Fetva Meclisi
Soru
Dolabımız çeşit çeşit takım elbiselerle doluyken, aracımız olduğu halde keyfi olarak borçlanıp sırf model yükseltmek için arabayı değiştirip sonra da iş zekâta gelince ‘nisap miktarı 80 gram altınım yok’ deyip zekât vermeyerek kendimizi kandırmış olmuyor muyuz hocam? Zekât verebilmek için nisap miktarı şart mıdır?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Altınınız tam nisap miktarıdır ancak borcunuzu düştükten sonra zekat verecek miktar kalmaz. Seksen bir gram altın zekât nisabıdır.
Zekâtın bir nisabı yani ölçüsü vardır. O ölçü 81 gram altındır. Bu nisaba ulaşınca zekât gerekir. Bu nisabın oluşması da altın ve altın gibi olan paralar toplamda ne kadar yaptığına bakılır. Mesela elli gram altın var, seksen bir grama yetiştirecek kadar da para varsa ikisinin toplamı nisabı oluşturmuş olur. Nisaba ulaştığımız anda da hemen zekât gerekmez. Üzerinden bir hicri yıl yani 355 gün geçmesi gerekir. Bir yıl geçince o nisap miktarı olan baraj elimizde ise yüzde iki buçuğunu zekât veririz. Baraj eridi ise zekât gerekmez. Baraj büyümüş mesela 250 gram altın veya değerini bulmuş ise o toplamın yüzde iki buçuğunu zekât veririz. Sizin ne zaman nisap miktarı malınız olduğunu bulmanız gerekiyor. O günden sonraki bir yılın dolduğu gün de zekât verecektiniz. Geçen yılları da bu şekilde telafi edersiniz. Allah kabul etsin.
100 gram altın varsa bu zenginlik nisap miktarını geçmiş demektir. Kiracı olmak, evin veya araban olmaması, tek başına zekât almayı caiz kılmaz. Eğer sana halini bilmeden zekât verildiyse en güzeli o kişilere durumu izah etmek ve o parayı iade etmektir. Ama sen hâlini anlattığın hâlde, onlar sana yine de veriyorsa o zaman aldığın parayı çocuklarının ihtiyaçları için kullanmanda bir sakınca yoktur.
Malın zekâtı verilmesi için iki şart önemlidir. Birincisi mal NİSAB miktarına ulaşmış olmalıdır. İkincisi de nisab miktarına ulaşmış malın üzerinden bir HİCRİ YIL (355 gün) geçmelidir. Nisab altın üzerinden belirlenir, diğer zekât mallarına da o değer uygulanır. Bu ölçü 81 gramdır. (Net rakamla 80.18 gram.) Bu kadar altın veya bu kadar altının karşılığı olan para, ticaret malı zekât için nisaba ulaşmış demektir. İkinci şart olan yıl geçmesi de hicri yıl üzerinden hesaplanır. O da 355 gündür. Zekât için hesaplanan malın sahibinin elinde bir yıl beklemiş bir mal olması gerekir. Nisaba ulaştığı andan itibaren bu bir yıl başlamış olur, yıl bitince de zekât gerekir. Nisab miktarı mal ile zekât sürecini başlatan bir Müslüman yıl içinde o maldan harcar veya bir yolla mal azalırsa yıl sonunda elindeki kalanın zekâtını verir sadece. Eğer elinde kalan nisaptan daha az ise zekât vermez. Aynı şekilde yıl içinde mala katılmış ve çoğalmış ise o katılanın yılı dolmadığı halde onu da yılı dolmuşa katarak zekâtını vermiş olur. Uygulama böyledir.
Aleykümselam. Her ikisini değerleri üzerinden de toplayıp nisaba ulaştığında zekât verebilir.
Geri gelme ihtimali olmayan bir borç verdi iseniz onu yok sayabilirsiniz. Bunun dışındaki alacakların zekâtını her yıl mal elinizde imiş gibi verirsiniz. Tahsil konusunda sıkıntı varsa, mal elinize geçinceye kadar zekâtı erteleyebilirsiniz. Elinize geçince de geçen yılları toplayıp verirsiniz. Allah kabul etsin.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Olmazsınız inşallah.
Fındığı, depolaması yani muhafaza etmesi için verirse, satış da o gün ortaya çıkan bir ticaret gibi olur. Bunda sakınca yoktur. Fındığı mesela ağustos ayında tüccara verdiği hâlde fiyatını ocak ayında mesela tespit ederlerse bunda dinen sıkıntı olur. İki pozisyon arasında fark şöyle anlaşılabilir: Birincisinde fındık depoda bekliyordur, sahibi istediği zaman geri alabilir onu. İkincisinde ise fiyatı belirlenmediği hâlde tüccar onu kullanmıştır sadece fındığın sahibine kaç para vereceğini daha sonra belirleyeceklerdir. Bu ikinci durum yanlıştır.
İmanını güçlendir, Mesleğinde güçlü ol, Sonra da dinini tebliğ et.
Temennisi güzel, hayali tatlı kendisi zor işlerdir bunlar. Bu konularda Müslümanların önderleri, ilim ve fikir adamları oturup kararlar vermelidirler. Bireysel kararların artısı ve eksisi birbirini götürür. Fikir olarak güzel olsa da pratiğinde sıkıntı var bunların.
Önce doktorunuza bu hastalığın evlilik açısından sakıncası olup olmadığını sormalısınız. Doktora şunu sorun: 'Bu hastalık, evleneceğim bayana etki eder mi, çocuk ve benzeri evlilikte gereken durumlarımı ne kadar etkiler?' Doktor sizi bir başka branşa yönlendirirse ona da gidin. Neticede onay alırsanız yani size bu hastalığın evlilikle alakası yoktur şeklinde bir rapor verirlerse bunu belirtmeniz gerekmez. Belli bir uyarı yaparlarsa yani bu mesela çocuğu etkiler, şu kabiliyetinizi etkiler şeklinde rapor verirlerse bunu eş adayına söylemeniz gerekir. Söylemekten de çekinmeyin. Sizin kaderinizde olan evliliği kimse engelleyemez. Olmayanı da size kimse yazamaz.
Evlenmek istemediğinizi belirtmeniz kaderle inatlaşmak değildir. Böyle bir arzunuz da olmayabilir. Neticede bir zaman sonra uygun bir evliliği yaparsınız belki, o zaman da böyle konuşmazsınız ve olur biter.