Fetva Meclisi
Soru
Babamız alzheimer hastası. İbadetleri konusunda nelere dikkat etmemiz gerekiyor, bizi bilgilendirir misiniz?
Cevap
Benzer fetvalar
Allah Teâlâ babanıza afiyet size sabır ihsan buyursun. Şöyle yapın: a-Doktorundan babanızın hastalık düzeyi ile alakalı rapor alın. Zira bu hastalık kademe kademedir. Doktor, babanızın tam bir alzheimer hastası olduğunu tespit ederse babanızın akli melekelerini yitirdiği için malı üzerinde onun bir tasarruf imkânı kalmamış demektir. b-Mahkemeye müracaat edip durumu tespit ettirmeniz gerekir. Mahkeme babanızın malına bir veli tayin edip onu yetkilendirir. O da mahkemeye hesap verecek şekilde harcama yapar. c-Bir insan, hastalığı ne olursa olsun ölmeden önce malı miras gibi taksim edilemez. Miras ölüm sonrasındaki işlemin adıdır. Babanız alzheimer veya başka bir isimle hasta olmakla hayattan çekilmemiştir. Eğer mahkemeye gitme imkânınız bir nedenle yoksa aile büyüklerinden bir meclis oluşturup o meclis tarafından malı yönetebilirsiniz ama bu sizin için çok zor ve yıpratıcı olur. Allah yardımcınıçı olsun, size sabır ihsan etsin.
Anlattığınıza göre anneniz sağlıklı düşünemeyen ve karar veremeyen bir kadındır. Onun agresif çıkışlarını görmezden gelin; sözlerine itibar etmeyin. Annenize elindeki nimetleri hatırlatarak şükreden ve çektiği sıkıntılardan dolayı da sabreden bir kul olması gerektiğini zaman zaman hatırlatın. Annenizle ilgilenmeniz kocanıza zaman ayırmanıza veya gerçek yuvanızla ilgilenmenize engel olmasın. Sizin şu an birinci derecede sorumluluğunuz kocanız ve çocuklarınızdır. Bunları ihmal etmeden kocanızın da gönlünü alarak annenize hizmet edebilirsiniz. Ama lütfen annenizin dertlerini kocanıza taşıyarak onun evinin havasını bozmayın. Kocanızı mutlu edin. Allah yardımcınız olsun.
Allah Teâlâ babanıza afiyet, size de sabır ihsan etsin. Âmin. Ana hatları ile bunayan bir kişi için bilinmesi gereken fıkıh kurallarını şöyle özetleyebiliriz: Babanızın bunamış olduğunu muhakkak doktora tespit ettirin. Tıp deyimiyle DEMANS denen hastalık neticede doktorun ilgi alanına girmektedir. Ne derece demans (bunama) içinde olduğunu doktor kararlaştırmalıdır. Siz çocukları olarak bu kararı vermeyin. Bunama (demans) birden çok evreden oluşuyor. Hafif, orta ve ileri evrelerine göre hüküm de değişecektir. Doktor size bu evrelerden hangisinde olduğunu söylesin. Eğer babanızın bunama durumu hafif bunama ise onun ibadetleri açısından bir farklılık olmayacaktır. Unuttuğu veya yanlış yaptığı olursa onu düzelteceği kabul edilerek ibadet hayatına devam eder. Orta evrede ise bunaması bu durumda bazen iyi bazen da kendini kaybetmiş bir durumda demektir. Bu durumdaki biri için iyi olduğu zamanlarda ibadetlerini yapsın şeklinde bir özetleme yapabiliriz. Eğer bunama son evrede ise ibadet yükümlülüğü de kalkmış demektir. Bu durumdaki bir Müslüman için namaz gibi bedeni ibadetler, hac, kurban ve zekât gibi mali ibadetlerin hükmü Hanefi mezhebi ölçülerinde aynıdır. Böyle birinin ekonomik uygulamaları, hibe yapması gibi mali işlemleri ise özellikle ikinci ve üçüncü evredeki bunamışlar için ancak vasi yani onun adına işlerini gören biri yoluyla olmalıdır. Bu da ya mahkeme kararı ile ya da aile meclisinin onayı ile yapılabilir. Birinci evredekiler için ise büyük harcamalar, zarar oluşturacak nitelikteki işler olarak ayrım yaparız. Evlilik ve boşama gibi işleri ise kesinlikle tek başına bırakılmamalıdır. Özellikle ikinci ve üçüncü evredekiler için tek başına karar veremez olduğu bilinmelidir.
