıntıları imanı olmayanlarla tartışma hatasını işlememeliyiz. Bugün insanlık olarak yaşadığımız depremler başta olmak üzere seller ve benzeri felaketler hakkında biz şuna inanıyoruz: İçinde bulunduğumuz evrenin ve onun bir parçası olan dünyanın işleme kuralları vardır. Bu kuralların koyanı ve idare edeni de Allah Teâlâ’dır. Bu kuralların önünde mü'min olan ve olmayan eşittir. Kim işleyişe ait tedbirleri daha iyi kullanıyorsa onun güvenliği daha iyi olacaktır. Tedbir alan rahat, tedbiri ihmal eden ise sıkıntılı olacaktır. Bunun bu kadarının dinle alakası yoktur. İnsan bu hayata bir yoğunluk ve mücadele içinde girmiştir. Böyle gelmiş böyle gidecektir. İnsanlar iman ettiler diye depremler kalkacak değildir. Ancak iman eden imanının gereği olarak daha güvenli ve imar edilmiş bir dünya oluşturacak, böylece daha az zarar görecektir. Bir yandan da psikolojisi güçlü olacaktır. Mü'min musibet anında, yapabileceği yapmış birinin rahatlığı ile Rabbine sığınacak ve kalbi rahat edecektir. Böyle bir itidal üzerinde durmalıyız. Allah yardımcımız olsun.

Hocam siz de biliyorsunuz büyük bir deprem yaşadı ülkemiz. Müslüman olarak böyle
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Biz bir ümmetiz. Peygamber aleyhisselam efendimiz bizi bir vücudun parçaları gibi görmek istiyor. Yeryüzünün neresinde olursa olsunlar, mü'min kardeşlerimizle ilgilenmemiz, acılarını acımız bilmemiz imanımızın gereğidir. Bu bir hakikattir. Bu hakikat kadar önemli bir hakikat daha vardır ki o da sizin sorunuzun asıl cevabıdır. Bizim acıyan bir yerimiz, diğer organların sağlam olması veya olmaması ile de alakalıdır. Bugün Müslümanlar olarak, bulunduğumuz her yerde ümmet olarak bulunuyoruz. Bir yerde güç zâfiyetimiz oluşursa o yeryüzünün başka bir köşesinde yara olarak ortaya çıkabilir. Sadece bir yerde bile mü'min kalitesinde güçlü olabilsek, bu, diğer yerlerin sıkıntısının giderilmesi olabilir biiznillah. Bundan da anlaşılıyor ki, yaralı bölgemiz kadar biz de bir yara hissetmiyor olsak bile kendimizi güçlü kılmaya mecburuz. Bugün Türkiyeli mü'minler olarak, ayakta durmayı becerebilsek bu diğer bölgelerin de kurtuluşu demek olacaktır. Bu nedenle öncelikli vazifemiz acılarımıza ve acılılarımıza ağlamak hatta dua etmek değil bulunduğumuz yerde mü'min kıvamına ulaşmak için uğraşmaktır. Bu dua ile olabilir, sadaka ile olabilir, gayretle olabilir ama cihat şuurlu mü'min olmak diye de özetleyebiliriz bu düşünceyi.

Hocam, Suriye, Irak, Filistin, Doğu Türkistan, Arakan ve diğer coğrafyalarda zul
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bir kere hayat ilkesi olarak kimseye tam teslim olmamayı benimseyin. Kimse masum değil, hata edebilir bilin. Sizin hocanız olması, akrabanız olması sonucu değiştirmiyor. Hocanızın size aktardıklarını sizin çevrenizdeki itimat ettiğiniz ilim adamları ile paylaşın. Paylaşma sonucuna göre de karar verin, ola ki yanılmış, yanlış anlamış olabilirsiniz.

Öğretmenimiz derste iken FETÖ mensuplarına münafık değil kardeşlerimizdir dedi.

bela konusundaki diğer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Sadaka bir ibadettir. İbadetler belaları, sıkıntıları def etmek için yapılacak meşru işlerdendir. Bu maksatla vereceğiniz sadaka biiznillah sizin için hayır getirir.

