Fetva Meclisi
Soru
Hocam hiç hesapta yokken internette gözüme takılan bazı şeyleri okuduktan sonra aklıma garip garip şeyler geliyor. Dilim söylemeye varmıyor. Detaylara girip aklımı iyice bulandırmamak adına sadece bu kadarını söylemek istedim. O yazılara bakmıyorum artık. Yani rastlantı da olsa kapatıyorum. Dönem dönem olması normal midir ve bu beni günahkâr yapar mı? Resûlullah hakkında ve Rabbimiz hakkında düşündüklerim beni dinden imandan ayırmasın. Bana yardımcı olun lütfen.
Cevap
Benzer fetvalar
Aleykümselâm. Sözünü ettiğiniz site gibi fitne odaklarında tamamen uzak kalmanın, cevap vermeyi bile denemenin doğru olacağını düşünmüyorum.
Bunlar normaldir. Sözlü ve yazılı bir ikrara dönüşmedikçe de zararı yoktur. Daha çok Kur'an okuyarak, zikir yaparak ve bunları gündem yapan arkadaş çevresinden uzaklaşarak bunu aşabilirsiniz.
Güzel kardeşim, hatasız kul olmaz. Hepimiz hata ederiz; keşke ölmeden o hataları temizleyip gidebilsek. Benim şahsımla alakalı kimseden hak talebim yoktur. Dinime hizmet ederken elbette çile çekecek, okların hedefi olacağım; bunu normal görüyorum, bir hak oluştu ise onu da helal ediyorum. Bu ifadeler ve tutumlardan dinimiz zarar gördü ise o da benim çözebileceğim bir iş değildir. Herkes hatasına istiğfar etmelidir. Allah'a emanet olun.
Selamünaleyküm. Aynı durum namazda da geçerlidir. Olmamasına çalışırız, en az olmasına gayret ederiz ama yılmayız, bırakmayız.
Bizim bu sitedeki hizmetimiz bir devlet hizmeti değildir. Allah rızası için bilebildiğimizi, becerebildiğimizi kardeşlerimize aktarıyoruz. Her şeye cevap yetiştirmek görevimiz olmadığı gibi takatimiz da yoktur böyle bir işe. Becerebildiğimiz kadarını yapıyoruz. Eksiğimizi ve hatamızı kabul ederiz, daha iyisini yapmak için uğraşırız ama haddimizi bilmek zorundayız. Dua edin Rabbim daha iyisine muvaffak etsin.
Senin durumun bir takıntıyı gösteriyor. Bu konular seni zihin kargaşasına götürdüğüne göre bunlarla ilgilenme. Dinden çıktığına kendi kendine karar verme. Başka işlerle meşgul olmaya bak. İbadetlerini yap, işine gücüne bak.
akıl konusundaki diğer fetvalar
Evet, böyle bir fark vardır. İnsanın göğsündeki kalbi, Kur'an’ımızda zikredilirken pek çok konuda bizim akıl ve beyin ile ifade ettiğimiz şeyi kalp olarak ifade eder. Örnek olarak belirtecek olursak: Anlayış, akletme merkezi kalptir. Sorumluluk merkezi kalptir. İman etmek veya etmemek kalptedir. Hissetmek veya etmemek kalptedir. Zevk almak veya almamak da kalptedir. Burada bizim “acaba?” diye düşünmemize gerek yoktur. Tıp bize beyni gösteriyor ve kalbi sadece kan pompası gibi gösteriyor ama Kur'an’ımız ısrarla kalbe de beyin gibi bir fonksiyon yüklüyor. Elhamdülillah, imanımızda bir sorun yoktur. Kur'an indi ve inişi bitti ama tıp devam ediyor, inceliyor araştırıyor… Tıp da araştırması ve sonuçlarıyla bitmiş olsaydı belki bir çelişki ihtimalinden söz edebilirdik.
Kitabımız Kur'an, bütün zamanların kitabıdır. Bütün mü'minlerin ortak değeridir. O ilk gün ne idiyse bugün de odur. Akletmek, aklını kullanmak demektir. Buradaki aklı kullanmak, Kur'an’ı anlamak için kafa yormak demektir. Haşa, Kur'an’a karşı akıl yürütmek olduğu zaman bu bir sapıklıktır. Kur'an’ımızın akletmeyi emretmesi, istemesi Allah Teâlâ’nın aklı olan kullarına din emretmesinden kaynaklanmaktadır.
İnsanın ibadetle sorumlu olmasının birinci şartı akıl nimetidir. Aklı olmayan ibadetle yükümlü olmaz. Çocuğunuz, AKLI YOK kabul ediliyorsa tıp açısından onun ibadet sorumluluğu da yoktur. O açıdan üzerine gitmeyin. Biraz var, biraz yok gibi bir durum söz konusu ise kaldırabileceği kadarı ile temel din ve itikat konularını öğretmeye çalışın, yaptırabildiğiniz kadar da ibadet yaptırın ama onun bir hasta olduğunu hiç unutmayın. Allah Teâlâ size sabırlar ihsan etsin.
