Fetva Meclisi
Soru
Eşim yabancı uyruklu müslüman bir bayan. Kendisi bazı dönemlerde yurt dışına aile ziyaretine gidip gelmektedir. Yurt dışı dönüşlerinde oralardan yiyecek getiriyor. Her ne kadar getirdiği yiyeceklerin ambalajlarında domuz eti veya domuz yağı katkısı yazmasa da nasıl üretildiğini bilmediğimiz, ehli kitap bir memleketin yiyeceklerini yememizde bir sakınca söz konusu mu? Müslüman olmayan ülkelerden getirilen yiyecekler konusunda domuz eti ve alkol endişesi taşımamız gerekmektedir. Ancak acı bir gerçekle karşılaştık; bizim yaşadığımız yerlerde de satılan gıda mallarının oralarda üretilip, bizim şartlarımızla ambalajlanarak marketlerimize getirilmediğinden ve bunu sahibi Müslüman olan bir firmanın yapıp yapmadığından emin değiliz artık. Çok dikkat edeceğiz. Gıdamız dinimiz ve sağlığımız için son derece önemlidir. Eşinizin getirdiği yiyecekleri alkol ve domuz ürünleri açısından inceleyebildiğiniz kadar incelersiniz; ayrıca bir laboratuar çalışması yapmanız gerekmez. Allah'a emanet olunuz.
Cevap
Benzer fetvalar
Bu konumda şunu bilmelisiniz: Siyasetten ziraata kadar tam bir şeytan kuşatması altındayız. Hangi noktada ayağımıza basılıyorsa sadece orada acı hissediyoruz. En büyük sorun da burada zaten. Yalnız bir noktaya kilitlenip kalınca maazallah insanın aklı bile oynayabilir. Biraz daha itidalli ve gıda gündemini; - Helal, - Mekruh, - Riskli, - Tehlikeli, - Çok tehlikeli, - Haram! Şeklinde sıralamalıyız. Aksi takdirde kendi kendimizi yer bitiririz maazallah. Şeytan da bir taşla iki kuş vurmuş olur. Bu konuda internette dolaşan bilgilere itimat edemeyiz. Uzman olmayanların görüşlerine uyduğumuzda psikiyatrik vakalara alet olabiliriz. Bir başka ifadeyle dinimizin geniş bıraktığı alanı daraltmanın da anlamı yoktur. Bilhassa bazı hanım kardeşlerimizin esasen gerekli olan bu gıda titizliğini, varsa yoksa hayatın tek gündemi gibi tuttuklarını izleyebiliyoruz. Daha dengeli olmak şarttır. Allah yardımcımız olsun.
Evet, gıda konusunda iki uç noktada gezindiğimizi inkâr edemeyiz. Bir kısmımız her ne satılıyorsa bakkalda onu yemekte sakınca bulmazken bir kısmımız da her şeyi şüpheli veya yasak gözüyle görebilmektedir. Konunun hassasiyetini tartışmaya gerek yoktur, gıda hassastır. Zira gıda sağlıktır ve dindir. İnsan, dünya toprağına yerleştiği zamandan beri bir gıda mücadelesi içindedir. Dinimiz bize, “cesedinin de sende hakkı vardır” diye ikaz etmiştir. İnsan, toprağı işleyebildiği kadar yaşama zevki bulmuştur. Medeniyetler toprağın kullanılabildiği yani ziraat yapılabilen yerlerde oluşmuştur. Dinimiz insanlara: -Çalışmalarını, -Helal ve temizi bulmalarını, -Tüketimde itidalli olmalarını, -Savurganlık ve israftan kaçınmalarını temel kurallar olarak belirlemiştir. Şu da bilinmelidir ki, insanın gücünü aşan hususlarda dinimizin bir zaruretler ortamı oluşturduğu da unutulmamalıdır. Böyle bir ortamın oluşmasına örnek olabilecek şu ilkeleri zikredebiliriz: 1- Gıda konusunda hassas olmamız kadar mü'min olmamızın gereği olacak ne olabilir? Kesinlikle dikkat edeceğiz gıdamıza. Allah’a kulluk için ayakta tuttuğumuz bedenler gıda ile aktif olabiliyor. İnsan olarak kaderimiz gıdaya mahkûm olmaya dayalıdır. Hastalıkların önemli bir bölümü gıda kaynaklıdır. İbadetlerin kabulü açısından da gıdanın etkisi yüksektir. “Temiz ve Helal” gıda tüketmek Allah’ın emridir. Gıda canlı hayatın temelidir. Ölmüş hayvan, kan, domuz, leş yiyen hayvanlar gibi belli gıda çeşitlerinin yasaklanması insan sağlığı ile esastan alakalıdır. 