İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Diyanet Fetva Kurulu

Soru

Vefk nedir? Yapılması ya da yaptırılması caiz midir?

Cevap

Türkçe’de uyum anlamına gelen vefk, bir dörtgen şekil içindeki bölümlere birtakım sayı ve harfler yazılarak meydana getirilen şekil olup, bunu yapanlar, vefk aracılığıyla Allah’ın kendilerini koruyacak bir cin görevlendireceğini iddia ederler. İslam dini, tevhid inancına zarar verdiği için falı, tılsımı ve büyüyü kesin olarak yasaklamıştır (el-Fetâvâ’l- Hindiyye, V, 459). Cinlerden ve şeytanlardan yardım isteme anlamına gelen ve manası anlaşılmayan sihir ve tılsımlar insanı şirke kadar götürebilecek işlerdir (Nevevî, el-Mecmu’, IX, 66). Zira bu gibi işlerde hep aldatma, kötülük ve zarar söz konusudur (Cassâs, Ahkâmu’l-Kur’an, I, 61).
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Ashab-ı Kiram böyle bir şey bilmiyorlardı. Onlar Kur'an’ı ve Allah’ın isimlerini beyinlerine nakşettiler. Kur'an da onları cennete taşıdı. Onların yaptığını yapan, onların kazandığını kazanır. Bizim gibi yazı çizi ile hayal kuranlar da hayal görür dururlar. Aklımızı başımıza alıp onların çizgisine dönmek zorundayız. Allah yardımcımız olsun.

Hocam ben vefk hakkında bilgi almak istiyorum. Esmalar ile yapılan vefkler caiz
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Vücuda iğneler batırılıp, açılan deliklere boyalı maddeler konularak yapılan dövme, eski çağlardan beri yapılan bir câhiliye âdeti olup sağlık açısından zararlı olduğu gibi dinen de yasaklanmıştır. Nitekim dikkat çekmek, daha güzel görünmek amacıyla yaratılıştan gelen özelliklerin değiştirilmesi İslâm dininde, fıtratı bozma kabul edilerek yasaklanmıştır. (en-Nisâ, 4/119) Hz. Peygamber (s.a.s.), vücuda dövme yapmak, dişleri incelterek seyrekleştirmek gibi ameliyeleri; yaratılışı değiştirmek, fıtratı bozmak kapsamında değerlendirmiş ve bunu yapanların ve yaptıranların Allah’ın rahmetinden uzak olacağını bildirmiştir. (Buhârî, Libâs, 83-87 [5935-5948]; Müslim, Libâs, 120 [2125]) Dolayısıyla dövme yaptırmak caiz değildir. (İbn Kudâme, el-Muğnî, 1/70)

Dövme yaptırmak caiz midir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Sihir kavramı iki anlamda kullanılmaktadır: Birincisi; cinler veya tabiatüstü olduğuna inanılan güçlerle yakınlık kurduğunu iddia ederek ve/veya gizli güçler atfedilen kemikler, cisimler, şekiller ve isimler gibi bazı nesneleri kullanarak iksir, tılsım, efsun vb. şeyler yapmak suretiyle ortaya koyulan işlerdir. İkincisi ise; el çabukluğu, göz boyama, renk ve duyu yanıltması, yaldızlı sözler söyleme, çeşitli ilaç, kimyasallar, teknik aletler kullanma gibi yollarla insanlarda farklı bir algı oluşturmayı amaçlayan işlemlerdir. İslâm geleneğinde bu tür uygulamalar da sihir kavramıyla ifade edilmektedir. Türkçede, sihir ve büyü kelimeleri eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Kadim toplumlarda yaygın olmakla beraber tarihin her döneminde insanların ilgisini çeken ve varlığını devam ettiren sihrin, yukarıda ifade edilen unsurları kullanarak birine iyilik ya da kötülük etmek veya onu zararlardan korumak, maddî-manevî bir menfaat sağlamak gibi amaçlarla yapıldığı görülmektedir. İslâm dini, sihirle uğraşmayı büyük günahlar arasında sayarak yasaklamıştır. (Buhârî, Tıb, 48 [ 5764]) Kur’ân-ı Kerîm, sihirle uğraşanların ahirette nasibi bulunmadığını ve onların şerrinden Allah’a sığınılması gerektiğini ifade etmiştir. (el-Bakara, 2/102; el-Felak, 113/4) Zira şeytan, cinler, ruhlar ve yıldızlar gibi varlık veya nesnelere Allah’ın kudreti üstünde bir güç nispet eden, onlarda olağanüstü bilgi ve güç iddiası varsayan bütün sihir türleri, İslâm’ın tevhid ve tevekkül inancına aykırı olup kişiyi şirke kadar götürebilmektedir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.) bir hadisinde, o günkü uygulamalardan biri olan düğüm yapıp sonra ona üflemek suretiyle sihir yapanların şirk koşmuş olduklarını ve nazar gibi etkilerden korunmak amacıyla bazı nesnelere sığınanların, Allah’ın yardımından mahrum kaldıklarını beyan etmektedir. (Nesâî, Tahrîmu’d-dem, 18 [4079]) Zira Müslüman’ın, kendisini her an koruyan, gözeten, dualarına icabet eden ilahi kudreti bırakıp Allah’ın verdiğinden başka bir gücü olmayan âciz varlıklara sığınması, İslâm’ın ilkelerine aykırı bir davranıştır. Bunların dışındaki göz bağcılığı, el çabukluğu, telkin gibi çeşitli beceri, teknik ve yöntemlerin kullanılması suretiyle insanları yanıltmaya, aldatmaya, zarara uğratmaya ve maddî-manevî yönden istismar etmeye yönelik davranışlar ise günahtır. Bununla birlikte el çabukluğu ya da göz boyama gibi usûlleri kullanarak sadece insanları eğlendirmek maksadıyla yapılan gösteriler dinen sakıncalı bir unsur barındırmadığı sürece bu kapsamda değerlendirilmez. Sonuç olarak müminlerin sihir veya büyü kapsamında değerlendirilecek her türlü davranıştan özenle kaçınması ve bu tür işlerle meşgul olanlara asla itibar etmemesi, sihirbazların, cinci ve üfürükçülerin tuzağına düşmemesi gerekir. Sihre maruz kaldığını düşünen kişiler, çare olarak alacakları tıbbi destek yanında, Hz. Peygamber’in (s.a.s.) öğrettiği dualarla Allah’a (c.c.) sığınmalıdır.

