Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Yoga yapmanın hükmü nedir?
Cevap
Benzer fetvalar
Yoga bir din anlayışının ibadet sahnelerinden oluşmaktadır. O din de batıldır, beşeridir. Dünya çapında bir spor gibi gösterilmesi sadece bir şeytan tuzağıdır. Bütün dinleri ekseninde birleştirmek gibi bir safsata üzerine yoğunlaştırılmış yoga için müspet bir şey söyleyemeyiz. Biz ne istendiğini hissedemiyor olsak da özü budur. Dış görüntü itibariyle haram olmasını gerektirecek şeyler giderilebilir gibi duruyorsa da o hareketlerin etkisinin akideye sızabileceği kanaatindeyiz. Özünde güneşe secde etmek olan bir idrakin tevhid akidesine ters olduğu açıktır. En azından putperest bir toplumu taklit söz konusudur. Hiç değilse bir vakit zayiatıdır ortadaki. Kör taklit ve kitlesel yönlendirilmelere açık olmak da çabası.
Sadece belli beden hareketleri olarak bakıldığında yoga için haramlık belgesi bulunmayabilir. Yoktur da. Ne var ki bütün dünyada YOGA sözcüğü ilk kulağa geldiğinde Hinduizm, Budizm ve Janizm gibi putçuluk, ırk denebilecek sistemleri akla getirmektedir. Bu da demektir ki içinde bal varsa da o balı çöpten üreteceksiniz. Çiçekten bal üretmek varken neden çöpten üretesiniz. Ateşin etrafında dönmenin ne anlamı vardır. Bari adına yoga demeyin. Spor veya başka bir isim verin. Mü'min bir bayan olarak küfre ait kelimeleri bile telaffuz etmekten kaçınacak hassasiyeti göstermeli değil misiniz?
Meditasyon, yoga etkisinde bir hurafe olmaya daha yakındır. Bu sebeple bir fizyoterapi olmayan yani tıbbın önerdiği bir yöntem olmayan işleri faydalı da bulmayız, uygun da görmeyiz.
Vücuda zarar vermeyen, sağlığa faydalı olan egzersizler dinen yasak değildir. Aksine, vücudu sağlıklı tutmak teşvik edilir. Yüz egzersizleri de bir tür sağlık ve bakım uygulamasıdır. Bunu kendini daha iyi hissetmek, sağlığını korumak ve doğal güzelliği muhafaza etmek amacıyla yapmakta bir sakınca yoktur.
İyilik, iyiliktir. Merhamet, merhamettir. Müslüman da olsa kâfir de olsa can taşıyana yardımcı olunursa sevap kazanılır. İyiliğe ve merhamete muhtaç olana da dini sorulmaz. Kâfirlere meyletme/benzeme gibi bir risk olmadığı sürece iyilik yarışıdır. Yaptığı iş mübarek ve içi de rahat olsun.
Kâfir olma konusu son zamanlarda hassas bir mesele hâline geldiği için, bu konuda biraz daha ayrıntılı bilgi vermek istiyorum. Bir insanı dinden çıkaran ve ebedî cehennemlik kılan küfürdür. Büyük küfür, kişinin İslam'ın temel esaslarını inkâr etmesi veya onları küçümseyip alaya almasıyla gerçekleşir. Başlıca türleri şunlardır: Allah'ın varlığını, birliğini, peygamberleri veya Kur'an'ı inkâr etmek. İslam'ın kesin bir hükmünden şüphe duymak (örneğin ahiretin varlığından). İslam'ın hükümlerini veya peygamberi alaya almak. Allah'tan başkasına ibadet etmek veya şirk koşmak. İslam'ın açık bir emrini tamamen reddederek terk etmek. İslam'da, kişiyi küfre götüren bazı ameller ve sözler vardır. Ancak bunlar doğrudan niyet ve bilinçle yapılırsa tehlikelidir. Örneğin: İslam'ı ve şiarlarını aşağılamak:Kur'an'ı, namazı, orucu, tesettürü alaya almak gibi. Allah'a veya Peygamber'e hakaret:Bu tür söz ve davranışlar kesinlikle küfürdür. Şirk koşmak:Allah'tan başkasına ibadet etmek veya Allah'ın sıfatlarını başka varlıklara atfetmek. Dini emirleri alaya almak:Ciddiyetsiz veya küçümseyici bir şekilde İslam'la ilgili şakalar yapmak. Bir Müslüman'ın İslam'a aykırı bir düzen veya devlette çalışması onu doğrudan küfre sokmaz. Burada niyet ve yapılan işin mahiyeti önemlidir: Eğer kişi, çalıştığı yerde İslam'a aykırı işler yapıyor, zulme veya harama destek veriyorsa bu büyük bir sorumluluk doğurur. Ancak bir Müslüman, geçimini sağlamak veya helal bir iş yapmak için böyle bir yerde çalışıyorsa bu durum günah veya küfür olarak değerlendirilmez. Özetle, küfür ciddi bir konudur ve kişinin hem diline hem de amellerine dikkat etmesi gerekir. Ancak Allah’ın rahmeti çok geniştir ve hatalar tevbe ile affolunur. Çalıştığınız veya bulunduğunuz yerle ilgili ise amacınız İslam'a uygun şekilde yaşamak ve helal kazanç sağlamaksa, bundan dolayı küfre düşmezsiniz.
