İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Fetva Meclisi

Soru

Kitabımız Kur'an’ın âyetleri ve sureleri bu şekilde nasıl dizildi? Bu dizgisini sahabeler mi yaptı yoksa peygamberimiz mi?

Cevap

Kur'an-ı Kerim’deki âyetler bizzat Peygamber aleyhisselam efendimiz tarafından dizilmiştir. Hatta bu dizme bizzat Cebrail aleyhisselamın yönlendirmesi ile olmuştur. Yani bir surenin içindeki ayetlerin sıralamasında sahabilerin hiçbir katkısı yoktur. Bu konuda âlimlerin görüş birliği vardır. Âyetlerdeki anlam bütünlüğü, mucizevi beyan da bunu gerektirmektedir. Bunun aksini düşünmek Kur'an-ı Kerim’deki kutsiyeti tartışmaya açabilecek sıkıntılar getirebilir. Kur'an ayetleri başka yere taşınıp yazılırken de o sıralamaya uyulması zorunludur. Âlimler âyetlerin sıralaması ile oynanarak dizilmesini abes bir iş ve gerekli tazime aykırı olacağı için haram görmüşlerdir. Âlimlerin önemli bir bölümü surelerin tertibinin de bizzat Peygamber aleyhisselam tarafından yapıldığını söylemişlerdir. Âyetlerdeki gerekçeleri sureler için de söylemişlerdir. Fıkıh imamlarının da içinde bulunduğu başka bir görüşe göre de surelerin sıralamasında sahabenin uygulaması da bulunmaktadır ama genel olarak Peygamber aleyhisselam tarafından yapılmıştır. Fukaha namazda surelerin sıralamasına uymadan okuma yapmayı mekruh görmüştür. Elimizdeki mevcut Mushaf’ta bulunan sure ve âyetlerin tertibine sahip çıkmamız ve aykırı bir uygulamayı yapmamamız kesinlikle kitabımıza tazim bakımından gerekli olandır.
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Kur'an'ımızdaki ayetlerin hangisinin nesh edildiği ve yerine neyin geldiği meselesini fıkıh yolu ile kesin sonuca ulaştırabiliriz. Bugün müminlerin dışında kalan kitlelerle nasıl yaşayacağımız konusu fıkhın konusudur. Bu konuda ilk asırlardan itibaren fukaha eserler vermiştir. Günümüzde de muasır ulema bu konu ile alakalı ayrıntılı çalışmalar yapmışlardır. Dolayısıyla Kur'an'ımızdaki bir veya iki ayeti esas alarak bugün nasıl bir siyaset izleneceğini belirlemede başarılı olamayabiliriz. Esasen fukahanın da Kur'an dışına taşma gibi bir durumu da yoktur. Ayetlerin bir bütün olarak ele alınması şeklinde de anlaşılabilir bu durum. Özet olarak sorunun çözümünün fıkıhta olduğunu ve çözülmüş olduğunu söyleyebiliriz.

Hocam, bugün Tevbe Suresi'nin nesh ettiği ayetlerle, yani kâfirleri kendi haller
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bu ve benzeri sorular “cevabını öğrenmek” için sorulmuş sorular değildir. Akıllarınca bir açık bulup: a- Kendini rahatlatmak, dine bağlanmamış olmanın haklılığı hissini yakalamak, b- Bilimsel bir iş üzere olmanın ağırlığını yaşamak, c- İnanmadığı bir dinin kitlesine zarar vermek, cephede gedik açmak, d- Ne yaptığını bile bilemeyecek kadar boş işte bulunuyor olma sonucunu elde etmeye çalışıyorlar. Bunlardan hangisi olursa olsun netice şudur: Bu soruları cevaplandırmak asla bir din tebliği değildir. Ve asla bir faydası yoktur. Soran ve cevaplayan kendi içlerinde yuvarlanıp gideceklerdir. Bir başka mesele de şudur: Bu sorularda esasen soru olma niteliği de yoktur. İnternet ortamında bir ortamdan diğerine taşınmış bilmece gibi sözlerden oluşmaktadır. Mesela bu soru kökten yanlıştır. Zira Kur'an'ımızın tertibinde Ashabı Kiramın müdahalesi yoktur. Bizzat Peygamber Efendimizin yaptığı bir iştir dizme işi. Rabbim ümmetimize yardım etsin, akıbetimizi hayır etsin.

