İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Fetva Meclisi

Soru

Okuduğum kitaplarda hadis âlimlerinin isimleri ile beraber doğum ve ölüm tarihleri de yazılmış oluyor. Neden âlimlerin ölüm tarihleri verdikleri bilgi gibi önemli tutuluyor?

Cevap

Evet, özellikle hadis âlimlerinin yani hadis rivayetinde adı geçenlerin ölümü ne zaman ve nerede yaşadıkları hadis ilminin önemli konuları arasındadır. Kesin olarak bilinemiyorsa da yaklaşık tarihlerin bilinmesi önemsenir. Böylece âlimlerin/ravilerin tabakaları belirlenmiş olur. Bu şu anlama gelir: Kim hangi zamanda yaşamış, arkadaşları, hocaları, talebeleri, hadis öğrendiği tarih ve neticede o âlimin/ravinin ilim adamlığı açısından kimliği (adaleti) tespit edilmeye çalışılır. Hocası olduğunu söylediği isimlerle buluşma imkânı, kim kimin talebesi olduğu hatta sahabiler arasındaki seviye farklılıkları bilinmiş olur. Hadislerin hangisinin daha önce veya sonra söylendiği anlaşılmaya çalışılır. Bir karışıklık varsa o çözülmeye uğraşılır. Bunun neticesinde de hadisin bize ulaşma sürecine bir nevi puan verilir. Hadisler için kullanılan sahih, hasen, zayıf ve mevzu gibi kavramların çıkışında bu bilgi büyük oranda etkili olur. Bu hadis ilmi içinde bir ilim başlığıdır. Özel eserler yazılmıştır bu konuda. Kim ne zaman doğdu ne zaman öldü sorularının cevapları aranmıştır.
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Selamünaleyküm. Hadis okumayı bir gıda tüketimi gibi kabul edin; her lokma aslında size kan ve nefes olduğu hâlde siz onu hissedemezsiniz. Hadis de samimi bir niyetle okunduğunda iz bırakır, akılda kalması şart değildir. Hadisin kendisini ezberlemekten önce verdiği mesajı almak gerekiyor. O hadiste yasaklanan bir şey varsa hemen terk etmeye azmederiz, emredilen bir şey varsa onu da yapabildiğimiz kadarı ile yapmaya gayret ederiz. Gerisi zamanla oluşacaktır. Hadislerin zayıf görülmesi amel edilmesine mani değildir. Ahkâm konularında hadisin sahih olması şarttır.

