Fetva Meclisi
Soru
Vefat eden babamla ilgili gördüğüm rüyalar ile amel etmeli miyim? Bu konuda bazı âlimler ölülerle ilgili rüya sahihtir diyor, bazıları ise aksini söylüyorlar. Siz ne dersiniz hocam?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm.Yapmanız gereken bir şey bilmiyorum. Rüyanın dinimiz açısından kati bir bağlayıcılığı yoktur.
Bir etki oranından söz edilebilir ama rüyaları amellerle veya sonuçlarla direk bağlantılı duruma getirmek mümkün değildir, doğru da değildir. Peygamberlerin dışında kimsenin rüyası gün ışığı gibi değildir.
Selamünaleyküm. Netice olarak onların dediğini yapmayı sağlayacak yasal güç onlardan yanadır. Bu nedenle babanız mahkeme yöntemine razı olmalı ve sonuçta payına düşen az olursa onu ahirette almaya razı olmuş olur. Payına fazla düşerse onu da hak sahiplerine iade eder. Bu nedenle aile içi tartışmaya belki de maazallah onların bir hükmü inkâr etmelerine sebep olmamış olurdu
Kardeşim, evinizdeki herkes bir gün ölecek ama baban rüyada ziyarete geldiği için değil. Sen baban için dualar et, sadakalar ver ve bu rüyaya takılıp kalma, gününü ihya et. Allah babana rahmet etsin.
Ashab-ı Kirâm'ın hayatında 'Ölüye mevlüt okutmak' şeklinde bir uygulama yoktur. Ölünün arkasından yapılan ihlaslı ve ücretsiz ibadetlerin ona hediye edilmesinde ise sevap umulur. Bu konuda itiraza yer yoktur. Ücretli ve riya için yapılanlar hakkında ise size doğru söylemiştir.
Selamünaleyküm. Kâfir olarak ölmek başka şey günahkâr olarak ölmek başka şeydir. Babanız için istiğfar edin, iyi umutlar taşıyın. Hatalarını tekrarla anmamaya çalışın.
alim konusundaki diğer fetvalar
Anne babanın elini öpebildiğin kadar öp. Âlimlerin elini ortam gerektiğinde mesela nadiren gördüğün biri ile karşılaşınca öp. Ailenizin çok yaşlı büyüklerinin yani baban yerine koyabileceklerin elini öp. Başka da dudak eskitme!
Mervan bin Hakem Osman radıyallahu anhın amca oğludur. Peygamber aleyhisselam vefat ettiğinde sekiz yaşlarında idi. Hadis duyup duymadığı bilinmiyor. Daha çok Osman radıyallahu anhın hilafeti döneminde öne çıktı. Bugün fitne olarak andığımız bazı olaylara adı karışmış ise de tabii nesli arasında adı zikredilmektedir. Fıkıh ve rivayet ilminde adı anılmaktadır. Oğlu Abdülmelik ve Said bin Müseyyeb gibi bazı tabiiler ondan rivayette bulunmuştur.
Rüya içine dalamadığımız bir âlemdir. Nasıl görülür, nereden gelir nereye gider bilmeyiz; rüya gibi bir rüyadır gördüklerimiz. Buna rağmen rüya, Müslümanın hayatında etkisi yok sayılabilir bir kavram değildir. Özellikle de kıyamete yaklaştıkça Müslüman insanın tek tesellisi ve arkadaşı rüya olarak gerçekleşebilir. Bu nedenle rüyayı daha ciddi bir bakışla ele almamız gerekir. Yine de rüyanın abartılması en az yok kabul edilmesi kadar yanlıştır. Rüya ile alakalı olarak şu notları tespit etmemizde yarar vardır: Rüya peygamberler için vahyin bir çeşidi olarak daha önemli ve bağlayıcıdır. Diyebiliriz ki, peygamberler açısından rüya nübüvvetten bir cüzdür. Rüya gayba iman açısından önemli bir işarettir. Gözümüzle göremediğimiz gaybın benzerini rüya üzerinden görebiliyoruz. Demek ki gayb görülemese de vardır. Rüya mü'min için hayır ve bereketi hatırlatması bakımından faydalıdır. Rüya görme nedenimizi tam olarak bilemiyoruz ama yoğun ilgilendiğimiz veya elde edemediğimiz şeyler rüyamıza konu olabilir. Rüya bir meleğin hissettirmesi olabileceği gibi bir şeytanın hissettirmesi de olabilir. Aynı şekilde kişinin uyanık iken yoğunlaştığı