Hocam benim şöyle bir kaç sorum var: Hz Osman, Kur’an'ı niye nüzul sırasına gör
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Kur’ân-ı Kerîm, Yüce Yaratıcı’nın kıyamete kadar gelecek bütün insanlara indirdiği son ilahi mesajıdır. O, bu yüce kelâmı indirmiş ve koruyacağını bizatihi şu âyetiyle ifade etmiştir: “Şüphesiz o zikri (Kur’ân’ı) biz indirdik biz! Onun koruyucusu da elbette biziz.” (el-Hicr, 15/9) Bu ilahi beyan, onun indirildiği hâliyle korunmuş olduğunun müminler için en büyük güvencesidir. Nitekim bu ilahi muhafazanın bir gereği olarak Kur’ân-ı Kerîm inzâl olmaya başladığında bir taraftan yazılırken diğer taraftan da ezberlenmiş; özellikle namazlarda olmak üzere sürekli okunmuş, ayrıca Müslümanların inanç, ibadet ve sosyal hayatlarına kaynaklık etmiştir. Kur’ân-ı Kerîm, ilk indiği andan itibaren Hz. Peygamber ve bazı sahabiler tarafından tamamen, diğerleri tarafından da kısmen ezberlenmiştir. Kur’ân-ı Kerîm bu şekilde ezberlenerek ve yazılarak nesilden nesile yalan üzerinde ittifak etmeleri mümkün olmayacak şekilde çok kişi tarafından günümüze kadar nakledilmiştir. Hz. Peygamber (s.a.s.) zamanında çeşitli malzemeler üzerine yazılmış olan Kur’ân âyet ve sûreleri onun vefatını müteakip Hz. Ebû Bekir (r.a.) döneminde komisyon tarafından bir araya getirilerek bir Mushaf oluşturulmuştur. Hz. Osman döneminde de diğer bir komisyon tarafından bu ilk Mushaf esas alınarak çoğaltılan Kur’ân nüshaları Mekke, Kûfe, Basra, Şam, Bahreyn ve Yemen’e gönderilmiştir. Bu dönemden sonra Müslümanlar, bu nüshalara göre pek çok Kur’ân nüshası yazmış ve Kur’ân-ı Kerîm hiçbir değişikliğe uğramadan günümüze kadar gelmiştir. Elimizde bulunan en eski Kur’ân nüshaları ile günümüzdeki Mushaflar arasında herhangi bir fark bulunmaması da bunu göstermektedir. (bk. Maşalı, “Mushaf”, DİA, 31/242-248)

Kur’ân-ı Kerîm’in indirildiği haliyle korunmuş olduğunun delilleri nelerdir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Selamünaleyküm. Kur'an iki tür ayet ihtiva eder. Biri, muhkem, diğeri de müteşabihtir. Muhkem, içeriği anlaşılan, bizden istediği belli olan ayet demektir. Müteşabih ise, yüzeysel olarak anlaşılması mümkün olmayan ayet demektir. Bizzat Kur'an, bu ayetlerin varlığından söz etmektedir. Allah kime ne kadar bildiriyorsa sadece onlar o ayetleri anlayabilirler. Neden Kur'an'da bu tür ayetler var derseniz deriz ki: Kur'an, bilgi kitabı değildir; iman kitabıdır. - Evet, Kur'an'da Peygamber aleyhisselamın açıklamadığı birkaç kısa ayet vardır. Surelerin başındaki harflerdir bunlar. - Hiçbir tartışmada hiçbir şey ispat edilemez. Tartışmanın ucu cehalettir. Kimse ile din hususunda tartışmayın. Kendi işinize bakın, kulluğunuzu yaşayın.

Selamünaleyküm, Müteşabih ayetlerin tam açıklamasını sizden duymak isterim hocam
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Aleykümselam. Kur'an'ımızın şu andaki dizilişi TEVKIFÎ yani vahye dayalıdır. Bu dizilişteki hikmeti Mevdudî rahmetullahi aleyh veya bir başkası anlayamamış olabilir. Bu şekilde olmasından daha uygunu asla olamaz. Kur'an üzerinde bu tür münakaşalar, dayanır da sonunda Ehli Kitab gibi, bizi de Allah'ın kitabını irdelemeye sevk edebilir. Teslimiyeti ve iz sürmeyi yeğlemeliyiz. Size dualar eder, dualarınızı beklerim.