elamünaleyküm hocam.1. Hadis okuduğumuzda bunu nasıl pratik hayatımıza yansıtabi
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Hadis Peygamber aleyhisselamın sözlerine ve davranışlarına verilen isimdir. Bir söz için mesela ‘hadistir’ deniyorsa ‘bu Peygamber aleyhisselama aittir’ denmiş olmaktadır. Bu sözler bize daha sonra derlenerek ulaştırıldı. Bu derlemede birinci ağız sahabilerdir. Ve onlardan duyanlar, duyanlardan duyanlar şeklinde bize kadar ulaşmıştır. Genelde de beş altı ağızdan sonrası kitaplara işlenmiştir. Birinci ağız olan sahabiler konusunda bir tereddüt yoktur ama sonraki ağızların ne kadar ve nasıl duyup anladıkları konusu âlimlerin ele aldığı bir mesele olmuştur. İkinci, üçüncü ve sonraki ağızların duyduklarını anlama ve aktarma becerileri, aktarmaya ehil olup olmadıkları gibi başlıklar üzerinden yapılan incelemelerin sonuçlarına göre bize ulaşan hadisler için Peygamber aleyhisselama ait olup olmaması ile alakalı güven derecesine göre bir sıralama yapılmıştır. Elbette bu sıralamayı yapanlar ömürlerini bu işe feda etmiş ihlas ve gayretleri ümmetin içinde bilinen kimseler tarafından gerçekleştirilmiştir. Ve bu sıralama hicretin ikinci asrında başlamış dört, beşinci asra kadar hemen hemen bitirilmiştir. Bunun etrafında ULUMULHADİS adı verilen bir ilim dalı oluşmuştur. Âlimler Peygamber aleyhisselama ait olduğu konusunda tereddüt olmayan hadise SAHİH HADİS demişlerdir. Ondan biraz aşağıda olan ama yine güvenle alınan hadise de HASEN HADİS demişlerdir. Sahih ve hasen olmayan yani Peygamber aleyhisselama ait olması tartışılabilen hadislere de ZAYIF HADİS demişlerdir. Bu noktada zayıf hadisle ilgili olarak şu tespitleri öne çıkarabiliriz: Bir hadis için zayıftır denmesi âlimlerin genel kanaati üzerine kullanılmıştır. O hadisin Peygamber aleyhisselama ait olma ihtimali tamamen kalkmış sayılmaz. Âlimler bir hadis için zayıf derken onu bize aktaranlar üzerinde çalışıp bu karara vardıkları gibi hadis diye önümüze gelen metnin içeriği üzerinden de çalışma yürütmüşlerdir. Zayıf hadis de kendi içinde az zayıf çok zayıf denebilecek farklılıklar gösterebilir. Bazı hadisler birden çok ağız tarafından duyulup nakledilmiştir. Bu nakledenlerden birinin naklettiği zayıf görülmüş, bir başkasının naklettiği mesela hasen görülmüş olabilir. Bu da bazı zayıf hadislerin zayıf olmayan aktarımları ile güçlendirilmesi şeklinde normal hadis gibi değerlendirildiği de olmuştur. Bazı hadisler teknik olarak zayıf kabul edildiği halde alimler ilk asırlardan itibaren o hadisleri kullanmışlardır. Adeta ümmete mal olmuş sözler niteliğini kazanmış bu sözler de özellikle usulufıkıh ve fıkıh alanında kullanılabilmiştir. Zayıf hadisler itikat konularında ve gayba ait meselelerde birinci dereceden kaynak olarak gösterilemez. Diğer konularda mesela ahlâk konularında zayıf hadisler kullanılmıştır. Aynı şekilde amellerin faziletlerini izah alanında da zayıf hadis kullanılmıştır. Bu adeta âlimler arasında genel bir teamüldür. Çünkü bu hadisler ‘olmayanın uydurulması’ değildir. Problem Peygamber aleyhisselama aitliğinin tartışılabilir olmasındadır. Günümüzde zayıf hadis bir problem olmaktan çıkmış gibidir. Zira hadislerin tamamı sahih, hasen, zayıf olarak tasnif edilmiş ve ‘acaba?’ sorusuna gerek kalmamıştır. Zayıf hadisler belli kitaplarda toplanmıştır. Sahih hadislerle karışık telif edilmiş kaynaklarda da en azından dip not şeklinde zayıf olduğu uyarısı yapılmıştır. Zayıf hadisle bağlantılı gibi duran bir başlık da MEVZU HADİS konusudur. Mevzu hadis Peygamber aleyhisselamın ağzından uydurulmuş yalan söz demektir. Asla zayıf hadisle bir ilgisi yoktur. Mevzu hadislerin kullanılması haramdır. Bilerek kullanan da kebair günahlardan birini işlemiş sayılır. Zira böyle bir kullanım bile bile dine ilave yapmaktır ki bu bir din cinayetidir.

Hocaları dinlerken sık sık zayıf hadis dediklerini duyuyoruz. Ne demektir zayıf
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Aleykümselam. Bu söz, sahih bir hadis değildir. Yani Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin böyle bir söz söylediğine dair elimizde kesin veya kesine yakın bir bilgi yoktur. Bu bizi iki duruma götürür. Birincisi ya bu söz, sahabeden birine ait bir sözdür ki, böyle rivayetler vardır. Ya da zayıf dediğimiz yani Peygamber aleyhisselama ait olduğunda şüphemiz bulunan bir hadistir. Her iki durumda da bu sözün din gibi algılanması çok doğru değildir. Hayatı bir denge xüzerinde yaşamanın önemini anlatan ikaz edici nitelikte bir söz olarak görmemiz en güzel olanıdır.

Selamünaleyküm hocam. Beyhaki, Şuabü'l İman’da geçen, "Hiç ölmeyeceğini zanneden
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

