Fetva Meclisi
Soru
Müslüman, çocukken ezberlediği sureleri yaşlanınca unutuyor. Bu unutma bir kötü insan olma ya da günahkârlık mıdır?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Bilhassa ezberlenen ayetleri unutmanın ağır bir günah olduğu hakkında hadis vardır. Ancak buradaki unutma, ihmal etme, basit görme nedeni ile olan unutmadır. Yaşlılık gibi bir nedenle oluşan unutma buna dâhil değildir. Kuran’ımızın hatalı okunmasına izin veremeyiz. En azından sessiz bir şekilde doğrusunu kendimiz okuruz.
Selamünaleyküm. Yaşınız, işiniz, çevreniz, zekânız.. hepsi sizi etkiliyor olabilir. Bunda endişelenecek bir durum yoktur. Ezberlemeden dininizi yaşamaya bakın. Ezber şart değildir. Allah'a emanet olunuz.
Aleykümselam. Kur'an'ı unutmak elbette büyük bir hatadır. Elinizden gelen gayreti gösterin, istiğfar edin, inşallah mağfiret umulur.
Hafıza kaybı, hatırlamama durumu hakkında bilmemiz gereken önemli bir gerçek şudur: Bu bir insanî durumdur. Birden çok sebebe bağlı olarak oluşabilir. Genetik olabileceği gibi bir çarpma sonucu, psikiyatrik bir durum, yaşlılık ve alzaymır gibi nedenlerle de ortaya çıkabilir. Sebebi ne olursa olsun kişiye ait hüküm olarak şunu tespit edebiliriz: Unutma durumu “hiç hatırlamama” düzeyinde ise yani hafıza tamamen gitmiş durumda ise o kişiden ibadet sorumluluğu (teklif) kalkmıştır. Namaz kıldı veya kılmadı fark etmemektedir. Bir mesuliyeti de yoktur. Unutma/hatırlamama “hiç” düzeyinde değil de biraz hatırlıyorsa mesela eksik veya yanlış yaptığını sonradan hatırlıyorsa o kişiden sorumluluk kalkmaz. Hata ettiğini hatırladığında hatasını telafi etmek zorundadır. Bu durum namazda ise ve söz konusu olan namazın farzlarından birinde ise eksik yapması durumunda hatırlayınca onu telafi edecektir. Mesela namaza başlarken tekbir getirmediğini sonradan hatırlarsa o namazı yeniden kılacaktır. Çünkü tekbir namazın farzlarındandır. Bir öyle bir böyle durumu olan yani unuttuğunu bazen hatırlayıp bazen hatırlamayan ise hatırladığı zamanlarda eksiğini telafi eder, hatırlamaz ise bir şey yapması gerekmez. Namaz içindeki tertibi yani önce rükû sonra secde şeklindeki sıralamayı bozan için de durum böyledir.
Allah, kimseye yapamayacağını emretmez. Ezber bildiğin yerleri takviye ederek yaşamaya devam et. Kur'an’ımıza olan bağın sadece ezber değildir. Kur'an’a sarılmış mü'min olarak yaşamak da bir görevdir, onu yap.