2- Mü'min birey ve mü'min aile güçlü olmalıdır. Bu güç için de gıda gereklidir. Bizim güçten anladığımız sadece bedensel sağlık ve güç değildir. Düşüncede, akılda, psikolojide, duygusallıkta, sosyal yapıda ve bedensel yapıda güçlü mü'min olmak gerekir. Sadece beden gücü yeterli bir güç değildir. Allah, bütün bunlarda güçlü olan kullarını daha çok sevmektedir. 3- Kur'an’ımız, iman ehli olmayanların gücü ellerine aldıklarında tarımı berbat edeceklerini özellikle bize bildirmiştir. (Bakara suresi 205.ayet) Bu bir anlamda şuna işaret etmektedir: Mü'minlerin bu hayatı İslamlaştırma mücadelesi bir noktada da tarımın yani gıdanın mü'min ellerde ve mü'mince oluşturulması gerekir. Bugün gelişen teknoloji ile beraber genetik mühendisliği ile bitkilerin yapısı ile oynanmış ve herkesin geçici memnuniyetini sağlayan ama uzun sürede insan neslini çürümeye sevk eden bir sonuca gelinmiştir. Çevre bitkiler ve insan açısından kirlenmiştir. Yeni yeni zararlı böcekler, haşerat üremiştir. İnsanın oburluğunu ve doyumsuzluğunu yansıtan bir gösterge olarak bitki ve ürünü daha çok elde etmek için takviye ilaçlara yüklenilmiştir. Bu ilaçların insanı ve canlıları hangi akıbete sürüklediği ciddi bir şekilde konuşulmamaktadır bile. Gıdayı saklama süresini uzatmak için geliştirilen katkı maddelerinin sonucu bilinmemektedir, bilinse de elden bir şey gelmez gerekçesi ile avunulmaktadır. Renklendiriciler, ambalajlama taktikleri ise ayrı bir sorun olarak durmakta ve çözümsüz izlenimi vermektedir. Bu ambalajlardaki kimyasal etkileşim, uzun süreli beklemenin oluşturduğu risk sadece tartışılmakta ve sonunda herkes tarafından ihmal edilmektedir. Bütün bunlardan en başta yöneticiler sorumludurlar. İhmalkâr üretici ve dikkatsiz tüketici de kendi çapında sorumluluk taşımaktadır. 4- İnsanın maslahatı neyi gerektiriyorsa din onu emreder. Esas olan gıdanın mübah olmasıdır. Zarar ortaya çıkınca da yasak devreye girer. Bunun için domuz, kan, yırtıcı hayvanlar, pislik yiyenler haram kılınmıştır. 5- Bu konuda şu fıkıh ilkelerini dikkatten kaçırmamalıyız: İnsana zarar veren her şey yasaktır. Bir zararı o zararın aynısı ile gideremeyiz. Zararı önlemek bir fayda sağlamaktan daha önemlidir. Helal ve haram bir araya gelince önce haram konusuna bakarız. Daraldığımızda ve çare üretemediğimizde en az zararlıyı tercih ederiz. 6- Abdest için seçtiğimiz suda belli vasıflar aradığımız gibi tükettiğimiz gıdada da bazı vasıflar arayabilir olmalıyız. Yeni nesil bu ölçülerle eğitilmelidir. Siyasetçilerimiz seçim zamanlarında en azından önümüze geldiklerinde gıda konusunda onlara hesap sormasını bilmeliyiz. “Aldatan bizden değildir” kuralını unutan yanmıştır. Buna ziraat erbabından en uçtaki bakkala kadar herkes dâhildir. Allah Teâlâ yardımcımız olsun.
