İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Fetva Meclisi

Soru

Aklı olmayan bir deliye kıyamet günü hesap sorulacak mı?

Cevap

Deli olarak bilinen insan mükellef değildir. Bir insanın mükellef olması veya olmaması, ona Allah Teâlâ’nın hesap sorması veya sormaması anlamındadır. Deli mükellef değildir yani ona hesap sorulmayacaktır. Yasakları işlemesi veya emirleri yapmaması onun aleyhine bir durum değildir. Ahirette deliler için ne olacağına dair kati bir bilgimiz yoktur. Deli doğup öyle yaşayanın ebeveyni Müslüman ise onlarla beraber cennete gireceği, ebeveyni Müslüman değilse orada bir tür imtihan sonunda cennete gireceği şeklinde bir bilgi vardır. Baliğ olduktan sonra bir süre akıllı olarak yaşayıp sonradan deliren ise delirmeden önceki dönemin hesabına çekilecektir. Bir insanın hakkında deli olup olmadığı kararını ancak uzman doktor verebilir. Uzman doktora göre deli denen biri için bu kurallar geçerlidir.
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Selamünaleyküm. Delili bir hastalıktır, Allah hepimizi muhafaza buyursun. Delirene teklif yoktur, bir şeyden mesul değildir.

Sonradan deliren insanların hükmü nedir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Aleykümselam. Peygamber aleyhisselamın bize emri, onun ve raşid halifelerinin izinden gitmektir. Önceki ümmetlerin, peygamberlerinin onlara emanet ettiği dininin yerine kendilerinin oluşturduğu icatlara uymaları, ümmet olarak kaldırılmalarının nedeni oldu. Bu ümmet, eski ümmetlerin yaptığını yaparsa yanlış yapmış olur. Yapılması gereken törenler değil Sünnet'e ittiba etmektir. Herkes şöyle bir mazerete sığınmayı tercih etmektedir: Kötü bir zamandayız, insanlar ancak böyle törenleri anlayabilmektedirler. Bu da bir mazerettir. O zaman bu mazeretin karşılığını ne kadar bulabiliyoruz? Bir kere biz, başkalarından önce kendimizi düşünmek zorundayız. Adeta biz, Sünnet'i tam anlamıyla yaşadık da, başkaları anlamakta zorlandılar, bunun üzerine de onlar için taviz vermek durumunda kaldık. Bu doğru değildir. Maalesef gerçek olan, bizim de başkaları gibi asıl yapmamız gerekeni yapmakta ayak sürtmemizdir. Zorumuza gidiyor, kolayı ile teselli buluyoruz. Mevlid kandili kutlamaları, kutlu doğum haftası ve benzerleri, sahih sünnette ve Ashâb-ı Kirâm'ın hayatında görmediğimiz uygulamalardır. Allah sonumuzu hayır etsin. Yapmamız gerekenler varken beğendiklerimizle teselli bulamayız.