Allah Teâlâ yardımcınız olsun. Sizi ve ailenizi Kur'an ehli olan kullarından kılsın. Size şunları tavsiye edebilirim: Bu tür işlerde Allah’ın yardımı İHLAS şartına bağlıdır. İhlas, bir işi sadece Allah için, onun sevabını kazanmak için yapmanın adıdır. Güzel bir ihlas sizin şifreniz gibi olur. Onu bozacak reklam, gösteriş, kuru beklentilerden uzak durmaya çalışınız. Kur'an ezberlemek için İYİ OKUYOR olmak şarttır. Nereyi ezberleyecekseniz orayı bir hafıza telefondan dinletebilirsiniz. Evinizde dinleyecek biri varsa daha güzel olur. Size “burası güzel okundu” denince orayı ezberlemeye başlayın. Güzel okumakla kastımız, tecvid kurallarına uymak, harfleri Kur'an harfleri olarak kullanmaktır. Gunneler, medler vs. hepsi tam olmalıdır. Ezberlemek çok okumakla alakalıdır. Biz küçükken, bize yapacağımız ezberi en az otuz üç kere okuturlardı. Yaşınızı yazmamışsınız, bu nedenle yaşa göre cevap yazamıyorum size. Ama on ile yirmi yaş arası bu kadar okuma yetebilir. Yaş ilerledikçe bu sayı artar. Yüz kere olmasında da bir sakınca ve endişe yoktur. Neticede ezberleyememiş olsan bile okuduğun her harf senin için şu kadar sevap kaynağı olacaktır biiznillah. Senin derdin de sevap idiyse zarar etmezsin. Ezber için ideal olan önce otuzuncu cüzü ezberlemektir. Bu hem bir test olur hem ezberi daha kolay olur. Şöyle yapın: Mesela NEBE’ suresini ezberlemeyi karar vermiş olun. Sabah vakti daha bereketlidir, herhangi vakit de olur. Yatsıdan sonraki vakitler ise her şeyin iki katı eziyetli olmasını gerektirir. Yalnız bir yere geçin. Gözünüzü meşgul edecek şeylerden uzak durun. Yanınıza telefon vb. almayın. Elinize bir tesbih alın. Birinci ayeti, on kere bakarak okuyun. Gözünüzü kapatıp on birinci okuyuşu yapın. Ne kadar ezberlediğinize bakın. Ezber oldu ise yirmi kere daha ezber okuyun. Olmadı ise on kere daha bakarak. Sonra aynı şekilde TAMAM OLDU diyene kadar okuyun. İkinci âyete geçin. Aynı şeyi yapın. O da tamam olunca, birinci âyet ve ikinci âyeti birleştirerek on kere okuyun. Sonra üçüncüye birinci gibi yapın. O da tamam olunca birinci, ikinci, üçüncü âyeti topluca on kere okuyun. Ayetler arasında birleşmede sıkıntı oluyorsa üçünün toplamını yirmiye çıkarın. Bu şekilde ilerleyin. Bir günde ideal olan bir sahife ile yetinmektir. Hızlı başlayıp erken oturmak iyi değildir. Aynı anda iki saatten fazla oturum yapmayın ki, başınız şişmesin. Bir saat ezber, on dakika istirahat normaldir. Uyku bastırması, göz kararması gibi yan etkiler olursa abdest yararlıdır. Ertesi günü yaptığınızın ezberi baştan sona üç kere okuyun ve sizi dinleyecek olana dinletin. Whatsapptan da okuyabilirsiniz. Dinleyen, uyarılarında okuma hatası (üstünü esre, şeddeyi normal okuma gibi) buldu ise onu yeniden ezberleyin. O hata bir daha düzelmeyebilir. Âyet başını hatırlamama hatası çok önemli değildir. Bu şekilde günde bir sahife yapabiliyorsanız siz, biiznillah en geç iki senede hafız olursunuz. Zaman uzayınca baş ağrısı, göz kararmaları artabilir. Bu, sizin bir sağlık sorununuz mesela şekeriniz olduğunu, gözlük kullanmanız gerektiğini gösterebileceği gibi ezber için havasız bir oda kullandığınızı veya sizin ezberiniz açısından farklı bir sorun olabileceğini de gösterir. Ama bu en az bir ay iki ay sorunlu devam ederse böyledir. O durumda tekrar yazarsınız. Amme cüzü bu şekilde bittikten sonra: Yasin, Mülk, Hucurat, Fetih surelerini ezberleyin. Bu arada da bütün ezberlerinizi en az haftada bir topluca tekrar etmeyi unutmayacaksınız. Yeni ezber bir çiçek fidanı gibidir. Açıkta bırakılınca kurur gider. Haftanın bir gününü EZBERLERİ TEKRARLAMAYA ayırabilirsiniz. Ezber yaptığınız sürece aynı Mushaf’ı kullanın. Bir günü sabahtan akşama kadar değerlendirebilirsiniz. Evdeki ortamınızın rahatlığına bağlıdır bu. Güne iki saat ayırmadan da ezber çok uzar… Birbirine benzer ayetleri normalden iki kat daha fazla okumalısınız. Ezberlediğinizi zihinde tutmanın en güzel yolu, ezber olarak hocanın sana TAMAMDIR dediklerini namazda zammısure olarak okumandır. Sizi dinleyen hocanızın ikazlarını unutmayın. Ve duayı unutmayın. Şeytan sizi bunaltmadan siz onu dua ile bunaltın ki gayenize ulaşabilesiniz. Allah mübarek etsin.
