Fetva Meclisi
Soru
Hafıza kaybı yaşayan birinin namazdaki unutmaları hakkında ne bilmemiz gerekiyor? Teşekkür ederim.
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Çok inceltmişsiniz. İncelttiğiniz yer de çatlama yapmış. Normale dönün. Asla bir namazı da iki kere kılmayın. Eksik kaldığını anlasanız bile namazı tekrarlamayın. Bir yıl kadar böyle devam etmelisiniz.
Unutmak, yaşlanmak gibi insanidir. Nasıl insanın zamanla derisi buruşabiliyorsa zekâsı ve ezberi de zayıflayabilir. Hafızlar ve hadis âlimleri genelde zekâlarından bir şey kaybetmeden ölürler. Aksi olması da muhtemeldir. İnsanın yaşı veya geçirdiği hastalıkları sebebiyle Kur'an’dan ezber bildiklerinden bir kısmını ya da Allah muhafaza buyursun tamamını unutması bir kötü insan olma işareti değildir. İnsan, ihmal eder, ilgilenmez ve boş verir de unutursa o büyük bir vebaldir. Bunun için istiğfar etmek gerekir. Allah yardımcımız olsun. Kur'an’ımızı nefesimiz, gözümüz, kulağımız gibi sahiplenmeyi bize müyesser kılsın.
Namaz kaçırma başta olmak üzere dini vazifelerde aksatma/hafifletme gibi sorunlar bu hayatın sorunlarındandır. Şu toplumda “iyi Müslüman” olarak bilinenler dâhil olmak üzere belki üç beş kişi bu ve benzeri sorunları yaşamıyordur. Hayat yürüyüşü başlı başına bir sınavdır. Bu sınavın en çok karşılaşılan türlerinden biri de ibadetlerde dünkü hassasiyetin bugün olmayışı veya korunamayışıdır. Allah Teâlâ hepimizi dininde sabit kılsın. Âmîn. Şu planlama ile biiznillah sorun kısa vadede atlatılır: Bizim bir ibadet boyutumuz var bir de itikat boyutumuz. İbadetlerde bu tür eksiklikler, aksaklıklar hayatın akışı içerisinde doğal kabul edilebilir. Aynı doğallığı itikada akit noktalarda asla kabul edemeyiz. Örneğin: Namaz aksatmak telafisi olabilir veya zamana yayılarak toparlanabilir bir durumdur ama bu namaz kaçırmayı bir hak gibi görmenin, boyun büküklüğü nedeni olarak anlamamanın hiçbir kabul edilirliği yoktur, olamaz da. İki konum arasındaki farkı bilebilen mü'min biiznillah yükselişe devam ediyordur. Mesela namaz kaçırmaya veya zikir eksikliğine gösterilen tepki gidişatın yönünü de gösterir. Sabah uyandığında namazın kaçtığını anlayınca "zaten yorgundum.." diye öne çıkan refleks var, "inna lillahi ve inna ileyhi raciûn" diyerek ürperen kalbin sahibi olmak var. İkisi arasındaki fark iyileşme umudu olan hasta ile umudu tükenmiş hasta arsındaki fark gibidir. Namaz veya diğer ibadetlerden kaçanın/ihmal edilenin/ hafifletilenin yerine ilk fırsatta telafisini yapmak gerekir; yarayı açık bir şekilde kanamaya bırakmadığımız gibi zayi olan ibadetin telafisini de geciktirmemek gerekir. Bu tür sorunları asla aile içi tartışma konuları arasına sokmamak gerekir. Şeytana aradığını vermek yerine dua ve istiğfar ile yola devam edilmelidir. Hiç akla gelmez bir menfezden şeytan çözülemez bir problem üretebilir maazallah. Benim bizden sonra gelen kuşakların bu tür ihmalleri ve hataları etrafında gözlemlediğim hususlardan biri de kaçan namazların her birini dini zayıflatmak için makul bir gerekçeye dönüştürmeleridir. Örnek olarak da şunu zikredebilirim: İki aydır haftada üç kere namaz kaçıran birisi olduğuma göre benim artık faizli bir işlem yapmam da normal olmalıdır ya da normaldir, yuvarlandık bir kere… Tarzındaki eriyiş veya kadın ise başını açmayı, tesettürünü azaltmayı normal görmesidir. Bu tam anlamıyla bir yuvarlanıştır, çöküştür maazallah. Bunun dışında devam edin. Çokça dua edin, istiğfar edin. Sabredin. Allah yardımcınız olsun. Âmîn.
Selamünaleyküm. Namazda bir yerde şaşırdığınızı evham ettiğinizde o şaşırmayı yok sayın. Devam edin kılmaya. Ciddi bir şeklide şaşırdığınıza inanırsanız, mesela iki mi üç mü diye tereddüt ederseniz ikiden devam edin. Bunu da bir namaz içinde bir defadan fazla yapmayın. Eksik olduğunuzu düşünseniz bile o namazı asla tekrar kılmayın. Bir zaman sonra biiznillah geçer bu durum.
Selamünaleyküm. Akli melekesini kaybetmiş birinden ibadet mükellefiyeti düşer. Bunu da doktor raporu ile tespit etmeniz daha doğru olur.
