Fetva Meclisi
Soru
Çocuğuma on yıl önce OTİZM teşhisi kondu. Sabırla büyüttük ama şimdi çocuğum büyüdü. İbadetler açısından ona nasıl davranayım?
Cevap
Benzer fetvalar
Siz neden, imtihanınızın bu boyutunu görmeye çalışmıyorsunuz. Bu da bir imtihan, sabredeceksiniz. Kötüye karşı iyi ile mücadele edin. Sabredin. Sabredenler kazanacak.
Abdestinizi alın ve bir daha almayın. Namazınızı kılın ve bir daha kılmayın. Sizin ibadetinizi Allah böyle kabul eder.
Aleykümselam. Bir babanın doğurduğu çocuğuna karşı sorumluluğu hiçbir zaman bitmez. Kız çocuğu evleninceye kadar da ekonomik sorumluluğu bitmez. Evlendikten sonra ise ekonomik düzeydeki sorumluluk kalkabilir. Sadakanız hatta göreviniz bilerek destek olun. Annesi ile olan ilişkinizin düzeyi, çocuğunuzla olan ilişkinizi belirlememelidir. Sevap kaynağınızı kurutacak anlayışla hareket etmemeye çalışın.
Allah Teâlâ size sabırlar ihsan etsin. Hastaya hizmet etmenin mühim mü'min karakterlerinden olduğunu unutmayınız. Kardeşinizin durumunu uzman doktor raporuna göre tespit ediniz. Eğer akli melekelerini kullanamıyor, "akıllı sayılmaz" deniyorsa kardeşinizden ibadet mükellefiyeti kalkmış demektir. Onunla bir bebek arasında ibadet açısından fark yoktur. Hayır, "aklı var, biraz düşük" türünden bir rapor veriliyorsa o da sizin gibi ibadetle yükümlüdür. Beceremedikleri elbette ondan kalkar ama genel olarak ibadetle yükümlü olacaktır. Namaz kılacak, oruç tutacaktır. Kendi başına haccedemez durumda ise ve malı da varsa birisini onun yerine hacca gönderebilirsiniz. Kardeşinizin bir yolla malı olabilir. Babanızdan kalan veya birinin ona bağışladığı şeklinde malı olabilir. Sizin malınıza sahip olmanızla onun malı olması ve o malının sahibi olması dinen aynı şeydir. Hiçbiriniz onun malı üzerinde tasarrufta bulanamazsınız. Bu durumda da mahkeme yoluyla ona bir vasi tayin edilmelidir. Vasi de makul bir şekilde onun malını, onun menfaati doğrultusunda harcar. Babanız veya bir başka birinden ona intikal eden mirasta hiçbir hak kısıtlaması yapamazsınız.
Dinimiz ibadet yükümlülüğünü AKLI OLANLARA getirmiştir. Akıl nimeti olmayanın veya onu kaybedenin ibadet sorumluluğu da olmaz. Bu nedenle kişilerin akli melekelerinin ne durumda olduğuna bakılarak ibadet yükümlüsü olup olmadığına karar verilebilir. Duygular ve vicdan gibi değerler bu açıdan ölçüm cihazı değildir. Böyle bir karar sadece gece ve gündüzü ayırt edememekle verilmeyebilir. Psikolojik ve psikiyatrik sorunları ibadet sorumluluğu açısından tek başına mükellefiyeti düşürücü olarak göremeyiz ama önemli bir karine olarak görebiliriz. Buna da kişiyi tedavi eden doktorun hastalığın akıl melekesini kullanmaya etkisi ile alakalı raporu üzerinden karar verebiliriz. Bir başka boyut da şudur: Söz konusu sıkıntı gelip geçici ise sıkıntı geldiği dönemlerde ibadet düşecek, düzelme durumunda devam edecektir. Sıkıntı artık sürekli ise genel hüküm uygulanacaktır. Kolaylık olması bakımından sağlık ocaklarında yapılan testleri de yaptırabilirsiniz. Mesela noterde işlem yapma ehliyeti var mı, bakılabilir. Allah yardımcınız olsun.
Selamünaleyküm. Günlük hayat içinde bu tür arızaların oluşması normaldir. Sürekli olmadıkça ve bilerek yapılmadıkça biiznillah akıbetimizin kötü olmasına neden olmaz. Dinimizin bize tavsiyesi şudur: Bir kötülük yaptığın zaman ardından hemen bir iyilik yap ki, o iyilik kötülüğü temizlesin. Siz de böyle yapın. Çocuğu mesela dövdüğünüzde hata ettiğinizi anlayınca çocuğa güzel dualar edin, onu şımartmayacak şekilde okşayın ki, hatanız düzelsin.