alim konusundaki diğer fetvalar
Kızım, Allah seni niyetinle büyütsün. İsmi büyük kitaplar üzerindesin ama büyük şeyler elde edemezsin. Sana lazım olan bir kutu ilaç iken sen bir ilaç fabrikası satın almaya çalışıyorsun. Sonunda bir şey elde edemediğini görünce kahrolursun maazallah. O kitapları okuyup anlamak için insanlar önce bazen yirmi yıl medrese okuyorlar, sen tepeden inmeye çalışıyorsun. Yanlış bir yöntem bu. Sana tavsiyem şöyledir: Önce ilmihal bilgisini yüzde yüze yakın öğrendiğini garanti et. Öyle ki, ilmihalin müftüsü ol. Bilen birine kendini test ettir. İkinci olarak Kur'an ezberine geç. Şöyle beş cüz Kur'an ezberlemeden onun açıklaması olan ilimlerde ne yapacaksın, merak ettin mi hiç ne yapacaksın? Bir yılını o ezbere ver ve Kur'an ezberle. Sonra hadis okumalarına geçebilirsin. Bu sefer de Riyâzu’s Salihîn’in şerhini oku. Şerhsiz kitap senin konumunda birine sadece vakit harcattırabilir. Lütfen bizzat senin üzerine yüklenmiş gibi anlama bunu ama şerhsiz hadis okumanın temelinde bir nevi kibir yatar. Şerh denen şeylere bu ümmet asırlar verdi de ortaya onlar çıktı. O asırları yok kabul ederek ilerlemek anlamsız bir beklenti olur. Bu programı izlerken güzel notlar tut. Bayanların not tutma kabiliyetleri güzel oluyor. Güzel defterlerin olsun. O defterlere sana göre orijinal olan notları yaz. Okuduğun kitapların altlarını çiz. Her bitirdiğin cildin sonunda sana göre o cildin bir özetini çıkar. Bunları yaparken ilmin seni alıp kendi dünyasına taşıdığını göreceksin. Bu plan bitince inşaallah tekrar ne yapacağın konusunda yazışırız. Seni Allah'a emanet ederim.
Mucize, peygamberlere mahsustur. Keramet ise Allah’ın salih kullarına ihsanıdır. Mucize, yaymaya, duyurmaya dayalıdır. Herkesin onu bilmesi istenir. Keramet ise sahibi ile gizli kalır umumiyetle. Yayılması istenmez. Mucizede meydan okuma vardır. Keramette ise bu meydan okuma yoktur. Mucizenin yararı insanlara ulaşsın istenir. Kerametin yararı ise sahibi ile sınırlıdır. Mucize bütün olağanüstülükleri ihtiva ederken keramet daha sınırlı bir noktadadır. Mucizede peygamberler iman etmeyenleri etki altına almak isterler. Keramette ise salih kullar nefislerini tatmin etmektedirler.
Böyle bir tespit isabetli değildir. Herkes hoca olmadığı gibi her hocanın çocuklarının da hoca olması gerekmez. Allah Teâlâ herkesi bir iş için yaratmıştır. İnsanların işlerinin çocukları üzerinden devam etmesine yönelik bir beklenti hiçbir meslek için doğru değildir. Hocalar da neticede insandır, onların da aileleri var; eşleriyle, çocuklarıyla özel bir hayat yaşamaktadırlar. Biz âlimlerin/hocaların şahıslarına değil ilimlerine ve bize tuttukları ışığa bağlıyız. Kim o işi icra ederse onu izleriz. Evet, keşke âlimlerin çocukları da âlim olsa deriz ama bunun yaygın bir iş olmasını beklemek mümkün değildir.