Sihir veya büyü yapmanın ve yaptırmanın dinî hükmü nedir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Aleykümselam. Tıbben uygun olmayan şeyleri yapmanız doğru olmaz. Dua her zaman edin.

Selamünaleyküm. Hocam, benim 6 yaşında bedensel özürlü oğlum var, yürüyemiyor. G
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

İnsanların hakkını çiğnemek olan her uygulama bir hak ihlalidir ve vebaldir.

Avukata para vererek, herkesin sıra beklediği yerde evrakı öne aldırıp işini yap
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

İslâm’da, yaratılıştan getirilen özellikleri (fıtrat) değiştirmeye yönelik tasarruf ve müdahaleler yasaklanmıştır. (en-Nisâ, 4/119; er-Rûm, 30/30) Hz. Peygamber (s.a.s.), güzelleşmek maksadıyla vücuda dövme yapmak, dişleri incelterek seyrekleştirmek gibi işlemleri, yaratılışı değiştirmek kapsamında değerlendirmiş ve bunu yapanların Allah’ın rahmetinden uzak olacağını ifade etmiştir. (Buhârî, Libâs, 83-87 [5935-5948]; Müslim, Libâs, 115-120 [2122-2125]) Bununla birlikte vücudun herhangi bir organında, diğer insanlar tarafından yadırganan, insanın psikolojik olarak etkilenmesine sebep olabilecek bir anormallik veya fazlalık bulunması durumunda bunun ameliyatla düzeltilmesi, fıtratı bozmak değil, bir tedavi işlemi olarak değerlendirilir. (Ebû Dâvûd, Hâtem, 7 [4232]; Tirmizî, Libâs, 31 [1770]) Yüzdeki kırışıklıkları gidermek için botulinum denilen zehirli (toksin) bir maddeden elde edilen sıvının, kırışıklıkların bulunduğu yere iğne ile az miktarda zerk edilmesini ifade eden “botoks” da genel amacı itibarı ile estetik müdahale niteliğindedir. Bu sebeple beden ya da ruh sağlığı açısından gerekli olmadıkça uygulanması caiz değildir.

Botoks yaptırmak caiz midir?