“Hoca” sözcüğünün ifade ettiği anlam daha çok “din görevlisi” ifadesi ile örtüşmektedir. Siz özellikle hoca sözcüğünün değil “âlim” sözcüğünün ifade ettiği anlam üzerinde değerlendirme yapmalısınız. Önce bunu düzeltelim. Daha sonra da şunu bilmekte yarar olacaktır: Âlimler Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin varisleridir yani onun dinini ve davasını kıyamete kadar taşıyacak emanetçileridirler. Âlimlere bu gözle bakmak ve bu saygınlıkla değerlendirmek gerekir. Âlim bir insandır. Asla melek değildir. İnsanlıkla alakalı sınırlar ve sorunlar onun için de geçerlidir. Elbette beynini dolduran ilim ve işgal ettiği makam onu farklı kılacaktır ama asla insan olmanın ötesine götürmeyecektir. Âlimler arasında bir derece ve birikim farkı olması tabiidir. Zira onlar insandır neticede. Hepsinin aynı düzeyde olması beklenemez. Peygamberler arasında bile bir derece farklılığı vardır. Âlimlerin hangisinin değerinin ne olduğu gibi bir ölçme asla yapılamaz. Bunu sadece Allah Teâlâ bilebilir. Âlimin ilmi beşeri ölçülerle ölçülebilir ama fazileti ölçülemez. Âlimin/âlimlerin ilmî birikimleri, ümmete katkısı ise ölçülebilir ama bu ölçme sıradan Müslümanların işi değildir. Bir âlimi değerlendirebilmek için en az o âlim kadar olmak hatta ondan da biraz yukarıda olmak gerekir. Oyuncuları değerlendirir gibi âlimleri değerlendirmeye kalkışmak tam anlamı ile bir cahillik örneğidir. Çok kitap yazmış olmak, sosyal medyada çok mesaj yayınlamış olmak, çok konuşma yapmış olmak gibi belirtiler üzerinden Peygamber aleyhisselamın varisleri arasında değerlendirme yapmak bu ümmetin değerleri ile oynamak sonucuna götürecektir. Bu bir kayma ve kaymayı meşrulaştırma sonucuna sürükleyebilir maazallah. Gayesi Allah’ın rızasını kazanıp cennete girmek olan bir mü'min böyle bir uğraşıyı kendisine uygun bulmamalıdır.

Hocam, her hoca aynı ilmi okumuyor mu? Neden bazı hocalar bazı konuları anlamıyo
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Peygamber aleyhisselam efendimiz, dünya ve ahiretimiz için gerekli bütün bilgileri bize aktararak bu dünyadan gitmiştir. Onun bize aktardığı bilgiler arasında kıyamete kadar olacak olağan dışı bazı olaylar da bulunmaktadır. Bu aktardığı bilgilerin bir kısmı herkesin çıplak gözle bile görebileceği kadar açık konular, bazıları da derin bilgi gerektirecek konulardır. Sözünü ettiğimiz bu derin konuları ele alırken şu noktalara dikkat edilmesi gerekmektedir: Peygamber aleyhisselam efendimizden bize ulaşan bilgilerin sahih olanı ve olmayanı vardır. Sahih, ona ait olduğunda şüphe bulunmayan demektir. Bu bilgilerin önce sahih olup olmadığına bakılır. Özellikle sahih olmayan hadislerin sıradan insanlara aktarılıp zihinlerinin karışmasına ve umutsuz kalmalarına neden olmak yanlıştır. Hadisler bize Arapça dili ile taşınmıştır. Hadisleri anlarken iyi bir Arapça bilmeyenin iyi anlaması mümkün değildir. Hadislerde geçen konuları “işte şu olay/işte şu kişi/işte şu mekân” şeklinde muayyen bir noktaya tahsis etmek isabetli olmayabilir. Dünyanın ne kadar daha ömrü varsa bu hadisler o zamanlar için de geçerlidir ve bizim büyük, dehşet diye yorumladığımız nice olay belki de gelecek zamanlar içinde basit kalacaktır. Bu ihtimal unutulmamalıdır. Hadislerde anlatılan ağır olaylar Müslümanların umutsuz kalmalarını ve bir kenara çekilmelerini gerektirmemektedir. Müslüman için kural şudur: Her şeye rağmen Müslümanca hayatı devam ettirmek, kıyamete birkaç dakika bile kalsa elindeki fidanı dikmek. Bu ciddiyet ve önemseme ile bakılmadığında bu hadisler üzerinden Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme söylemediğini veya kastetmediğini söyletmiş oluruz. Allah muhafaza buyursun. Bu da Müslümanları yarın Rablerinin huzurunda mahcup olacakları evhama, vesveselere ve hatalı uygulamalara sevk edebilir. İnsanlara zulmetme, belli yerleri uğursuz görme, zaman ve umut israfına neden olma gibi sonuçlar da muhtemel olur.

Bazı hocaların konuşmalarında kıyametten önce ortaya çıkacak savaşlardan fitnele
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Aleykümselam. Onun hakkındaki bilgileriniz doğru değil. Hadis ilmi icazetle yol alınan bir ilimdir. Evet, ömrü medreselerde geçmedi ama okumuş biridir. 'Sapık' ifadesi de, kıyamet günü her sözün hesabı sorulacaksa pek ağırdır, dikkat etmek gerekir.