konunun yansıması da olabilir. Peygamberlerin gördüğü rüya haktır, tartışılamaz. Salih insanların (evliyanın) rüyası ise genel olarak isabetli çıkar ama tabiri gerektiren gizli yönleri de olabilir. Evliyadan olduğu zannedilmeyen ama iyi kimseler olduğu zannedilenlerin rüyaları ise iyi olabileceği gibi yanlış da olabilir, bir bağlayıcılığı olmaz. Fasık kimselerin rüyaları ise genelde yanılgıyı gösterir. Kâfirlerin rüyalarında isabet eden olabilir. İyi bir rüya gören mü'min gördüğü rüyasını Allah’tan bilip hamd etmelidir. Rüyasını sevdiklerine sadece anlatmalıdır. Kötü bir rüya gören ise şunları yapmalıdır: Uyanınca istiâze yapmalıdır. (“Euzu billahi mineşşeytanirrecim” der.) Sol tarafına tükürür gibi nefes verir. Rüyanın ona zarar veremeyeceğine kesin inanır. Uyumaya devam edecekse diğer tarafına döner. Daha derin bir rüya ise kalkıp iki rekât namaz kılar. Ayetelkürsi okur. O rüyayı kimseye anlatmaz. 9.Görülmemiş rüyayı görmüş gibi anlatmak büyük günahlardandır. 10.Zamanımızda dini hassasiyetler zayıflamış ve ahiret idraki yok olmaya doğru kaymıştır. Bu nedenle de rüya insanların çok rahat uydurabildikleri ve çok rahat yorumlayabildikleri bir konu haline gelmiştir. Hâlbuki rüya ancak onunla ilgili ilme vakıf olanların tabirini yapabileceği ayrı bir dünyadır. 11.Rüya asla bir dini hüküm kaynağı değildir. Kimse görülmüş bir rüya ile ibadet edemez, bir şeye helal veya haram kararı rüya ile verilemez.
Kur'an-ı Kerim’deki âyetler bizzat Peygamber aleyhisselam efendimiz tarafından dizilmiştir. Hatta bu dizme bizzat Cebrail aleyhisselamın yönlendirmesi ile olmuştur. Yani bir surenin içindeki ayetlerin sıralamasında sahabilerin hiçbir katkısı yoktur. Bu konuda âlimlerin görüş birliği vardır. Âyetlerdeki anlam bütünlüğü, mucizevi beyan da bunu gerektirmektedir. Bunun aksini düşünmek Kur'an-ı Kerim’deki kutsiyeti tartışmaya açabilecek sıkıntılar getirebilir. Kur'an ayetleri başka yere taşınıp yazılırken de o sıralamaya uyulması zorunludur. Âlimler âyetlerin sıralaması ile oynanarak dizilmesini abes bir iş ve gerekli tazime aykırı olacağı için haram görmüşlerdir. Âlimlerin önemli bir bölümü surelerin tertibinin de bizzat Peygamber aleyhisselam tarafından yapıldığını söylemişlerdir. Âyetlerdeki gerekçeleri sureler için de söylemişlerdir. Fıkıh imamlarının da içinde bulunduğu başka bir görüşe göre de surelerin sıralamasında sahabenin uygulaması da bulunmaktadır ama genel olarak Peygamber aleyhisselam tarafından yapılmıştır. Fukaha namazda surelerin sıralamasına uymadan okuma yapmayı mekruh görmüştür. Elimizdeki mevcut Mushaf’ta bulunan sure ve âyetlerin tertibine sahip çıkmamız ve aykırı bir uygulamayı yapmamamız kesinlikle kitabımıza tazim bakımından gerekli olandır.
Âlimlerimiz bunu “İbadette meşakkat yani zorluk/sıkıntı arttıkça sevap da artar mı?” şeklinde bir soru ile sorup cevaplamışlardır. Bir Müslüman bir ibadeti yaparken o ibadetle alakalı olarak ne kadar fedakârlık yapıyorsa o fedakârlık kadar da sevap kazandığı konusunda bir tereddüt yoktur. Fakat tek başına “sıkıntı/meşakkat” bir ibadet çeşidi değildir. Tabii olmayan yollarla sıkıntıyı artırmakla sevap elde edilemez. Özellikle de filan işi yaparken ilave sıkıntı/zorluk oluşturmak bir anlamda asıl görevlerde eksikliğe neden oluyorsa bunda kerahetten bile söz edilebilir.
İslam âlimleri ezan bir ibadet olduğu için konduğu dili ile yapılmasının şart olduğunu söylemişlerdir. Bilal radıyallahu anhın okuduğu gibi ezan okunmalıdır.