Selamünaleyküm hocam. İslami tebliğ metodu olarak piyasada birçok kitap mevcuttu
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Sorduğun konu, ulemanın ihtilaf ettiği meselelerden biridir. Bu yüzden meseleye ne “kesinlikle yapılmaz” ne de “şartsız, kayıtsız sünnettir” denilerek yaklaşmak doğru olmaz. Resûlullah Efendimiz ﷺ’in kabir başında doğrudan Kur’an okuduğuna dair sahih bir hadis elimizde yok. Ziyaret ettiğinde selam verir, dua ederdi. Sahabiler de aynı şekilde hareket etmişlerdir. Ancak bu, Kur’an okunamaz anlamına gelmez. Çünkü Kur’an okumak başlı başına bir ibadettir. Kabirde değil evde bile okunsa ruhlara bağışlanabileceği pek çok fakihe göre caizdir. Özellikle Hanefî, Şafii ve Hanbelî fakihlerinden bu yönde görüşler vardır. Hatta bazıları özellikle Yâsîn Suresi’nin okunmasının hem ölmek üzere olana hem de kabirdekine faydalı olacağını belirtmiştir. Bu konuda Hazreti Peygamber’den gelen “Yâsîn okuyunuz” hadisi vardır ama kabirde değil, ölüm anındaki kişiye okunmasına dairdir. Günümüzde kabirde Kur’an okunmasını “bidattir” diye toptan reddedenler varsa da bu işi sırf ibadet niyetiyle, sevabını ölüye bağışlamak niyetiyle yapanları da yadırgamak doğru değildir. Kimse bunu dinin değişmez bir parçası gibi görmüyor, sadece Kur’an’ın rahmetiyle meyyite fayda ulaşsın ümidiyle hareket ediyor. Bu durumda mesele niyete dayanır. Riya, gösteriş, bidatleşmiş toplu uygulamalar, hele hele Kur’an’ı ticarete dökmek gibi yanlışlara bulaşmadan, sessizce okunursa bunda bir sakınca yoktur. Sonuç olarak, Peygamberimiz ﷺ bunu yapmamış olabilir ama bu, yapana günahkâr dememizi gerektirmez. Selef-i Sâlihîn’den bazı âlimler buna cevaz vermiştir. “Bu işi sünnettir.” diye değil, “Rabbim belki kabul eder.” diyerek yapanların hâlini Allah bilir. Yeter ki kimseyi itham etmeyelim, Kur’an’a da saygıda kusur etmeyelim.

Hocam, Peygamberimiz Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, kendi dönem

alim konusundaki diğer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Âlimlerimiz bunu “İbadette meşakkat yani zorluk/sıkıntı arttıkça sevap da artar mı?” şeklinde bir soru ile sorup cevaplamışlardır. Bir Müslüman bir ibadeti yaparken o ibadetle alakalı olarak ne kadar fedakârlık yapıyorsa o fedakârlık kadar da sevap kazandığı konusunda bir tereddüt yoktur. Fakat tek başına “sıkıntı/meşakkat” bir ibadet çeşidi değildir. Tabii olmayan yollarla sıkıntıyı artırmakla sevap elde edilemez. Özellikle de filan işi yaparken ilave sıkıntı/zorluk oluşturmak bir anlamda asıl görevlerde eksikliğe neden oluyorsa bunda kerahetten bile söz edilebilir.

Daha fazla sevap kazanmak için yaptığım ibadeti daha meşakkatli yani daha zorlan
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Rüya içine dalamadığımız bir âlemdir. Nasıl görülür, nereden gelir nereye gider bilmeyiz; rüya gibi bir rüyadır gördüklerimiz. Buna rağmen rüya, Müslümanın hayatında etkisi yok sayılabilir bir kavram değildir. Özellikle de kıyamete yaklaştıkça Müslüman insanın tek tesellisi ve arkadaşı rüya olarak gerçekleşebilir. Bu nedenle rüyayı daha ciddi bir bakışla ele almamız gerekir. Yine de rüyanın abartılması en az yok kabul edilmesi kadar yanlıştır. Rüya ile alakalı olarak şu notları tespit etmemizde yarar vardır: Rüya peygamberler için vahyin bir çeşidi olarak daha önemli ve bağlayıcıdır. Diyebiliriz ki, peygamberler açısından rüya nübüvvetten bir cüzdür. Rüya gayba iman açısından önemli bir işarettir. Gözümüzle göremediğimiz gaybın benzerini rüya üzerinden görebiliyoruz. Demek ki gayb görülemese de vardır. Rüya mü'min için hayır ve bereketi hatırlatması bakımından faydalıdır. Rüya görme nedenimizi tam olarak bilemiyoruz ama yoğun ilgilendiğimiz veya elde edemediğimiz şeyler rüyamıza konu olabilir. Rüya bir meleğin hissettirmesi olabileceği gibi bir şeytanın hissettirmesi de olabilir. Aynı şekilde kişinin uyanık iken yoğunlaştığı konunun yansıması da olabilir. Peygamberlerin gördüğü rüya haktır, tartışılamaz. Salih insanların (evliyanın) rüyası ise genel olarak isabetli çıkar ama tabiri gerektiren gizli yönleri de olabilir. Evliyadan olduğu zannedilmeyen ama iyi kimseler olduğu zannedilenlerin rüyaları ise iyi olabileceği gibi yanlış da olabilir, bir bağlayıcılığı olmaz. Fasık kimselerin rüyaları ise genelde yanılgıyı gösterir. Kâfirlerin rüyalarında isabet eden olabilir. İyi bir rüya gören mü'min gördüğü rüyasını Allah’tan bilip hamd etmelidir. Rüyasını sevdiklerine sadece anlatmalıdır. Kötü bir rüya gören ise şunları yapmalıdır: Uyanınca istiâze yapmalıdır. (“Euzu billahi mineşşeytanirrecim” der.) Sol tarafına tükürür gibi nefes verir. Rüyanın ona zarar veremeyeceğine kesin inanır. Uyumaya devam edecekse diğer tarafına döner. Daha derin bir rüya ise kalkıp iki rekât namaz kılar. Ayetelkürsi okur. O rüyayı kimseye anlatmaz. 9.Görülmemiş rüyayı görmüş gibi anlatmak büyük günahlardandır. 10.Zamanımızda dini hassasiyetler zayıflamış ve ahiret idraki yok olmaya doğru kaymıştır. Bu nedenle de rüya insanların çok rahat uydurabildikleri ve çok rahat yorumlayabildikleri bir konu haline gelmiştir. Hâlbuki rüya ancak onunla ilgili ilme vakıf olanların tabirini yapabileceği ayrı bir dünyadır. 11.Rüya asla bir dini hüküm kaynağı değildir. Kimse görülmüş bir rüya ile ibadet edemez, bir şeye helal veya haram kararı rüya ile verilemez.