Selamünaleyküm Nureddin Hocam. Malumunuz bu Mevlit Kandili pazar gününe denk gel
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Sizin için şöyle bir özetleme yapabilirim: 1. Her Müslüman, günlük hayatına ve iş olarak yaptığına dair dininin hükümlerini öğrenmek zorundadır. Hayatına yeni soktuğu bir iş varsa mesela evleniyorsa onunla alakalı temel din bilgisini öğrenecektir. Külfetsiz, emeksiz ve kuralsız bir dindarlık olamaz. Bir iş kuruluşu yapan o işin temel inceliklerini öğrenecektir. 2. Bir Müslüman, dininin ona ne emrettiğini Kur'an’dan ve Peygamber aleyhisselamın hadislerinden öğrenir. Bu tür bir öğrenme elbette medreselerde yıllar süren bir eğitimi gerektirdiği için çok az Müslüman böyle bir öğrenme ile öğrenir. Bu nedenle Müslümanların geneli, âlimlere sorarak veya kitaplarını okuyarak dinlerini öğrenirler. Bu durumda da Müslüman’ın; a. Âlime sorması, b. Bir kitabı okuması öğrenme yöntemi olur. 3. Hangi âlim, hangi kitap sorusu öne çıktığında da deriz ki: Elbette, sesini yükselten herkes Müslüman’a din öğretecek değildir. Bilhassa bizim çağımızda iletişim imkânlarının yaygınlaşması ile herkes âlim rolüne girmiş sayılmaktadır. Bu noktada da Müslüman’ın “seçme kabiliyeti” bir imtihan olarak önünde durur. Dinine dair bir soru soracağı kişinin, ne kadar dininin adamı olduğunu incelemesi yani dine dair konuşan ama dini yaşamayan biri ile yaşayan biri arasında ayrım yapmak Müslüman’ın imtihanı olur. Sahte para ile doğru parayı ayırmak zorunda olduğu gibi, âlim ile âlim kılıklı arasındaki farkı da görecektir. Çevresi, birikimi, geçmiş örnekleri incelemesi, âlimin üzerindeki ihlâs belirtileri, ekonomi ve şöhret ile alakası gibi bağlantıları ile dininin âlimini bulmak zorundadır. Bu noktada şöyle bir benzetme yapabiliriz: Doktorlar arasında iyisini bulduğu gibi âlimler/hocalar arasında da iyisini bulacaktır. 4. Müslüman, dinini öğrendiği âlimin saygınlığını koruyacaktır ki, ondan öğrendiği din kendisi için ciddiyet sağlasın. Saygınlığını korumakla onu putlaştırmak arasında dengeli duruş şarttır. 5. Farklı görüşlerin bulunduğu bir ortamda Müslüman, aynı şartlar ve düzeyde gördüğü âlimler arasında ihlâsa en yakın olan, dünyaya meyilden uzak duran görüşü ve sahibini tercih eder. Müslüman’ın gayesi Allah’ın rızasıdır. O rıza da ahirete, haramdan kaçınmaya en yakın olana her zaman daha yakındır. Yaşadığı siyasi ortamın etkisi altında kalanla dini hissiyatında hür mantıklı olan arasındaki farkı, maişetini yazdığı kitaplarından temin edenle insanların malından istifade etmeyen arasındaki ince çizgiyi anlamak yol göstericidir. 6. Her zaman kolayı, gönüllere hoş geleni tercih eden, çevreyi ve toplumu üzmeme tarafına kayan birine tercih etmek Müslüman için, bile bile risk almaktır. Aynı şekilde âlimlerin, ruhsatlandırdıkları şeyleri arayıp bulmak da bir hastalıktır. Müslüman, Allah’ın rızasını, helali arayan insan olmalıdır. 7. Müslüman için “şu mezhepten olacak, bizim ekolden olacak” diye bir arayış da olmamalıdır. Ona dinini öğreten kim ise ya da yaşadığı yerde Allah’ı ve dinini kim öğretiyorsa ondan dinini alır. Marka tutkunluğu gibi bir tutkunluk gerekli değildir. Gerekli olan takvadır, şeriata uygunluktur. 8. Müslüman, önceden öğrendiği şeylerin bazılarını sonradan farklı olarak öğrenirse şunu yapar: Çıplak gözle bakıldığında yeni bilgiyi sunanın bilgisi daha derin, takvası daha üstün, siyaset ve çevreden etkilenmişliği daha az biri ise onu tercih eder. Böyle değilse her farklı görüşle yeni bir mecraya girmesi gerekmez. Bu hususta ilave bir bilgi olarak şunu da söylemeliyiz: Bu mesele, zannedildiği gibi içinden çıkılamaz, kavganın/kargaşanın içinde eriyip gidilecek bir mesele değildir. Allah, herkese aradığını verir. Tartışma ve sürtüşme arayan, âlimlerin birbirlerini yiyip bitirdiklerini zanneder ve o da yenir bitirilir o zeminde. Derdi dinini yaşamak olan ise aynı ortamda ibadetini yapar, haramlardan kurtulur. Belli şeyleri eksik yapsa bile Allah’ın rahmeti onu kuşatır. Ne aradığını bilmeyen biri de bir ona bir buna bakarak ömrünü geçirir gider. Dine bir eğlence gibi bakmakla onu dünya ve ahiretimizin saadeti olarak görmek meselesidir bu mesele. Allah Teâlâ hepimizin muini olsun.

Hocam, lütfen siz üzerinize almayın ama şöyle bir merakım var benim: Sıradan bi
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Aleykümselam.Bu hadis sahih bir hadistir. Buharî ve Müslim'in rivayet ettiği bir hadistir. Dolayısıyla varlığı açısından bir sıkıntı yoktur. Delalet ettiği mana açısından ise şunu anlamamız gerekir: Bir insanın iman dairesi dışında olduğunu iddia etmek yani onu tekfir etmek bir belge ister. Bu belge de o kişinin imandan çıktığını belgeleyecek KESİN ve AÇIK bir belge olmalıdır. Bu yokken küfürle itham eden, kendisinin düşeceği bir kuyuyu kazmış olabilir. Anlatılan budur.