Eşimle aramda büyük sorunlar var. Çok dua ettim aramız düzelsin diye. Şimdi de i
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Gitgide çoğalan musibetlerin hepimizi Allah’a ve dinini yaşamaya sevk etmesi gerekirken ne yazık ki öyle olmuyor. İnsanlar birer ders olan belalardan başka mecralara kayabilmektedirler. Bu mecralardan bazılarını şöyle özetleyebiliriz: - İnsanlardaki Allah’a ve onun kaderine iman sarsılmıştır. Tam aksi bir sonuç olması gerekirken ne yazık ki belki de Müslüman olduğunu söyleyenler bile kaderi ve imanı sorgulayabilmektedirler. Elbette bu noktada din adına görev yapanların yani hocaların bu kaymayı önceden keşfedememiş ve ikna edici çareler üretememiş olmaları sorunun büyüme nedeni olmuştur. - İnsanların rızık ve gelecek endişesi artmıştır. Bu endişede dinin kurtarıcı ve huzur verici boyutu da gitgide küçülmüştür. - Musibetler ve sıkıntılar anında dinin ölçüleri ve ibadetler gevşetiliyor. Hâlbuki daha fazla ibadet, daha fazla dine sarılmak gerekirdi. - Kâfirlerdeki imkânlara özenti artmakta ve onlardaki imkânlar uğruna en mukaddes bilinenlerden bile feragat göze alınabilmektedir. Kötü akıbetten Allah’a sığınırız.

Gözle görülür bir şekilde insanlığın başına gelen belalar çoğalmaktadır. Bunları
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Haklısınız, her geçen gün kıyamete biraz daha yakın noktaya gidiyoruz. Bugün düne göre kıyamete yirmi dört saat daha yakınız. Bu da imtihanın daha ağırlaşması, sıkıntının daha yoğun olması demektir. Bir yandan dertler artarken öte yandan ecir kazanma umudumuzun da arttığını bilmeliyiz. Her geçen gün: - Garipliğimiz biraz daha artacaktır, artan garipliğimiz de müjdeli olmamızı beraberinde getirecektir biiznillah. - İman esaslarımız bile tartışma konusu olacaktır, her şeyin tartışıldığı hiçbir mukaddesin dokunulmaz olmadığı bir döneme gidilmektedir. - En büyük haramlar bile sıradanlaşmaya başlamış, adeta herkes yaptığının mazeretini de uydurmuş olmaktadır. - Dünyanın cazibesi artmaya devam edecek, dünya ebedi ahiret fani gibi tavırlarla insanlar yaşayacaklardır. - Müslümanların aralarındaki ihtilaflar her gün biraz daha artacak, herkes kendi ekseninde bir Müslümanlık ister olacaktır. - İlim Allah’a yaklaştırması gereken bir vesile iken sapma nedeni olacaktır, insanlar öğrendikçe Allah’a değil şeytana yaklaşacaklardır. - Ölümler ve belalar gözle görülür bir şekilde artacaktır ama ibret alma yönünden hiçbir bela yokmuş gibi herkes bildiğini yapmaya devam edecektir. Allah Teâlâ basiretli olmayı hepimize nasip etsin.

Ben elli yaşındayım. Her geçen gün Müslüman olmak Müslümanca yaşamak biraz daha
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Hiç şüphesiz bu dünyada olup bitenler Allah’ın emri ve dilemesi iledir. Biz kulları olarak her şeyin ayrıntısını bilemeyiz. Bu olayların da sebeplerini ve sonuçlarını sadece tahmin edebiliriz. Olaylara karşı tedbirler alabiliriz. Başka yapabileceğimiz bir şey yoktur. Genel olarak deriz ki, bu olaylar bize: • Bu dünyanın asıl sahibinin insan olmadığını, • Allah’a yalvarmaya, duaya ve boynu bükük huzurunda durmaya ne kadar muhtaç olduğumuzu, • Bütün ayrıntıları ve çeşitleri ile sabretmeye ihtiyacımızı, • Belalardan önceki nimetlerin kıymetini takdir etmemizi, • Belalara karşı Müslümanca tavır gösterebilirsek onların günahlarımızı eritebileceğini, • Kaderimize rıza göstermekle Allah’ın rızasını kazanacağımızı öğretmektedir.

Hocam, Allah sizden razı olsun bizi aydınlatıyorsunuz. Şöyle bir sorum var. Ülke
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bir kere kıldıkları o namazlarla o vaktin namazlarına ait sorumluluktan kurtulmuş olurlar. Namazı hastalık korkusuna dayalı bir sebeple kılmış olmaları namaz sevabını engellemez biiznillah. Böyle bir nedenle de namazı süreklileştirmiş olurlar.

Başımıza bir bela geldiğinde ibadete sarılmak ibadet sayılır mı? Şöyle örnek ver
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Lanet ve belaya alışan dil sorunlu dil olabilir. Eşiniz haklı, kendinizi daha berrak işlere alıştırmalısınız.

Hocam, kötü ve çirkin işlere karşı bela ve lanet okuma alışkanlığı var bende. Bu

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.