Kardeşlerim, sakın ilahiyat okuyorsunuz diye kendinizi din hakkında ulu orta konuşmaya yetkili zannetmeyin. Din hakkında en zor konuşması gerekenler ilim adamlarıdır. Çünkü ilim adamları bilerek ve sonucunu kabullenerek konuşur/konuşmalıdır. Cahil ise aklına geldiği gibi konuşur. Sizin farkınız olsun. Dikkatli olun. Muhakkak inceleyin. Eskilerin deyimiyle KIRK ÖLÇÜN BİR BİÇİN. Allah yardımcınız olsun. Sizin için dua ederim. Evet, dinimiz başta domuz ürünü, alkol ve necis saydığı şeyler olmak üzere bazı mamullerin kullanılmasını normal hayatta yasak etmiştir. Bunun münakaşa edilecek bir bölümü yoktur. Domuz ve alkol başta olmak üzere necis kabul edilen şeyler haramdır. Ömrümüz oldukça biz, bizden sonraki bütün nesiller bu ilkeyi koruyacağız biiznillah. Bir başka ilkemiz de şudur: Dinimiz normal hayattaki durumlarla zaruri durumları aynı tutmamaktadır. Normalde haram olan şey zaruret durumunda zarureti giderecek kadarı ile helal olur. Bu da önemli bir kuraldır. Üçüncü bir durum da şudur: İnsanlık sanayisinden ilacına kadar ilerleyip dururken biz Müslümanlar olarak bugün “bu bizimdir” diyebileceğimiz bir katkı sağlayamadık bu ilerlemeye. İlaç da bu, geri kalmışlığımızın en çok yansıdığı alanlardan biridir. Ne yazık ki böyledir. Müslüman olmayanlar ilaç üretince de onlar için sakıncalı olmayan her şeyi içine koydular. Günlük hayatlarında su gibi tükettikleri alkolü ilaç yaparken bir endişe taşımadılar. Biz şimdi “böyle olmaz” diyebilecek durumda değiliz. İlaç sanayimiz yoktur. Onların ürettiklerini test edebilecek laboratuvarlarımız bile yoktur. Siz gençler, umarız bu açığımızı kapatacak gayretler içinde olursunuz. Allah yardımcınız olsun. İçinde haram nesne bulunan ilaçların kullanılmasına gelince ulemamızın ve özellikle de Hanefi ulemasının görüşü şudur: Müslüman uzman bir doktorun, gerekli gördüğü bir ilacın helal olan alternatifi yoktur diyorsa, o ilaca muhtaç olan hasta içeriğinde haram nesne bulunsa da onu kullanır. Bunda bir sakınca yoktur. Yeter ki, bir suiistimal ve önemsememe durumu olmasın. Bu kural ilaçlar için, aşılar için ve diğer tıbbi malzeme için geçerlidir. Size sıhhat ve afiyetler dilerim.
Selamünaleyküm. Bulunduğunuz mahalle içinde alkolsüz bir yer varsa oraya gitmek zorundasınız. Yan bir şehirde varsa ve vasıta gibi imkânınız da varsa oraya gitmeniz gerekir. Bunun dışında zaruri ihtiyaçlarınızı oralardan gidermenizde sakınca yoktur. Oturup yemek yemede ise bu ölçüyü biraz daha daraltmanız gerekmektedir. Örnek olarak şunu söyleyebiliriz: İki arkadaş, bir sandviç yemek için öyle bir yere giremezsiniz ama kan şekeriniz düşecek kadar açsınız ve şehirde işinizi bitirmeniz gerekiyor yani evinize dönemeyeceksiniz. Bu durumda bir yerde oturup haram olmayan şeylerden yiyip kalkmanız caiz olur. Prensip olarak, bir yiyecekte dört şey yoksa onu yemeniz caizdir. A- Bedeninize zarar verme, genel olarak herkes için ya da özellikle sizin için zararlı olan şeyi yemeyeceksiniz. B- Pis şey yemeyeceksiniz. C- Domuz ve domuz katkısı bulunan hiçbir şey yemeyeceksiniz. D- Alkol ve alkol karışımı bir şey yemeyeceksiniz. Bu kuralları, kullanacağınız yiyeceğin muhtevasından da çözebilirsiniz, genel bilginizle de çözebilirsiniz.
Aleykümselam. Şüphenin şüphesini oluşturmamak gerekiyor. Açıkça bir haramlık söz konusu ise ve kasten, basit görmekten kaynaklanan bir durumdur sizin sözünü ettiğiniz. Şüphe şüphesi ile her şeyi terk etmeye sebep olmamak gerekir. Becerebildiğimiz kadarından sorumluyuz. Elimizden gelmeyeni ise Rabbimizin rahmetine sığınarak geçiştiririz. Allah’a emanet olun.