Selamünaleyküm. Peygamber Efendimiz aleyhisselamın: 'Kişi karşısındaki bir Müslü
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Allah Teâlâ yardımcımız olsun. Size şöyle bir özet yapabilirim: Ahirete ait bilgileri dünya bilgilerimizle kıyaslamamalıyız. Oranın hesabı da işlemi de oraya göredir. Kimin tertemiz olup gittiği/gideceği belli değildir. Biz temizlendi gitti deriz ama bu bize göredir. Acaba Allah katında da öyle midir, bunu bilemeyiz. Kendi hesabını kendi gören biri olmamız akıllıca değildir. Evet, yüksek bir umut sahibi olacağız ama umudumuzdaki beklentilerimizi ne kadar hak edip etmediğimizi sadece Allah Teâlâ bilmektedir. Buna rağmen mahşer yerindeki beklemenin ayrıcalıklı kulları olacaktır. Onlar oradaki beklemeyi çok kısa bir zaman olarak hissedecek olabilirler. Hatta Arş’ın gölgesinde gölgelenerek o zamanı geçirenler olacaktır. Allah Teâlâ hepimize bunu lütfetsin. Âmin.

Hocam birkaç gün önce hesabınızda bir video paylaşılmış. Kullandığınız bir ifade
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Aleykümselam. Zamanımızın ahir veya neresi olduğunu bilemeyiz, bilmemiz de gerekmez. Biz, bugün kıyamet kopacakmış gibi heyecanlı olmaya mecburuz. Mü'min olmamız bunu gerektiriyor. Hadisi şerif hakkındaki bilginiz doğrudur. Bu ve benzeri hadisler, imanın dilde bir slogan niteliğinde kalacağını, öze inmenin düşünülmeyeceğini göstermektedir. Allah Teâlâ o hâle düşmekten muhafaza buyursun.

Selâmünaleyküm hocam. Rabbim kaleminize ve dilinize bereket versin. Hocam bir ha

akıl konusundaki diğer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Hafıza kaybı, hatırlamama durumu hakkında bilmemiz gereken önemli bir gerçek şudur: Bu bir insanî durumdur. Birden çok sebebe bağlı olarak oluşabilir. Genetik olabileceği gibi bir çarpma sonucu, psikiyatrik bir durum, yaşlılık ve alzaymır gibi nedenlerle de ortaya çıkabilir. Sebebi ne olursa olsun kişiye ait hüküm olarak şunu tespit edebiliriz: Unutma durumu “hiç hatırlamama” düzeyinde ise yani hafıza tamamen gitmiş durumda ise o kişiden ibadet sorumluluğu (teklif) kalkmıştır. Namaz kıldı veya kılmadı fark etmemektedir. Bir mesuliyeti de yoktur. Unutma/hatırlamama “hiç” düzeyinde değil de biraz hatırlıyorsa mesela eksik veya yanlış yaptığını sonradan hatırlıyorsa o kişiden sorumluluk kalkmaz. Hata ettiğini hatırladığında hatasını telafi etmek zorundadır. Bu durum namazda ise ve söz konusu olan namazın farzlarından birinde ise eksik yapması durumunda hatırlayınca onu telafi edecektir. Mesela namaza başlarken tekbir getirmediğini sonradan hatırlarsa o namazı yeniden kılacaktır. Çünkü tekbir namazın farzlarındandır. Bir öyle bir böyle durumu olan yani unuttuğunu bazen hatırlayıp bazen hatırlamayan ise hatırladığı zamanlarda eksiğini telafi eder, hatırlamaz ise bir şey yapması gerekmez. Namaz içindeki tertibi yani önce rükû sonra secde şeklindeki sıralamayı bozan için de durum böyledir.

Hafıza kaybı yaşayan birinin namazdaki unutmaları hakkında ne bilmemiz gerekiyor
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

İnsanın ibadetle sorumlu olmasının birinci şartı akıl nimetidir. Aklı olmayan ibadetle yükümlü olmaz. Çocuğunuz, AKLI YOK kabul ediliyorsa tıp açısından onun ibadet sorumluluğu da yoktur. O açıdan üzerine gitmeyin. Biraz var, biraz yok gibi bir durum söz konusu ise kaldırabileceği kadarı ile temel din ve itikat konularını öğretmeye çalışın, yaptırabildiğiniz kadar da ibadet yaptırın ama onun bir hasta olduğunu hiç unutmayın. Allah Teâlâ size sabırlar ihsan etsin.