Dinimiz ibadet yükümlülüğünü AKLI OLANLARA getirmiştir. Akıl nimeti olmayanın veya onu kaybedenin ibadet sorumluluğu da olmaz. Bu nedenle kişilerin akli melekelerinin ne durumda olduğuna bakılarak ibadet yükümlüsü olup olmadığına karar verilebilir. Duygular ve vicdan gibi değerler bu açıdan ölçüm cihazı değildir. Böyle bir karar sadece gece ve gündüzü ayırt edememekle verilmeyebilir. Psikolojik ve psikiyatrik sorunları ibadet sorumluluğu açısından tek başına mükellefiyeti düşürücü olarak göremeyiz ama önemli bir karine olarak görebiliriz. Buna da kişiyi tedavi eden doktorun hastalığın akıl melekesini kullanmaya etkisi ile alakalı raporu üzerinden karar verebiliriz. Bir başka boyut da şudur: Söz konusu sıkıntı gelip geçici ise sıkıntı geldiği dönemlerde ibadet düşecek, düzelme durumunda devam edecektir. Sıkıntı artık sürekli ise genel hüküm uygulanacaktır. Kolaylık olması bakımından sağlık ocaklarında yapılan testleri de yaptırabilirsiniz. Mesela noterde işlem yapma ehliyeti var mı, bakılabilir. Allah yardımcınız olsun.
Babanızı babanız olarak görmeye devam edeceksiniz. Tam anlamıyla hastadır babanız. Tıbben ne gerekiyorsa onu yapacaksınız. İlaçları kullanması da dinen görevidir onun. Babanızı sağlıklı biri gibi yorumlamayın. Annenizle arasında olabilecek gerginliklere siz girmeyin. Onların ikisi de sizin cennet sebebinizdir. Allah Teâlâ babanıza sıhhat ve afiyetler ihsan etsin.
Allah için yapılan ibadetler de dahil olmak üzere bir Müslüman, ancak gücünün yettiği kadar yük taşır. Dört eve bakmanız veya altı eve bakmanız değil ne kadar bakabildiğiniz önemlidir. Her şeyden önce eşinize karşı görevlerinizi birinci plana alın. Sonra çocuklarınız ikinci planda olsun. Üçüncü planda da eşinizin talepleri doğrultusunda veya makul ölçüler içinde diğer yaşlılara yardım edin. Sizin asıl göreviniz eşinize karşıdır. Diğerlerine onun gönlünü almak için yardım edeceksiniz. Yaptıklarınızı Allah rızası için yaparsanız, kesinlikle büyük ecir kazanırsınız. Hastanelik olacak kadar da yorulmanız doğru olmaz. Bir de özellikle hiç kimsenin kavgasına, kabalığına karışmayın; ecriniz azalmasın. Allah sabırlar versin
akıl konusundaki diğer fetvalar
Deli olarak bilinen insan mükellef değildir. Bir insanın mükellef olması veya olmaması, ona Allah Teâlâ’nın hesap sorması veya sormaması anlamındadır. Deli mükellef değildir yani ona hesap sorulmayacaktır. Yasakları işlemesi veya emirleri yapmaması onun aleyhine bir durum değildir. Ahirette deliler için ne olacağına dair kati bir bilgimiz yoktur. Deli doğup öyle yaşayanın ebeveyni Müslüman ise onlarla beraber cennete gireceği, ebeveyni Müslüman değilse orada bir tür imtihan sonunda cennete gireceği şeklinde bir bilgi vardır. Baliğ olduktan sonra bir süre akıllı olarak yaşayıp sonradan deliren ise delirmeden önceki dönemin hesabına çekilecektir. Bir insanın hakkında deli olup olmadığı kararını ancak uzman doktor verebilir. Uzman doktora göre deli denen biri için bu kurallar geçerlidir.
