Fetva Meclisi
Soru
Ümmetimizin geçmişinde imanı güçlü insanların o güçlü imana ulaşmalarında onlara katkı sağlayan farklılıklar var mıdır? Neden aynı şeylere iman ettiğimiz halde bizim imanımız öyle büyük ve güçlü olmuyor? Nelere dikkat edersek bizim için de o yol açılmış olur?
Cevap
Benzer fetvalar
Kesinlikle bu sözünüz boşunadır ve yersizdir. Bu bir umutsuzluktur, adeta kanserdir. Beyninizden bu hücreyi sökün atın. Şeytan sizi en umulmaz noktadan bitirmeye çalışıyor. Allah Teâlâ muhafaza buyursun. Doğrudur, bizim Nuh aleyhisselam kadar ömrümüz yoktur ki büyük ve çok ibadetler yapalım. Bu doğrudur. Bir başka doğru da mü'min kalmanın çok zorlaştığı bir zamanda yaratılmış olmamızdır. Her şeye rağmen unutmamamız gereken büyük hakikatler de vardır. Şunları da unutmamalıyız: • Dünya ve ahiretin efendisi Muhammed aleyhisselamın ümmetiyiz. Elhamdülillah. Bu durum bizim için bir elimizde güneşi tutmamız kadar büyük bir lütuftur. Biiznillah kıyamet günü bunu bir fark olarak bulacağız. Böyle büyük bir gerçek unutulabilir mi? Bu büyük nimete sahip olan bir neslin elbette imtihanı da ağır ve uzun olacaktır. Dert etmeye gerek yoktur. Sabır ve gayretle geçiririz bu imtihanları Allah’ın izni ile. • Allah Teâlâ imtihanımızın ağır ve uzun olacağını biliyordu, o yazdı bunu bize zaten. O nedenle de az işle çok ecir kazanma fırsatı da verdi bize. Düşünebiliyor musunuz, ahlâk bile terazimize konacak kıyamet günü. Nazik bir tebessümün bile sevap olarak yazılmasını düşünebiliyor musunuz? • Umutsuz olmaya gerek yoktur. Umutsuzluk şeytanın sebep olduğu bir kanserdir. Umutsuzluk yerine çokça namaz kılarak, istiğfar ederek ve benzeri Rabbimizin razı olacağı işler yaparak cennete hazırlanmalıyız. Sadece SEYYİDÜLİSTİĞFAR okuyarak neler kazanabileceğimizi düşünmemiz bile umutlu olmamız için yeterlidir. Saliha bir kadına vaat edilen cennet müjdelerini düşününce dahi umut dolmamız için yeterli sebep var demektir. Şeytanın propagandalarına takılacak yerde Allah’ın vaatlerine bakarız ve yürürüz biiznillah.
Dinimize ait meseleleri günlük tartışma konusu yapmamız, bile bile kendimizi ateşe atmamız olabilir. Bu konu ne yazık ki, pratikte hiçbir Müslümana dünya veya ahiret faydası getirmeyecek bir tartışma olduğu halde uluorta konuşulabilmektedir. Başta Ashab-ı Kiram olmak üzere Selef-i Salihin böyle bir cedelleşmeye girmediler. Kur'an'da ve hadislerde geçeni olduğu gibi aldılar, inanıp dinlerini yaşadılar, ahiretleri için hazırlandılar. Bu mesele bugünkü tartışılan şekli ile onların gündeminde yoktu. Daha sonraki nesiller, gelişen felsefe akımlarının ifsadını önlemek için bu meselede “şöyle dense daha iyi olur” tarzında teoriler ürettiler. İlk nesil veya sonrakiler, bizim bugünkü düştüğümüz seküler bataklığı görselerdi bize “siz önce iman edin” derlerdi. Zira mevcut imana ait görüntümüz, bu mesele ile bağlantı kurulduğunda temeli olmayan bir binaya çatı yapmaya benzeyecek kadar zayıf ve dağınıktır. İbadetlerle ilgili halimiz ise çok daha vahimdir. Bunlar gayet önemli meseleler ama bizim gibi laiklik ve dünyevileşmenin girdabına düşmüşler için çok ötelerde durmaktadır. Allah Teâlâ muinimiz olsun. Âmin.
Peygamber aleyhisselam efendimizden sonra bir çeşit peygamberlik iddiasında bulunan ve ona destek olan, onu kabul eden herkes elbette kâfirdir. Doğru düşünmüşsünüz. Şu iki hususa dikkat edin bundan sonra: a- Bizzat birisinin üzerinde kâfir olduğunu söylemek tam bir tespit gerektirir, çok dikkatli olunmalıdır. Genel olarak kâfir olur demek başkadır ‘şu kişi kâfirdir’ sözü başkadır. b- Siyasi olarak kendimizi yıpratmamalıyız. Yani polislik olmadan yapacağınızı yapın. Allah yardımcınız olsun.