Çocuğuma on yıl önce OTİZM teşhisi kondu. Sabırla büyüttük ama şimdi çocuğum büy
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Allah Teâlâ babanıza afiyet size sabır ihsan etsin. Tıp ehlinden öğrendiğimiz kadarı ile bu hastalığın (alzheimer) üç kademesi bulunmaktadır. Bu kademeleri şöyle sıralayabiliriz: Hafif olan; Aynı şeyi çokça tekrar etme, Daha önemsedikleri şeylere ilgi azalması, Bildikleri isimleri hatırlamada zorlanma, Gereğinden fazla bir şeyi arama, Şahsiyetlerinde değişiklik, Zor konuları kavramada tıkanma gibi belirtileri olur. Orta durumda olan; İyi bildiği bir yerde kaybolmaları, Son olayları hatırlamamaları, Giyim kuşanma dâhil iş yaparken yardıma ihtiyaç duymaları, Normalinden fazla tartışmaları, Olmamış olayları hayal etmeleri, Uyku problemi yaşamaları, Çok dolaşmak istemeleri, Toparlama zorluğu çekmeleri ile belirginleşirler. Son evrede olanlar; Sözcük kullanma ve anlamada, Aile bireylerini tanımada, Kendini kollamada, Tek başına harekette becerileri yoktur. Birinci evre olan hafif hastalar için sağlıklı insandaki gibi ibadet ve diğer sorumluluklar devam eder. Son evrede olanlar için ise ibadet ve sorumluluk tamamen kalkar. Artık o bir akıl engellisi durumunda olur. Orta derecede hasta olanlarda ise anlık kararlar verilir. İş/ibadet yapacağı andaki durumu aklı yerinde ise akıllı değilse aksi karar verilir. Başkalarına verdikleri zarar tazmin edilmelidir. Boşamasının kıymeti yoktur. Ekonomik/yasal değeri olan sözleşme yapması muteber olmaz. Sözlerinin bağlayıcılığı yoktur. İkinci ve üçüncü derecedeki hastalar için veli/vasi tayin edilmesi gerekir.

Babamız alzheimer hastası. İbadetleri konusunda nelere dikkat etmemiz gerekiyor,
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

İbadetle yükümlü olmak için akıl nimeti ile yaşıyor olmak gerekir. Aklı yok düzeydeki biri için bu durumu bütün Ramazan boyunca devam ediyorsa, ibadet sorumluluğu yoktur. Onun fidye vermesi de gerekmez. Alzheimer hastası sıfır akıl noktasına gelmiş ise oruç tutması da fidye vermesi de gerekmez.

Hocam bir teyzemiz var çok yaşlı ve alzheimer başta olmak üzere birçok hastalığı
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Evet, böyle bir fark vardır. İnsanın göğsündeki kalbi, Kur'an’ımızda zikredilirken pek çok konuda bizim akıl ve beyin ile ifade ettiğimiz şeyi kalp olarak ifade eder. Örnek olarak belirtecek olursak: Anlayış, akletme merkezi kalptir. Sorumluluk merkezi kalptir. İman etmek veya etmemek kalptedir. Hissetmek veya etmemek kalptedir. Zevk almak veya almamak da kalptedir. Burada bizim “acaba?” diye düşünmemize gerek yoktur. Tıp bize beyni gösteriyor ve kalbi sadece kan pompası gibi gösteriyor ama Kur'an’ımız ısrarla kalbe de beyin gibi bir fonksiyon yüklüyor. Elhamdülillah, imanımızda bir sorun yoktur. Kur'an indi ve inişi bitti ama tıp devam ediyor, inceliyor araştırıyor… Tıp da araştırması ve sonuçlarıyla bitmiş olsaydı belki bir çelişki ihtimalinden söz edebilirdik.

Hocam, biz insanların anlayış ve kabiliyetine akıl sözcüğü ile yorum yapıyoruz.
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Aklımıza gelenlerden değil, aklımıza gelenlere takılıp yaşamaktan ötürü hesap veririz. Her insan için bu durum böyledir. Aklınızı dininizin emrine verin, o arada gelip gidenlerden biiznillah mesul olmazsınız.

Hocam hiç hesapta yokken internette gözüme takılan bazı şeyleri okuduktan sonra

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.