Evet, özellikle hadis âlimlerinin yani hadis rivayetinde adı geçenlerin ölümü ne zaman ve nerede yaşadıkları hadis ilminin önemli konuları arasındadır. Kesin olarak bilinemiyorsa da yaklaşık tarihlerin bilinmesi önemsenir. Böylece âlimlerin/ravilerin tabakaları belirlenmiş olur. Bu şu anlama gelir: Kim hangi zamanda yaşamış, arkadaşları, hocaları, talebeleri, hadis öğrendiği tarih ve neticede o âlimin/ravinin ilim adamlığı açısından kimliği (adaleti) tespit edilmeye çalışılır. Hocası olduğunu söylediği isimlerle buluşma imkânı, kim kimin talebesi olduğu hatta sahabiler arasındaki seviye farklılıkları bilinmiş olur. Hadislerin hangisinin daha önce veya sonra söylendiği anlaşılmaya çalışılır. Bir karışıklık varsa o çözülmeye uğraşılır. Bunun neticesinde de hadisin bize ulaşma sürecine bir nevi puan verilir. Hadisler için kullanılan sahih, hasen, zayıf ve mevzu gibi kavramların çıkışında bu bilgi büyük oranda etkili olur. Bu hadis ilmi içinde bir ilim başlığıdır. Özel eserler yazılmıştır bu konuda. Kim ne zaman doğdu ne zaman öldü sorularının cevapları aranmıştır.
Âlimlerimiz bunu “İbadette meşakkat yani zorluk/sıkıntı arttıkça sevap da artar mı?” şeklinde bir soru ile sorup cevaplamışlardır. Bir Müslüman bir ibadeti yaparken o ibadetle alakalı olarak ne kadar fedakârlık yapıyorsa o fedakârlık kadar da sevap kazandığı konusunda bir tereddüt yoktur. Fakat tek başına “sıkıntı/meşakkat” bir ibadet çeşidi değildir. Tabii olmayan yollarla sıkıntıyı artırmakla sevap elde edilemez. Özellikle de filan işi yaparken ilave sıkıntı/zorluk oluşturmak bir anlamda asıl görevlerde eksikliğe neden oluyorsa bunda kerahetten bile söz edilebilir.
Kur'an-ı Kerim’deki âyetler bizzat Peygamber aleyhisselam efendimiz tarafından dizilmiştir. Hatta bu dizme bizzat Cebrail aleyhisselamın yönlendirmesi ile olmuştur. Yani bir surenin içindeki ayetlerin sıralamasında sahabilerin hiçbir katkısı yoktur. Bu konuda âlimlerin görüş birliği vardır. Âyetlerdeki anlam bütünlüğü, mucizevi beyan da bunu gerektirmektedir. Bunun aksini düşünmek Kur'an-ı Kerim’deki kutsiyeti tartışmaya açabilecek sıkıntılar getirebilir. Kur'an ayetleri başka yere taşınıp yazılırken de o sıralamaya uyulması zorunludur. Âlimler âyetlerin sıralaması ile oynanarak dizilmesini abes bir iş ve gerekli tazime aykırı olacağı için haram görmüşlerdir. Âlimlerin önemli bir bölümü surelerin tertibinin de bizzat Peygamber aleyhisselam tarafından yapıldığını söylemişlerdir. Âyetlerdeki gerekçeleri sureler için de söylemişlerdir. Fıkıh imamlarının da içinde bulunduğu başka bir görüşe göre de surelerin sıralamasında sahabenin uygulaması da bulunmaktadır ama genel olarak Peygamber aleyhisselam tarafından yapılmıştır. Fukaha namazda surelerin sıralamasına uymadan okuma yapmayı mekruh görmüştür. Elimizdeki mevcut Mushaf’ta bulunan sure ve âyetlerin tertibine sahip çıkmamız ve aykırı bir uygulamayı yapmamamız kesinlikle kitabımıza tazim bakımından gerekli olandır.