Allah Teâlâ işinizi kolay, kalbinizi müreffeh kılsın. Sizi şeytandan ve bütün şerlerden muhafaza etsin. Âmîn. Gıda konusunda elbette hassas olacağız ama evine gittiğimiz Müslüman’ın da belli bir hassasiyeti olabileceğini unutmayacağız. Açık bir haram getirmeleri durumu olursa ona çok açık ve nazik bir dille tepki göstereceğiz. Şüpheli bir durum seziyorsak bu sefer “bunu yemem” tepkisi yerine mesela gıdadaki hassasiyetlere işaret eden bir muhabbet ortamı açarak konuya giriş yapacağız. Belki de böylece o ailenin de gıda konusunda şuurlu olmasına sebep olup ecir kazanacağız. Ama hiçbir şekilde zemini tartışma zeminine dönüştürmeyeceğiz. Bu önemli. Sonuç olarak tablomuz bize şunu gösteriyor: Açık bir haram ile haram riski aynı değil ama dikkat ikisi için de geçerli. Bir arada oturmaya gelince, esasen bir arada oturulamaz şeklinde kural yoktur. Bir arada oturmak genellikle bir süre sonra cıvık denebilecek hareketlere, göz kaymalarına neden olabileceği için tedbir bakımından sakıncalı görülmüştür. Bu hususta da gıdada olduğu gibi bir tebliğ fırsatı kollayarak oturabiliriz. Gözümüzü ve aklımızı kontrol edemeyeceğimize veya karşımızdakilerin gevşekliğine bakarak da oturmayı iptal edebiliriz. Rabbim sizi korusun. Bu mübarek ümmetin mübarek insanlarından olasınız.
alkol konusundaki diğer fetvalar
Azıcık alkolle beraber takvamızın da uçup gittiğini unutmayalım. O azıcık, bu birazcık derken ne hale geldik. Çikolata zaruret midir, eksikliği bir sakınca doğuruyor mu ki, şüpheli olduğu halde onu yiyelim. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, şüpheli şeylerden kaçınanın dinini ve iffetini koruyacağını bildirmektedir. Takva yolunda terlemeye çalışalım. Temel gıda maddelerinden birinde aynı şey mesela peynirde olsaydı belki fetva çıkışını zorlardık. Bırakın Müslümanların üretmediği çikolataları yemeyelim.
Herkes kendi günahından mesul olur. Eşinin alkollülüğü bir kadın için vebal değildir. Yeter ki kadın da o hale destek olmasın. Durumu değerlendirip makul bir uygulama yapmamızda ve zekât, sadaka ile kadını desteklememizde bir sakınca yoktur.
Bir içecek şu yollarla haram olur: 1- Kaynağı haramdır; çalınmış, sahibi tarafından helal edilmemiş içecek gibi, 2- İçinde alkol, kan, domuz mamulü, besmelesiz kesilmiş bir hayvan mamulü bulunması halinde. 3- Tıbben sakıncalı olduğuna dair kati bilginin bulunması hali. Gazlı veya gazsız içeceklerimizi bu tasnife göre değerlendirebiliriz. Gazlı içecekler, içinde alkol karışımı bulunmamış olsa bile tıbben tavsiye edilmemektedirler. Allah'a emanet olunuz.
İhtilaftan kurtulmak için yıkanması uygundur. Zira o konuda farklı görüşler vardır. Ama böyle bir durum geçmişte ise namazların kaza edilmesinin gerekmeyeceğini düşünüyorum. Allah'a emanet olunuz.
Alkole, faize ve zinaya direkt veya dolaylı bütün destekler suçtur, harama katılmaktır.
Önce tıbben zararlı olmadığını bilmemiz gerekiyor. Kullanılması tıp açısından sakıncalı olanın dinen de sakıncası vardır. Alkol bulunan nesneleri de bir zaruret varsa kullanabiliriz. Alkollü olduğunu bildiğimiz nesneleri parfüm amacıyla da olsa kullanmak kerahetten hali olmayabilir. Daha dikkatli olmak takvaya uygun olandır. Allah'a emanet olun.