İNANÇ KONULARIYLA İLGİLİ MESELELER konusundaki diğer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

İslâm dini, büyük günahlar arasında saydığı sihri şiddetle yasaklamış, Kur’ân-ı Kerîm’de sihir yapanların ahiretten nasibi olmadığı ve bunu yapanların şerrinden Allah’a sığınılması gerektiği vurgulanmıştır. (el-Bakara, 2/102; el-Felak, 113/4) Hz. Peygamber (s.a.s.) de sihir yapmayı yedi büyük günah arasında saymıştır. (Buhârî, Vesâyâ, 23 [2766]; Hudûd, 44 [6857]; Müslim, Îmân, 145 [89]) Cahiliye devrinde sihir/büyü çok yaygındı. Cincilik, kâhinlik, yıldızlardan hüküm çıkarmak, fal oklarına başvurmak, iplere düğüm atıp üflemek gibi işlemler yapılırdı. Müşrikler bu durumun da etkisiyle işi, Kur’ân’ın bir sihir eseri olduğunu ileri sürmeye kadar vardırmışlardı. (Sâd, 38/4; ez-Zârîyât, 51/52) Sihre ve büyüye karşı en etkili çözüm, Allah’a sığınmak ve O’na güvenmektir. Hz. Peygamber (s.a.s.), her şeyin şerrinden Allah’a sığınarak sürekli Felak ve Nâs sûreleri ile Âyetü’l-kürsî’yi okumuştur. (Buhârî, Vekâlet, 10 [2311]; Fezâilü’l-Kur’ân, 10, 14 [5010, 5016-5017]) Ayrıca o, torunları Hz. Hasan (r.a.) ve Hz. Hüseyin’i (r.a.) nazar, büyü ve benzeri olumsuzluklardan korumak için şu duayı okumuştur: أَعُوذُ بِكَلِمَاتِ اللَّهِ التَّامَّةِ مِنْ كُلِّ شَيْطَانٍ وَهَامَّةٍ وَمِنْ كُلِّ عَيْنٍ لاَمَّةٍ “Her türlü şeytan ve zehirli haşarattan ve bütün kem gözlerden Allah’ın eksiksiz kelimelerine sığınırım.” (Buhârî, Ehâdîsü’l-enbiyâ, 10 [3371]) Bunun yanında sihre maruz kaldığını düşünen bir kimsenin, şifayı Allah’tan umarak güvendiği insanlara müracaatla kendisine Kur’ân okutması ve dua ettirmesinde bir sakınca yoktur. Din İşleri Yüksek Kurulu 28 Eylül 1979 tarih ve 1883 sayılı kararında Cenâb-ı Hak’tan şifa umarak hastalara Kur’ân-ı Kerîm ve şifa ile ilgili dualar okumanın caiz, halkı kandırmak ve gaipten haber vermek amacıyla üfürükçülük yapmanın ise dinen yasak olduğunu belirtmiştir.

Büyü ve sihirden korunmak için ne yapılmalıdır?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Yoga, Hinduizm ve Budizm’de kişiye birtakım ilahi bilgiler ve yetenekler kazandırarak onun arınmasına ve hakikate ulaşmasına aracı olması amacıyla uygulanan bir yöntemdir. Son yıllarda ülkemizde bedensel egzersiz ve psikolojik terapi faaliyetleri görünümünde yaygınlaşan yoga merkezlerinin önemli bir kısmı kendilerini bu dinlerden ayrıştırarak bağımsız yoga uygulayıcısı oldukları söylemiyle faaliyet göstermektedirler. Ancak yoganın dinî bir yönünün bulunmadığı ve zihinsel arınmayı amaçlayan alıştırmalar olduğu söylemi tam olarak gerçeği yansıtmamaktadır. Çünkü Hint dinlerinde yoga, dinî bir uygulama olarak varlığını sürdürmektedir. (Tümer, “Brahmanizm”, DİA, 6/331) Buna göre bir Müslüman’ın, başka bir dinin inanç ve ibadetlerine dayandığını bilerek yoga yapması caiz değildir. Zira bir Müslüman’ın İslâm’ın inanç esaslarını ve temel prensiplerini göz ardı etmesi, başka dinlere ve inançlara ait ibadet şekillerinden medet umması ve bunları benimsemesi düşünülemez.