Hafıza kaybı, hatırlamama durumu hakkında bilmemiz gereken önemli bir gerçek şudur: Bu bir insanî durumdur. Birden çok sebebe bağlı olarak oluşabilir. Genetik olabileceği gibi bir çarpma sonucu, psikiyatrik bir durum, yaşlılık ve alzaymır gibi nedenlerle de ortaya çıkabilir. Sebebi ne olursa olsun kişiye ait hüküm olarak şunu tespit edebiliriz: Unutma durumu “hiç hatırlamama” düzeyinde ise yani hafıza tamamen gitmiş durumda ise o kişiden ibadet sorumluluğu (teklif) kalkmıştır. Namaz kıldı veya kılmadı fark etmemektedir. Bir mesuliyeti de yoktur. Unutma/hatırlamama “hiç” düzeyinde değil de biraz hatırlıyorsa mesela eksik veya yanlış yaptığını sonradan hatırlıyorsa o kişiden sorumluluk kalkmaz. Hata ettiğini hatırladığında hatasını telafi etmek zorundadır. Bu durum namazda ise ve söz konusu olan namazın farzlarından birinde ise eksik yapması durumunda hatırlayınca onu telafi edecektir. Mesela namaza başlarken tekbir getirmediğini sonradan hatırlarsa o namazı yeniden kılacaktır. Çünkü tekbir namazın farzlarındandır. Bir öyle bir böyle durumu olan yani unuttuğunu bazen hatırlayıp bazen hatırlamayan ise hatırladığı zamanlarda eksiğini telafi eder, hatırlamaz ise bir şey yapması gerekmez. Namaz içindeki tertibi yani önce rükû sonra secde şeklindeki sıralamayı bozan için de durum böyledir.
Deli olarak bilinen insan mükellef değildir. Bir insanın mükellef olması veya olmaması, ona Allah Teâlâ’nın hesap sorması veya sormaması anlamındadır. Deli mükellef değildir yani ona hesap sorulmayacaktır. Yasakları işlemesi veya emirleri yapmaması onun aleyhine bir durum değildir. Ahirette deliler için ne olacağına dair kati bir bilgimiz yoktur. Deli doğup öyle yaşayanın ebeveyni Müslüman ise onlarla beraber cennete gireceği, ebeveyni Müslüman değilse orada bir tür imtihan sonunda cennete gireceği şeklinde bir bilgi vardır. Baliğ olduktan sonra bir süre akıllı olarak yaşayıp sonradan deliren ise delirmeden önceki dönemin hesabına çekilecektir. Bir insanın hakkında deli olup olmadığı kararını ancak uzman doktor verebilir. Uzman doktora göre deli denen biri için bu kurallar geçerlidir.
Allah Teâlâ babanıza afiyet size sabır ihsan etsin. Tıp ehlinden öğrendiğimiz kadarı ile bu hastalığın (alzheimer) üç kademesi bulunmaktadır. Bu kademeleri şöyle sıralayabiliriz: Hafif olan; Aynı şeyi çokça tekrar etme, Daha önemsedikleri şeylere ilgi azalması, Bildikleri isimleri hatırlamada zorlanma, Gereğinden fazla bir şeyi arama, Şahsiyetlerinde değişiklik, Zor konuları kavramada tıkanma gibi belirtileri olur. Orta durumda olan; İyi bildiği bir yerde kaybolmaları, Son olayları hatırlamamaları, Giyim kuşanma dâhil iş yaparken yardıma ihtiyaç duymaları, Normalinden fazla tartışmaları, Olmamış olayları hayal etmeleri, Uyku problemi yaşamaları, Çok dolaşmak istemeleri, Toparlama zorluğu çekmeleri ile belirginleşirler. Son evrede olanlar; Sözcük kullanma ve anlamada, Aile bireylerini tanımada, Kendini kollamada, Tek başına harekette becerileri yoktur. Birinci evre olan hafif hastalar için sağlıklı insandaki gibi ibadet ve diğer sorumluluklar devam eder. Son evrede olanlar için ise ibadet ve sorumluluk tamamen kalkar. Artık o bir akıl engellisi durumunda olur. Orta derecede hasta olanlarda ise anlık kararlar verilir. İş/ibadet yapacağı andaki durumu aklı yerinde ise akıllı değilse aksi karar verilir. Başkalarına verdikleri zarar tazmin edilmelidir. Boşamasının kıymeti yoktur. Ekonomik/yasal değeri olan sözleşme yapması muteber olmaz. Sözlerinin bağlayıcılığı yoktur. İkinci ve üçüncü derecedeki hastalar için veli/vasi tayin edilmesi gerekir.