Selamünaleyküm. Hocam, size fıkıh kitaplarını kendimiz okuyarak öğrenebilir miyi

alim konusundaki diğer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Böyle bir tespit isabetli değildir. Herkes hoca olmadığı gibi her hocanın çocuklarının da hoca olması gerekmez. Allah Teâlâ herkesi bir iş için yaratmıştır. İnsanların işlerinin çocukları üzerinden devam etmesine yönelik bir beklenti hiçbir meslek için doğru değildir. Hocalar da neticede insandır, onların da aileleri var; eşleriyle, çocuklarıyla özel bir hayat yaşamaktadırlar. Biz âlimlerin/hocaların şahıslarına değil ilimlerine ve bize tuttukları ışığa bağlıyız. Kim o işi icra ederse onu izleriz. Evet, keşke âlimlerin çocukları da âlim olsa deriz ama bunun yaygın bir iş olmasını beklemek mümkün değildir.

Benim gözlemlediğim kadarıyla hocaların çocukları hoca olmuyor. Bunun belli bir
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Mucize, peygamberlere mahsustur. Keramet ise Allah’ın salih kullarına ihsanıdır. Mucize, yaymaya, duyurmaya dayalıdır. Herkesin onu bilmesi istenir. Keramet ise sahibi ile gizli kalır umumiyetle. Yayılması istenmez. Mucizede meydan okuma vardır. Keramette ise bu meydan okuma yoktur. Mucizenin yararı insanlara ulaşsın istenir. Kerametin yararı ise sahibi ile sınırlıdır. Mucize bütün olağanüstülükleri ihtiva ederken keramet daha sınırlı bir noktadadır. Mucizede peygamberler iman etmeyenleri etki altına almak isterler. Keramette ise salih kullar nefislerini tatmin etmektedirler.

Hocam mucizeyle keramet aynı şeyler midir? Ben ikisi arasındaki farkı nasıl anla
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Âlimlerimiz bunu “İbadette meşakkat yani zorluk/sıkıntı arttıkça sevap da artar mı?” şeklinde bir soru ile sorup cevaplamışlardır. Bir Müslüman bir ibadeti yaparken o ibadetle alakalı olarak ne kadar fedakârlık yapıyorsa o fedakârlık kadar da sevap kazandığı konusunda bir tereddüt yoktur. Fakat tek başına “sıkıntı/meşakkat” bir ibadet çeşidi değildir. Tabii olmayan yollarla sıkıntıyı artırmakla sevap elde edilemez. Özellikle de filan işi yaparken ilave sıkıntı/zorluk oluşturmak bir anlamda asıl görevlerde eksikliğe neden oluyorsa bunda kerahetten bile söz edilebilir.

Daha fazla sevap kazanmak için yaptığım ibadeti daha meşakkatli yani daha zorlan
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Kur'an-ı Kerim’deki âyetler bizzat Peygamber aleyhisselam efendimiz tarafından dizilmiştir. Hatta bu dizme bizzat Cebrail aleyhisselamın yönlendirmesi ile olmuştur. Yani bir surenin içindeki ayetlerin sıralamasında sahabilerin hiçbir katkısı yoktur. Bu konuda âlimlerin görüş birliği vardır. Âyetlerdeki anlam bütünlüğü, mucizevi beyan da bunu gerektirmektedir. Bunun aksini düşünmek Kur'an-ı Kerim’deki kutsiyeti tartışmaya açabilecek sıkıntılar getirebilir. Kur'an ayetleri başka yere taşınıp yazılırken de o sıralamaya uyulması zorunludur. Âlimler âyetlerin sıralaması ile oynanarak dizilmesini abes bir iş ve gerekli tazime aykırı olacağı için haram görmüşlerdir. Âlimlerin önemli bir bölümü surelerin tertibinin de bizzat Peygamber aleyhisselam tarafından yapıldığını söylemişlerdir. Âyetlerdeki gerekçeleri sureler için de söylemişlerdir. Fıkıh imamlarının da içinde bulunduğu başka bir görüşe göre de surelerin sıralamasında sahabenin uygulaması da bulunmaktadır ama genel olarak Peygamber aleyhisselam tarafından yapılmıştır. Fukaha namazda surelerin sıralamasına uymadan okuma yapmayı mekruh görmüştür. Elimizdeki mevcut Mushaf’ta bulunan sure ve âyetlerin tertibine sahip çıkmamız ve aykırı bir uygulamayı yapmamamız kesinlikle kitabımıza tazim bakımından gerekli olandır.