Selamünaleyküm. nBunun gibi pek çok hadis vardır. Bu bir kuraldır: Cehennemde sıfır imanlı olanlar yani kâfirlerden başkası sonsuza kadar kalmayacaktır. Müm'inler ise dünya hayatında günah işledilerse ve tevbe etmeden öldülerse, günahlarının gerektirdiği kadar cehennemde kalacaklardır. Sonra da Allah Teâlâ'nın lütfu ile cehennemden çıkıp cennete gireceklerdir. Tabii bu durum, mü'minin günahlarını Allah Teâlâ'ınn affetmemesi hâlindedir. Af görürse zaten kurtulacaktır. Allah Teâlâ sonumuz hayertsin.
Bir kere dünyada ne kadar ümmet vardı, kim nerede yaşadı gibi soruların net bir cevabı yoktur elimizde. Sadece Kur'an’ımızın aktardıkları ve hadislerde geçenler hakkında kesin bilgiye sahibiz. Genel olarak zikredilenler üzerinden bakıldığında eski ümmetlerin helak olma nedenleri sekiz başlıkta toplanabilir. Bu başlıkların da alt başlıkları oluşturulabilir. Eski ümmetlerin hataları ve o hatalar üzerine helak olmaları bilgisi elbette bize aklımızı başımıza alma açısından önemli bir derstir ancak ortada acı bir gerçek vardır: Hiçbir ümmet öncekilerin akıbetinden ders çıkarmamıştır. Bugün de kitlesel olarak bu ders çıkmayacaktır. Ahıslar olarak biiznillah nefislerimizi terbiye etme ve Allah’a dönme noktasında bir ders mümkündür. Geçmiş ümmetler: Mülkünde yaşadıkları Allah’ı yok kabul ettiler. İman etmedikleri gibi uzun dilli tavırlar içinde oldular. Tam anlamıyla yaşadıkları yerleri günah bataklığına çevirdiler. Hayvanlara bile imrenilecek hâle düştüler. Allah’ın azabı ile alay ettiler. “Madem öyle göndersin azabını” bile dediler. Büyük bir kibir içine girdiler. Peygamberlerine eziyet ettiler, kimini öldürdüler kimini yaraladılar. İsraf, şımarıklık, azgınlık karakterleri oldu. Ticaretten her alana yayılmış bir hile kapladı onları. İman edenlerin önünde engel oldular. Kendileri battığı gibi herkesin batmasını istediler. Yaşadığımız bu hayatta bilhassa batı kültürü adı altında bu sekiz maddenin ne kadar eskinin tekrarı olduğunu artık akıl sahibi her mü'min çok iyi idrak eder.
Bir kere karşılaştırmayı Peygamber aleyhisselam Efendimizle değil Ashab-ı Kiram ile yapsak daha iyi olur. Evet, onlarla da aramızda ağır farklar var gibi görülmektedir ama şunu unutmayınız ki bu neslin mücadele etmek durumunda olduğu imtihanlar basit denebilecek imtihanlar değildir. Onlarınki fiziki olarak ağırdı bizimki de beyin açısından ağırdır. Herkes imtihan durumundadır. Herkes Rabbine hesap vereceği bir imtihan yaşamaktadır. Bu sebeple biz, imtihanı kazanmak için gayretimizi yapacağız. Onları da bizi de Rabbimiz değerlendirecektir. Allah yardımcınız olsun.
batıl konusundaki diğer fetvalar
Kuru kemiğin faydası ile alakalı bir dini malumatımız yoktur. Gelenek ve örf ile alakalı olmalıdır.
Hiçbiri yoktur. Müslüman’ın bunlarla ilgilenecek aklı ve vakti de yoktur. Olmamalıdır.
Kaldığınız otelde haram bir durum yok ve siz haram bir temasta değilseniz hiçbir sakıncası olmaz. Huzursuz olacağınız bir evde olmanızdan da daha iyi olur. Allah mübarek etsin.
Yoga bir din anlayışının ibadet sahnelerinden oluşmaktadır. O din de batıldır, beşeridir. Dünya çapında bir spor gibi gösterilmesi sadece bir şeytan tuzağıdır. Bütün dinleri ekseninde birleştirmek gibi bir safsata üzerine yoğunlaştırılmış yoga için müspet bir şey söyleyemeyiz. Biz ne istendiğini hissedemiyor olsak da özü budur. Dış görüntü itibariyle haram olmasını gerektirecek şeyler giderilebilir gibi duruyorsa da o hareketlerin etkisinin akideye sızabileceği kanaatindeyiz. Özünde güneşe secde etmek olan bir idrakin tevhid akidesine ters olduğu açıktır. En azından putperest bir toplumu taklit söz konusudur. Hiç değilse bir vakit zayiatıdır ortadaki. Kör taklit ve kitlesel yönlendirilmelere açık olmak da çabası.
Buna din açısından müspet bir cevap bulmak mümkün değildir. Faydası olmayacağı kesindir ama zararı hakkında bir şey söyleyemeyeceğim.
Allah’ın yarattığı her nimetin kendi ekseninde güzelliği/yararı vardır. Karpuzu da böyle görebiliriz. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem karpuz yemiştir, bu konuda bilgimiz vardır. Karpuzun fazileti ile alakalı ise hadis yoktur, olanlar batıl sözlerden oluşmaktadır.