Rüyayı nasıl anlamalıyız? Dinimizin penceresinden bakınca rüya âlimlerin gördüğü
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Mervan bin Hakem Osman radıyallahu anhın amca oğludur. Peygamber aleyhisselam vefat ettiğinde sekiz yaşlarında idi. Hadis duyup duymadığı bilinmiyor. Daha çok Osman radıyallahu anhın hilafeti döneminde öne çıktı. Bugün fitne olarak andığımız bazı olaylara adı karışmış ise de tabii nesli arasında adı zikredilmektedir. Fıkıh ve rivayet ilminde adı anılmaktadır. Oğlu Abdülmelik ve Said bin Müseyyeb gibi bazı tabiiler ondan rivayette bulunmuştur.

Mervan bin Hakem âlim ve müçtehit biri midir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Dini bir emir, kanuni bir görev olarak rüyanın değeri yoktur. Günlük hayatta ikinci dereceden işler için yönlendirici olarak amel edebilirsiniz.

Vefat eden babamla ilgili gördüğüm rüyalar ile amel etmeli miyim? Bu konuda bazı
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Anne babanın elini öpebildiğin kadar öp. Âlimlerin elini ortam gerektiğinde mesela nadiren gördüğün biri ile karşılaşınca öp. Ailenizin çok yaşlı büyüklerinin yani baban yerine koyabileceklerin elini öp. Başka da dudak eskitme!

Hocam ben ilim talebesiyim. İnsanların sürekli elini öpüyorum, bu yaptığım yanlı
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Evet, özellikle hadis âlimlerinin yani hadis rivayetinde adı geçenlerin ölümü ne zaman ve nerede yaşadıkları hadis ilminin önemli konuları arasındadır. Kesin olarak bilinemiyorsa da yaklaşık tarihlerin bilinmesi önemsenir. Böylece âlimlerin/ravilerin tabakaları belirlenmiş olur. Bu şu anlama gelir: Kim hangi zamanda yaşamış, arkadaşları, hocaları, talebeleri, hadis öğrendiği tarih ve neticede o âlimin/ravinin ilim adamlığı açısından kimliği (adaleti) tespit edilmeye çalışılır. Hocası olduğunu söylediği isimlerle buluşma imkânı, kim kimin talebesi olduğu hatta sahabiler arasındaki seviye farklılıkları bilinmiş olur. Hadislerin hangisinin daha önce veya sonra söylendiği anlaşılmaya çalışılır. Bir karışıklık varsa o çözülmeye uğraşılır. Bunun neticesinde de hadisin bize ulaşma sürecine bir nevi puan verilir. Hadisler için kullanılan sahih, hasen, zayıf ve mevzu gibi kavramların çıkışında bu bilgi büyük oranda etkili olur. Bu hadis ilmi içinde bir ilim başlığıdır. Özel eserler yazılmıştır bu konuda. Kim ne zaman doğdu ne zaman öldü sorularının cevapları aranmıştır.

Okuduğum kitaplarda hadis âlimlerinin isimleri ile beraber doğum ve ölüm tarihle

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.