Fetva Meclisi
Soru
YOGA hakkında ne düşünmeliyiz, yapılmasını tavsiye edebilir misiniz?
Cevap
Benzer fetvalar
Sadece belli beden hareketleri olarak bakıldığında yoga için haramlık belgesi bulunmayabilir. Yoktur da. Ne var ki bütün dünyada YOGA sözcüğü ilk kulağa geldiğinde Hinduizm, Budizm ve Janizm gibi putçuluk, ırk denebilecek sistemleri akla getirmektedir. Bu da demektir ki içinde bal varsa da o balı çöpten üreteceksiniz. Çiçekten bal üretmek varken neden çöpten üretesiniz. Ateşin etrafında dönmenin ne anlamı vardır. Bari adına yoga demeyin. Spor veya başka bir isim verin. Mü'min bir bayan olarak küfre ait kelimeleri bile telaffuz etmekten kaçınacak hassasiyeti göstermeli değil misiniz?
Yoga, Hinduizm ve Budizm’de kişiye birtakım ilahi bilgiler ve yetenekler kazandırarak onun arınmasına ve hakikate ulaşmasına aracı olması amacıyla uygulanan bir yöntemdir. Son yıllarda ülkemizde bedensel egzersiz ve psikolojik terapi faaliyetleri görünümünde yaygınlaşan yoga merkezlerinin önemli bir kısmı kendilerini bu dinlerden ayrıştırarak bağımsız yoga uygulayıcısı oldukları söylemiyle faaliyet göstermektedirler. Ancak yoganın dinî bir yönünün bulunmadığı ve zihinsel arınmayı amaçlayan alıştırmalar olduğu söylemi tam olarak gerçeği yansıtmamaktadır. Çünkü Hint dinlerinde yoga, dinî bir uygulama olarak varlığını sürdürmektedir. (Tümer, “Brahmanizm”, DİA, 6/331) Buna göre bir Müslüman’ın, başka bir dinin inanç ve ibadetlerine dayandığını bilerek yoga yapması caiz değildir. Zira bir Müslüman’ın İslâm’ın inanç esaslarını ve temel prensiplerini göz ardı etmesi, başka dinlere ve inançlara ait ibadet şekillerinden medet umması ve bunları benimsemesi düşünülemez.
Kâfirlerin ürettiği her şeyin haram olması gerekmiyor. Faydalıdır veya değildir ayrı bir mesele ama kas germe egzersizi neticede insan bedeni için geliştirilmiş bir uygulamadır. Yoga ise daha çok ibadet mantığı ile yapıldığından sakıncalıdır deriz. İkisi arasında benzerlik bulunuyor diye ikisinin de sakıncalı olması gerekmez.
Meditasyon, yoga etkisinde bir hurafe olmaya daha yakındır. Bu sebeple bir fizyoterapi olmayan yani tıbbın önerdiği bir yöntem olmayan işleri faydalı da bulmayız, uygun da görmeyiz.
Vücuda dövme yaptırmayı, abdest ve gusülden ötürü yasak sayma yerine, Allah'ın yarattığı bedenimizde kalıcı bir değişiklik yapmanın caiz olmadığını bilmemiz gerekiyor. Dövmenin yasak olması da bundan dolayıdır. Bedene kalıcı değişiklik ancak, tıbbî bir nedenle olabilir. Arkadaşınızın kökleşmiş fikirlerini değiştirmeye çalışırken onu inat seviyesine getirmemeye de dikkat etmelisinz. Allah heva ve heves peşinde koşmaktan bizi korusun.
Bu bir hastalıktır. Tamamen kurtulmak mümkün olmasa da en asgariye indirmek mümkündür. Bunun için de şunları uygulayabilirsiniz: a- Bununla ilgili âyet ve hadisleri ders olarak hazmedin. Dinimiz bu tür hastalıklar için neler tavsiye ediyor onu bilin. b- Çevre seçici olun. Bu hususta zafiyeti olanları elemeye çalışın. c- Arkadaşlarınızla bu konuyu gündem yapın, çirkinliğini sık sık gündeme getirin. Neticede sizin bu konudaki hassasiyetinizi bilsinler; hem onlar sakınsın hem sizin tutumunuz gereği size saygı göstermek zorunda kalsınlar. d- Sürekli okuyan, yazan biri olmaya bakın. Bu şu demektir: Kendinizi kültürle dolu biri yapın. e- Zikir yapmayı ilke edinin. Zikir şudur: Boş kaldığınızda ezber bildiğiniz âyetleri okuyun. Sureleri tekrar edin. Tesbih yapın. Mesela, on defa ‘subhanellah’ deyin. f- Her şeye rağmen yine bataklığa düşerseniz istiğfar edin, tevbe edin. Tekrar etmemeye azmedin. g- …Ve dua etmeyi unutmayın. Her gün dua edin. Dua mü'minin silahıdır.
batıl konusundaki diğer fetvalar
Kaldığınız otelde haram bir durum yok ve siz haram bir temasta değilseniz hiçbir sakıncası olmaz. Huzursuz olacağınız bir evde olmanızdan da daha iyi olur. Allah mübarek etsin.
Hiçbiri yoktur. Müslüman’ın bunlarla ilgilenecek aklı ve vakti de yoktur. Olmamalıdır.
Bu ümmetin büyükleri yani SELEFİSALİHİN’i üzerinden ele alındığında imanlarının şu noktalar üzerinden büyük kaldığı anlaşılacaktır: Batılı ve küfrü tamamen sıfırlayarak imana girdiler. Bir kap olarak tertemiz yaptıkları kalplerine kelimeyi tevhidi yerleştirdiler. Böyle olunca da pürüzsüz bir iman sahibi olma yolu onlara açılmış oldu. Allah’ın emirleri ve Peygamber aleyhisselamın tavsiyeleri asla tartışmadıkları ve yüzde yüz itaat ettikleri konular oldu. İman mücadelesinin kolay olmayacağını, zor bir yol kat edeceklerini bildiler. Sabır ve sebat için ellerinden geleni yaptılar. Allah’ın vaat ettiği cennet ve sevap konusunda hiçbir tereddütleri olmadı. Cenneti adeta gözlerinin önünde gördüler, cehennemi paçalarını tutuşturacak kadar yakınlarında bildiler. Tembellik ve hantallıkla karşılaştıklarında yıkılmadılar, düştükleri yerden kalkmak olarak tarif edilebilecek bir yenilenme ve tazelenme içinde oldular. Tevbeyi ve istiğfarı parola edindiler. Bitmez tükenmez dualarla Allah’a yöneldiler. Duanın onlara her kapıyı açacağını bildiler.
Allah’ın yarattığı her nimetin kendi ekseninde güzelliği/yararı vardır. Karpuzu da böyle görebiliriz. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem karpuz yemiştir, bu konuda bilgimiz vardır. Karpuzun fazileti ile alakalı ise hadis yoktur, olanlar batıl sözlerden oluşmaktadır.
Kuru kemiğin faydası ile alakalı bir dini malumatımız yoktur. Gelenek ve örf ile alakalı olmalıdır.
Bu tür uygulamalarda: a- Bir batıl dinin akidesini taklit edip etmediğine, b- Sağlık alanında yetkili makamın buna izin verip vermediğine bakarız. Eğer bu uygulamada bir batıl dine ait simgeler taklit ediliyor ve ondan şifa umuluyorsa ya da sağlıkta yetkili makamlar bunu sakıncalı buluyorsa yapılmasının caiz olmayacağına kani oluruz.