İNANÇ KONULARIYLA İLGİLİ MESELELER konusundaki diğer fetvalar
Türkçe’de uyum anlamına gelen vefk, bir dörtgen şekil içindeki bölümlere birtakım sayı ve harfler yazılarak meydana getirilen şekil olup, bunu yapanlar, vefk aracılığıyla Allah’ın kendilerini koruyacak bir cin görevlendireceğini iddia ederler. İslam dini, tevhid inancına zarar verdiği için falı, tılsımı ve büyüyü kesin olarak yasaklamıştır (el-Fetâvâ’l- Hindiyye, V, 459). Cinlerden ve şeytanlardan yardım isteme anlamına gelen ve manası anlaşılmayan sihir ve tılsımlar insanı şirke kadar götürebilecek işlerdir (Nevevî, el-Mecmu’, IX, 66). Zira bu gibi işlerde hep aldatma, kötülük ve zarar söz konusudur (Cassâs, Ahkâmu’l-Kur’an, I, 61).
İslâm dini, büyük günahlar arasında saydığı sihri şiddetle yasaklamış, Kur’ân-ı Kerîm’de sihir yapanların ahiretten nasibi olmadığı ve bunu yapanların şerrinden Allah’a sığınılması gerektiği vurgulanmıştır. (el-Bakara, 2/102; el-Felak, 113/4) Hz. Peygamber (s.a.s.) de sihir yapmayı yedi büyük günah arasında saymıştır. (Buhârî, Vesâyâ, 23 [2766]; Hudûd, 44 [6857]; Müslim, Îmân, 145 [89]) Cahiliye devrinde sihir/büyü çok yaygındı. Cincilik, kâhinlik, yıldızlardan hüküm çıkarmak, fal oklarına başvurmak, iplere düğüm atıp üflemek gibi işlemler yapılırdı. Müşrikler bu durumun da etkisiyle işi, Kur’ân’ın bir sihir eseri olduğunu ileri sürmeye kadar vardırmışlardı. (Sâd, 38/4; ez-Zârîyât, 51/52) Sihre ve büyüye karşı en etkili çözüm, Allah’a sığınmak ve O’na güvenmektir. Hz. Peygamber (s.a.s.), her şeyin şerrinden Allah’a sığınarak sürekli Felak ve Nâs sûreleri ile Âyetü’l-kürsî’yi okumuştur. (Buhârî, Vekâlet, 10 [2311]; Fezâilü’l-Kur’ân, 10, 14 [5010, 5016-5017]) Ayrıca o, torunları Hz. Hasan (r.a.) ve Hz. Hüseyin’i (r.a.) nazar, büyü ve benzeri olumsuzluklardan korumak için şu duayı okumuştur: أَعُوذُ بِكَلِمَاتِ اللَّهِ التَّامَّةِ مِنْ كُلِّ شَيْطَانٍ وَهَامَّةٍ وَمِنْ كُلِّ عَيْنٍ لاَمَّةٍ “Her türlü şeytan ve zehirli haşarattan ve bütün kem gözlerden Allah’ın eksiksiz kelimelerine sığınırım.” (Buhârî, Ehâdîsü’l-enbiyâ, 10 [3371]) Bunun yanında sihre maruz kaldığını düşünen bir kimsenin, şifayı Allah’tan umarak güvendiği insanlara müracaatla kendisine Kur’ân okutması ve dua ettirmesinde bir sakınca yoktur. Din İşleri Yüksek Kurulu 28 Eylül 1979 tarih ve 1883 sayılı kararında Cenâb-ı Hak’tan şifa umarak hastalara Kur’ân-ı Kerîm ve şifa ile ilgili dualar okumanın caiz, halkı kandırmak ve gaipten haber vermek amacıyla üfürükçülük yapmanın ise dinen yasak olduğunu belirtmiştir.