İbadetle yükümlü olmak için akıl nimeti ile yaşıyor olmak gerekir. Aklı yok düzeydeki biri için bu durumu bütün Ramazan boyunca devam ediyorsa, ibadet sorumluluğu yoktur. Onun fidye vermesi de gerekmez. Alzheimer hastası sıfır akıl noktasına gelmiş ise oruç tutması da fidye vermesi de gerekmez.
Hafıza kaybı, hatırlamama durumu hakkında bilmemiz gereken önemli bir gerçek şudur: Bu bir insanî durumdur. Birden çok sebebe bağlı olarak oluşabilir. Genetik olabileceği gibi bir çarpma sonucu, psikiyatrik bir durum, yaşlılık ve alzaymır gibi nedenlerle de ortaya çıkabilir. Sebebi ne olursa olsun kişiye ait hüküm olarak şunu tespit edebiliriz: Unutma durumu “hiç hatırlamama” düzeyinde ise yani hafıza tamamen gitmiş durumda ise o kişiden ibadet sorumluluğu (teklif) kalkmıştır. Namaz kıldı veya kılmadı fark etmemektedir. Bir mesuliyeti de yoktur. Unutma/hatırlamama “hiç” düzeyinde değil de biraz hatırlıyorsa mesela eksik veya yanlış yaptığını sonradan hatırlıyorsa o kişiden sorumluluk kalkmaz. Hata ettiğini hatırladığında hatasını telafi etmek zorundadır. Bu durum namazda ise ve söz konusu olan namazın farzlarından birinde ise eksik yapması durumunda hatırlayınca onu telafi edecektir. Mesela namaza başlarken tekbir getirmediğini sonradan hatırlarsa o namazı yeniden kılacaktır. Çünkü tekbir namazın farzlarındandır. Bir öyle bir böyle durumu olan yani unuttuğunu bazen hatırlayıp bazen hatırlamayan ise hatırladığı zamanlarda eksiğini telafi eder, hatırlamaz ise bir şey yapması gerekmez. Namaz içindeki tertibi yani önce rükû sonra secde şeklindeki sıralamayı bozan için de durum böyledir.
İnsanın ibadetle sorumlu olmasının birinci şartı akıl nimetidir. Aklı olmayan ibadetle yükümlü olmaz. Çocuğunuz, AKLI YOK kabul ediliyorsa tıp açısından onun ibadet sorumluluğu da yoktur. O açıdan üzerine gitmeyin. Biraz var, biraz yok gibi bir durum söz konusu ise kaldırabileceği kadarı ile temel din ve itikat konularını öğretmeye çalışın, yaptırabildiğiniz kadar da ibadet yaptırın ama onun bir hasta olduğunu hiç unutmayın. Allah Teâlâ size sabırlar ihsan etsin.
Selamünaleyküm. Belirttiğiniz şey hadi dinde yoktu da anlayamadık, zerre kadar akılla ilgisi var mı? Uzak durun, imanınızı ve aklınızı koruyun.
Evet, böyle bir fark vardır. İnsanın göğsündeki kalbi, Kur'an’ımızda zikredilirken pek çok konuda bizim akıl ve beyin ile ifade ettiğimiz şeyi kalp olarak ifade eder. Örnek olarak belirtecek olursak: Anlayış, akletme merkezi kalptir. Sorumluluk merkezi kalptir. İman etmek veya etmemek kalptedir. Hissetmek veya etmemek kalptedir. Zevk almak veya almamak da kalptedir. Burada bizim “acaba?” diye düşünmemize gerek yoktur. Tıp bize beyni gösteriyor ve kalbi sadece kan pompası gibi gösteriyor ama Kur'an’ımız ısrarla kalbe de beyin gibi bir fonksiyon yüklüyor. Elhamdülillah, imanımızda bir sorun yoktur. Kur'an indi ve inişi bitti ama tıp devam ediyor, inceliyor araştırıyor… Tıp da araştırması ve sonuçlarıyla bitmiş olsaydı belki bir çelişki ihtimalinden söz edebilirdik.