İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Fetva Meclisi

Soru

Hısnu’l Müslim’de yer alan sabah akşam zikirlerini yapmaya çalışıyorum. Okurken ellerimi açıp dua pozisyonu mu almam uygun olur? Ayrıca namazdan sonra da hadislerde geçen duaları okuyorum. Aynı sorum bu durum için de geçerli; Allahümme entesselam’dan itibaren eller açılmalı mı?

Cevap

Ellerin açılması bir ilave fazilet olarak görülmelidir. Şart değildir. Açabildiğiniz zaman açarsınız, pozisyon müsait olmadığında da açmayabilirsiniz. Bütün dualar için bu durum geçerlidir.
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Dua ederken elleri kaldırmak sünnettir. Bu konuda tartışma yoktur. Duadan sonra elleri yüze sürmekle alakalı ise sahih bir hadis yoktur ama zayıf da olsa buna işaret eden hadisler vardır. Dolayısıyla da yapılmasında sakınca yoktur. Fatiha’yı dua niyetiyle okuduğumuzdaki durum böyledir. Kur'an niyeti ile okuyunca ise zaten bu durum olmaz.

Hocam, fatiha suresinde elleri açmak ve sonra elleri yüze sürmek hakkında Rasulu
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

İbadetleri ‘daha hoş olma, yakışma, zevk alma’ gibi gerekçelere dayandıramayız. Nefsimizi tatmin ederken ibadetten elde edeceklerimizi eritebiliriz maazallah. Kunut yaparken ellerin açılmaması Hanefi mezhebinde tavsiye edilen şekildir. Ellerin açılabileceği ve bunun müstahab olacağı yönünde de rivayet vardır. Yukarıdaki uyarıyı dikkate alarak yapacağınızı yapmalısınız.

Hanefiyim, vitirde kunut tekbiri aldıktan sonra elleri açabilir miyiz? Çünkü dua
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Aleykümselam. Duada ellerin kaldırılması Sünnet'tir. Duadan sonra ellerin yüze sürülmesi de Sünnet'tir. Allah'tan bir şey isterken ellerin içi yukarıda dışı aşağıda; bir afetten, azaptan sığınma duası yaparken ellerin dışı yukarıda içi aşağıda olacak şekilde tutulması da Sünnet olarak zikredilmiştir. Müslim'in rivayet ettiği bir hadiste Enes radıyallahu anh, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in bir yağmur duasında böyle yaptığını haber vermektedir. Bazı âlimler bunu, bütün dualarda geçerli kabul etmişlerdir. (Müslim'in 895 nolu hadisi şerhinde Nevevî'nin izahı görülebilir.)

Selamünaleyküm hocam. Bir grup kardeşimiz dua ederken azaptan, ateşten vs sığını
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin duadan sonra ellerini yüzüne sürdüğüne dair hadisler vardır. Bu hadislerden açık bir şekilde bunun yapılabileceği anlaşılmaktadır. Bu sebeple ellerin yüze sürülmesi sünnet olarak vardır diyoruz.

Hocam namazdan sonra duayı bitirip elimizi yüze sürmek yok diye duydum ama sizin
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Selamünaleyküm. Duadan sonra elleri yüze sürmekle alakalı olarak SAHİH ve SARİH hadisler vardır. Dolayısıyla yapılması Sünnet'tir.

Namazdan sonra duada elleri kaldırmak; elleri yüze sürmek hakkında hadislerin sı
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Dua sırasında avuçlar yukarıya gelecek şekilde elleri açık tutmak, istek ve niyazın anlamına uygun bir hâldir. Ellerin yukarıya, göğe doğru kaldırılması Allah’ın gökte, belli bir mekânda oluşundan değil, göklerin yücelik ve azameti temsil etmesi sebebiyledir. Resûl-i Ekrem (s.a.s.), dua ederken bazen koltuklarının beyazlığı görünecek kadar ellerini kaldırırdı. (Buhârî, De‘avât, 23 [6341]) Hz. Peygamber (s.a.s.) buyuruyor ki; “Allah’a avuçlarınızı yukarıya getirerek dua edin, ellerinizin tersini değil. Duayı bitirdiğiniz zaman da ellerinizi yüzünüze sürün.” (İbn Mâce, İkâmetü’s-salavât, 119 [1181]; Duâ, 13 [3866]) Ancak Hz. Peygamber’in (s.a.s.), bela ve musibetler sırasında dua ederken avuçları yere bakacak şekilde dua ettiği (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 4/56 [16613]; Azîmâbâdî, ‘Avnü’l-ma‘bûd, 4/251 [1486]), yine Resûlullah’ın (s.a.s.) ellerini kaldırmadan da dua ettiği rivâyet edilmiştir. (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 3/181 [12890]) Dua sırasında normal olarak omuz hizasına kadar kaldırılan ellerin (Buhârî, De’avât, 23 [6341]; Ebû Dâvûd, Tefrî‘u ebvâvi’l-vitr, 23 [1489]) arası normal aralıkta tutulur. “Hz. Peygamber (s.a.s.), dua sırasında ellerini bir araya getirdi.” (bk. Buhârî, Fezâilü’l-Kur’ân, 14 [5017])şeklindeki rivâyet, “ellerini bir hizada tuttu; biri aşağıda, biri yukarıda değildi.” (Tahtâvî, Hâşiye, 317-318) şeklinde yorumlanmıştır. Bununla birlikte ellerin birleştirilmesi de mümkündür. Önemli olan husus, bu konuda taassup göstermemektir. Namazlardan sonra veya başka zamanlarda dua ederken elleri yüze sürmek, duada el kaldırıldığında sünnettir. (İbn Mâce, İkâmetü’s-salavât, 119 [1181]; Duâ, 13 [3866]) El kaldırmadan dua edildiği zaman, ellerin yüze sürülmesi gerekmez.