Yoga yapmanın hükmü nedir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Muska; hastalık, göz değmesi, afetten korunmak veya kurtulmak gibi amaçlarla insanların yanlarında taşıdıkları, içinde bazı âyet, hadis ve duaların yazılı bulunduğu metindir. Çoğunlukla koruyucu bir malzemeye sarılı olarak kullanılır. Korku ve nazardan korunmak, bazı hastalıklardan şifa bulmak için dua etmek, Kur’ân-ı Kerîm’den âyetler okumak, caizdir. (Buhârî, Fezâilü’l-Kur’ân, 9 [5007]; Müslim, Selâm, 65-66 [2201]; İbn Mâce, Tıb, 35-36 [3517-3525]) Âyet ve dua gibi metinlerin bir şeye yazılıp insanların bedenlerine asılması veya iliştirilmesi konusunda Hz. Peygamber’den bir rivâyet yoktur. Ancak Abdullah b. Amr, Hz. Peygamber’in (s.a.s.) “Sizden biriniz uykuda korkarsa ‘Allah’ın gazab ve azabından ve kullarının şerrinden, şeytanların vesvesesinden ve yanıma gelmelerinden, eksikliği olmayan Allah’ın sözlerine sığınırım.’ desin. O takdirde, hiçbir şey ona zarar vermez.” buyurduğunu bildirmiş ve kendisi de bu duayı temyiz çağına gelen çocuklarına öğretip, temyiz çağına gelmeyen çocukları için yazıp boyunlarına asmıştır. (Ebû Dâvûd, Tıb, 19 [3893]; Tirmizî, De‘avât, 94 [3528]) Bazı âlimler, Kur’ân-ı Kerîm’den âyetlerin yazılıp muska yapılarak takılmasında bir sakınca görmemektedir. (Şâfiî, el-Ümm, 7/241; Zeylaî, Tebyîn, 1/58) Bununla birlikte muskadan medet umma, onu koruyucu olarak algılama, Allah’tan (c.c.) beklenilecek şeyleri muskadan bekleme gibi olumsuzluklara sebep olacaksa muska kullanılması caiz değildir. Bu bağlamda insanların duygularını istismar edenlere karşı da uyanık olunmalıdır.

Muska kullanmak caiz midir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Nazarın mahiyeti ve keyfiyeti kesin olarak bilinmemekle beraber, bazı kimselerin bakışlarıyla olumsuz etkiler meydana getirebildikleri dinen de kabul edilmektedir. Bir hadis-i şerifte, “(Nazardan) Allah’a sığının, çünkü nazar (göz değmesi) haktır.” (İbn Mâce, Tıb, 32 [3508]) buyrulmaktadır. Resûlullah’ın (s.a.s.) nazar değmesine karşı Âyetü’l-kürsî ile İhlâs ve Muavvizeteyn (Felak, Nâs) sûrelerini okuduğu; ashâbına da bunları okumalarını tavsiye ettiği; göz değmesinden kurtulmak için ayrıca doğrudan Allah Teâlâ’ya (c.c.) yakardığı rivâyet edilmektedir. (bk. Buhârî, Tıb, 32-38 [5735-5742]; Tirmizî, Tıb, 16 [2058]; İbn Mâce, Tıb, 32-36 [3508-3525]; Kâmil Miras, Tecrîd Tercemesi, 12/90) Nazar konusunda Hz. Peygamber’in tavsiyelerini uyguladıktan sonra sonucu Yüce Allah’tan beklemek İslâm inancının gereğidir. Dinimizde nihai etkiyi Allah’tan başkasına atfeden tutum, davranış ve inanışlar yasaklanmıştır. Bu sebeple nazar boncuğu ve benzeri şeylerin, bunlardan medet ummak amacıyla boyuna veya herhangi bir yere takılması caiz değildir. Bu tür davranışlarda bulunanlar hakkında Resûlullah (s.a.s.), “Kim nazarlık takarsa Allah onun işini tamama erdirmesin.” (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 4/154 [17440])buyurmuştur. Diğer bir hadiste ise nazarlık takan ve nazarlığa koruyucu etki atfeden kimsenin Allah’a ortak koşmuş olacağı ifade edilmiştir. (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 4/156 [17458]) Nazardan korunmak için böyle hurafeleri terk edip Hz. Peygamber’in öğrettiği duaları yapmak gerekir. (bk. Buhârî, Tıb, 32-38 [5735-5742]; Tirmizî, Tıb, 16 [2058]; İbn Mâce, Tıb, 32-36 [3508-3525]; Kâmil Miras, Tecrîd Tercemesi, 12/90) Bu çerçevede Felak ve Nâs sûreleri yanında Hz. Peygamber’in (s.a.s.) torunlarına yaptığı şu dua da okunmalıdır: “Her türlü şeytan ve zehirli haşarattan ve bütün kem gözlerden Allah’ın eksiksiz kelimelerine sığınırım.” (Buhârî, Ehâdîsü’l-enbiyâ, 10 [3371])