Kitabımız Kur'an’ın âyetleri ve sureleri bu şekilde nasıl dizildi? Bu dizgisini
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Unutmak, yaşlanmak gibi insanidir. Nasıl insanın zamanla derisi buruşabiliyorsa zekâsı ve ezberi de zayıflayabilir. Hafızlar ve hadis âlimleri genelde zekâlarından bir şey kaybetmeden ölürler. Aksi olması da muhtemeldir. İnsanın yaşı veya geçirdiği hastalıkları sebebiyle Kur'an’dan ezber bildiklerinden bir kısmını ya da Allah muhafaza buyursun tamamını unutması bir kötü insan olma işareti değildir. İnsan, ihmal eder, ilgilenmez ve boş verir de unutursa o büyük bir vebaldir. Bunun için istiğfar etmek gerekir. Allah yardımcımız olsun. Kur'an’ımızı nefesimiz, gözümüz, kulağımız gibi sahiplenmeyi bize müyesser kılsın.

Müslüman, çocukken ezberlediği sureleri yaşlanınca unutuyor. Bu unutma bir kötü
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Rüya içine dalamadığımız bir âlemdir. Nasıl görülür, nereden gelir nereye gider bilmeyiz; rüya gibi bir rüyadır gördüklerimiz. Buna rağmen rüya, Müslümanın hayatında etkisi yok sayılabilir bir kavram değildir. Özellikle de kıyamete yaklaştıkça Müslüman insanın tek tesellisi ve arkadaşı rüya olarak gerçekleşebilir. Bu nedenle rüyayı daha ciddi bir bakışla ele almamız gerekir. Yine de rüyanın abartılması en az yok kabul edilmesi kadar yanlıştır. Rüya ile alakalı olarak şu notları tespit etmemizde yarar vardır: Rüya peygamberler için vahyin bir çeşidi olarak daha önemli ve bağlayıcıdır. Diyebiliriz ki, peygamberler açısından rüya nübüvvetten bir cüzdür. Rüya gayba iman açısından önemli bir işarettir. Gözümüzle göremediğimiz gaybın benzerini rüya üzerinden görebiliyoruz. Demek ki gayb görülemese de vardır. Rüya mü'min için hayır ve bereketi hatırlatması bakımından faydalıdır. Rüya görme nedenimizi tam olarak bilemiyoruz ama yoğun ilgilendiğimiz veya elde edemediğimiz şeyler rüyamıza konu olabilir. Rüya bir meleğin hissettirmesi olabileceği gibi bir şeytanın hissettirmesi de olabilir. Aynı şekilde kişinin uyanık iken yoğunlaştığı konunun yansıması da olabilir. Peygamberlerin gördüğü rüya haktır, tartışılamaz. Salih insanların (evliyanın) rüyası ise genel olarak isabetli çıkar ama tabiri gerektiren gizli yönleri de olabilir. Evliyadan olduğu zannedilmeyen ama iyi kimseler olduğu zannedilenlerin rüyaları ise iyi olabileceği gibi yanlış da olabilir, bir bağlayıcılığı olmaz. Fasık kimselerin rüyaları ise genelde yanılgıyı gösterir. Kâfirlerin rüyalarında isabet eden olabilir. İyi bir rüya gören mü'min gördüğü rüyasını Allah’tan bilip hamd etmelidir. Rüyasını sevdiklerine sadece anlatmalıdır. Kötü bir rüya gören ise şunları yapmalıdır: Uyanınca istiâze yapmalıdır. (“Euzu billahi mineşşeytanirrecim” der.) Sol tarafına tükürür gibi nefes verir. Rüyanın ona zarar veremeyeceğine kesin inanır. Uyumaya devam edecekse diğer tarafına döner. Daha derin bir rüya ise kalkıp iki rekât namaz kılar. Ayetelkürsi okur. O rüyayı kimseye anlatmaz. 9.Görülmemiş rüyayı görmüş gibi anlatmak büyük günahlardandır. 10.Zamanımızda dini hassasiyetler zayıflamış ve ahiret idraki yok olmaya doğru kaymıştır. Bu nedenle de rüya insanların çok rahat uydurabildikleri ve çok rahat yorumlayabildikleri bir konu haline gelmiştir. Hâlbuki rüya ancak onunla ilgili ilme vakıf olanların tabirini yapabileceği ayrı bir dünyadır. 11.Rüya asla bir dini hüküm kaynağı değildir. Kimse görülmüş bir rüya ile ibadet edemez, bir şeye helal veya haram kararı rüya ile verilemez.

Rüyayı nasıl anlamalıyız? Dinimizin penceresinden bakınca rüya âlimlerin gördüğü

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.