akıl konusundaki diğer fetvalar
Hafıza kaybı, hatırlamama durumu hakkında bilmemiz gereken önemli bir gerçek şudur: Bu bir insanî durumdur. Birden çok sebebe bağlı olarak oluşabilir. Genetik olabileceği gibi bir çarpma sonucu, psikiyatrik bir durum, yaşlılık ve alzaymır gibi nedenlerle de ortaya çıkabilir. Sebebi ne olursa olsun kişiye ait hüküm olarak şunu tespit edebiliriz: Unutma durumu “hiç hatırlamama” düzeyinde ise yani hafıza tamamen gitmiş durumda ise o kişiden ibadet sorumluluğu (teklif) kalkmıştır. Namaz kıldı veya kılmadı fark etmemektedir. Bir mesuliyeti de yoktur. Unutma/hatırlamama “hiç” düzeyinde değil de biraz hatırlıyorsa mesela eksik veya yanlış yaptığını sonradan hatırlıyorsa o kişiden sorumluluk kalkmaz. Hata ettiğini hatırladığında hatasını telafi etmek zorundadır. Bu durum namazda ise ve söz konusu olan namazın farzlarından birinde ise eksik yapması durumunda hatırlayınca onu telafi edecektir. Mesela namaza başlarken tekbir getirmediğini sonradan hatırlarsa o namazı yeniden kılacaktır. Çünkü tekbir namazın farzlarındandır. Bir öyle bir böyle durumu olan yani unuttuğunu bazen hatırlayıp bazen hatırlamayan ise hatırladığı zamanlarda eksiğini telafi eder, hatırlamaz ise bir şey yapması gerekmez. Namaz içindeki tertibi yani önce rükû sonra secde şeklindeki sıralamayı bozan için de durum böyledir.
Deli olarak bilinen insan mükellef değildir. Bir insanın mükellef olması veya olmaması, ona Allah Teâlâ’nın hesap sorması veya sormaması anlamındadır. Deli mükellef değildir yani ona hesap sorulmayacaktır. Yasakları işlemesi veya emirleri yapmaması onun aleyhine bir durum değildir. Ahirette deliler için ne olacağına dair kati bir bilgimiz yoktur. Deli doğup öyle yaşayanın ebeveyni Müslüman ise onlarla beraber cennete gireceği, ebeveyni Müslüman değilse orada bir tür imtihan sonunda cennete gireceği şeklinde bir bilgi vardır. Baliğ olduktan sonra bir süre akıllı olarak yaşayıp sonradan deliren ise delirmeden önceki dönemin hesabına çekilecektir. Bir insanın hakkında deli olup olmadığı kararını ancak uzman doktor verebilir. Uzman doktora göre deli denen biri için bu kurallar geçerlidir.
Allah Teâlâ babanıza afiyet size sabır ihsan etsin. Tıp ehlinden öğrendiğimiz kadarı ile bu hastalığın (alzheimer) üç kademesi bulunmaktadır. Bu kademeleri şöyle sıralayabiliriz: Hafif olan; Aynı şeyi çokça tekrar etme, Daha önemsedikleri şeylere ilgi azalması, Bildikleri isimleri hatırlamada zorlanma, Gereğinden fazla bir şeyi arama, Şahsiyetlerinde değişiklik, Zor konuları kavramada tıkanma gibi belirtileri olur. Orta durumda olan; İyi bildiği bir yerde kaybolmaları, Son olayları hatırlamamaları, Giyim kuşanma dâhil iş yaparken yardıma ihtiyaç duymaları, Normalinden fazla tartışmaları, Olmamış olayları hayal etmeleri, Uyku problemi yaşamaları, Çok dolaşmak istemeleri, Toparlama zorluğu çekmeleri ile belirginleşirler. Son evrede olanlar; Sözcük kullanma ve anlamada, Aile bireylerini tanımada, Kendini kollamada, Tek başına harekette becerileri yoktur. Birinci evre olan hafif hastalar için sağlıklı insandaki gibi ibadet ve diğer sorumluluklar devam eder. Son evrede olanlar için ise ibadet ve sorumluluk tamamen kalkar. Artık o bir akıl engellisi durumunda olur. Orta derecede hasta olanlarda ise anlık kararlar verilir. İş/ibadet yapacağı andaki durumu aklı yerinde ise akıllı değilse aksi karar verilir. Başkalarına verdikleri zarar tazmin edilmelidir. Boşamasının kıymeti yoktur. Ekonomik/yasal değeri olan sözleşme yapması muteber olmaz. Sözlerinin bağlayıcılığı yoktur. İkinci ve üçüncü derecedeki hastalar için veli/vasi tayin edilmesi gerekir.
Evet, böyle bir fark vardır. İnsanın göğsündeki kalbi, Kur'an’ımızda zikredilirken pek çok konuda bizim akıl ve beyin ile ifade ettiğimiz şeyi kalp olarak ifade eder. Örnek olarak belirtecek olursak: Anlayış, akletme merkezi kalptir. Sorumluluk merkezi kalptir. İman etmek veya etmemek kalptedir. Hissetmek veya etmemek kalptedir. Zevk almak veya almamak da kalptedir. Burada bizim “acaba?” diye düşünmemize gerek yoktur. Tıp bize beyni gösteriyor ve kalbi sadece kan pompası gibi gösteriyor ama Kur'an’ımız ısrarla kalbe de beyin gibi bir fonksiyon yüklüyor. Elhamdülillah, imanımızda bir sorun yoktur. Kur'an indi ve inişi bitti ama tıp devam ediyor, inceliyor araştırıyor… Tıp da araştırması ve sonuçlarıyla bitmiş olsaydı belki bir çelişki ihtimalinden söz edebilirdik.
Aklımıza gelenlerden değil, aklımıza gelenlere takılıp yaşamaktan ötürü hesap veririz. Her insan için bu durum böyledir. Aklınızı dininizin emrine verin, o arada gelip gidenlerden biiznillah mesul olmazsınız.
İbadetle yükümlü olmak için akıl nimeti ile yaşıyor olmak gerekir. Aklı yok düzeydeki biri için bu durumu bütün Ramazan boyunca devam ediyorsa, ibadet sorumluluğu yoktur. Onun fidye vermesi de gerekmez. Alzheimer hastası sıfır akıl noktasına gelmiş ise oruç tutması da fidye vermesi de gerekmez.