Selamünaleyküm. Namaz bozulacak şekilde yerinden kalkmadı ise sehiv secdesini yapar. Yapmamış olsa da namazı tamamdır.
akıl konusundaki diğer fetvalar
Deli olarak bilinen insan mükellef değildir. Bir insanın mükellef olması veya olmaması, ona Allah Teâlâ’nın hesap sorması veya sormaması anlamındadır. Deli mükellef değildir yani ona hesap sorulmayacaktır. Yasakları işlemesi veya emirleri yapmaması onun aleyhine bir durum değildir. Ahirette deliler için ne olacağına dair kati bir bilgimiz yoktur. Deli doğup öyle yaşayanın ebeveyni Müslüman ise onlarla beraber cennete gireceği, ebeveyni Müslüman değilse orada bir tür imtihan sonunda cennete gireceği şeklinde bir bilgi vardır. Baliğ olduktan sonra bir süre akıllı olarak yaşayıp sonradan deliren ise delirmeden önceki dönemin hesabına çekilecektir. Bir insanın hakkında deli olup olmadığı kararını ancak uzman doktor verebilir. Uzman doktora göre deli denen biri için bu kurallar geçerlidir.
İnsanın ibadetle sorumlu olmasının birinci şartı akıl nimetidir. Aklı olmayan ibadetle yükümlü olmaz. Çocuğunuz, AKLI YOK kabul ediliyorsa tıp açısından onun ibadet sorumluluğu da yoktur. O açıdan üzerine gitmeyin. Biraz var, biraz yok gibi bir durum söz konusu ise kaldırabileceği kadarı ile temel din ve itikat konularını öğretmeye çalışın, yaptırabildiğiniz kadar da ibadet yaptırın ama onun bir hasta olduğunu hiç unutmayın. Allah Teâlâ size sabırlar ihsan etsin.
Allah Teâlâ babanıza afiyet size sabır ihsan etsin. Tıp ehlinden öğrendiğimiz kadarı ile bu hastalığın (alzheimer) üç kademesi bulunmaktadır. Bu kademeleri şöyle sıralayabiliriz: Hafif olan; Aynı şeyi çokça tekrar etme, Daha önemsedikleri şeylere ilgi azalması, Bildikleri isimleri hatırlamada zorlanma, Gereğinden fazla bir şeyi arama, Şahsiyetlerinde değişiklik, Zor konuları kavramada tıkanma gibi belirtileri olur. Orta durumda olan; İyi bildiği bir yerde kaybolmaları, Son olayları hatırlamamaları, Giyim kuşanma dâhil iş yaparken yardıma ihtiyaç duymaları, Normalinden fazla tartışmaları, Olmamış olayları hayal etmeleri, Uyku problemi yaşamaları, Çok dolaşmak istemeleri, Toparlama zorluğu çekmeleri ile belirginleşirler. Son evrede olanlar; Sözcük kullanma ve anlamada, Aile bireylerini tanımada, Kendini kollamada, Tek başına harekette becerileri yoktur. Birinci evre olan hafif hastalar için sağlıklı insandaki gibi ibadet ve diğer sorumluluklar devam eder. Son evrede olanlar için ise ibadet ve sorumluluk tamamen kalkar. Artık o bir akıl engellisi durumunda olur. Orta derecede hasta olanlarda ise anlık kararlar verilir. İş/ibadet yapacağı andaki durumu aklı yerinde ise akıllı değilse aksi karar verilir. Başkalarına verdikleri zarar tazmin edilmelidir. Boşamasının kıymeti yoktur. Ekonomik/yasal değeri olan sözleşme yapması muteber olmaz. Sözlerinin bağlayıcılığı yoktur. İkinci ve üçüncü derecedeki hastalar için veli/vasi tayin edilmesi gerekir.
İbadetle yükümlü olmak için akıl nimeti ile yaşıyor olmak gerekir. Aklı yok düzeydeki biri için bu durumu bütün Ramazan boyunca devam ediyorsa, ibadet sorumluluğu yoktur. Onun fidye vermesi de gerekmez. Alzheimer hastası sıfır akıl noktasına gelmiş ise oruç tutması da fidye vermesi de gerekmez.
Evet, böyle bir fark vardır. İnsanın göğsündeki kalbi, Kur'an’ımızda zikredilirken pek çok konuda bizim akıl ve beyin ile ifade ettiğimiz şeyi kalp olarak ifade eder. Örnek olarak belirtecek olursak: Anlayış, akletme merkezi kalptir. Sorumluluk merkezi kalptir. İman etmek veya etmemek kalptedir. Hissetmek veya etmemek kalptedir. Zevk almak veya almamak da kalptedir. Burada bizim “acaba?” diye düşünmemize gerek yoktur. Tıp bize beyni gösteriyor ve kalbi sadece kan pompası gibi gösteriyor ama Kur'an’ımız ısrarla kalbe de beyin gibi bir fonksiyon yüklüyor. Elhamdülillah, imanımızda bir sorun yoktur. Kur'an indi ve inişi bitti ama tıp devam ediyor, inceliyor araştırıyor… Tıp da araştırması ve sonuçlarıyla bitmiş olsaydı belki bir çelişki ihtimalinden söz edebilirdik.
Aklımıza gelenlerden değil, aklımıza gelenlere takılıp yaşamaktan ötürü hesap veririz. Her insan için bu durum böyledir. Aklınızı dininizin emrine verin, o arada gelip gidenlerden biiznillah mesul olmazsınız.