Duada ellerin durumu nasıl olmalıdır? Duadan sonra elleri yüze sürmenin dayanağı

dini sorular konusundaki diğer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Allah Teâlâ, insanlara dinini öğretsin diye Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemi gönderdi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem kendisine inen Kur’an’ı ayet ayet, sure sure iman eden ilk nesle öğretti. Kur’an’ın yanında kendisi de açıklamalarda bulundu. İlk nesil onun elinden yetişti. Sadakatleri ve gayretleri sayesinde ilk nesil mükemmel bir kadro olarak çıktı ortaya. Dini tatbik etmede ve gayrette Allah’ın rızasına erdiler. Allah Teâlâ Kur’an ayeti indirip, onlardan razı olduğunu bildirdi. Onlar da Allah’tan razı idiler. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem sağlığında din adına gereken cevapları bizzat kendisi veriyordu. Onun vefatından sonra ise ashabı, din adına ortaya çıkan soruların cevabını verdiler. Bir anlamda şöyle oldu: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin getirdiği dinin ne olduğu, ashabın ağzından öğrenildi. Çünkü onlar din konusunda güvenli idiler. ‘Bu ayettir, bu hadistir!’ diyerek yönlendirdiler. Yerine göre kendileri de yorum yaptılar. Yaptıkları yorumun kendilerine ait olduğunu da vurguladılar. Ashaptan sonraki nesil gayet tabii olarak, ashabın taklidini yaptı. Onlar Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemi gördükleri ve ondan din öğrendikleri için, yaptıkları ve söylediklerinin vahye yakınlığı tartışılmayabilirdi. Onlardan sonra gelenlerden kimsenin yaptığının o derece vahye yakınlığı iddia edilemezdi. İkinci nesil, ashaptan din öğrendi. Muhteşem bir gayret sergilediler; insanüstü denebilecek bir himmet ve çalışmayla dini öğrendiler, öğrettiler. Talebe oldular, talebe yetiştirdiler. Ciddi ilim halkaları tesis edildi. Sahabilerin ardından yaygınlaşan ilim halkaları bir zaman sonra belirli isimlere mal olmaya başladı. Medine’de Malik bin Enes’in ismi sivrildi. Kufe’de Ebu Hanife öne çıktı. Basra’da bir başka isim duyuldu. Yoğun ve yaygın bir ilim çalışması yapılırken, konuları işleme ve öğretmeden kaynaklanan farklılıklar da yavaş yavaş belirdi. Malik bin Enes’in, Ebu Hanife’ye göre üslup farkı; Ebu Hanife’nin de ona göre farkı dikkat çekti. Kur’an’ı anlamak ve yaşamak ana hedefinde hepsi müttefik oldukları halde ‘nasıllığı’ konusunda farklı üsluplar yerleşti. Kesin olan bir hakikat vardır ki o da şudur: Bu ilk kadrolar arasında, memuriyetini dikkate alarak, tayininden çekindiği için en rahat fetvayı arayan, evirip kıvırarak konuşan kimse yoktur. Allah’ın dinini yayma ve yaşatmadan başka bir hedefleri olmamıştır. Aralarında, geçinmek zorunda olduğu bir iş olarak ilmi çalışmalar yaptığı söylenebilecek kimse yoktur. Onlar ilmi din olarak gördüler, cihad olarak uyguladılar. Ümmet onlara itimat etti, onlar da o itimadın altında kalmadılar. Sözlerinin bedeli olarak zindana açılan bir yol önlerine çıkınca tereddüt etmediler. Ölümle yüzleşince ondançekinmediler. Onların bu çalışmaları genişletmeleri zorunluydu. Çünkü İslam toprağı gitgide büyüyor, Müslüman sayısı her gün artıyordu. Buna göre de fitneler dal budak salıyordu. Bu ilmi çalışmalarda yüzlerce âlimin adı anıldı. Pek çoğunun ders halkaları binlerce ‘din bilen’ insan yetiştirdi. Dinin tahrip görmesini engellediler. Fakat o dönemde bu çalışmaları yapanların adlarının ebedileşmesi herkes için mukadder olmadı. Pek azının adı bir ekolün başı olarak anıldı. Bunlardan dördü de bir mezhep olarak yerleşti. Müslümanların bu dört mezhepten birine bağlı olması, İslam’ın şartlarından bir şart kesinlikle değildir. Böyle bir iddia batıldır. Bu mezhepleri aşıp elde edilebilecek bir fıkıh da yoktur. Kâğıt üzerinden yürütülen bir tartışmada mezhepleri aşmak mümkündür. Mezhepleri aşmak veya yok saymak, sahiplerinin isimlerini yok saymaksa bu onların hadis ve Kur’an konusundaki aktarmalarını da yok saymak gibi bir sonuca götürür bizi. Hiç bir Müslüman, Ebu Hanife’yi veya Ahmed bin Hanbel’i takvasında, güvenilirliğinde itham etmemiştir. Söylenebilecek olan söz, onların da beşer olmaları hasebiyle yanılma ihtimalleridir. Bu da doğrudur. Yanılabilirler; yanıldıkları da olmuştur. Yanıldıklarını anlayıp görüş değiştirmişlerdir. Bizim için yine bir sorun yoktur. Biz onlara bağlı değiliz; bağlı olduğumuz Kur’an ve sünnettir. Onlar bize Kur’an ve sünneti verdikçe alırız, kayma gösterdikleri yerde de onları bırakır kitabımıza sahip çıkarız. Kur’an ve sünnet elhamdülillah elimizdedir. Mesele bizim Kur’an’a daha yakın olmamız ise sorun yok. Bunu ispat etmek için sabah namazını şöyle kırk gün aksatmadan camide cemaatle kılabildiğimiz, malımızı onlar kadar en azından Allah yolunda infak edebildiğimiz, cihaddan nasiplenebildiğimiz gün yapsak, melekleri için daha inandırıcı bir iş yapmış olurduk.