Muska; hastalık, göz değmesi, afetten korunmak veya kurtulmak gibi amaçlarla insanların yanlarında taşıdıkları, içinde bazı âyet, hadis ve duaların yazılı bulunduğu metindir. Çoğunlukla koruyucu bir malzemeye sarılı olarak kullanılır. Korku ve nazardan korunmak, bazı hastalıklardan şifa bulmak için dua etmek, Kur’ân-ı Kerîm’den âyetler okumak, caizdir. (Buhârî, Fezâilü’l-Kur’ân, 9 [5007]; Müslim, Selâm, 65-66 [2201]; İbn Mâce, Tıb, 35-36 [3517-3525]) Âyet ve dua gibi metinlerin bir şeye yazılıp insanların bedenlerine asılması veya iliştirilmesi konusunda Hz. Peygamber’den bir rivâyet yoktur. Ancak Abdullah b. Amr, Hz. Peygamber’in (s.a.s.) “Sizden biriniz uykuda korkarsa ‘Allah’ın gazab ve azabından ve kullarının şerrinden, şeytanların vesvesesinden ve yanıma gelmelerinden, eksikliği olmayan Allah’ın sözlerine sığınırım.’ desin. O takdirde, hiçbir şey ona zarar vermez.” buyurduğunu bildirmiş ve kendisi de bu duayı temyiz çağına gelen çocuklarına öğretip, temyiz çağına gelmeyen çocukları için yazıp boyunlarına asmıştır. (Ebû Dâvûd, Tıb, 19 [3893]; Tirmizî, De‘avât, 94 [3528]) Bazı âlimler, Kur’ân-ı Kerîm’den âyetlerin yazılıp muska yapılarak takılmasında bir sakınca görmemektedir. (Şâfiî, el-Ümm, 7/241; Zeylaî, Tebyîn, 1/58) Bununla birlikte muskadan medet umma, onu koruyucu olarak algılama, Allah’tan (c.c.) beklenilecek şeyleri muskadan bekleme gibi olumsuzluklara sebep olacaksa muska kullanılması caiz değildir. Bu bağlamda insanların duygularını istismar edenlere karşı da uyanık olunmalıdır.
Nazarın mahiyeti ve keyfiyeti kesin olarak bilinmemekle beraber, bazı kimselerin bakışlarıyla olumsuz etkiler meydana getirebildikleri dinen de kabul edilmektedir. Bir hadis-i şerifte, “(Nazardan) Allah’a sığının, çünkü nazar (göz değmesi) haktır.” (İbn Mâce, Tıb, 32 [3508]) buyrulmaktadır. Resûlullah’ın (s.a.s.) nazar değmesine karşı Âyetü’l-kürsî ile İhlâs ve Muavvizeteyn (Felak, Nâs) sûrelerini okuduğu; ashâbına da bunları okumalarını tavsiye ettiği; göz değmesinden kurtulmak için ayrıca doğrudan Allah Teâlâ’ya (c.c.) yakardığı rivâyet edilmektedir. (bk. Buhârî, Tıb, 32-38 [5735-5742]; Tirmizî, Tıb, 16 [2058]; İbn Mâce, Tıb, 32-36 [3508-3525]; Kâmil Miras, Tecrîd Tercemesi, 12/90) Nazar konusunda Hz. Peygamber’in tavsiyelerini uyguladıktan sonra sonucu Yüce Allah’tan beklemek İslâm inancının gereğidir. Dinimizde nihai etkiyi Allah’tan başkasına atfeden tutum, davranış ve inanışlar yasaklanmıştır. Bu sebeple nazar boncuğu ve benzeri şeylerin, bunlardan medet ummak amacıyla boyuna veya herhangi bir yere takılması caiz değildir. Bu tür davranışlarda bulunanlar hakkında Resûlullah (s.a.s.), “Kim nazarlık takarsa Allah onun işini tamama erdirmesin.” (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 4/154 [17440])buyurmuştur. Diğer bir hadiste ise nazarlık takan ve nazarlığa koruyucu etki atfeden kimsenin Allah’a ortak koşmuş olacağı ifade edilmiştir. (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 4/156 [17458]) Nazardan korunmak için böyle hurafeleri terk edip Hz. Peygamber’in öğrettiği duaları yapmak gerekir. (bk. Buhârî, Tıb, 32-38 [5735-5742]; Tirmizî, Tıb, 16 [2058]; İbn Mâce, Tıb, 32-36 [3508-3525]; Kâmil Miras, Tecrîd Tercemesi, 12/90) Bu çerçevede Felak ve Nâs sûreleri yanında Hz. Peygamber’in (s.a.s.) torunlarına yaptığı şu dua da okunmalıdır: “Her türlü şeytan ve zehirli haşarattan ve bütün kem gözlerden Allah’ın eksiksiz kelimelerine sığınırım.” (Buhârî, Ehâdîsü’l-enbiyâ, 10 [3371])