Göz değmesine karşı nazar boncuğu takmak caiz midir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Fısıltı, evham, şüphe, telkin, kuruntu demek olan vesvese yaygın olarak; kötü bir işin yapılması, iyi bir işin terk edilmesi veya geciktirilmesi ya da eksik yapılması için şeytanın insanı kışkırtması, aklını çelmesi ve akla kötü düşünceleri getirmesi anlamında kullanılır. Kur’an’da vesvesecinin (vesvâs) şerrinden Allah’a sığınılması emredilmiş, (en-Nâs, 114/1-6) şeytanın Hz. Âdem ile eşini cennetten vesvese yoluyla çıkardığı bildirilerek müminlerin bu konuda duyarlı olmaları istenmiştir. (el-A’râf, 7/20) Şeytanın insanı küfre sürükleme yollarından birisi de, onu şüphe ve tereddüde götürebilecek sorulardır. Kalpten geçen bu sorular, hiç şüphesiz şeytanın vesvesesi ile meydana gelmektedir. Nitekim Allah Resulü (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Şeytan sizden birinize gelerek ‘filan ve filan şeyi kim yarattı?’ der. O kişi ‘Allah yarattı’ deyince peki, ‘Allah’ı kim yarattı?’ der. İş bu dereceye varınca o kimse hemen Allah’a sığınsın ve o düşünceden uzaklaşsın!” (Buhârî, Bedü’l-halk, 11 [3276]; Müslim, Îmân, 214 [134]), “Allah’a iman ettim, desin!” (Müslim, Îmân, 212 [134]) Bu durum kişinin imanına herhangi bir zarar vermez. Ashab-ı Kiram’dan bazıları Resul-i Ekrem’e (s.a.s.) gelerek içlerinden, söylemeye dahi cesaret edemeyecekleri vesveseler geçtiğinden yakınmışlar; Resûlullah (s.a.s.) da bu durumun onlardaki kesin ve katıksız imana delâlet ettiğini, ümmetinin bu tür vesveselerden dolayı -telkin edilenleri yapmadıkları sürece- sorumlu tutulmayacağını bildirmiştir. (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 2/255 [7464]; 6/106 [24796]; Müslim, Îmân, 201-205, 211 [127-129, 133]) Bir kimsenin abdest ve namaz sırasında bazı uygulamaları eksik yaptığı hususunda kuşkuya düşmesi ve evhamlanması hali de sık karşılaşılan vesveselerdendir. Bu tür kuruntulardan sakınılması veya onların üzerinde durulmaması öğütlenmiştir. (Ebû Dâvûd, Ṣalât, 161 [905-906]; Tirmîzî, Ṭahâret, 43 [57]) Sonuç olarak kişilerin, içlerinden bir sesin fısıldadığını söyledikleri küfür vb. ifadeleri, vesvese kapsamında olup imanlarına ve dinlerine zarar vermez.

Müslüman bir kimsenin inanç konularında şüpheye düşmesi, vesveseye kapılması din
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Fısıltı, evham, şüphe, telkin, kuruntu demek olan vesvese yaygın olarak; kötü bir işin yapılması, iyi bir işin terk edilmesi veya geciktirilmesi ya da eksik yapılması için şeytanın insanı kışkırtması, aklını çelmesi ve akla kötü düşünceleri getirmesi anlamında kullanılır. Vesveseden kurtulmak için kişi, her şeyden önce Allah’ın kulları için dinde zorluk değil kolaylık dilediğini bilmelidir. Aynı zamanda samimiyet içinde Allah’a sığınmalı, kalbinin onaylamadığı düşüncelerin kendi inancı olmadığını bilerek kötümserlik, endişe ve korkudan kurtulmalıdır. Ayrıca kişinin manevi destek olarak abdestli olmaya özen göstermesi, dua ederek Allah’tan şifa istemesi, ibadetlerini düzgün ve devamlı bir şekilde yapmaya gayret etmesi, kalbine olumsuz düşünceler geldiğinde Fâtiha, Felak ve Nâs surelerini okuması tavsiye edilir. Ayrıca bir kimsenin abdest ve namaz sırasında bazı uygulamaları eksik yaptığı hususunda kuşkuya düşmesi ve evhamlanması hali de sık karşılaşılan vesveselerdendir. Bu tür kuruntulardan sakınılması veya onların üzerinde durulmaması Hz. Peygamber (s.a.s.) tarafından tavsiye edilmiştir. (Ebû Dâvûd, Ṣalât, 161 [905-906]; Tirmizî, Ṭahâret, 43 [57]) Öte yandan vesvesenin tıp biliminde hastalık olarak tanımlanan bir türü de vardır. Bu hastalık “irade dışı gelen, kişiyi tedirgin eden, bilinçli çaba ile uzaklaştırılamayan düşünceler” şeklinde tanımlanmaktadır. Bu tür rahatsızlığı olanların manevi destekle beraber tıbbî tedavi yöntemlerine başvurmaları tavsiye edilir.

Vesvese nedir? Vesveseden kurtulmanın yolları nelerdir?

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.