Fıkıh ilmi nasıl oluştu? Fıkıh bizi nasıl bağlıyor; kaynağımız Kur’an ve sünnet
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

İnatlaşmayı tercih etmeyin. Onu dışlamayın. Rızanız olmadığını belirtin ama itmeyin. Dua edin, sonra o da sizin çizginize gelsin.

Hocam dört çocuğum var, en büyükleri 17 yaşında kız çocuğu. Ortaokulu imam hatip
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bilhassa iman konusundaki vesveseyi yanlış değerlendirmişsiniz. Oradaki vesvese, endişe etme içeriklidir. İnsanın imanından endişe etmesi ise sizin de söylediğiniz gibi hadiste kalite olarak gösterilmektedir. Buradaki kalitenin aksi boş vermişliktir. O ise iman için bir tehlikedir.

Vesveseli bir insan oldum son iki üç yıl içinde. Rasulullah sallallahu aleyhi ve
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Size 'helaldir' diyemeyiz ama 'haram' demek için de yeterli bir kanaat oluşmuyor. Şüpheli, bırakılması daha uygun bir iş diyebiliriz.

Babam eskiden sigara içerdi ama sonradan bıraktı. Şimdi tekrar başlamış ama bize
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Sizin, ev kıyafeti ile mahreminiz olmayan erkeklere görünmeniz doğru değildir. Bir zaruret olmadıkça çıkmamalısınız. Doğru yapıyorsunuz. Abartı değil, normal olandır yaptığınız. Nazik olun, sert konuşmayın yeter.

Ben 23 yaşında bir kızım. Annem, ben ve erkek kardeşim olmak üzere üç kişilik bi
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bir kere caminin altının ticaret merkezi olmasını tercih etmeyiz. Camiler yerden göğe kadar ibadet maksatlı kullanılmalıdır. Bir ticaret noktası yapılacaksa da cami mantığına en yakın iş ne ise o yapılmalıdır. Diğer şubelerinde haram bir nesne bulunması buradaki kiralamayı haramlaştırmasa da mideyi bulandırır. Yine de bunu cami cemaatinin fitneye dönüştürmemesi gerekir. Daha tatlı dille ve kalp kırmadan ikaz etmek doğru olur.

Hocam birçok şubesinde içki satan markete caminin altındaki dükkânı cami derneği

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.