Fısıltı, evham, şüphe, telkin, kuruntu demek olan vesvese yaygın olarak; kötü bir işin yapılması, iyi bir işin terk edilmesi veya geciktirilmesi ya da eksik yapılması için şeytanın insanı kışkırtması, aklını çelmesi ve akla kötü düşünceleri getirmesi anlamında kullanılır. Kur’an’da vesvesecinin (vesvâs) şerrinden Allah’a sığınılması emredilmiş, (en-Nâs, 114/1-6) şeytanın Hz. Âdem ile eşini cennetten vesvese yoluyla çıkardığı bildirilerek müminlerin bu konuda duyarlı olmaları istenmiştir. (el-A’râf, 7/20) Şeytanın insanı küfre sürükleme yollarından birisi de, onu şüphe ve tereddüde götürebilecek sorulardır. Kalpten geçen bu sorular, hiç şüphesiz şeytanın vesvesesi ile meydana gelmektedir. Nitekim Allah Resulü (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Şeytan sizden birinize gelerek ‘filan ve filan şeyi kim yarattı?’ der. O kişi ‘Allah yarattı’ deyince peki, ‘Allah’ı kim yarattı?’ der. İş bu dereceye varınca o kimse hemen Allah’a sığınsın ve o düşünceden uzaklaşsın!” (Buhârî, Bedü’l-halk, 11 [3276]; Müslim, Îmân, 214 [134]), “Allah’a iman ettim, desin!” (Müslim, Îmân, 212 [134]) Bu durum kişinin imanına herhangi bir zarar vermez. Ashab-ı Kiram’dan bazıları Resul-i Ekrem’e (s.a.s.) gelerek içlerinden, söylemeye dahi cesaret edemeyecekleri vesveseler geçtiğinden yakınmışlar; Resûlullah (s.a.s.) da bu durumun onlardaki kesin ve katıksız imana delâlet ettiğini, ümmetinin bu tür vesveselerden dolayı -telkin edilenleri yapmadıkları sürece- sorumlu tutulmayacağını bildirmiştir. (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 2/255 [7464]; 6/106 [24796]; Müslim, Îmân, 201-205, 211 [127-129, 133]) Bir kimsenin abdest ve namaz sırasında bazı uygulamaları eksik yaptığı hususunda kuşkuya düşmesi ve evhamlanması hali de sık karşılaşılan vesveselerdendir. Bu tür kuruntulardan sakınılması veya onların üzerinde durulmaması öğütlenmiştir. (Ebû Dâvûd, Ṣalât, 161 [905-906]; Tirmîzî, Ṭahâret, 43 [57]) Sonuç olarak kişilerin, içlerinden bir sesin fısıldadığını söyledikleri küfür vb. ifadeleri, vesvese kapsamında olup imanlarına ve dinlerine zarar vermez.
Fısıltı, evham, şüphe, telkin, kuruntu demek olan vesvese yaygın olarak; kötü bir işin yapılması, iyi bir işin terk edilmesi veya geciktirilmesi ya da eksik yapılması için şeytanın insanı kışkırtması, aklını çelmesi ve akla kötü düşünceleri getirmesi anlamında kullanılır. Vesveseden kurtulmak için kişi, her şeyden önce Allah’ın kulları için dinde zorluk değil kolaylık dilediğini bilmelidir. Aynı zamanda samimiyet içinde Allah’a sığınmalı, kalbinin onaylamadığı düşüncelerin kendi inancı olmadığını bilerek kötümserlik, endişe ve korkudan kurtulmalıdır. Ayrıca kişinin manevi destek olarak abdestli olmaya özen göstermesi, dua ederek Allah’tan şifa istemesi, ibadetlerini düzgün ve devamlı bir şekilde yapmaya gayret etmesi, kalbine olumsuz düşünceler geldiğinde Fâtiha, Felak ve Nâs surelerini okuması tavsiye edilir. Ayrıca bir kimsenin abdest ve namaz sırasında bazı uygulamaları eksik yaptığı hususunda kuşkuya düşmesi ve evhamlanması hali de sık karşılaşılan vesveselerdendir. Bu tür kuruntulardan sakınılması veya onların üzerinde durulmaması Hz. Peygamber (s.a.s.) tarafından tavsiye edilmiştir. (Ebû Dâvûd, Ṣalât, 161 [905-906]; Tirmizî, Ṭahâret, 43 [57]) Öte yandan vesvesenin tıp biliminde hastalık olarak tanımlanan bir türü de vardır. Bu hastalık “irade dışı gelen, kişiyi tedirgin eden, bilinçli çaba ile uzaklaştırılamayan düşünceler” şeklinde tanımlanmaktadır. Bu tür rahatsızlığı olanların manevi destekle beraber tıbbî tedavi yöntemlerine başvurmaları tavsiye edilir.